Teslim olmamak

Teslim olmamak
Teslim olmamak
Dehşeti duyuran ama acındırmak için değil, bir direniş nedenine çevirmek, kendisinden sonrakilere güzel günler geleceğini müjdelemek için yazmıştı Fuçik. Faşizmin kurbanı değil, yargıcıydı. Tıpkı, sonraki yıllarda faşist diktatörlüklerin işkencehane ve zindanlarında benzer insanlık dışı uygulamaları göğüsleyecek Şilili, Arjantinli, Yunanlı, İranlı, Türkiyeli gençler gibi...
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

Darağacından Notlar’ın yeniden basımını elime aldığımda bir zaman tüneline girmiş gibi hissettim kendimi. Türkiye’de birinci baskısı Yücel Yayınları tarafından 1975 yılında yapılmış. Tam da o sırada okumuşum. Lise yıllarım. Nazilere karşı direnen komünist bir militanın ölmeden önce hapishanede -1942-1943 yılları arasında- kaleme aldığı kitabında anlattıklarının çoğu uçup gitmiş belleğimden. Ama duygusal açıdan ne denli etkilendiğimi çok iyi hatırlıyorum. Darağacında Notlar’ı yeniden okurken söz konusu etkinin hâlâ canlı olduğunu fark ettim. Kısacası, bir eleştiri nesnesi olarak kendimin uzağına yerleştirebileceğim bir kitap değil bu. Çünkü Fuçik’in notları, dünyanın pek çok köşesinde olduğu gibi, bizim coğrafyamızda da başkaldıran ve zulüm gören devrimcilerin altına imza atabileceği anonim bir anlatı haline gelmiştir.
Julius Fuçik, 23 Şubat 1903’te Prag’da doğmuştu. Babası bir çelik işçisi, aynı zamanda amatör bir tiyatro oyuncusu ve şarkıcıydı. Fuçik, işçi sınıfı hareketi ve Çekoslovakya kültür dünyasındaki etkinliklerine delikanlılık yıllarında başladı. Prag Üniversitesi’nde edebiyat, müzik ve sanat eğitimi gördü. Yaşamını bir işçi olarak kazanan Fuçik, Komünist Parti’ye katıldı, toplumbilimsel incelemeler yazdı ve Komünist Öğrenci Birliği’nin, önde gelen liderlerinden biri oldu. 1929 yılında Tvorba (Yaratım) adlı derginin başeditörlüğü görevini üstlendi; bu dergi onun sayesinde etkin bir kültürel ve siyasal dergi haline geldi. Daha sonra, Çekoslovakya Komünist Partisi’nin organı olan Rude Pravo’nun editörü oldu.
Sovyetler Birliği’ne iki kez giden, izlenim ve çalışmalarını yurdundaki yayın organlarında anlatan Fuçik, baskıcı Çek yönetimi tekrar tekrar tutuklandı. Komünist basın yasaklandı ve parti yeraltına geçti. Nazi kuşatması sırasında Fuçik de faaliyetlerini illegal olarak sürdürdü. Bütün zamanını Marksist yazınsal-tarihsel çalışmalara verdi, aynı zamanda da Parti’nin yeraltı merkezinin örgütlenmesinde çalıştı. Arkadaşlarıyla birlikte Rude Pravo adlı yeraltı yayın organını ve bunun yanı sıra aralarında alaycı bir dergi olan Trnavecek (Küçük Düdük) de bulunan daha başka yayınlar çıkardılar. Fuçik, 1942 yılında Gestapo tarafından tutuklanıp işkence gördü. 23 Ağustos 1943’te Berlin’de Nazi mahkemesi tarafından idama mahkûm edildi. Prag’dan Berlin’e nakledilerek 8 Eylül 1943’te Plötzense Cezaevi’nde idam edildiğinde kırk yaşındaydı.
Bütün yoldaşları gibi sevgili karısı da tutuklanmıştı Fuçik’in. Ondan bir kat aşağıda ve birkaç numara ilerdeki bir hücrede yaşayan Gustina, kocasının işkencede öldüğünü sanıyordu. Daha sonra yaşadığını öğrenecek ve bir kez görüşme fırsatı bulacaklardı. Fuçik’in notlarına bu görüşme anının son saatleri şöyle yansımış; “Ama veda etmemize, sarılmamıza, hatta el sıkmamıza bile izin vermediler. Ancak, Pankrats ile Karlova Alanı arasında haberleşebilen hapishane komünü Bize ara sıra alınyazılarımıza ilişkin haberler iletiyor. Gustina, sen de ben de birbirimizi herhalde bir daha hiç göremeyeceğimizi biliyoruz. Ama gene de uzaktan sesini işitiyorum: ‘Bir daha görüşene dek hoşça kal, aşkım benim!’... ‘Bir daha görüşene dek, Gustina’m.’”
Gustina, kocasının ölüme mahkûm edildiğini Ravensbrück’deki toplama kampında öğrenir, ama akibeti hakkında bir haber alamaz. Ta ki Hitler Almanya’sının 1945 Mayıs’ındaki yenilgisinden sonra, faşistlerin öldürecek kadar işkence etmeye zaman bulamadıkları tutuklular salıverilene kadar... Gustina salıverilenler arasındadır. Sonra “Alman kuşatmacıları tarafından sürüklenip sayısız işkence cehennemine atılan, kocalarını, karılarını, çocuklarını, baba ve analarını arayan binlerce insan gibi” Gustina da çaresizce kocasını arar. Ne yazık ki öldüğünü öğrenir. Hemen ardından A. Kolinski adlı gardiyanla tanışır. Bu adam Fuçik’in, Prag’da Pankrats Hapishanesi’ndeyken notlarını yazması için içeriye gizlice kağıt-kalem sokmuş, yazılı kâğıtları tek tek dışarı kaçırmıştır. Gustina’nın gayretiyle Fuçik’in yoldaşları numaralanmış olan sayfaları teker teker bulup ortaya çıkartırlar. Julius Fuçik’in kitabı tamamlanmıştır.

Sen türkülerini söyle
Nazi vahşetini, eğlence haline getirdikleri işkence ve aşağılama yöntemlerini bildiğimiz için Fuçik’in ve diğer tutsakların başına neler geldiğini tahmin edebiliriz. Evet, yakalandığı andan idam edildiği güne kadar geçen sürede söz konusu muameleden nasibini en fazla alanlardan biri elbette hareketin önderi olmak sıfatıyla Julius Fuçik’tir. Birkaç kez ölme noktasına gelir, açlık ve işkence sonucu bir deri bir kemik kalmış bedeniyle canlıdan ziyade ölüye benzemiştir. Darağacından Notlar’da bu türden bölümler yer almakla birlikte, zindanın karanlığı Fuçik’in yaşama sevinci ve geleceğe duyduğu umutla ışıldıyor. Faşizme esir düşen ama teslim olmayan bir adamın kendisinden sonraki kuşaklara miras bıraktığı direniş destanına dönüşen ‘notlar’ı gerçek anlamıyla bir yaşam kılavuzu.
Fuçik, Çek komünist partisinin son birkaç yılını, tutuklanmaları, çözülmeleri, işbirlikçileri yılgınlığa düşmeden anlatırken aynı kaderi paylaştığı hapishane arkadaşlarına da uzun sayfalar ayırmış. Öleceklerini bildiği ve unutulmalarını istemediği için. Sevgi dolu bile. En kötü koşullarda yaşarken bile hayata nasıl tutunduklarını, faşizmin ölümü kutsayışına yaşamı ve insanlık onurunu yücelterek cevap verişlerini hapishane günlerinden simgesel kesitlerle yansıtıyor.
“267. hücre türkü söylüyor. Ömrüm boyunca türkü söyledim ben ve ömrümün en sonunda, insanın en yoğun yaşadığı bir sırada türkü söylemekten vazgeçmek için bir neden göremiyorum. (...) Neşeli bir gün geçirdik mi, ya da üzerimize özlem çöktü mü, türkü söylüyoruz. Belki bir daha hiç göremeyeceğimiz, aramızdan ayrılan bir yoldaşa, yol arkadaşlığı etmek için türkü söylüyoruz. Doğu cephesinden gelen iyi haberleri kutlamak için türkü söylüyoruz. İnsanların yüzyıllardır türkü söylediği ve insanlar var olduğu sürece söyleyecekleri gibi, biz de neşelenmek ya da rahatlamak için türkü söylüyorduk. Güneş olmadan yaşam nasıl olmazsa, türkü olmadan da olamaz. Ve burada güneş bize ulaşamadığından, bize türkü iki kat daha çok gerek.”
Dehşeti duyuran ama acındırmak için değil, bir direniş nedenine çevirmek, kendisinden sonrakilere güzel günler geleceğini müjdelemek için yazmıştı Fuçik. Faşizmin kurbanı değil, yargıcıydı. Tıpkı, sonraki yıllarda faşist diktatörlüklerin işkencehane ve zindanlarında benzer insanlık dışı uygulamaları göğüsleyecek Şilili, Arjantinli, Yunanlı, İranlı, Türkiyeli gençler gibi... Tıpkı Diyarbakır cezaevinde insanlık onurlarını kendilerini yakarak koruyan Kürt devrimciler gibi... Darağacından Notlar, kendi başına da etkileyici bir kitaptı. Ama 1970’lerden sonra Türkiye’de olup bitenlerle o kadar örtüşmüştü ki -12 Mart ve 12 Eylül sonrası yazılan hikâye ve romanlarda benzer anlatılar çok yaygındır- Fuçik’i kendimizden biri olarak kabullenmiştik.
Darağacından Notlar’ın dramatik yoğunluğunu artıran, ona Yunan trajedilerinin havasını katan sonu baştan belli olmasına rağmen umudun varlığını sürdürmesidir. Bir komünist, bir sevgili, bir arkadaş, bir yazar olarak sesini duyarsınız Fuçik’in. Geçmiş hakkında, içinde bulunulan durum hakkında ve gelecek hakkında konuşurken iyimserdir, şakacıdır, neşelidir. Ama gerçeği görmeyen saf bir iyimserlik değil. Nazilerin onu sağ bırakmayacaklarının farkındalığıyla güzel bir geleceğe duyulan güven arasında titreşen anlatısını insanlık tarihine düşülen bir not olarak okumak gerekiyor;
“Hepimiz ölümü göze almıştık. Gestapo’nun eline düşmenin, sonumuzun geldiği demek olduğunu biliyorduk. Yakalandıktan sonra bile, başkalarına ve kendimize karşı, bu bilincimizin gerektirdiği biçimde davranıyorduk. Benim oyunum da sona yaklaşıyor. O sonu yazamayacağım, çünkü nasıl olacağını bilmiyorum henüz. Bu, artık oyun değil yaşamın ta kendisi. Gerçek yaşamda seyirci yoktur, herkes katılır yaşama. Son sahnenin perdesi açıldı. Dostlarım, hepinizi sevdim. Nöbeti teslim ediyorum! 9 Haziran 1943.”

DARAĞACINDAN NOTLAR
Julius Fuçik
Çeviren: Şemsa Yeğin
Kavis Kitap
2010
132 sayfa, 9 TL.