'Tren deyince bana, bu konserve kutuları gelmiyor aklıma kardeşim'

'Tren deyince bana, bu konserve kutuları gelmiyor aklıma kardeşim'
'Tren deyince bana, bu konserve kutuları gelmiyor aklıma kardeşim'

Fotoğraf: NURİ BİLGE CEYLAN

'Tren Bir Hayattır', bir saygı duruşu. Gündelik hayatın değerli kıldığı, nostaljiyi ve sahiplenmeyi bünyesinde barındıran mütevazı bir "aşk"ın pek değerli kişilerce doldurulmuş bir anı defteri gibi
Haber: Ekrem Buğra Büte / Arşivi

Bir ulaşım aracı olarak trenler, son zamanlarda önce birtakım hızlı tren skandalları, arkasından da hızlı tren projeleri olarak gündeme geldi. Haydarpaşa yangını, hızlı tren projesi gereğince rayların yenilenmesi gerekliliği ve akabinde tren seferlerinin bir bir iptal edilmesiyle trenlerin hayatımızdaki yeri ‘ Ankara -İstanbul arası şu kadar saate inecek’ seviyesinde tıkanmaya yüz tutmuş durumda. Memleketimizin tren müptelaları ağızlarının tadıyla Haydarpaşa’dan trene binip Ankara’ya dahi gidemiyorlar maalesef.
Tanıl Bora’nın derlediği, ‘Tren Bir Hayattır’, bir süredir bir yanı eksik yaşayan memleket tren âşıklarının dertlerine bir nebze olsun derman olmaya aday gibi görünüyor. Trene alışıldık biçimlerde binemesek de trenleri böylesine kapsamlı ve çeşitli alanlara dahil olarak ele alan bir kitapta avunma imkânı hiç de azımsanmayacak bir nimet.
‘Tren Bir Hayattır’, epey kapsamlı ve uzun bir projenin ürünü aslında. Tanıl Bora ve Kemal Varol’un bir süre önce hazırlamaya giriştikleri bir “memleket trenleri” kitabındaki “garlar” bölümünün kendi başına bir kitap haline geldiğini fark edip bağımsızlığını ilan etmesine izin vermiş derleyenler. (Bu kitap ‘Memleket Garları’ ismiyle yine İletişim Yayınları tarafından yayımlandı birkaç ay önce.) Böylece bir “tren kitabı” ortaya çıkmış. İki kitabı bir bütün olarak da düşünmek mümkün bu sebepten. Tüm bu süreçte birlikte tasarlanmış olmaları bir yana, birbirlerini içerik açısından beslemişler de epey. Öyle ki, ‘Tren Bir Hayattır’ın adı bile ‘Memleket Garları’ kitabında yayımlanmış bir yazıdan esinleniyor.
‘Tren Bir Hayattır’, başlı başına bir saygı duruşu aslında. Gündelik hayatın değerli kıldığı, hem nostaljiyi, hem sahiplenmeyi bünyesinde barındıran mütevazı bir “aşk”ın pek değerli kişilerce doldurulmuş bir anı defteri gibi. Yazarlar kendi tren hikâyelerini anlatırken trenlerin her türlü sohbetine tanık oluyoruz biz okuyucular. Murat Meriç tren-müzik ilişkisinden bahsediyor mesela. Yavuz Yıldırım “demir kanatlı takımlar”dan, Demirsporlardan... Ali Can Sekmeç Türk sinemasındaki trenlerden, Tolga Arvas gar lokantalarından... 

Trenler, trenler, trenler
Kitap başlı başına bir “eser”le başlıyor. Suavi Aydın’ın Türkiye demir yolları tarihini tüm yönleriyle özetlediği başlı başına bir risale niteliğindeki hacimli çalışması alanındaki temel çalışmalardan birisi olmaya aday. Kitabın hacim yükünü de büyük ölçüde üstleniyor. Bu anlamda kitabı da kendi içerisinde iki farklı kitap olarak okumak mümkün. Aydın’ın kapsamlı çalışmasından sonra gelen yazıların hepsi kendi içerisinde farklı anlamlar taşıyor. Kimisi trenlerle kurulan daha “kişisel” ilişkiden yola çıkıyor, kimisi daha mesafeli bir duruşla trenlerin tarihini döküyor önümüze. Yazıların bambaşka üslupları, konuları ve meseleleri var. Ortak noktaları ise “tren aşkı”. Hepsini bir arada tutarken kendine has zenginliğini bu şekilde kuruyor zaten ‘Tren Bir Hayattır’.
Kitabın her bölümünü süsleyen fotoğraflardan söz etmemek de olmaz. Alper Araz, Yüsri Atlı, Orhan Berent gibi isimlerin objektiflerinden çıkan fotoğraflar da önemli bir katkı yapıyor kitaba. Trenleri oldukları gibi, hem beşeri hem de coğrafi yaşamın içerisinde anlatıyorlar. “Tren kitabı” olma hevesindeki bir çalışmanın içerisinde bozkırın ortasında seyreden tren raylarıyla veya karlı bir kış gününde kusursuz beyazlığı deşen bir kara trenle karşılaşmak keyif verici birçok açıdan.
“Demiryolcu” diye bir insan türünden bahsediyor Tanıl Bora kitabın sunuş yazısında. Üyesi olmak için illa ki babadan kalma bir mirasın zorunlu olmadığı, yolcusuyla, makinistiyle, müptelasıyla bir çeşit merak ortaklığının bir arada tuttuğu geniş bir ailenin her şekilde bir gönül meselesi olduğunu vurguluyor. “Mesela ‘ray klemensi’ nedir diye sorun onlara, bilirler,” diyor. Uçak ve otobüs imkânları bu denli fazlalaşırken trenlerin neredeyse “yok”a yaklaştığı bir ortamda halen gideceği yere tren varsa başka bir ihtimali aklına bile getiremeyen onlarca insanın varlığı Tanıl Bora’nın söylediklerini destekliyor elbette. Bu bir “gönül işi”...
Sabo kokusu!
Kitap, bir “memleket” kitabı tabii ama Tanıl Bora’nın “demiryolcu” olmak diye tanımladığı varoluş biçimi tarih boyunca tüm dünyada varolagelmiş bir gerçek. Uzun sürelerden beri dünyanın hemen her bölgesinde kullanılan trenler kendi alışkanlıklarını, kendi yolcularını, kendi çalışanlarını yaratmış. Dünyanın her köşesinde, alabildiğince yerel alışkanlıkların evrensel tutumlara denk geldiği gerçeği her tren âşığında bir tebessüm yaratıyor elbette. Kitabın bambaşka keyifler sunan bölümlerinden birisini oluşturan, Kıvanç Koçak ve Tuğrul Paşaoğlu’nun demiryolu sendikacılığının önemli isimlerinden Zafer Boyar’la yaptığı sohbette Boyar’ın “demiryolcu”luğun “profesyonel” emekçileri hakkında söyledikleri demiryolculuğun evrenselliğine en güzel açıklamayı oluşturuyor:
“Sabo deriz biz, Sabo kokusu! Trenleri fren yaptırdığın zaman, altta döküm –şimdi plastikten yapılır–pabuçlar vardır. İşte fren yaptığın zaman bir koku çıkar. Mesleğin kokusu kardeşim. Siz bana on tane adam dizin, “Bunlar hangi işi yapıyor?” diye sorun, inanın iki dakika bakayım demiryolcuyu ayırırım. Çünkü biz zaman zaman dünya demiryolu işçileriyle de birlikte toplantılar yaptık. Herkeste mesleğin kendinden gelen bir gizli duygu var, gizli belge var ve bunlar buluşuyor.”
İletişim Yayınları’nın Memleket Kitapları dizisi son dönemin “parlayan” yıldızlarından ‘Tren Bir Hayattır’ da onların arasındaki yerini “müstesna” bir şekilde alıyor. Diziye derinlik, renk katıyor. Kitabın derleyeni Tanıl Bora’nın altını çizdikleri diziye ve kitabın yerleştiği yere dair birçok şeyi özetliyor esasında: “Memleket Kitapları dizisinde, milliyetçilikten farklı bir memleketçilik ilgisini okşamak istiyoruz. Memleket ilgisinden anladığımız, milliyetçilik hamasetinden farklı bir insani teferruat sevgisi, doğal ve beşeri coğrafyanın seyrinden duyulan zevkle ilgili bir sevgidir. Treni, dünyanın her yerinde, bütün dünyayı bu gözle görmeye elveren, tüm dünyaya vatan gözüyle bakmaya çağıran bir ‘yol’ olarak düşünüyorum. Tren romantizmi, her memlekete iyi gelir! Elinizdeki kitabın, Memleket Kitapları dizisi içinde müstesna bir yeri var bu bakış açısından.”
‘Tren Bir Hayattır’, okuyucuya başlı başına edebi bir tat sunmakla birlikte memleketin vazgeçilmez dokularından birisi olarak görebileceğimiz trenleri bize hem hatırlatıyor, hem öğretiyor. Trenle kurulan ilişkinin biraz daha sübjektif, bu bağlamda biraz daha “sosyal” tarafını yine Zafer Boyar öyle güzel özetliyor ki: “Tren deyince bana, bu konserve kutuları gelmiyor aklıma kardeşim.”

TREN BİR
HAYATTIR
Derleyen: Tanıl Bora
İletişim Yayınları
2012, 328 sayfa, 21.5 TL.