Teorik dışkının pratik sorunları...

Teorik dışkının pratik sorunları...
Teorik dışkının pratik sorunları...
Çeviri ve düzeltmenlik hiç kolay iş değil; onların üslubunu eleştirmek en son düşünülmesi gereken şeydir. Fakat yayınevlerinin de kitabı okura ulaştırmadan önce belli sorumlulukları vardır
Haber: AYCA YILMAZ / Arşivi

Hepimiz itiraf etmeliyiz, bir kitapçı rafında ‘Bokun Tarihi’ diye bir kitap gördüğümüzde, durumu anlamak için elimize alıp karıştırmadan edemeyiz. Dolayısıyla, kitapçılar açısından ciddi bir riskten söz ederek işe başlayayım: Rafta yıpranma payı en fazla olan kitaplardan biri ‘Bokun Tarihi’dir. Bu kitabı rafta gören herkes, satın almaya hiç niyeti olmasa bile, mutlaka karıştıracaktır. Bu durumda, kozmetik dükkânlarındaki parfüm deneme şişeleri gibi, karıştırılacak tek bir kitabı belirlemek faydalı olacaktır. Neticede, Radikal Kitap’ın kitapların içeriği kadar, fiziki durumlarıyla da ilgilenmek gibi manevi bir sorumluluğu var!..
‘Bokun Tarihi’, takdir edersiniz ki, daha önce Renée Balibar’la önemli bir ortak çalışmaya da imza atmış yazarı Dominique Laporte tarafından, iş olsun diye yazılmış bir kitap olarak telakki edilemez. Fakat kitabın çabasını, iddiasını ve sınırlarını tartışmadan önce bir alıntı aktarmak istiyorum: “Eğer bir keyif alanı kaldıysa, bunun sebebi Azizler olmadan yeri doldurulamayan pozitif bir nesne olarak emek üretimidir. Bu azizler zevke giden yolu ayrı tutarak, potansiyelini ortaya çıkarır. Daha çok hastalarının dışkılarını yiyen kutsanmış Aziz Marie Allacoque, ve en kirli işlerle uğraşmaktan aldığı haz nedeniyle ‘çöp adam’ lakabı verilen Kültürel Devrimin kahramanı Lei Feng, iğrençlik olarak değil; tam aksine iyi yapılmış ve düzgün bir işe duyulan aşk olarak görülüyordu.” 

Zaruri bir eleştiri
Çeviri ve düzeltmenlik hiç kolay bir iş değil. Hele entelektüel emeğin beş para etmediği Türkiye koşullarında, tuhaf bir bağlılık duymadan yapılacak iş de değil. Dolayısıyla, çevirmen ve düzeltmenlerin tarzını, üslubunu eleştirmek en son düşünülmesi gereken şey gibi geliyor bana. Lakin bu durumda bir faciayla karşı karşıya olduğumuzu ve yayınevlerinin de bir kitabı okura ulaştırmadan evvel belli sorumlulukları olduğunu vurgulamak zorundayım. Çin’in Büyük Proleter Kültür Devrimi’ni, kısa adıyla Kültür Devrimi’ni okura –en ufak bir not da düşmeksizin- “Kültürel Devrim” diye sunmak bir özensizlik göstergesidir. Keza, kitapta yer alan ve baskıda hafiften çamura dönmüş fotoğraf ve resimlerin yabancı dildeki yazılarını çevirmeden öylece bırakmak da… Ama emin olun, kitabı okumaya çalıştığınızda, bunların bile hafif kaldığını görüp şaşırıyorsunuz…
Yani, Altıkırkbeş Yayın tarafından “Bir Kaybedenler Kulübü tribi” olarak sunulan ‘Bokun Tarihi’ni mevcut çevirisinden Türkçe okumayı düşünüyorsanız, ciddi bir çeviri sorunuyla uğraşmayı da göze alıyorsunuz demektir. Başka deyişle, “Kaybedenler Kulübü”nün sinema filmi olarak kazandığı gişe başarısı, Altıkırkbeş’in yayıncılık “tribi”ne otomatik olarak yansımıyor ama okur, “Kulübe hoş geldiniz” diye itinayla karşılanıyor…
Bu tatsız ama zaruri eleştiriden ‘Bokun Tarihi’ne gelirsek, insanın dışkıyla kurduğu ilişkiyi, kendi tarihsel gelişimi içinde ele alan bir çalışmanın hayli ilginç olduğunu teslim etmek gerekir. İbn Haldun’dan esinlenerek, “bedeviyet”ten “medeniyet”e geçişte insan nasıl bir toplumsal evrim geçirdiyse, dışkısıyla ilişkisi ve tuvalet alışkanlıkları da benzer bir dönüşüme uğradı denebilir. Bu pek de hijyenik olmayan rotayı toplumsallıkla ilişkisi içinde takip etmek ve kanalizasyondan çıkıp toplumsallığa dair yargılar oluşturmak ya da mevcut yargıların sağlamasını yapmak için önemli bir kaynakla karşı karşıya olduğumuz kesin. 

Zihinsel performans vaat ediyor
Kitabın giriş bölümünü yazan Rodolph el-Khoury, “Bokun Tarihi’nde Laporte, Freud ve Lacan’ın psikanalitik sistemlerini kullanarak ve Marx ile Athusser’i bir kol mesafesinde tutarak, bok edebiyatı eğilimlerine özgürce boyun eğer,” ifadelerini kullanırken, çalışmanın ufkunun genişliğine de vurgu yapıyor. Kitap aynı zamanda dile sinmiş “pislik” söylemine, o pisliğin milliyetçiliğe kadar yerleşen retoriğine sıçrayabiliyor. Kitap bizi Fransız Kralı’nın kenti temiz tutmak için yayınladığı fermandan alıp, parfüm marifetiyle kokuyu “temizleyen” erkten, dili temizleme çabalarına götürüyor. Anlaşılan farklı dönemlerde dili temizlemeyi kafasına koymuş pek çok müessese gelmiş insanlık sahnesine. Ve şimdi RTÜK münasebetiyle ekranlarımızdan sık sık yükselen ‘biiip’ seslerini daha kolay anlamlandırabiliriz mesela…
Aslına bakarsanız, toplumun iktisadi yapısının, egemenlik ilişkilerinin, buna bağlı olarak gelişen genel ahlakının, tıpkı yerleşim birimlerinde giderek daha çetrefilli ve çelişik hale gelen kanalizasyon sistemine benzediğini pekala söyleyebiliriz; kitap bize bu konuda oldukça fazla veri sağlıyor. Tabii mesela dünyanın pek çok ülkesinde zenginlerin, milyonların yaşadığı yoksul sokakları, altın kaplamalı armatürlerin bulunduğu tuvaletler vasıtasıyla kurtuldukları kendi dışkılarına mahkûm ettiği ikiyüzlü hijyen anlayışını da sorgulayabiliriz. ‘Bokun Tarihi’, onu kitapçı rafında görüp şöyle bir karıştıran herkes için en azından böyle bir zihinsel performans vaat ediyor…

Ayşe Teyze’nin cüzdanı…
‘Bokun Tarihi’nden bazı ilginç alıntılar ve parantez içinde –naçizane- kısa yorumlar, hem kitabın meselesini, hem de çevirinin durumunu anlatmak açısından yararlı olacaktır:
k Burjuvalar, tuvaletler inşa etmeye ve kendilerini kendi pislik yığınlarından kurtaracak uzmanlar tutmaya zorunludur. Ya da kendi mülkünü kaybetmenin korkutucu tehdidiyle bir birey olarak dışlanmasıyla yüzleşecektir. Kurallara aykırı kökenlerin kaydı tutulmayan hazinesini aklayan, devletin koruması altında, kendi utanç verici kokusundan arınmak için para ödemeye zorlanmıştır. (Burjuvaları kendi pislik yığınlarından kurtaracak olan uzmanlara çoğu durumda ‘müdür’ denmesinin, meşhur “Vücutta hangi organ müdür olacak?” fıkrayla ilgisini kurabilir miyiz sizce?)
k “Büyüklüktü Roma” claoca maxima konsepti üzerinde dikkatlice çalışılmış ve ticaretin kirlettiği elleri temizlemenin üzerine eğilmişti, Vespasian’ın kuralları altında bu durum idrar üzerine vergi koymaya kadar ileri gitti. Zaman içinde bu vergi insan ve hayvan dışkılarının her ikisini kapsaması için Constantin tarafından değiştirildi ve mükemmel bir şekilde özetleyici Chrysargine olarak isimlendirildi. Bazıları bu vergiyi “temizlik altını” ya da “kefaret altını” olarak adlandırdılar. Bu vergi öncelikli olarak tüccarlar ve kötü şahsiyetli insanlardan toplanıyordu, her ikisi de aynı derecede dile düşmüş olarak nitelendiriliyordu. Dilenciler, fahişeler, tüccarlar, takasçılar ve borçlular, köpekler, eşekler ve diğer iş hayvanlarıyla beraber gruplandırılıyordu ki bu hayvanların dışkıları da vergilendiriliyordu. (“Paranın kokusu yoktur” özlü sözüne pekala, “Para tüm pislikleri temizleyen en kuvvetli leke çıkarıcıdır” lafı da eklenebilir. Ayşe Teyze, çantasında çamaşır suyuyla dolaşmaktadır ama aynı çantada cüzdan da bulunmaktadır!)

Bokun Tarİhİ
Dominique Laporte
Çeviren: Ece Çavuşoğlu
Altıkırkbeş Yayın
2011, 190 sayfa, 12.5 TL.