Taşranın yasak meyvesi

Taşranın yasak meyvesi
Taşranın yasak meyvesi

Şerif Gören, Ayça Bingöl, Fırat Çelik, Hazal Kaya, Selin Şekerci.

Necati Cumalı'nın 'cinsellik' merkezli hikâyelerini bir araya getirdiği kitabı 'Ay Büyürken Uyuyamam', yaklaşık yirmi yıldır film çekmeyen Şerif Gören'in elinde iyi bir uyarlamaya dönüşemiyor ne yazık ki
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Romanları, hikâyeleri, şiirleri, oyunları, denemeleri ve çevirileriyle edebiyatımıza silinmesi mümkün olmayan bir damga vurduktan sonra 2001’de aramızdan ayrılan Necati Cumalı, ilgisini daha çok Anadolu insanı üzerinde yoğunlaştırmış, taşranın ‘renkli’ doğasını metinlerine malzeme yapmış, kimi zaman da Anadolu halkının ‘ortaya saçılmamış’ yüzüne dikkat çekmiştir. Aydın kişiliğini hiçbir zaman ‘tepeden bakan’ bir üslupla yansıtmayan yazar, gözlemlerini yargılamaktan uzak bir yaklaşımla kaleme almış, taşra insanının su yüzüne çıkan ‘tekdüze’ hayatından ziyade, onun arka plandaki düşleri ve arzularından hareketle çarpıcı bir mozaiğe ulaşmıştır. Diliyle de bu tavrını netleştiren Cumalı, karmaşadan uzak durup Türkçesine yerel ağızları da yerleştirerek ilginç bir bileşim ortaya koymuş, ‘saf’ olan üzerinden yürüyen bir dil yaratmayı başarmıştır.
Necati Cumalı’nın 1969 tarihli hikâyeler toplamı ‘Ay Büyürken Uyuyamam’, yazarın ‘Anadolu insanının cinsellikle imtihanı’na kucak açtığı eseridir. Kitapla aynı adı taşıyan ilk hikâyeden başlayarak, taşradaki kadın ve erkek ilişkilerine ‘yasak meyve’ formülüyle yaklaşan yazar, bastırılmış cinselliğin su yüzüne çıktığı hikâyeleriyle bir yandan taşranın ‘ahlâk’ kavramıyla içli dışlı dünyasını, öte yandan da bu dünyanın bireysel haykırışlarını önümüze koyar. Cumalı, hem kadının hem de erkeğin penceresinden bakmaya çalıştığı hikâyelerde, her iki tarafın ‘çıkış formülü’ olarak görür cinselliği, sıkışmışlığı aşıp rahatlamanın anahtarıdır cinsellik bir bakıma. ‘Aldatma’nın başrollerden birini üstlendiği bu metinlerde karakterlerini yargılamaz Cumalı, onların arzularının dışavurumunu gösterir sadece, gerisini okura bırakır. Burada ‘anlayış gösteren’ bir yaklaşım söz konusudur. Koşulların onları köşeye sıkıştırdığının farkındadır Cumalı, dolayısıyla sınırları kaldırırken karakterlere (özellikle de kadınlara) ‘hüküm’ giydirmeye çalışmaz.
‘Ay Büyürken Uyuyamam’daki hikâyeler, sosyolojik bir saptama yapmalarıyla birlikte, Necati Cumalı’nın ‘rahat’ kaleminin etkisiyle işin ‘eğlence’ boyutuna da meylederler. Çoğu hikâye ‘trajedi’ye evrilebilecek yapılarla vücut bulmasına rağmen, hiçbirinde bu ‘sonuç’ ortaya çıkmaz. Yazar, saptamasını yaptıktan sonra işi ‘içinden çıkılmaz’ noktalara taşımaz, metinleri rahatlatan çözümler sunar, okura da keyifli bir okuma süreci vaat eder. Kadın-erkek ilişkilerinin ‘ihtiras’ boyutunu taşraya yerleştirirken ‘karanlık’tan özenle kaçınır Cumalı, ‘aydınlık’ı bir şekilde ortaya çıkarır, karakterlerini bu ışığın altında yıkar, hiçbir zaman ‘mahkûm’ etmez.
Sonunda Hilmi Yavuz, Halim Yağcıoğlu, Çetin Özkırım, Siyami Özel ve Adnan Binyazar’ın hakkındaki yorumlarını okuduğumuz kitap için Melih Cevdet Anday’ın arka kapakta söyledikleri dikkat çekicidir: “Bu öykülerde Necati Cumalı’nın en göze çarpan tutumu, anlattığı kişiler ve olaylarla okurun arasına girmemesidir.” Evet, Cumalı’nın kalemini en iyi tarif eden cümle de budur bizce. ‘Gözlemci’ kişiliğini metinlerine mükemmeliyetle aktaran yazar, ‘Ay Büyürken Uyuyamam’daki hikâyeleriyle de bu tavrını etkili biçimde yansıtmayı başarır. Gördüğünü ortaya koyar ve kenara çekilir Necati Cumalı, gerisiyse okurun hayata bakışıyla biçimlenecektir... 

Fazlasıyla dağınık bir sonuç
Sinema tarihimizin ‘Yol’, ‘Derman’, ‘Kurbağalar’, ‘İstasyon’ gibi önemli yapıtlarına imza attıktan sonra, en nihayetinde ‘Amerikalı’yı çekerek Türk sinemasının ‘popüler olan’la ilişkiye girmesinde önemli bir rol üstlenen Şerif Gören, yaklaşık 20 yıllık suskunluğunu sona erdirirken kendisine Necati Cumalı’nın cinsellik merkezli hikâyelerini seçti. ‘Ay Büyürken Uyuyamam’daki hikâyeleri doğrudan aktarmasa da, kimisinin atmosferini, kimisinin karakterlerini, kimisininse bir cümlesini alarak sıvandığı bu işte başarılı olduğunu söylemekse zor Gören’in. Cumalı’nın kitabındaki hikâyelerden bir filmlik malzeme üreten ve bunu ‘tek öykü’ haline getiren senarist-yönetmen, her şeyi bir noktada buluşturmaya çalışsa da, filminin öykücükler toplamasına dönüşmesini engelleyemiyor, bu da fazlasıyla dağınık bir sonucun ortaya çıkmasına neden oluyor.
Kocasının eşcinselliği nedeniyle uzun yıllar seksten uzak kalan, adamın gidişiyle birlikte iki güzel kızıyla birlikte yalnız yaşamak zorunda olan bir anneyi merkeze koyuyor hikâye. Yaşadıkları kasabadaki insanların önyargılarıyla boğuşmak zorunda kalan anne, bir yandan cinsel açlığını doyuracak bir ‘çözüm’ arıyor. İşlettiği dükkâna çalışmak üzere gelen ‘Mavi’ lakaplı ‘kadın avcısı’nın ya da sokağın karşısındaki genç doktorun dindireceğini umuyor açlığını. Ama her iki gencin de küçük kızına tutulmuş olması işleri karıştırıyor biraz...
Böyle anlatıldığında cinsellik üzerine ‘derinlikli’ bir yapısı varmış gibi görünüyor Şerif Gören’in filminin. Ancak Necati Cumalı’nın aksine, bütün karakterleri istekleri ve eylemlerinden dolayı yargılıyor, hatta mahkûm ediyor bu film. Seyirciye alan bırakmıyor, her bir karakter için ‘kalıplar’ oluşturuyor, onların dışına çıkmalarına izin vermiyor. Örneğin ‘Mavi’ karakterinin ‘kadın avcısı’ kimliğini öne çıkarıyor, onu bir ‘sefahat düşkünü’ olarak çiziyor, ama senaryo gereği âşık olması gerektiğinde ona inanabileceğimiz bir çıkış yolu sunmuyor. Aşk da genç adam üzerinde ‘yama’ gibi kalıyor haliyle, çünkü belirlenmiş sınırlarının dışına taşabileceği bir motivasyon verilmiyor ona.
Önyargılarla donatılmış kasaba insanının finalde ‘Vurun Kahpeye’vari bir linç girişimine sıvanmasıysa fazlasıyla zorlama duruyor. ‘Hoca’nın başı çektiği bu girişime karşı duranlarla birlikte ‘ Türkiye ’nin ikiye bölünmüş hali’ne vurgu yapılmaya çalışılıyor belki, ama gördüğümüzden böylesi ‘derin’ anlamlar çıkarmamız mümkün değil. ‘Komik’ unsurların hakimiyetinde süregiden hikâyenin trajediye evrilmesi de birdenbire oluyor, ortada bu durumu destekleyecek pek bir şey yokken. Anne ve kızlarının İzmir’e kaçıp kurtulmaları ise ‘şaşırtıcı’ değil bu noktada.
Şerif Gören’den uzun yıllardır beklediğimiz film değil ‘Ay Büyürken Uyuyamam’. Bunu bir ‘iş kazası’ gibi düşünmek istiyoruz. Necati Cumalı’nın keyifli hikâyelerini okuyarak atlatmaya çalışıyoruz bu keyifsiz deneyimi...

Not: ‘Ay Büyürken Uyuyamam’ gösterimde. 

AY BÜYÜRKEN UYUYAMAM
Necati Cumalı
Cumhuriyet Kitapları
2010, 276 sayfa, 16 TL.