Tutunmak isteyenler...

Tutunmak isteyenler...
Tutunmak isteyenler...
Emrah Polat'ın 'Köpek Adamlar' adlı romanı, farklı insanların içine kötülük tohumlarının nasıl ekildiği konusunu işliyor. Toplumun geçimini zor sağlayan, dışlanmış gençlerinin kolay para kazanma yolları ararken içine düştükleri uyuşturucu, şiddet ve zorbalık üçgeni, roman kahramanlarının hayatlarıyla anlatılıyor
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE / Arşivi

Kötülük, insanlığın hep büyük sorunu olmuştur. İlkçağlardan beri filozoflar ve din adamları insanlar mı kötü yoksa insanlığın içinde bulunduğu durumlar mı kötülük yarattır, tartışadurmuşlardır. Aydınlanma çağında güçlenen hümanist düşünceler, insanın doğuştan iyi bir varlık olduğu inancını taşır. Voltaire’in “insan kötü doğmaz, hasta olur gibi, kötü olur” sözleri, insanın içine düştüğü hallerin insan doğasını etkilediği şeklinde anlaşılır. Eğer insanın yaratılıştaki özü sadece iyilik barındırıyorsa, nasıl kötülüğün hizmetine böylesine kolayca girer? Bu soru insanlığın yüzyıllardır aklını kurcalar. Kötülüklerden arınmış, hiçbir güçlükle karşılaşmamış insanların sonunda olumlu düşünen ve davranan insanlara dönüşmeleri bu konudaki düşünceleri güçlendirmiştir.
Bu hafta okuduğum Emrah Polat’ın Köpek Adamlar adlı romanı, farklı insanların içine kötülük tohumlarının nasıl ekildiği konusunu işliyor. Toplumun geçimini zor sağlayan, dışlanmış gençlerinin kolay para kazanma yolları ararken içine düştükleri uyuşturucu, şiddet ve zorbalık üçgeni, roman kahramanlarının hayatlarıyla anlatılıyor.
Roman ilk başta Timur adında on sekiz yaşında bir genci tanıtarak başlıyor. Timur, dört yaşında babasını kaybetmiş, annesinin ısrarıyla üniversiteye başlamış fakat eğitimin faydasını görmediğinden okulu ikinci sınıfta bırakmış bir genç. Fırsatçı bir karakter olarak tanıyoruz Timur’u. Eline geçen fırsatları paraya çevirmeyi isteyen fakat bunun için de ağır şartlar altında çalışmaktan yılmayan biri. Bir yaz boyunca Antalya’da bir restoranda garsonluk yaptıktan sonra, üniversiteye dönmek yerine, Ankara’da, şehrin dışında yer alan bir lokantada çalışmaya başlar.

Bir hayattan diğerine
Burada çalışan diğer gençler ona benzemezler. Timur kentte büyümüş, yaşı için iri yarı, yakışıklı biridir; oysa restoranda çalışan diğer çocuklar, güneydoğudaki ailelerinden alınıp buraya getirilmiş ve çok düşük bir ücret karşılığında, insanlık dışı şartlarda çalışmaktadırlar. Gençlerin isyan etmelerini önlemek için olsa gerek, restoranın yöneticisi, on beş günde bir fahişe, on beş günde bir de köpek dövüşleriyle işçi çocukların dikkatini dağıtır. Hafta sonlarında bir etkinlik gibi düşünülür bunlar.
Roman, “Timur Özkan, her şeyin birkaç saat sonra başlayıp, birkaç ay sonra biteceğinden habersiz, minibüste uyukluyordu” tümcesiyle başlar. Timur’un hayatından birkaç ay anlatılır sadece. Timur merkezinde bir kurguyla başlayan roman, daha sonra diğer karakterlerin hayat hikâyelerini de aynı yoğunlukla anlatır. Timur’un öyküsü Haydar’ın öyküsüne geçer. Eski bir solcu olan kırklı yaşlardaki Haydar, bir bakıma Timur’a kendi geleceğini de gösterir. Hiçlikten çıkıp kendini var etmiş biridir. Bu iki karakteri ve romanın diğer kişilerini bir araya getiren şey şehrin dışında boş bir arazide yapılan köpek dövüşleridir. Köpek dövüşleri midesini kaldırsa da, Timur paranın kokusunu alır ve Haydar’a dövüşlerde bahis oynatarak para kazanabilecekleri fikrini verir.
Haydar ve Timur aslında içinde oldukları dünyanın yabancısı olacak kadar vicdanlı adamlardır. Karşılarında aşiret reisinin şiddet meraklısı oğlu ve bu işlerden para kazanmaya alışık diğer adamları görünce, aralarındaki fark çok belirgin olarak ortaya çıkar. Timur’u yönlendiren biraz para kazanmaktır oysa diğer tarafta ruh hastası adamlar köpek dövüşlerinden ayrı bir tat alırlar.
Romandaki kadınlar ise, genelde geri plandalar. Erkeksi bir dünyada, kumar ve dövüşlerin dünyasında kadınlar sadece fahişeler. Bu dünyanın erkeklerinin kadınlarla tek teması cinsel yolla olduğu için, fahişelerin tek kadın karakterler olmaları çok inandırıcı. Bir tek Timur bu dünyanın dışında bir kadın tanıyor. Üniversitede öğrenciyken birlikte olmaya başladığı kız arkadaşı, romanın diğer kadın kahramanlarından farklı olarak güzeldir de.

Köpekler ve züppe dövüşçüler
Son yıllarda moda olan ‘dövüş kulübü’ konulu film ve romanlar gibi Köpek Adamlar da şiddeti detaylı anlattığı bölümlerle anlatı kişiliğini kazanıyor. Kanlar içinde yatan, birbirlerine öldüresiye saldıran köpeklerin sonları gerçekten de çok acıklı ve mide bulandırıcı fakat bundan çok daha kötü olan, köpek sahiplerinin hayvanlarını dövüştürmeleri. Haydar ile züppe dövüşçüler arasındaki bir fark da bu konuda ortaya çıkıyor, Haydar köpeğinin aldığı öldürücü darbelerden sarsılırken, diğerleri bu köpekleri bir can olarak görmezler, sadece dövüşü kazanmaları bağlamında onlara değer verirler.
Emrah Polat’ın romanı, türünün özelliklerini taşıyan bir ilk roman; hızlı tempolu anlatısı, gerilim ve şiddet ile özellikle genç okurların seveceği temaları barındırıyor. Konuyu da iyi kotardığı söylenebilir, ilk romanlarda çok sık gördüğümüz aşırı sayıda roman karakteriyle doldurma hatasını yapmadığı için, roman derli toplu kalabilmiş, kurgu dağılmamış. Romanın ilk bölümlerinde hissedilen anlatı sorunu da, ilerleyen sayfalarda akıcılık kazanıyor.
Yazar, yer yer bazı gereksiz detaylarla anlamayı zorlaştırmış. Örneğin, Timur’un İstanbul doğumlu olduğunu söyledikten sonra, ailesinin 1969’dan 2005’e dek Ankara’da aynı adreste oturduğunu söyler. Bu durumda 1977 doğumlu Timur’un İstanbul’da doğmuş olmasının bir öyküsünü boşuna bekliyor okur, böylesi bir bilgi verilmiyor. Ayrıca Ankara’da bir restoranda çalıştığı dönem anlatılırken (s. 131) geri dönüş yapıp bir sene öncesinin Antalya’sına geçmesi de benzer bir karışıklığa neden oluyor. Birkaç yerde de sanırım düzelti notları kalmış, örneğin (s. 221) (Kime soruyor Ali Babaya mı?) sorusu kurguya dahil olabilecek bir şey değil.

KÖPEK ADAMLAR
Emrah Polat
Pupa Yayınları
2009
229 sayfa
13 TL.