Tehlikeli ilişkiler

Tehlikeli ilişkiler
Tehlikeli ilişkiler

Carlos Fuentes

Carlos Fuentes, apaçık görünmeyenleri, görülse de rezilliğinin farkına varılamayanları belirgin hale getirmek için geleceğin Meksika'sını kurgulamış
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

Carlos Fuentes, yaşayan en büyük roman yazarlarından biri. 1928 doğumlu Fuentes’in hemen her romanı Türkçeleştirildi ve hatırı sayılır bir okur kitlesi oluştu. Bu nedenle yazarı tanıtmaya gerek duymuyorum. Ancak şöyle bir giriş yapılabilir: Ülkesi Meksika kadar Latin Amerika’nın siyasi ve toplumsal tarihine de ilgi duyan, bu tarih üzerine yoğunlaşan, romanlarının merkezine her zaman Meksika’yı ve bir kimlik arayışını yerleştiren Fuentes, ‘Kartal Koltuğu’nda tavrını değiştirmemiş. Meksika siyasi tarihinin trajikomik hikâyesini anlatıyor.
2020 yılındayız. Meksika hükümetinin başında demokrat bir başkan var. Ve belki de ilk defa haysiyetli bir dış politika izlenmiş, ABD ’nin Kolombiya’yı işgaline karşı çıkılmış. Bu yetmezmiş gibi OPEC tarafından belirlenen fiyatları ödemedikçe ABD’ye petrol ihraç edilmemesine karar verilmiş. ABD’nin yanıtı elbette gecikmiyor. Başkanlık koltuğuna oturan Condoleezza Rice, Meksika’ya üstü örtük bir yaptırım uygulatıyor. Hikâye başladığında uydu bağlantıları kesik bir Meksika tablosuyla karşılaşıyoruz. Internet yok, telefon yok, faks yok. Yegâne iletişim aracı mektuplaşmak olunca, romanın biçimi de kendiliğinden çıkıyor ortaya. Fuantes, yaklaşık 400 sayfalık romanını 70 mektupla kurgulamış. 

Düşler sahnesi
Mektuplaşanlar Meksika siyasi hayatına hükmeden elitler. Hepsi de yaklaşan başkanlık seçimlerine kilitlenmiş, birbirlerini nasıl ekarte edeceklerine, Kartal Koltuğu’na kimin çörekleneceğine dair planlar yapıyorlar. Elitler ve mektuplar demişken, Fuantes’in Choderlos de Laclos’un ‘Tehlikeli İlişkiler’ine bir selam yolladığını düşünebiliriz. Mektup trafiğinin merkezindeki olgun, hırslı ve baştan çıkarıcı María del Rosario Galvan, selamı daha belirgin hale getiriyor. Üstelik 2020’nin Meksika’sındaki başkanlık sarayı çevresi 16. yüzyıl Paris aristokrasisinin entrikalarından çok daha kirli ve karmaşık işler peşinde. Kısacası tehlikeli, hatta ölümcül bir ilişkiler ağına yakalanıyoruz.
Başkan Lorenzo Terân, María Galvan, gizli sevgilisi İçişleri Bakanı Bernal Herrera, korumalarına alıp siyasi gelecek vaadiyle manüpüle ettikleri mazisi karanlık genç Nicolás Valdivia, baş düşmanları İcra Kurulu Başkanı Tacito de la Canal, ordu komutanı General Mondragön von Bertrab, onu darbe yapmaya iknaya çalışan General Cicero Arruza ve diğerleri.. Hepsi de eşit derecede görünürlük kazanmamakla birlikte, yaklaşık on beş kişi etrafında dönen bir güç oyunu sahneleniyor. Hayalleri Meksika başkanlığının süslediği bir sahne bu…
Gelecekte geçen ama kehanetler ileri sürmeyen hikâye, Fuentes’in romanı yazdığı 2002’de geçseydi, ya da 1970’lerde, 60’larda, 50’lerde hatta çok daha eskilerde, anlıyoruz ki hiçbir şey değişmeyecekti. Yolsuzluklar, adam kayırmalar, güç suistimalleri, ABD’ye bağımlılık, isyanların bastırılması, polis ve asker şiddeti, fail-i meçhuller, darbeler, iktidar hevesi tükenmemiş eski devlet başkanları, birbirinin kuyusunu kazmaya çalışan bakanlar, milletvekilleri, telekulak vakaları; her şey aynı döngü içinde yinelenmiş… Meksika’nın ya da kaderini ABD’ye bağlamış – Türkiye Cumhuriyeti’ni de katarak söylüyorum- herhangi bir 3. Dünya ülkesinin kıramadığı kısır döngüsünü, daha doğrusu kara yazgısını yansıtıyor. Fuentes’in romana serpiştirdiği tespitlerini kendi siyasi ve toplumsal tarihimize uyarlamak mümkün. Çok çarpıcı bir örnekle yetineceğim; bakalım General Cicero Arruza’dan General Mondragön von Bertrab’a yazılan mektup tanıdık gelecek mi?
“Başkanımızın ünlü demokrasi politikası, Körfez’de kasırgaya tutulmuş gemi gibi su alıyor. Halka güven, sivil toplum kendi kendine örgütlensin, sorunlarını kendi ba­şına çözsün, halka özgürlük ver, halk da gidip sendikala­ra, kooperatiflere, mahalle derneklerine katılsın, anasını şey edeyim ben böyle işin. Böyle olmaz, generalim. Oto­riteyi kaldırırsanız, boşluğun en fenası, âlâsı doğar. Bu ülke hiçbir zaman kendi kendini yönetmedi. Deneyimi yok ki bu konuda. Nasıl yapılacağını bilmiyor. Hep güçlü bir elin, kargaşayı önleyecek ve boşluklar oluşmasına göz yummayacak merkezî bir otoritenin kendisini yönetme­sine ihtiyaç duydu. Hale bakın: Sus sus, ülkedeki iktidar boşluklarını yerel idarelerin reisleri doldursun, zaten kaplan gibi pusuda bekliyorlardı. (…) Bu kokuşmuşluğun sürüp gitmesine izin mi ve­relim? Yoksa siz ve ben harekete geçip Meksika Vatanse­verliği’nin son kalesi olan Silahlı Kuvvetler’in arındırıcı gücünden yararlanarak ulusu kurtaralım mı?” 

Kimin için?
Meksika’yı kim kurtaracak, nasıl kurtaracak sorusunun yanıtını merak edenler, yanıtın Asiye’yi Kim Kurtacak’tan farklı olmadığını görecektir. Meksika tarihinin en önemli krizi yaşanırken yöneticilerin meselesi çözümle ilgili değil; hepsi de yaklaşan başkanlık seçimlerinde kendisine iyi bir pozisyon ayarlamanın derdinde, çoğu da başkanlık hayallerinde…
Fuentes, 2005’te Berlin’de romana bakışını şöyle özetlemişti; “Demek, Rabelais ve Cervantes’ten Grassa, Goytisolo ve Gordimer’a, kurmaca, gerçeği sorgulamanın bir başka yoludur; bir yalanın paradoksu aracılığıyla gerçeğe erişmeye çabaladığımız bir başka yoldur. Bu yalana düşgücü adını verebiliriz. Bir koşut gerçeklik olarak görülebilir bu yalan. Alışılagelmiş, beylik dünyada gerçeğin yerini tutan şeyin eleştirel bir aynası olarak da görülebilir.”
İşte ‘Kartal Koltuğu’nu böyle bir anlayışla, gerçeği bir yalanın paradoksu aracılığıyla yakalamak amacıyla yazmış Fuentes. Şimdiki zamanda, yaşadığımız dünyada apaçık görünmeyenleri, görülse de rezilliğinin farkına varılamayanları belirgin hale getirmek için geleceğin Meksika’sını kurgulamış. Bugünü geleceğe gönderirken geçmişin ve şimdinin gerçekliğini ortaya sermiş. Ancak belki de 70’li yaşlarının sonlarına geldiği, hiçbir şeyin değişmediğini acıyla fark ettiğindendir, her ne kadar güldürü unsurlarına yer vermekle birlikte, öfkesi hemen fark ediliyor. Romanın hedefi tutturmasını engelleyen türden bir öfke bu. Liberallere, muhafazakarlara, generallere, polis şeflerine, ABD işbirlikçilerine, Meksika’nın kaderini tayin eden herkese yönelen, karşına aldığı herkesi aynılaştıran türden yakıcı öfkesiyle Fuentes, tarihi yazgıya dönüştürmüş. Tarih sanki bir gurup elitin kendi arasında oynadığı bir iktidar oyunu. Kötü yöneticiler ise neredeyse milli kimliğin bir parçası. Hal böyle olunca karakterler fazlasıyla abartılmış stereotiplere dönüşmüş. Politikacılar ya aşağılık, karaktersiz, yalaka ya da hırsları boylarını aşan tipler. Böylelerin var olmadığını düşünmüyorum elbette, hatta –kendimize bakarsak-fazlası bile söylenebilir. Ama hepsi teker teker gerçek olsalar bile biraraya geldiklerinde kötüler resmi geçidi izliyormuş hissine kapılıyoruz. Fuantes’in kurmaca dünyası gerçeklik duygusu vermekten uzaklaşıyor.
Bireyin, bireyin trajedisinin eksikliğinden söz ediyorum. Oysa mektup formunu kullanması, roman kişilerinin duygu ve düşüncelerini ortaya koymak açısından bir avantal sağlamıştı. Ne var ki bu avantajı bir kenara itmiş Fuentes. Farklı kişilerin kaleminden çıkmakla birlikte hep aynı üslupla yazılmışlar. Roman kişileri insani değerlerden öylesine nasipsiz ki, cinselliğin ilişkilerde önemli bir yer kaplaması da romana duygusal bir boyut katmıyor. Aşksız bir cinsellik bu; sahip olmaya, kullanmaya, çıkarlara dayalı, insan bedenleri entrikaların oyuncağı. İktidar mücadelesinin tutsakları bir anlığına aşka yakalansalar bile, zaaf addederek duygularını bastıracak, aşktan kaçacaklar. Güçsüz olmaktansa mutsuz olmayı yeğleyerek.
Romanın dramatik vurgusu için en son bölüme kadar sabretmeniz gerekiyor. Son bölüm hayatlarını politikaya adayarak duygularını bastırmış iki roman kahramanının çocuklarına ayrılmış. Down sendromlu çocuk herkesten saklı, bir bakımevinde kapatılmış halde geçirmiş ömrünü. Fuentes, belki de her şeyin ne kadar acımasız ve anlamsız olduğunu vurgularcasına çocuğu ortaya çıkarıyor. Çocuğun kırılgan, ürkek ve şaşkın dünyasını sergileyen bilinç akışıyla bitiriyor; romandaki yegane insanla!...
‘Kartal Koltuğu’ iyi kurgulanmış keskin bir hiciv, ama Fuentes kariyerinin en iyileri arasında sayamayacağım bir roman.

KARTAL KOLTUĞU
Carlos Fuentes
Çeviren: Zeynep Önal
Can Yayınları
2010
414 sayfa
25 TL.