Twitimle sana bir ses verebilseydim eğer

Twitimle sana bir ses verebilseydim eğer
Twitimle sana bir ses verebilseydim eğer
Sosyal medya hayatımızın her alanını sarıp sarmaladı. Şimdi moda twitter. Yazarlarımız, 140 karakterlik 'alan'da kimi zaman kendi kitaplarından örnekler veriyor, kimi zaman da gündemi yorumluyor...
Haber: CİHAT PAKER - cihatpaker@gmail.com / Arşivi

İnternetin hayatımıza getirdiği kolaylıklar saymakla bitmez. O sayede değil midir evden çalışan birçok insanın varlığı... İnternet sayesinde, zaman ve mekân sınırı olmadan, paylaşımın, tartışmanın esas olduğu iletişim şekline eskiden (ve hâlâ eski kafada olanlar) sanal âlem derken, artık kapsamın biraz daha genişlemesiyle bu iletişimin ve paylaşımın sağlandığı mecraya ‘sosyal medya’ deniyor. Sosyal ağlar, bloglar, mikro bloglar, anlık mesajlaşma programları, sohbet siteleri, forumlar gibi insanların bir biriyle içerik ve bilgi paylaşmasını sağlayan internet siteleri ve uygulamalar sayesinde gerçek hayattaki gündemin ve paylaşımın yanında bir nevi ikinci bir hayatımız daha var. Bu sosyal ağlardan biri olan twitter da artık kendi gündemini oluşturan unsurlardan ilk akla geleni. Kimi nerede ne yaptığını, kimi hangi mağazaya gittiğini, kimi ne okuduğunu, kimi ne izlediğini, dinlediğini dile getirirken, kimisi memleket gündemine dair fikirlerini beyan edip, kimileri de panpişlerine bütün mal varlığını beyan ediyor. Yani sosyal medya artık öyle hor gördüğümüz gibi bir sanal âlem olmaktan çıkıp, yeni bir boyut kazandı bile diyebiliriz. 

Ah şu sosyal medya
Şu sosyal medya mefhumu (Tanpınar’ın makalelerinde daha oturaklı duruyor ama sosyal medyanın yanındaki mefhum kavramı da sanki burada sakil durdu ama kimse kusura bakmasın, mühim mesele sosyal medya) hayatımızda artık iyice yer etmeye başladığından beri, tam zamanlı bir okur ve yarı zamanlı yazar olarak hemen tembellik yapmaya niyetlendiğimi itiraf etmeliyim. Sosyal medyada bulduğum bütün yazarların okumadığım bir kitabını okumak yerine veya yeni çıkan/çıkacak bir kitabını okumadan önce sosyal medyada nasıl var olduğuna (biyografisine de ekşi sözlük’ten bakacak kadar tembel değilim merak etmeyin) hemen ardından sosyal medyada kendisinin nasıl yer aldığına bakmaya başlayayım dedim. Bu vesileyle kendi web sitesi olan ve twitter hesabı olan yazarlara yöneldi bu miskin bünyem. Aslında tembelliğimin haklı olabilecek yönleri de var. İnsan merak ediyor, bakalım henüz tam olarak anlayamadığımız ve içinde birçok imkân barındıran bu twitter mefhumu (tamam, isteyenler mefhum yerine meret kullanabilir) bizim yazarlarımız tarafından nasıl kullanılıyor diye. Tembellik de gizli sebep olabilir. Bu arada birçok yabancı yazarı da, yabancı dilimiz öyle dillere destan olmasa da, öğretmenlerimizin bize söylediği, gündelik ihtiyaçlarımızı karşılaşacak kadar gündelik lisana hâkimiz, lakin tırnak içinde bol metaforlu bir aforizma aformuşsa sevgili yabancı yazarımız, orada sözlüklerin eteğine sığındığımızı söylemek gerek. Açıkça söylemem gerekirse birçok kültür sanat muhabiri veya editörünün yaptığı “bakarsın buradan bir cümle kurar bomba patlatır, haberi ilk ben çakarım,” diye heyecanla bekleyenlerden değilim. Zira o haberi patlatacak zamanlama kabiliyeti yok bizde. O yüzdendir ki Paulo Coelho veya Alain De Botton gibi ülkemiz okurları tarafından çok iyi bilinen yazarların twitlerine baktığımda hiç de o kadar keyif almadım. İnsan bir iki itirafta bulunur, birkaç skandal cümle patlatır, hatta ne bileyim bir başkasıyla kavga eder sataşır. Ama nerdee, beyefendiler tutmuşlar birer sosyal medya uzmanı, yazın demişler aylık maaşı yazmışlar hesaplarına olmuş. Olur mu efendim, bu kadar da kurumsal davranılır mı? Ne yalan söyleyeyim, bizim yazarlarımızın birçoğunun bu kadar kurumsal davranmaması hoşuma gidiyor. Şahsen Kurt Vonnegut Jr veya J.G. Ballard Twitter’a yetişseydi inanıyorum ki dünya twitter bambaşka olurdu ama. Alain de Botton’un kimi zaman İngiliz kültürüne yönelik şakalı twitleri veya Coelho’nun ermiş misali yazdığı aforizmalar Türk yazarlarına yöneltti kısa sürede. 

Kendi kitaplarından alıntı twitleyenler
Sabahtan beri etmeye çalıştığım tumturaklı cümlelere bakıp sakın ‘eyvah yeni bir sosyal medya uzmanı daha’ demeyin. Sadece meraklı bir okurun sosyal medya hezeyanıdır sözünü ettiklerim veya edeceklerim. Yani efendim kitapları on dile çevrilmiş yazarımız çok güzel kullanıyor, doğru kullanıyor, amacına uygun kullanıyor diyecek kadar uzmanlığa sahip değilim. Sözlerimiz kimse tarafından yanlış anlaşılmasın diye, yazıda isim kullanmayacağımı belirteyim, ne de olsa maksat muhabbet olsun. Konumuz üstünde bile durulmaya değmeyen sosyal medya ne de olsa.
İlk önce saygıyla anmak istediğim yazarlar, her sözünü ettiğimde veya aklıma geldiğinde gülmekten kendimi alamadığım ‘kendi kitaplarından alıntı twitleyen’ yazarlar ki, röportajlarda ‘efendim ben kitabımı yazıp yayımladıktan sonra bir daha geri dönmem, o artık okurundur’ diyerek ustalara saygı kuşağının gözümüzün önünden geçmesine vesile olan yazarların kendi kitaplarına twiter yüzünden her Allahın günü 140 karakter + n takipçi için değer mi, o bile şüphe götürürken, bir o kadar da çelişkilerle dolu geliyor. Komplo teorisyenliğini bir kenara bırakalım ama insan söylemeden edemiyor, sürekli ‘ey okur’ diye bize seslenen ‘ey yazar’, daha önce matbu halde yayınlanmış eserinde okuduğum cümleyi bana twitter’da tekrar neden okutuyorsun ki? Hayır, ‘bak ben demiştim kitabımda’ demiştir, diyorum. Gündemde kan gövdeyi götürüyor, yazarımız on yıl önce yayımladığı kitaptan erkek kahramanın sevgilisine söylediği veya katilin kurbanına söylediği ‘keseyim mi topunuzu derken iyiydi’ cümlesini yazınca insan şaşırıyor. Dikkat ettim, kendi kitaplarından alıntı yapan yazarlar diğer yazarlardan çok gazetecileri, kültür sanat editörlerini, kitap ilavesi editörlerini takip ediyorlar. Belki de sizlere bir hatırlatma yapıyorlar değerli editörler bilemiyorum. Ama o tırnak içinde ve hangi kitabın kaçıncı sayfasından alındığına dair künye bilgisi de girilen cümleler var ya, onları yazan yazarları hâlâ çok seviyorum...
Onlar kadar, belki de onlardan çok sevdiğim yazarlar ise elbette -aklınıza kimse gelmesin lütfen- uluslararası gelişmeleri eş zamanlı takip edip, dünya yazarlarıyla aynı anda sosyal medyada kimlikleriyle var olan entelektüel ve iyi yazarlar. Onlar ‘abi bu twitter olayını ben anlamadım ha’, ‘zamanla göreceğiz bakalım’ diye yazarak sosyal medyadaki en büyük mizahlarını yapan mizahçılarımızın seviyesine düşmeden, tıpkı Avrupalı, Amerikalı meslektaşları gibi aforizma aforan twitler atıyorlardı. Neyse ki ortalık ‘abi bu ne yaa’cümlelerinden geçilmez olunca sessiz sedasız twitter’in avamlığından uzaklaştılar. ‘Bir yazar günde en az bir sayfa yazmalı’ mottosunu kendine düstur benimseyip, twitter’da vakit öldürmeyip her gün bir sayfa kalem alıştırması yapsa, boyu kadar kitap yayımlamış olur insan. Bir nevi ‘twit atmaktan kitabımı yazmaya vakit bulamıyorum’ diye isyan eden yazar veya yazar adaylarına bu ustaları ve onların disiplinini tavsiye ediyorum buradan. 

Anons kutusu, ilan panosu
Twitter profilini anons kutusu, ilan panosuna çeviren yazarlar var ki gerçek bir basın emekçisi gibiler şahsen. Her şeyden haber veriyorlar ve haliyle her şeyden haberdar olmak zorundalar. Bu yazarların temel özelliği yıllardır aktif olarak kullandıkları bir web siteleri vardır zaten ve asıl söylemek istediklerini uzun uzun orada anlatıyorladır. Bunu 140 karaktere sığdırmanın en kolay yolu, link vermek olacaktır. Yani ayıp ediyorlar demek ayıp olur. Böyle yıllardır kendi web sayfası olan yazarların bazılarının durumu biraz daha farklı. Satış rakamları on binleri veya üzerini bulamayan bu yazarlar, inanın sosyal medyada bu kadar mesai harcamayıp şöyle eski ustalar gibi, bir inziva mekânı bulup kafalarını arındırıp bir şeyler yazsalar, herkes için daha hayırlı olacak gibi geliyor. Çünkü kitap satışlarıyla takipçi sayısını mukayese ettiğimiz zaman, takipçilerinin yarısının bile kitaplarını almadığı ortaya çıkacaktır ki, insan, madem okurunu takipçin yapamadın, bari takipçini kitabının okuru yapabilseydin demek geliyor insanın içinden...
‘Babamın Ettiği Boktan Laflar’ isimli kitabın hikâyesini biliyorsunuzdur. Amerikalı bir tekne kazıntısı fırlama, ihtiyar babasının ömür boyunca ona söylediği lafları twit ederek hem on binlerce takipçiye hem de elle tutulur bir kitaba ve haliyle bir şöhrete ulaşmıştı. Mübarek babasının ettiği birbirinden güzide laflar, bizdeki geleneksel meddahların, karagözün klasikleşmiş pratik zekâ cümleleriydi ki bende öyle baba olacak, memleketin en şık mizah kitabını yazıp, ölümsüz bir kahraman yaratırdım... Konuyu dağıtmayayım, çok geçmeden bizim de twitterda şöhret olup kitabı yayınlanan yazarlar çıktı. Hatta yayınevlerinin özel dizilerine dahil oldular. İyidir kötüdür, o başka yazarların ve yazıların konusu. Ama bu durum, ilk defa kitabını yayımlayacak kimi yazar adaylarında “önce twitter’da birkaç binlik takipçi edineyim, sonra kitabımı çıkarırım” fikri uyandırmış mıdır, bence uyandırmıştır. Yoksa kimi editörlere “iki blog tutuyorum, twitterda da on yedi bin takipçin, her tiwit’imi minimum 100 kişi retivit ediyor, kitabımı yayınlar mısınız,” diye mail atan kişilerin olduğunu bilmiyor musunuz hâlâ! İtiraf edeyim, bunu bir kere yapmak aklımdan geçmedi değil. Ama takipçi sayımın azlığı, benim meseleye ne kadar çalışmam gerektiği konusunda uyandırdı o kadar! 

Bir skandal patlasa...
Twitterda olmayan yazarlarımız var ki, onların tavrı farklılıklar taşıyor. Bir kısmı özeleştiriyi başa koyarak ‘aklım ermiyor’ deyip geçiştirirken bir kısmı da ‘aman ne işim olur’ diyor ki bir zamanların Biri Bizi Gözetliyor veya popstar yarışmalarını izlemediğini söyleyip, gizli gizi takip eden insanlara benziyorlar ki girdikten sonra attıkları twitler de bahaneleri kadar sıkıcı oluyor ne yazık ki. Tek dileğimiz kitaplarının bu kadar sıkıcı olmaması olur.
Açıkçası ülkemiz yazarları arasında twitter mefhumuna son derece hakim ve onu etkili kullananlar yok değil. Tabi baktığımız zaman hepsi kendi açısından etkili kullanıyor. Sonuç itibariyle Hilal Cebeci misali okurları isim takıp onlara dekolte poz gönderen kadın yazarlarımız veya Doğuş gibi çıplak vücuduyla edep yerlerini daktiloyla yahut klavyeyle kapatan erkek yazarlarımız olmadığı müddetçe ‘bombayı patlatacak’ bir yazarımız ne yazık ki yok. Aslında iyi ki de yok, ama bir an evvel bir skandal patlasa da yazısını yazsak diyen; Kemal Yılmaz veya Kültürazzi gibi köşeler de yok değil! Ama bunun için daha çok twit okumamız gerekecek gibi görünüyor.
Yazıya başlarken altını çizdiğimiz üzere sosyal medya mefhumu (gerçekten Tanpınar’ın sıkça kullandığı kelimeyi yanına yerleştirecek kadar) yazarlarımızı da içine almış bir durumda. Biz de naçiz okur olarak kendilerinin twitter’daki ‘yazar duruşları’nı gözden geçirmekten ibaretti.

Twitter icad oldu okur bozuldu
Milletçe tembel olduğumuzdan mıdır, yoksa teknolojiye olan yoğun ilgimizden midir bilemedim. Twitter ülkemizde iyice yaygınlaşıp, artık twitter üzerinden haberler yapılıp, gündem orada tartışıldığından beri iyi okur olduğunu bildiğim nice dostum artık sadece twit okuyor. Kimisiyle yüz yüze konuştuğumda twit okumaktan kitap okumaya vakit bulamadığını söyleyenler var ki, bir okur olarak büyük utanç içerisindeyim onlar adına. Dahası ev oturmasına gittiğim kimi dostlarım, sürekli açık twitter sayfasına bakmaktan, misafirini bile doğru düzgün ağırlayamazlarken twitter’daki akşam gündemine göre kanal değiştirip program izleyenler olduğu da bir gerçek. Hangi kanalda kim ne yapmış diye twitter’ı kullanmak da büyük yaratıcılık olsa gerek. Oysa twitter’da harcadıkları bir saati okumaya harcasa insanlar, her hafta birkaç kitabı bitirecek zamana sahip olacaklar, farkında bile değiller. Twitter icad oldu mertlik bozuldu diyemesek de, iyi okurların birçoğunun bozulduğunu söylemekte bir beis yoktur kanaatimce..

Gözümüze çarpanlar

Murathan Mungan: “Kendi kaleminden alıntılar” diyerek durumu açıkça beyan edenlerden. Tür sınırlaması olmayan yazar, farklı kitaplarından cümlelerle twitterda kendi gündemini oluşturanlardan. 

Yekta Kopan: Aktif ve bir sosyal medya uzmanının gözünde belki de en iyi kullanıcılardan. Takipçileriyle diyalog halinde, kültür sanat olaylarında kamuoyu yaratan twitlere sıkça yer verdiği kadar, profilinde birçok haberi/duyuruyu anons ediyor. 

Murat Gülsoy: Blogundaki yazıların linkini paylaştığı gibi, kimi aktivitelerini de duyuruyor. Çoğunlukla anons twitleri yazıyor. 

Enis Batur: İlk kullanıcılardan. “Enis Batur bile varmış,” dedirtip nice yazarı twittera girmekte motive eden Batur, bir süre sonra sessiz sedasız uzaklaşanlardan. 

Oruç Aruoba: Az twit öz twitle, felsefi haikularını twittera nakleden yazar, bir süre sessiz kalıp bir gün içinde ardı ardına birkaç twit atıp yine köşesine çekilenlerden. 

Ahmet Ümit: Twitterdan tefrika yapan isimlerden ilk akla geleni... 

Tuna Kiremitçi: Bir ara kendi kitaplarından alıntılar yapanlardan. Daha sonra kendi çizgisini buldu. Bir süre sonra ise onaylı profil kullanıcıları arasına girdi. Kendisi onay vermeden göremiyorsunuz ne yazdığını... 

Elif Şafak: Bir dönem kitaplarından alıntılarla karşımıza çıkmıştı, şimdi iki ayrı dilden twitleriyle aktif isimlerden. Zaman zaman kitaplarına gelen okur e-postalarının içeriklerini de bizimle paylaşıyor. 

Ayfer Tunç: Yazar kimliği kadar birey olarak twitterda yer alanlardan. Kimi yeni yayınları anons yerine tavsiye şeklinde duyuruyor. Gündemden uzak kalmayanlardan... 

Hakan Günday: Ne yazık ki kendisi değil! 

İskender Pala: İlk twitinde, resmi hesabı olduğunu beyan edenlerden. Sıklıkla imza günlerini yahut katıldığı programları duyuruyor. Divan edebiyatının güzide şairlerinden ‘aşki’ alıntılar yazıyor. Sık sık facebook’ta yeni paylaştığı fotoğrafların linkini veriyor. 

Hilmi Yavuz: O mu değil mi sorunsalı bir yana, şayet o ise, sessizce var olup birkaç twit sonrası çekilen yazarlardan. 

Murat Menteş: Afili Filintalar’ın medar-ı iftiharlarından Menteş usta yazarlardan cümleler ve kendi mizahi aforizmalarıyla yer alıyordu. Geçmiş zaman kullanmamızın sebebi, aralık ayı ortalarından sonra kendisi twitter’a mesafeli gibi görünüyor. 

küçük İskender: Bilinçli kullanıcılığın hakkını verenlerden. Halet-i ruhiyesine dair bilgi de var, şiir de, anons da, link de...