Tehlikeli bir kız

Tehlikeli bir kız
Tehlikeli bir kız
'Ejderha Dövmeli Kız' çok çabuk içine çekiyordu okuyucuyu. Daha soğukkanlı bir açılışı var 'Ateşle Oynayan Kız'ın ama çok daha çarpıcı, sert ve eleştirel. Milenium Üçlemesi'nin ilk iki romanı, polisiye edebiyatın Millenium çağında izleyeceği yönü tayin ediyor
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

Stieg Larsson’un yayımlandığı her ülkede büyük satış rakamlarına ulaşan Millennium Üçlemesi’nin ilki Ejderha Dövmeli Kız, Türkçeye bu yıl çevrilmişti. Serinin ikincisi için fazla beklemedik. Ateşle Oynayan Kız geçen günlerde yine Ali Arda çevirisiyle Millenium okuyucularıyla buluştu. Şimdi sırada The Girl Who Kicked the Hornets Nest var.
Ejderha Dövmeli Kız’ın eleştirisini yaparken, Stieg Larsson’dan söz etmiştim. Dürüst ve etkili bir gazeteciydi Larsson. Irkçılığa, neo-Nazi guruplara ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadelesiyle aşırı sağcı ve ırkçı hareketlerin hedefi haline gelmiş, bu nedenle beklenmedik ölümü şüpheyle karşılanmıştı.
Millenium Üçlemesi’nde gazetecilik mesleğinde kovaladığı haberlere benzer hikâyeler anlatıyor Larsson. Belki de kanıtlanamayacağı için haber haline getirilemeyecek karanlık olayları hiç değilse roman formunda sunmak istemesindendir. Elbette olayların birebir gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda bilgimiz yok, zaten bunun önemi de yok; önemli olan İsveç gibi steril görünümlü, gerek politik gerek ekonomik anlamda ‘gelişmiş’ bir ülkenin karanlık yüzüne yapılan yolculuk.
Ejderha Dövmeli Kız’da büyük bir şirketin karıştığı sahtekârlık vakasıyla neo-liberalizme, yeni dünya düzeninine, bu düzene uyum sağlayan İsveç yönetimine ve şirketlerine yönelik tiksintiyle karışık çok sert bir eleştiri okumuştuk. Roman kahramanlarından Mikael Blomkvist, bağımsız küçük bir haber dergisi olan Millenium’un ortaklarından dürüst ve gözüpek bir gazeteciydi. Romana çekicilik katan asıl kahramanı Lisbeth Salander ise yirmi beş yaşlarında tuhaf bir kızdı. Aile içi şiddete maruz kalmış, yetiştirme yurtlarında büyümüş, tacize uğramış ama etrafına giderek katılaşan bir kabuk örerek ayakta kalmayı başarmıştı. Blomkvist’in gazetecilik becerisi Salander’in bilgisayar hünerleri ile birleşmiş ve iki ayrı dosyayı çözüme başlamayı başarmışlar ama yolları da ayrılmıştı.
Ateşle Oynayan Kız, Lisbeth Salander’in hikâyesini kaldığı yerden anlatarak başlıyor. Mikael Blomkvist’le bir daha görüşmeme kararı alan kalbi kırık genç kız, el koyduğu kara para sayesinde hayatında ilk kez maddi sıkıntılardan uzak. Kafasını dinlemek için İsveç’ten de uzaklaşmış, rahatsız olduğu fiziksel görünümü biraz düzeltmiş, yeni merakı matematik biliminin ilginç kitaplarını yanına alarak Tropikal yörelerde tatile çıkmış. Grenada adasında. Blomkvist ise nerdeyse bir yıldır görmediği Salander’i aklından çıkarmış işine devam ediyor. Elindeki yeni dosyanın da büyük ses getireceğini düşünüyor. Genç gazeteci Dag Svensson ve sosyal bilimci sevgilisi akademisyen sevgilisi Mia Johansson tarafından hazırlanan dosyanın hedefi İsveç’in seks ticaretini yönetenler. Seks ticaretinin daha çok yabancı kadınlar üzerinden, bir tür seks köleliği haline getirilmesi ve resmi kurumların bu trafiğe ve mafya faaliyetlerine göz yumması, hatta suç ortaklıkları dosyanın en çarpıcı yanı.
Blomkvist ve ekibi artık bütün mesailerini ellerindeki dosyayı yayına hazırlamaya ayıracaklardır. Aynı sıralarda İsveç’e dönüp yeni bir hayat kurmaya çalışan, ama bu arada bilgisayar korsanlığı sayesinde Blomkvist’in çalıştığı dosya hakkında bilgisi, hatta bağlantısı bulunan Lisbeth Salander’in başında tehlike bulutları dolaşmaktadır. Ve bir gece ansızın ard arda işlenir üç cinayet. Blomkvist ekibinden iki genç gazeteci ile Lisbeth’e vasiliğini yapan düzenbaz avukat aynı silahla öldürülürler. Cinayetlerin bulunduğu mekânlarda parmak izlerine rastlanılan Lisbeth Salander, başşüpheli durumundadır. Cinayetlerin nedeninin hazırladıkları fuhuş dosyası olduğunu düşünen Mikail Blomkvist hem öldürülen arkadaşlarının intikamını almak hem de suçsuzluğuna inandığı Salander’i kurtarmak için gerçek katili ortaya çıkarmak zorundadır.
İpuçları Blomkvist’i Zala isimli kimliği belirsiz bir şahsın ardına sürükler. Salander de geçmişinde özel bir yeri olan Zala’nın peşindedir. Blomkvist ve Salander’in yolları bir daha kesişmiştir. Birbirlerine değmeden sürdürdükleri araştırmalar bir gece vakti İsveç kırsalında bir evde kesişecektir...

İnsanın arayışına cevap
Ejderha Dövmeli Kız’da farklı polisiye türleri yan yana getiren iç içe geçmiş karmaşık polisiye kurgular kullanmış, sona geldiğinde müthiş bir final ortaya koymuştu Larsson. Ateşle Oynayan Kız’da türsel çeşitleme yok. Hikâye tek bir olaya odaklanıyor. Ancak anlatım tarzını değiştirmemiş. Okuyucunun hikâyeye yavaş yavaş ama iyice nüfuz etmesini sağlamak için acele etmiyor Larsson. Roman kişileri üzerinde ayrıntılı tahlillerle duruyor, İsveç’İn siyasi, ekonomik, toplumsal tarihi hakkında bilgiler veriyor, çeşitli konularda açıklamalarda bulunuyor, tekrara düşmekten kaçınmıyor. Olaylar Blomkvist ve Salander merkezli iki eksende gelişirken, tekrarlanmaları, daha doğrusu farklı bakış açılarıyla yorumlanmaları zaten kaçınılmaz. Sonuçta, ilki gibi hacimli -630 sayfalık- bir roman çıkmış ortaya. İlk yüz sayfasında ağır ilerleyen, giderek hızı ve gerilimi artan yarısını geçtikten sonra merak ve heyecan duygusuyla elden bırakamayacağınız bir roman. İlki gibi ikincisinde de olağanüstü bir final sahnesi izleyeceksiniz.
Millenium üçlemesinin dünya çapında ulaştığı satış rakamlarını anlamak için edebiyatın dışına çıkmak gerekir. Neden sorusunun yanıtını, Stieg Larsson’un ele aldığı temaların çağın -özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerde karşı karşıya gelinen- sorunlarına temas ettiğini söyleyerek kestirip atabiliriz. Öyle ya, bir yandan kadın-erkek eşitliği sağlandı denilirken diğer yandan kadın ticaretinin sakınmasız varlığı erkek egemenliğinin bütün sorgulanmasızlığı ve riyakârlığı ile iktidarını sürdürmesini kanıtlamıyor mu? Ya da Lisbeth Salander’in bu romanda başına geldiği gibi, medya kadınların farklı cinsel eğilimlerini suçla özdeşleştirmeyi ne kadar da seviyor. Suçları kanıtlanmadığı halde onlar hakkında peşin yargılarda bulunmak hiç de rahatsız edici gelmiyor insanlara. Mafyanın gerisini kazıdığımızda siyasetçisinden emniyet güçlerine, derin devlet görevlilerinden iş adamlarına kadar uzanan geniş bir ilişkiler sarmalına takılıp kalıyoruz. Avrupanın demokratik ülkeleri de dahil, bütün devletler kirli işleri için tetikçiler besliyorlar. Öyleyse devlet, hükümet, ordu, polis, mafya, sermaye, hatta tıp, bilim ve teknoloji karşısında yalnızlaşmış bireyler olarak hepimiz çaresiz değil miyiz? Başı bunlarla derde girdiğinde adaletin eninde sonunda yerine bulacağına kim inanıyor?
Millenium Üçlemesi’nde işte bu soruları sorduruyor Larsson. Özellikle Lisbeth Salander gibi fiziksel açıdan gelişmemiş, çocuksu görünümlü ama topluma birikmiş öfkesi, kurumlara duyduğu nefreti ile ‘on kaplan gücünde’ bir kahraman tipiyle atmış oltasını. Kolayca yakalanıyoruz. Hele ki Ateşle Oynayan Kız’da çocukluğuna kadar uzanan hikâye, Salander’in öfkesine ve nefretine ister istemez eşlik ettiriyor. Devletin, kurumlarının toplumun kimsesiz çocukları yetiştirmedeki umursamazlığı, bireysel suçlardaki toplumsal sorumluluğun tartışmaya açıldığı noktalardan biri; “suçsuz insan yoktur, sadece sorumlulukta derece farkı vardır...” Böylece genç kadının başkaldırısına, kişisel adalet arayışına, suçun cezasını elleriyle ödetmek arzusuna, kadınlardan nefret eden erkeklere yönelik şiddetine taraf oluyoruz. Özgürlük tutkusu, gururu, incelikli duyguları, kendine özgü ahlakı ve isyanıyla yeni bir insan arayışına cavap veriyor Lisbeth Salander.
Ele aldığı konuyu onu destekler nitelikteki yan hikâyeciklerle zenginleştiren, kriminalleşme eğilimi gösteren toplumsal hayatı polisiye bir kurguyla canlandıran Larsson, gazetecilik mesleğinin alışkanlıklarıyla yazmış Milenium Üçlemesi’ni. Dili edebi açıdan belki çok parlak değil. Buna karşılık hedefini tuturmayı, karakteristik ayrıntıları seçmeyı, vurgulamayı, teşhir etmeyi, hikâyesine heyecan ve tat katmayı iyi biliyor.
Ejderha Dövmeli Kız çok çabuk içine çekiyordu okuyucuyu. Daha soğukkanlı bir açılışı var Ateşle Oynayan Kız’ın ama çok daha çarpıcı, sert ve eleştirel. Milenium Üçlemesi’nin ilk iki romanı, polisiye edebiyatın Millenium çağında izleyeceği yönü tayin ediyor.

ATEŞLE OYNAYAN KIZ
Stieg Larsson
Çeviren: Ali Arda
Pegasus Yayıncılık
2010
674 sayfa, 25 TL.