Tomris Uyar'ın cesareti

Tomris Uyar'ın cesareti
Tomris Uyar'ın cesareti
'Kitapla Direniş'te karşılaştığımız Tomris Uyar büyük bir eleştiri ustası. Peki, üzerine neyin gölgesi düştü de, Tomris Uyar'ın adı ilk birkaç eleştirmen arasında anılmadı?
Haber: IRMAK ZİLELİ - irmakzileli@gmail.com / Arşivi

Yazarın, zaman aşımına uğramamasının, bir başka deyişle klasik yazarlar arasına katılabilmesinin formülü galiba şu: Genelgeçer değerlere prim vermemek. Elbette eserin kendisi için tek başına bir ölçüt değil. Yine de edebi nitelikleri ile bu “ hayat karşısındaki duruş” arasında bir ilişki olduğunu yadsıyabilir miyiz? Tomris Uyar yazı ve konuşmalarıyla, bunun yadsınamayacağının kanıtını sunuyor okuruna. Yazı ve konuşmaların derlendiği kitabın ismi de zaten bu gerçeğin altını daha da kalın çiziyor: Kitapla Direniş. Neye direniş? Genelgeçer değerlerin tümüne. “Genelgeçer değerler” ifadesi bana değil, Tomris Uyar’ın kendisine ait. Sanat Olayı dergisi tarafından yöneltilen, “Çağdaş bir kadın olmanın özellikleri nedir?” sorusunu önce düzeltiyor Uyar. “Çağdaş bir ‘kişi’ olmanın özelliklerini” sayabileceğini söylüyor ve devam ediyor: “Genelgeçer değerlerden kuşkulanmayı iş edinen, ama bu arada inanmaktan ürkmeyen, durmadan, dünyadan bir şeyler bekleme yerine dünyaya bir şeyler katmayı amaçlayan, kişiliğini yiğitçe ortaya koymaktan, özeleştiriden kaçınmayan kişi...”
Bu yanıt, genelgeçer olandan ne anladığının ipuçlarını taşıyor Tomris Uyar’ın. Türkiye için bir milat olan 80’li yılların başında kuruyor o cümleyi. Öyleyse, pek çoklarının dünyaya bir şeyler katmaktan çoktan vazgeçtiği, dünyadan sürekli olarak bir şeyler bekleyen yeni kuşakların yetiştirildiği bir dönemde... Bu bile onun, kişiliğini “yiğitçe ortaya koymaktan” asla çekinmediğinin göstergesi. 

Acı gerçekleri söyleyebilme
Tomris Uyar’ın, aydın kişiliğini yansıtan tek cümle bu değil kuşkusuz. Onun hakkını veren edebiyat yaşamının başlangıcı 60’lı yıllardan, aramızdan ayrıldığı 2000’lere dek devam eden yazılarından ve söyleşilerinden satır satır alıntılar yapmak mümkün. O yüzden, ‘Kitapla Direniş’i okurla buluşturarak, bize bu olanağı veren Handan İnci’ye ne kadar teşekkür etsek az.
Tomris Uyar, Türk edebiyat tarihinde öykü başlığı altına yazılacak ilk isimlerden biri kuşkusuz. Ama onu yalnızca bir öykücü olarak anmak büyük haksızlık olur. Öyle sanıyorum ki, Tomris Uyar’ın yazı ve söyleşilerinin derlendiği bu kitap en çok bu haksızlığı ortadan kaldırmaya hizmet edeceği için kıymetli. Açıkyüreklilikle söyleyebilirim, Türk edebiyatından neden yalnızca bir Fethi Naci geçmiş, diye hayıflananlardan biri de benim. ‘Kitapla Direniş’i okuduğumda beni sarsan ve edebiyatımız adına bir o kadar da mutlu eden bir gerçekle karşılaştım, Tomris Uyar’ın büyük bir eleştiri ustası olduğu gerçeğiyle. Hemen ardından şunu sordum ister istemez, peki bu neden böylesine gizli kalmış bir ustalık? Üzerine neyin gölgesi düştü de, Tomris Uyar’ın adı ilk birkaç eleştirmen arasında anılmadı?
Belki en acı gerçekleri tüm açıklığıyla söyleme cesaretini gösteren çok az kişiden biri olduğu içindir. Ama asıl önemlisi Tomris Uyar’ın bu cesareti nereden bulduğu? Onu her türlü rüzgâr karşısında eğilmez kılan özelliğin ne olduğu ‘Kitapla Direniş’in her satırında gösteriyor kendini. Uyar, 80 darbesinin üzerinden dokuz yıl geçtikten sonra ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasına iki yıl kala şu tespiti yapıyor: “(İyi bir yazar) dünya görüşü vücudunun bir parçası haline gelmişse, sonradan eklenmiş bir yama değilse, anlattığı her şeyi öyle anlatır.” Bu cümlenin sarf edildiği 1989 yılının, en başta aydın kesimin ideolojisinden sıyrılma gayretini doruk noktasına taşıdığı bir yıl olduğunu belirtmeye gerek var mı?
‘Kitapla Direniş’, Tomris Uyar’ı bize daha yakından tanıtmasının yanı sıra, toplumsal olaylardan edebiyat içi tartışmalara dek her konudaki derin kavrayışını göstermesi açısından da çok önemli bir kaynak. Bu derin kavrayışın kökleri ise entelektüel birikimine uzanıyor. Bu yönüyle Tomris Uyar’ın yazıları ve söyleşileri okurun önünde yeni kapılar açıyor, sorular sorduruyor ve en önemlisi bilgi veriyor. Bu anlamda, bir dönem yazarlara getirdiği eleştirinin tam tersini yapmış oluyor Uyar: “Yazarlar, yazının temel ilkesini yani haber verici, ileriyi görücü, doğru sorular sordurtucu yanını ıskalıyorlardı.” 

Usta değil çırak gerekli bize
Bu eleştiriyi yalnızca söylendiği dönemle sınırlamak ne kadar doğru olabilir? İşte size yazarın “zamana direnmesini” sağlayan bir özelliği daha. Yine genelgeçer değerlere kuşkuyla yaklaşmaktan doğan, içinde öngörüyü de barındıran bakış açısı. Edebiyat ortamındaki yozlaşmayı dile getiren yazar, kanımca bugün de karşı karşıya olduğumuz sorunlardan birine işaret ediyor: Yazarın iyi bir okur olma zorunluluğuna. 2002 yılında söylediği, yetişmekte olan kuşağa ilişkin sözleri ise üstünden dokuz yıl geçtikten sonra insanı daha da düşündürüyor: “Kendi mesleği üzerine düşünmek, bunu göze alıp yayınlamak gibi birtakım girişimlerden yoksun bir kuşak geliyor ne yazık ki. Sadece kendi yazdığıyla mutlu olan, kendi adını basılı görmekten hoşlanan bir kuşak.” Eğer Tomris Uyar haklıysa, geleceğe bu kitapta derlenmiş yazılarda olduğu gibi ufuk açıcı fikirler ve sorular bırakacak yazarlar yetişmiyor demektir. Acı değil mi? Tomris Uyar’ın kendini besleme kaygısı, içinde eleştiri barındıran şu sözle de bütünleşiyor: “Usta değil çıraklar gerekli bize.” ‘Kitapla Direniş’, onun kendine güvenen sesinin yanında, hayata ve edebiyata hep bir çırak merakıyla baktığını gösteriyor. Okurdan eleştiri beklediğini her fırsatta yinelemesi, öykü üzerine adamakıllı düşünmesi, hep daha yeni biçimlere yelken açma çabası, verimliliği değil niteliksel olarak gelişmeyi hedeflemesi ondan. Gündemde olmayı, görünmeyi amaçlamanın kendinden ödün vermeye yol açacağına inanıyor. Popülizm batağına asla saplanmıyor. Ama okurunu, “Kendi beğenmediğim bir şeyi okuyucuya yutturmaya hakkım olmadığını düşünüyorum” diyecek kadar da önemsiyor. Çıta kendi beğeni seviyesinde duruyor. Çünkü o, “Yazar için okur istemenin bir suç olduğunu sanmıyor(um) ama okura göre yazmak bir suçtur” diye düşünüyor. Şu durumda zamana direnen bir yazar olmanın bir koşulu daha çıkıyor ortaya: Konjonktürü gözeterek yazmamak.
“Bu işle ciddi olarak uğraşıyorsanız tedirgin olursunuz” diyor Tomris Uyar. Belli ki, bu cümlenin kurulduğu yıllarda da, yazdıklarından hiçbir tedirginlik duymayan, kendine fazlasıyla güvenen yazarlar var. Tomris Uyar’ın tedirginliğinde güvensizlik yok tabii, ama okura saygı var. “Yeni bir yazar için en büyük tehlike durumları olduğu gibi kabul etmektir sanıyorum” diyor Tomris Uyar. O, içindeki ‘yeniliği’ hiç yitirmediğinden olsa gerek, bu tehlikenin uzağında durmuş hep. ‘Kitapla Direniş’, durumları olduğu gibi kabul etmediğini sözle, yazıyla, eylemle dile getiren bir yazarın dünyasına götürüyor okuru. Kitabın 1966-2003 yıllarını kapsayan bir döneme tanıklık olduğunu da eklemeli. Ama kuşkusuz eleştirel bir tanıklık...

KİTAPLA DİRENİŞ
Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar
Tomris Uyar
Hazırlayan: Handan İnci
Yapı Kredi Yayınları
2011, 670 sayfa, 29 TL.