Toto'nun sırrı ve sihri

Toto'nun sırrı ve sihri
Toto'nun sırrı ve sihri
'Toto'nun Sınıfı', Sevim Ak'ın yazdıkça kendini aştığının ispatı. Pıtırcık gibi karakterlerin yoksunluğunu çeken çocuk edebiyatımıza, Deniz, Gülüş gibi kız çocuklar kazandıran Ak'ın Toto'su, nevi şahsına münhasır bir çocuk
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Piyango bana çıktı! Size de çıkabilir pekâlâ! Laf olsun diye söylemiyorum. Piyango bana çıktı çünkü Toto’yla tanıştım. Aslında epeycedir ortalarda geziniyormuş da velet, ben kalabalıkta seçememişim kendisini. Toto, sevgili Sevim Ak’ın ‘şahane’lerinden biri, ısırmalık ve bir lokmada yutmalık bir oğlan çocuğu, ‘Toto’nun Sınıfı’ da işte bu oğlanın maceralarının ikincisi. ‘Toto ve Şemsiyesi’ ile teşrif etmiş ilk meğer sahneye!
Sevim Ak’la yatılı bölge ilköğretim okullarından izlenimlerini paylaştığı ‘Güneşin Çocukları’ adlı kitabıyla tanışmıştım. Çoklarını yıldıracak o dört yıllık maceranın anılarını, sadece köy çocuklarını ve içinde yaşadıkları imkansızlıkları ortaya koyması açısından değil, Sevim Ak’ın çocuklara ve çocuk edebiyatına yaklaşımı konusunda bir fikir verdiği için de etkileyici bulmuştum. Sonra ver elini dedim ‘Gemici Dedem’, ‘Çilekli Dondurma’, ‘Küçük Sırlar’, ‘Horoz Adam ve Korsan’, ‘Dörtgöz’, ‘Domates Saçlı Kız’…
Çocuk edebiyatını bir emekli öğretmen hobisi ya da henüz tam anlamıyla değerlendirilmemiş bir ekmek kapısı olarak görmeyen az sayıdaki yazardan biri bence Sevim Ak. Yaratıcı kadın vesselam, çocukların o insanı bazen şaşkına çevirip gülümseten bazen de utandırıp kaş kaldırtan dobralıklarını, yaşam enerjilerini, meraklarını, hayal güçlerini kitaplarına bütün güzelliğiyle yerleştiren bir yazar. Sonra… ne yazık ki hâlâ daha karşılaştığımız o, “çocuktur, ne yazsam yuttururum” anlayışını tek bir satırında bile benimsememiş, edebiyatını ciddiye alan ama acayip de eğlenceli bir kadın.
‘Toto’nun Sınıfı’ Sevim Ak’ın kan kaybetmek şöyle dursun, yazdıkça kendini aştığının ispatı bir öykü kitabı. Pıtırcık ve Pıtırcık’ın diğer yabancı türevleri gibi karakterlerin yoksunluğunu çeken çocuk edebiyatımıza, Deniz, Gülüş gibi kız çocuklar kazandıran Sevim Ak’ın Toto’su, nevi şahsına münhasır bir çocuk. Bütün sınıf arkadaşları ve öğretmeni Bay Togo’nun da Toto’dan aşağı kalır yanları yok hani.
Daha isimlerinden başlayarak renkli ve uyumlular; Bay Togo, Toto, Mimi, Selo, Lolo, Lumba, Fırto, Teo, Cemo. Her birinin hamuru ayrı bir teknede, ayrı malzemelerle yoğrulduğu halde ortak bir yaşantıyı, ortak merakları, ortak oyunları, ortak kaygıları ve ortak hınzırlıkları paylaşıyorlar. Bay Togo’nun öğrencilerine duyduğu sevgi yapış yapış bir sevgi değil, yaramazlıklarına verdiği tepkiler de öfkeden eser taşımıyor. Aslında Sevim Ak’ın Bay Togo’da alternatif bir öğretmen tipi yarattığını söyleyebiliriz rahatlıkla. Hele o heyecanı yok mu Bay Togo’nun!
Dört uzun öyküden oluşan ‘Toto’nun Sınıfı’nda başrolde Toto olsa da, onunki de diğerlerininki kadar parlak bir rol ancak. Çocuklar sahneyi birbirlerinin önüne geçmeden ve kalabalık oldukları halde gürültü etmeden paylaşıyorlar. Kimi filozof, kimi korumacı, kimi dedikoducu/yorumcu ama hepsi sevecen ve düşünceli. Öykülerin ve çocukların dilinde de büyüleyici bir işçilik çıkarmış Sevim Ak. Hangi satırın altını çizeceğim, hangi satırı alıntılayacağım konusundaki kararsızlığımı hoş görün. Galiba en güzeli aşka dair bir cümleyi paylaşmak: “İkisinin de ağzında küçük kuşlar varmış da özgürlüğe kavuşmuş. Hiç susmayacakmış artık.”
Karakterlerinin renkliliği, onları çocuksu değil de gerçekçi ve eğlenceli konuşturması bir yana, sanırım Sevim Ak’ın yazarlığının altı en kalın çizilmesi gereken noktası, seçtiği temaları ele alış biçimi. Demet demet çiçeklerle yapılan bir huzur evi ziyaretini (çocukların matrak tabiriyle “ununu eleyip eleğini asanların toplaştığı yer” ya da bayram öncelerinde yayınlanan reklamlara eleştirel bir selam çakacak şekilde “unutulmuş yaşlıların iki gözü, iki çeşme, çocuklarının getireceği şekerleri bekledikleri evler”) klişe bir öykü olmaktan çıkaran “belalı çiçek” formülünü ayakta alkışlamak gerek. Sonuçta felekten bir günyaşayan, tekdüze geçen günlerine renk katılması gereken yaşlılarken… Ya da sınıfa yeni gelen Lumba’nın başrolde olduğu aşk hikâyesini bağlayış şekli, Lumba’nın gözünü boyamaya çalışanların diyelim yarıştan çekilmek zorunda kalırken, Lumba’yı anlamak için kafa patlatan Toto’nun onunla sevgili olması… Baş kahramanı Toto hakkında, onu yerer gibi görünürken aslında kişilerin sihrini nerede aramak gerektiğine dair işaret çakacak bir cümle kurdurması Lumba’ya: “Silik, suskun ve cazibesiz bir oğlandan neden gözümü alamadığımın sırrı da bu sihirde saklı.” Toto’nun sihrinde yani!
Toto’nun sihrini bırakın anlatmayı, koklatmaya bile gücüm yetmez benim. Ama istemem aklı başında hiçbir çocuk kaçırmasın bu şöleni, eğlenceyi!

Yeni Arkadaş
Kış birden bastırmıştı. Çocuklar bir sabah pencerelerden sevinç çığlıklarını saldılar. Karbeyaz bukleli saçlı kadın, bulutları soğuk ponponlara çeviren değneğiyle sisli gökyüzünde tur atıyordu. Yüzlerce, binlerce, milyonlarca ponpon yere düşünce su olmaktan korkuyor, el ele tutuşup soğuk beyaz örtüler dokuyordu.
Serçelerle kargalar buzsu örtüsü bozulmasın diye çalımlı çöp bidonlarına yanaşmadılar o gün. Gagalarını, dükkân önlerine çuvallarla çıkarılan kedi-köpek mamalarına, buğday, mısır tanelerine çevirdiler.
Okul çocukları avuçlarında sıkıştırdıkları ponponlarla top, heykel, helva, saksı, kelebek, bebek yapma yarışına girdiler.
Bay Togo tam böylesi bir günde sınıfa yepyeni bir öğrenciyle geldi. Kız iri yarı, tostoparlak yüzlüydü; aralıksız gülümsüyordu. Sarı perçemlerinden sızan mavi bakışları silmece yıldızdı.
“Lumba yeni konuğumuz,” dedi öğretmen. “Bir süre derslerimizi izleyecek.”
Lumba’nın yüzünün yarısını kucağında taşıdığı, ağzına kadar dolu kese kağıdı kapamıştı. Küçük bir reveransla selamladı sınıfı.
“Viiyyy!” sesi ve alkışlar doludizgin akmıştı.
Görünürde okul çantası yoktu kızın. Bay Togo, ön sıranın haylazları Aliş ve Maviş ikizleri arkaya aldı. Kız tek başına iki kişilik yere kuruldu. Yeni bir öğrenci mi, gelip geçici bir konuk mu kimse çözememişti.
Karın gökten döküldüğü günlerden beri sınıfa çöken durgunluğa ilaç gibi gelmişti kız. Bay Togo yollar kapanmadan dersler bitsin, eve gidilsin istediğinden eğlenceyi boşlamıştı. Sayılar, okuma parçalarındaki dil kuralları, ev ödevleri boğmuştu çocukları.
Lumba’nın gelişi yüzlerde küçük, sevimli gülümsemeler açtırdı. Fısır fısır fısırtılar, ağızdan ağza dolandı.
Mimi, kızın turuncu dantelden, dirseğine kadar uzanan eldivenlerinden gözlerini ayırmadan:
“Bir tahtası eksik,” sözünü pervasızca yapıştırdı.
Cebine doldurduğu abur cuburu midesine indirme hayalleri içindeki Fırto bile o an gümbürtülü bir kahkaha saldı.
Selo’nun ağzındansa:
“Vüüy… Tarihi eser mübarek,” sözü fırlamıştı.
Hafta sonu gezdiği Arkeoloji Müzesi’nde, cam dolapların bir bölümü şişman kız heykelcikleriyle doluydu.
Bay Togo’nun ağzı kulaklarına varmıştı.
“Lumba, öğretmenimin kızı… Onu size anlatmaya kalksam sözler eksik kalır. Üstün zekâlı, olağanüstü bilgili, diyeyim bir tek… Tanıdıkça becerilerine hayran kalacaksınız.”
Sınıfın oğlanları kıpır kıpır kıpırdaşırken Mimi sıranın altından kızın eteğini yan gözle süzdü. Leylak rengi eteğinin ucundan küçük çiçekli, fırfırlı başka bir etek sarkıyordu.
“Rüküş,” sözü istemeden döküldü dilinden. Eliyle sımsıkı kapadı ağzını.
Lumba’nın boyu sınıftaki herkesten uzundu. Kilosu da sınıftaki herkesten çok.
Kitaptan

TOTO’NUN SINIFI
Sevim Ak
Resimleyen: Behiç Ak
Can Çocuk
2011
99 sayfa
10 TL.