Tuhaflık nerede?

Tuhaflık nerede?
Tuhaflık nerede?

Leyl Erbil

Hangi tekniği kullanırsa kullansın sonuca ulaşmasını bilen 'tuhaf bir yazar'dır Leylâ Erbil. 70. doğum günü kutlu olsun...
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

Elli yılı aşkın yazarlık kariyerinde –günümüz alışkanlıklarına göre- çok fazla eser üretmese de Leylâ Erbil edebiyatımızın en önemli ve özgün isimlerinden birisidir. 1931 doğumlu yazarın ilk hikâyesi 1956, ilk kitabı 1960 yılında yayımlanmıştı. 1961 sonrasında TİP Sanat ve Kültür Bürosunda görev yapan, 1970’te Türkiye Sanatçılar Birliği’nin ve 1974’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kurucuları arasında yer alan Leylâ Erbil, “Türk diline ve edebiyata egemenliği, aynı, zamanda insana, hayata ve dünyaya karşı sorumlu aydın tavrı” nedeniyle 2002 ve 2004 yıllarında PEN Yazarlar Derneği tarafından Nobel’e aday gösterildi. Öykü ve deneme kitaplarının yanı sıra ‘Tuhaf Bir Kadın’ (1971), ‘Karanlığın Günü’ (1985), ‘Mektup Aşkları’ (1988), ‘Cüce’ (2002) adlı romanları, ‘Üç Başlı Ejderha’ (2005) adlı novellası yayımlandı.
1950 kuşağı içinde sayılır Erbil. Ancak gerek içerik gerek biçim açısından hepsi de birbirinden farklı eğilimlere sahip -Sevim Burak, Onat Kutlar, Erdal Öz, Orhan Duru, Ferit Edgü, Adnan Özyalçıner, Demir Özlü gibi- yazarlarla temsil edilen böyle bir kuşağın varlığı biraz tartışmalı. Belki de onları birleştiren yegâne ortak nokta yenilik arayışlarıdır. Erbil de daha ilk öykülerinden başlayarak, toplumsal yaşantıyı ihmal etmeden bireyi, daha çok da Freudyen etkilerle bireyin cinselliğini öne çıkarmıştı. Ancak Erbil’in asıl özgün yanı yeni anlatım olanaklarını araması, yeni bir dil ve üslup geliştirmesidir. 

Burjuva aydınlarla hesaplaşma
‘Tuhaf Bir Kadın’ romanının 1950’li yıllarda başlayıp 70’lerin başına uzanan hikâyesinde, Erbil’in gerek içerik gerek biçimsel açıdan bütün arayışlarını, sancılarını, kendisinden sonrakilere açtığı yolu izlemek mümkün. Ne var ki ilk baskısı 1971 yılında yapılan, o zamandan bu yana sadece sekiz baskıya ulaşan ‘Tuhaf Bir Kadın’ın geçen kırk yılda toplam baskı adeti günümüzün vasat bir çok satar romanın ilk baskı adetinin çok altında kalıyor. Leylâ Erbil açısından değil, edebiyatımız açısından üzücü bir durum ama ne yazarın ne kitabın değerini etkiliyor. İsteyenler ‘elitizm’ diyebilir; bugünün çok satarlarının kırk yıl sonra kimsenin hatırında ve umurunda olmayacağından, buna karşılık Leylâ Erbil gibi yazarların okunurluklarını sürdüreceğinden hiç kuşkum yok.
Roman kahramanının erkek egemen toplum içinde eşit bir varlık olarak kendini kabul ettirme mücadelesini işleyen ‘Tuhaf Bir Kadın’da Erbil, cinsellik ve aşk üzerinden hem geleneksel ahlakla hem de bu ahlakla yoğrulmuş ve bu ahlaktan kopamamış küçük burjuva ay­dınlarla hesaplaşıyor. Roman Kız, Baba, Ana ve Kadın adlarını taşıyan dört bölüm halinde yazılmış. Bölümler arasında zamansal atlamalar olması, her bölümde farklı bir anlatım tekniği kullanılması, karakterlerin ve olayların kopukluğu, alışılageldik bir finalle noktalanmayışı ilk yayımlandığı günlerde hikâye kitabı gibi algılanmasına yol açmış ‘Tuhaf Bir Kadın’ın. Ancak hikâyeye odaklanmayan dikkatli bir okuma ile kurgunun kopukluklar barındırmadığını, yazarın okuyucuyu boşlukları doldurmaya yönlendirdiğini, hikâye boyunca karakterlerin hayatlarındaki değişimlerin yeterince işlendiğini anlayabiliyoruz. Kısacası çok ekonomik bir dili var romanın. İlk bölümde adı verilmeyen (ikinci bölümde öğreniyoruz) anlatıcı, aynı zamanda romanın başkarakteri olan Nermin’dir. On dokuz- yirmi yaşlarında, edebiyata meraklı, şiirler yazan ve kendisini aydın bir kadın olarak kabul ettirmek isteyen genç bir kız. Kimliğini arayan Nermin henüz çok genç ve donanımsız. Önce geleneksel ahlak değerlerinin bekçiliğini yapan annesiyle çatışmak zorunda. Sonra aydın sayılan çevrelerdeki gizli muhafazakârlıkla, arkadaş çevresindeki kıskançlık ve çekişmelerle...
Edebiyat çevrelerinin gittiği meyhanelere takılmak, içki içmek, cinselliği özgürce yaşamak gibi davranışlarla eşitlik sağlayacağını sanıyor Nermin. Kendisini geliştirmek için büyük bir iştahla okuyor, sola/solculara sempati duyuyor. Ancak onu aydınlığa çıkaracak yolda kılavuzluk edenler yine erkekler, hatta ondan duygusal/cinsel beklentileri olan erkekler. Sonuçta baskıdan kurtulmak için bulduğu çare arkadaşı Meral’ın abisi Bedri ile evlenmektir. Geleneklere karşı çıkmak adına geleneklere boyun eğmiştir.
İkinci bölüm hayatı gemilerde geçmiş hasta ve yatalak bir adamın bilinç akışıyla veriliyor. Bir sonraki bölümde adının Hasan olduğunu öğrendiğimiz adam Nermin’in babası. Bir yandan hayatın muhasebesini yapar Hasan efendi, bir yanda denizcilik anıları canlanır hayalinde. Abisi ile birlikte Mustafa Suphi’yi hatırlar. Biraz pişmandır biraz öfkeli. Romanda dilin sınırlarının zorlandığı bu bölümlerde Leylâ Erbil’in sergilediği bilin akışı hayranlık verici: “... giymiş börk, cemali serpuşu, kavuk, fes, kalpak ucuna var ibiği, neden sevmem Bolşevikliği Novorosisk’teyim ki, yıl gene tarih, ya on dokuz ya yirmi kutluyorlar Bolşevikliği 1 Mayıs, bizimkiler Ankara ’da kutluyor 1 Mayıs’ı Atatürk ’ün himayesinde, biz Sulh vapuruyla Novorosisk’teyim, kırmızı kızlar geliyor atıp bizi mavi troykaya, kanatlanarak; “Biz işçileriz, büyük emeğin gözbebekleri” diye bir şarkıyla, kucaklarımıza Harb-i Umumi’de Giresun’a kadar girdiler, içki, havyar, kazaska, balalayka, ben parçalanmışım, şarapneller havadan, kapik, gümüş, manat, suç nerde ama? Benim mi bu kız? Ne bekliyor burada? Karşıma oturuyor, gerçeği, suçu bekliyor... Bahricedit’le Mustafa Suphi’yi Sinop’a taşıyor, ağabeyim cıgara ikram etmiş ona, kırk-kırk beşlerinde Fransız pipo içermiş, kravat takan, gözlüklü, sıska, tuhaf bir herif, bıyıklarıyla oynuyor. Bu bıyıklardan ne kadar çoğaldı şimdi, ben o doğmadan bilirim osvobocdenya trudayı, çörnoye morneyi, kemali kalpak, kromki vodki’yi... Neden hain oluyorum ihanet ediyorum sınıfıma şimdi? Bu sözler de yeni, soysuz!.. Eskiden hain büyüklerdi, bize düşmezdi... Şimdi? Şimdi hain herkes, herkes jurnalcı, son günlerde iyice tutturuktu Ahmet Ağabeyim dönüp dönüp soruyor: “Suphi’yi kim öldürdü, Suphi’yi kim öldürdü?..” 

Yaralı ruhlar
Üçüncü ve dördüncü bölümlerde Nermin’in hikâyesi farklı zaman peryotlarında sürer. İstediği hayatı kurmuş gibidir Nermin. İşçi Partisi yöneticisi aydın bir kadındır. Yazardır. Halka ulaşmak için elinden geleni yapmış, evini değiştirip Taşlıtarla semtine bile taşınmıştır. Ne yazık ki mutlu değildir Nermin. Genç kızlığında ağzına sakız ettiği cinselliği aşamamıştır bir kere. Evliliği yürütememiş, kocası tarafından terk edildiğinde cinsel hayatını sona erdirmiştir. Kendisini kurtaramamış bir insanın başkalarını kurtarmak için mücadele etmesinin nafileliğinisergileyen hikâye Nermin’in bir otel odasında cinsel sanrılar geçirdiği bir kaç saatle noktalanır...
Leylâ Erbil’in mutsuz aydın/yazar kadın kahramanlarının bir örneğidir Nermin. Tıpkı ‘Karanlığın Günü’nde Nesli, İkbal ve Asiye, ‘Mektup Aşkları’nda Jale ve Sacide, ‘Cüce’de Zenîme gibi... Onların şahsında Leylâ Erbil ‘yazarın konumunu da tartışma içine çeken bir hesaplaşmayı’ sürdürürken, erkek egemen edebiyat dünyasında var olma mücadelesi veren bu roman kahramanları Leylâ Erbil’in kişisel mücadelesini yansıtırlar. Yaralıdır bu kadınlar. Böyle bir toplum içinde yetiştikleri, yaşadıkları, eyledikleri, daha çok da diledikleri gibi eyleyemedikleri, engellendikleri için yaralıdır ruhları. Bir söyleşisinde, “Ben insanların yaralı ve hasta olduklarına inanıyorum. Sanatımın kaynağı da bu her insanda gördüğüm zavallılıkla, delilikle ilgilidir,” demişti Erbil. Ama bu kadarla kalmaz; zavallılığı, yaralanmışlığı, hastalıklı ruh hallerinin doğal sonucu olarak kesif bir mutsuzluğu ortaya koyarken psikanalizin imkânlarından sonuna kadar yararlanmasına rağmen salt psikolojik anlatıyla sınırlamaz hikâyesini. Bireyin iç dünyasının toplumla girdiği ilişkilerle belirlenmişliğini açığa çıkarır. Leylâ Erbil’in hikâye ve romanlarında bireysel patolojilerin arkasında sınıfsal ilişkiler, toplumsal çatışmalar, genel ideolojinin bireylerdeki yansımaları sergilenir. İşte bu sergileme işlemi sırasında dil ve anlatım teknikleri girer devreye; “Bazen ruhun labirentlerinde dolaşırken ışığı iyice kısar. Görüntüyü bulanıklaştırmaya, flulaştırmaya çalışır. İnsanın etrafındaki, görünen her şeyi, dekoru, tasviri değersizleştirir. Anlattığı bireyi bazen çevresinden soyutlayarak, zihnine hapseder ve orada derin yüzleşmeleri aktarır. Bazen kahraman nefes alıp veren bir canlı değil, bir görüş bir yorum olarak dışlaşır. Bu bölümlerde, kapalı, iyice kapalı bir anlatımı tercih eder.”
Hangi tekniği kullanırsa kullansın her zaman sonuca ulaşmasını bilen ‘tuhaf bir yazar’dır Leylâ Erbil. 70. doğum günü kutlu olsun...

TUHAF BİR KADIN
Leylâ Erbil
İş Bankası Kütür Yayınları
2011, 188 sayfa, 14 TL.