Tevekkül içinde çürümek

Tevekkül içinde çürümek
Tevekkül içinde çürümek
'Buda'da Bir Boşanma', uzun yıllar ihmal edilen Sándor Márai külliyatının okunması gereken ürünlerinden. Klasik romanlara özgü bir girişle başlayan kitap, anlatılan sorunların çözümü konusunda verdiği ipuçlarıyla kapanıyor
Haber: ERKAN CANAN - erkancanan@yahoo.com / Arşivi

Sándor Márai’nin, Macaristan’ın iki dünya savaşı arası döneminde geçen ‘Buda’da Bir Boşanma’sı, klasik romanların sade olduğu kadar okuru hemen saran cümlelerinden biriyle açılıyor: “Eylül ayı kavurucu sıcaklarla birlikte gelmişti. Mevsimin artık sonbahara döndüğü bir akşamüzeri, gündüz sıcağının bunaltıcı etkisi henüz tam olarak kaybolmamışken, genç yargıç Kristóf Kömives bürosunda elindeki boşanma davalarını inceliyordu.” Kırklı yaşlarına yaklaşmakta olan yargıcın masasındaki boşanma dosyalarından biri, onu şaşırtır. Bu dosya, henüz çok gençken tanıştığı, fakat iletişimsizlik yüzünden ilişkileri bir türlü ilerleyememiş, daha sonra da ister istemez kopmuş; şimdilerde başarılı bir doktor olan Imre Greiner ile eşi Anna Fazekas’a aittir. Márai, henüz romanının ilk sayfasında doktor Greiner’i karşımıza çıkarır, fakat okurun onunla tam olarak tanışması epey sonra gerçekleşir. Çünkü roman, Kömives’in kişiliği ekseninde, mutlu oldukları eski günleri özlemle anan bir sınıfın dünyasını merkeze alıyor.
Yargıç Kömives, orta–üst sınıftan bir karakter. Fakat o dönemin Macaristan’ında içinde yer ettiği sınıfın, eski şatafatlı günlerinden eser kalmamıştır. Hukuk alanında çalışmış savcı, avukat ve yargıçların bulunduğu bir aileden gelen, parçası olduğu bu ‘hukuk kastı’ sayesinde büyük saygı gören Kömives, buna rağmen güneş almayan, sağlıksız bir odada çalışmaktadır. Kömives ayrıca, kendisini tutumlu olmak zorunda hissettiği için, hazır sigarayı bile yalnızca davetlere gideceği gün yanına alır. Karakterimizin ait olduğu sınıfın diğer mensupları da pek farklı değil. Giderek azalan maaşlarıyla geçinmeye çalışan bu insanlar, artık tek hizmetçinin ‘eline bakmaktadır.’ Bu kişiler, geleneksel yemekli davetlerine de son verdikleri için, bir araya gelme etkinliklerini ‘kahvüstü’ dedikleri ve kendilerine daha az paraya ve emeğe mal olan yerlerde yapmaya başlamıştır. Márai, hiçbir şeyleri kalmamış, ama halen kendilerini yüksek mevkiden sayan, toplumsal saygınlıklarını beyhude bir şekilde korumaya çalışan bu insanları, ilginç bir şekilde “sınıf bilinçlerinden taviz vermemeye kararlı” (s. 14) kişiler olarak tanımlıyor. 

Hem peder hem yargıç
Fakat bu kesimin tek sorunu, eskide kalmış geleneklerini yeniden diriltmek değildir. Bu anakronik sınıf, tarihin bir kesitinde donup kalmış gibidir. Bu nedenle Kömives’in sınıfsal özelliklerinden en belirgin olanı muhafazakârlık. Bu ilk olarak, onun boşanmaya karşı takındığı tavırda ortaya çıkar. Son zamanlarda boşanma davalarındaki artıştan yana dertli olan Kömives, kutsal gördüğü evliliğin modern bireyin güçsüzlüğü nedeniyle yürümediğini düşünür. Yalnız o, daha ileri giderek, çiftler arasındaki ilişkinin asıl sorumluluğunu toplumun çürümesine bağlar.
Dolayısıyla bir yargıç olarak kendini, toplumu tümüyle sağlığına kavuşturacak bir kurtarıcı olarak görür. Ayrıca önemli bir etken olan koyu Katolikliği de, tek tek bireylerden oluşan toplumu bir aile şeklinde tasarlaması gibi gerçekdışı beklentilere kapılmasında önemli paya sahiptir. “Yasalar toplumun içinde bulunduğu bu çürümeyi öngörememişlerdi,” (s. 20) diyen Kömives, bu haliyle kendini ‘ilahi adaleti’ dağıtacak, eski zamanların rahip-yargıçlarıyla eş görecek denli saplantılı bir hukuk anlayışına varmıştır.
Fakat Márai, karakterini bu denli tek boyutlu çizmez. Kömives’in muhafazakârlığını bileyen etkenler, hiç yaşamadığı aile sıcaklığı, annesini erken yaşta kaybetmesi ve otoriter babasıyla bir türlü iletişim kuramamasıdır. Tüm kardeşlerin yatılı okula gönderildiği aile, bir araya gelinen ender zamanlarda dahi asla yakınlaşmaz. Kömives’in çocukluğundan hatırladığı en önemli ayrıntı, hiç kimsenin başını kaldırıp bu soruna dair tek söz etmemesi. Baba öldükten yıllar sonra dahi Kömives, kardeşleriyle çok istediği sıcak ilişkiyi kuramamıştır. Görüldüğü gibi Kömives açısından en büyük trajedi, baba otoritesiyle girişilemeyen bir hesaplaşma ve ne geçmişte ne bugün ifade edilememiş sevginin yarattığı öfkedir. Kömives’in karakterindeki bazı hususiyetler de, onun muhafazakârlığını besler. Örneğin o, başlıca acısını baba otoritesine baş kaldırmamakla yaşamasına rağmen, bunu hiçbir zaman gerçek anlamda dert edinmemiştir. Hatta ‘başkasının iradesine gönüllü olarak boyun eğmek’ (s. 41), yani ‘sürekli tevekkül hali’, onun içselleştirdiği ve inandığı yaşam tarzıdır. Böylece Márai, çok boyutlu ve bu yönüyle de daha sahici bir karakter inşa etmiş: Dışarıdan bakıldığında katı, irade sahibi ve kendinden ziyadesiyle emin görünen bir Kömives ile iç dünyasında muazzam karmaşalar ve korkular barındıran karanlık, kırılgan bir Kömives. 

Tutkunun ucunu kaçırmak
Peki, şu ana kadar neredeyse sadece Kömives’in kişiliğinin ayrıntılarına inen Buda’da Bir Boşanma, bu yazının başında değinilen doktor Greiner’e ne şekilde yaklaşır? Anlaşıldığı kadarıyla Márai’nin derdi, Greiner’i, Kömives’in karşıtı bir kişilik olarak tasarlamak değil. Bu durum, Kömives’in kişiliğine, karakterine ve ait olduğu sınıfa ayrılan bölümlerden, Greiner’in payına çok azının düşmesinden de görülüyor. Yazar Greiner’i, yaşadığı olağanüstü bir olay üzerinden anlattığı için, bu karakterin normal hayattaki duruşuna ve değerlerine dair ayrıntılar neredeyse hiç yok. Fakat bu durum, hikâyenin gücünü azaltmaz. Bilakis, Kömives’in diyeceklerini bitirmesinin ve hayatına dair bir sorgulamayı gerçekleştirememesinin romanı götüreceği olası bir tıkanma, bu sayede ustaca aşılmış. Tutkulu insanın başarılı örneklerinden Greiner, hayatının gün geçtikçe daha sıradan hale gelişinin önüne geçmeyi amaçlar, ama bunun için ağır bir bedel öder. Dolayısıyla o, Kömives’in eksik bıraktığı şeyi, yani olup bitenlere isyan etmeyi üstlenmiştir. Böylece Greiner, Kömives’in karşıtı olmaktan öte, onun tamamlayanı olarak düşünülebilir. Greiner’in, hayatını sorgulamadan yaşamış, her şeye tevekkül içinde boyun eğmiş Kömives’e, “Yıllar boyunca burada kendin için inşa ettiğin, çevrende yaşayan, uyuyan huzurun aslında bir yalan olduğunu kavrayacaksın!” (s. 157) demesi, tam da bu durumun ifade edilişi.
Fakat eleştirisindeki haklılığa ve bir isyanın bayraktarlığını üstlenmesine rağmen Greiner, sırf tehlikeli ihtirası nedeniyle Kömives’in alternatifi olamaz. Kuşkusuz burada Greiner’le, ideallerinin peşine düşen, ama hayatın gaddar gerçekleri karşısında hayal kırıklığına uğrayan birey temsil edilir. Fakat o, yalnıza bu değildir. Greiner’deki temel sorun, eyleminin acımasız oluşu, yani bu hayal kırıklığına verdiği aşırı tepkidir. Ve bu aşırılığın onu götüreceği yer, her anlamda uçurumdur.
Her iki tipten de anlaşılacağı gibi Márai, tamamıyla iyi bir karakterin karşısına kötülük timsali bir karakter çıkarmıyor. Yazar ayrıca, üçüncü tekil anlatımın imkânlarından da yararlanarak karakterleriyle arasına mesafe koyuyor. Ayrıca hikâyesini anlatırken ahlakçılık yapmaya da soyunmuyor. Sonuç olarak ‘Buda’da Bir Boşanma’, uzun yıllar ihmal edilen Sándor Márai külliyatının okunması gereken ürünlerinden. Klasik romanlara özgü bir girişle başlayan roman, anlatılan sorunların çözümü konusunda verdiği ipuçlarıyla kapanıyor. Tabii, Macaristan’ın o sıkıntılı dönemlerinin ve acımasız savaşların ağırlığını hissettirdiği melankolik bir atmosferle.

BUDA’DA BİR BOŞANMA
Sándor Márai
Çeviren: Tarık Demirkan
Yapı Kredi Yayınları
2011, 167 sayfa
10 TL.