Tenten'e bunu nasıl yaparlar?

Tenten'e bunu nasıl yaparlar?
Tenten'e bunu nasıl yaparlar?
Steven Spielberg'in Tenten filminden çıktığımda, iki saat boyunca çok sevdiğim bir kahramanın iğdiş edilişini izlemek zorunda kaldığım için kendimi hasta hissediyordum'
Haber: ZEYNEP HEYZEN ATEŞ - heyzen@mail.org / Arşivi

Pek çok gazete ve dergi şu aralar Spielberg’in çektiği Tenten filminden bahsediyor. Avrupalı yazarlar arasında filmi beğenen birine rastlamak güç. Çoğunluk Hergé’nin çizgi roman kahramanının fazlasıyla Amerikalılaştırıldığını düşünüyor. Ama Nicholas Lezard’ın yazdığı eleştiri bunun bir adım ötesinde, eleştirmene göre Amerikalı yönetmenin yaptığı Tenten’e tecavüz etmek. Özetleyecek olursak şöyle diyor Lezard: “Steven Spielberg’in çektiği yeni Tenten filminden çıktığımda ilk birkaç saniye şok geçirdiğim için konuşacak halde değildim, iki saat boyunca çok sevdiğim bir kahramanın iğdiş edilişini izlemek zorunda kaldığım için kendimi hasta hissediyordum. Neredeyse bir tecavüze şahit olmak gibiydi. Bu benzetmeyi kimseyi kışkırtmak için yapmıyorum. Durumun en trajik yanıysa Tenten’in yaratıcısı Hergé’nin bizzat kendisinin 1983 yılında, yani ölmeden birkaç hafta önce Tenten’i Spielberg’in çekmesini arzuladığını dile getirmiş olması. Hissettiğim öfkeyi anlatmam mümkün değil. Eve döndüğümde Herge’nin kitabını aldım ve ona her şeyin yoluna gireceğini fısıldadım ama bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Pazarlama oyunları ve avamlaşmanın küreselleşmesi bunun garantisi. Ama sizlere Tenten’in –gerçek Tenten’in- kim olduğunu hatırlatmak istiyorum: O, Fındık adlı küçük köpeğiyle dünyayı dolaşan bir oğlan -ya da genç bir adam-, serinin sonraki kitaplarında kendisine katılan Kaptan’ın ve yarı sağır yarı deli Profesör Kalkülüs’ün yardımlarıyla akıl almaz maceralara atılıp başkalarına yapılan yanlışları düzeltiyor. Şiddete başvurmaksızın dünyanın her tarafındaki haksızlıklarla savaşıyor ve zekâsıyla düşmanlarını yeniyor.” 

Dur demeli
Lezard yazısını, bu filmi, ağırlığı olan bir içeriğe, estetiğe ve kışkırtıcı girift bir hikâye kurgusuna ihanet olarak gördüğünü ve buna dur demenin zamanının geldiğini söyleyerek tamamlamış. Anlaşılan Şirinleri filminden tanıyan bir kuşak şimdi de Tenten’i üçüncü boyut eklenirken binlerce katmanını kaybetmiş 3D’sinden öğrenecek…

Beckett ne okuyordu?
Samuel Beckett’in Mektupları’nın ikinci cildi yayımlandı. Birinci ciltteki mektuplarda Beckett’in okuduğu yapıtlar ve bu yapıtlarla ilgili yorumlar da yer alıyordu. Listede Proust ve Joyce gibi zevkle okuduğu yazarlar, Apollinaire gibi şiirlerini çevirdiği şairler ve İonesco başta olmak üzere yapıtlarını yakından takip ettiği meslektaşları vardı. İkinci ciltte de pek çok isme rastlıyoruz. Cambridge Üniversitesi’nin çıkardığı mektuplardan çıkardığı listeye göre 1941-1956 arasında yazarın göz attığı kitaplar ve yorumları:
Jean Racine’den ‘Andromaque’: “Andromaque’ı yeniden, her zamankinden büyük bir hayranlıkla okudum ve günümüz tiyatrosunun sunduğu seçenekleri anlamama yardımcı olduğuna inanıyorum.”
Jules Verne’den ‘80 Günde Devriâlem’: “Heyecan dolu bir yapıt.”
Kafka’nın ‘Şato’su: “Kendimi evimde hissettim –belki de bu yüzden okumayı bıraktım.”
Salinger’den ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’: “Uzun zamandır okuduğum her şeyden daha çok sevdim.”
Agatha Christie’den ‘Çarpık Evdeki Cesetler’: “Çok yorgun bir Agatha Christie.”
Theodor Fontane’den ‘Effi Briest’: “Geçen gün dördüncü kez okudum ve yine aynı yerlerde ağladım.”
Victor Hugo’dan ‘Notre Dame’ın Kamburu’ (Yorum yok, sadece okuduğundan bahsedilmiş.)
Maurice Blanchot’nun ‘Lautreamont ve Sade’ı: “Fikirlerden bazıları mükemmel, daha doğrusu bu fikirlerin başlangıç noktaları mükemmel ama gerisi laf salatası. Yine de bu kitaptan doğan, Şeytan’ı ve sonsuz işkencelerini kıskanan, insanoğlundan çok doğayla yüzleşen bir ihtişamlı bir Sade.”
Andre Malraux’dan ‘İnsanlık Durumu’ (Yorum yok.)
William Faulkner’dan ‘Sinekler’: “Queneau’nun yazdığı, devekuşunu bile kusturacak kadar abartılı bir önsöz.”
Albert Camus’den ‘Yabancı’: “Lütfen okumayı dene bu yapıtın önemli olduğuna inanıyorum.”