Üç kadın şair

Üç kadın şair
Üç kadın şair
Asuman Susam'ın ironisi tamamen kişiselleşme yolunda... Tezer Cem, kendinin olan bir şiir kanalı oluşturdu... Derya Önder, kadını bir figür, olarak değil, tüm hakikiliğiyle de dizelerine yedirebiliyor
Haber: ORHAN KAHYAOĞLU / Arşivi

Türkçe yazılan şiirin, son haftalarda dikkat çeken yanlarından biri, çok sayıda kadın şairin yeni veya ilk kitabıyla karşılaşmamız. Şairlere, ilk elde böyle cinsiyetçi bir sıfat yüklemenin doğru olmadığı düşünülebilir. Ama, durum hiç böyle değildir. Kuşaklar boyu, diğer sanat dallarında olduğu gibi, şiirinde erkek egemen bir sanat olduğuna inananlar çoğunluktadır. Şiirin, kadına yüklenen toplumsal rolle kesişmediğini savunurlar. Tabii ki, birkaç iyi kadın şairin olduğunu, olabileceğini söylerler. Ama, bilinçaltlarında buna da pek inanmadıkları açıktır. Bizce özellikle modern zamanlarla birlikte, kendisi olan, kendine has bir poetika oluşturma çabası yaşamış ve bunu başarmış çok kadın şair vardır. Dünyada ki bu açılım Türkiye’de kendini daha çok 1980’li yıllarla birlikte göstermeye başlamıştır. Erkek egemen bir ideolojinin şiirde devamlı hakimiyet kurma çabasına, özellikle çeyrek yüzyıldır kadın şairler kafa tutar hale gelmişlerdir. Bu egemenlik, yüzyıllardır, ideolojiktir. Ama, yeni iletişim çağıyla birlikte, bu hakim saplantının hızla kırılmaya başladığını görüyoruz. Gerçi, birçok kadın şairin erkeksi bir dil ve söyleme yakın durduğunu söyleyenler olabilir. Bunda doğruluk payı da vardır. Ama sözünü ettiğimiz gibi 1980’li yıllarla birlikte Türkiye’de özellikle feminist hareketin yükselmesiyle bu dil büyük ölçüde kırılmış, yerini toplumdaki konumu, acısı, ümitleri ve siyasi duruşlarıyla kadının kendi dili almıştır... Asuman Susam’ın Susunca Sen, Tezer Cem’in Dil’e Kolay ve Derya Önder’in Akasya Telaşı, üstünde duracağımız üç yeni kitap.

Çarpıcı ve şaşırtıcı bir şair
Susunca Sen, Asuman Susam’ın üçüncü kitabı. Şairin, baştan beri dikkat çeken yanı, benzerine fazla rastlanmayan, tekil bir imge dünyası kurma çabasıydı. Bu yeni yapıtla şair, kendinin olan bir dilsel evren kurmanın eşiğine gelmiş. Zaman, aşk, ölüm ve ‘doğa’nın modern şiirin kaynak sembolleri arasında olduğunu herkes bilir. Önemli olan, bu sembolleri, şairin kendi şiirinin harcı kılabilmesi ve buradan hareketle yeni bir imge dünyası oluşturabilmesidir. Susam, yeni kitabında kozmik dünyayla, reel hayatı arasında gidip gelen bir imgelemin izini sürmektedir. Hem de gizli kalmaya çalışan bir ironiyle. Kitapta öne çıkan, ‘yolculuk’ simgesiyle iç dünya ile uzam arasındaki boşlukları yepyeni imgelerle doldurma çabasıdır. Bu şiirin yolculuğunda zaman’la zaman-dışı’nın yer yer iç içeliğine rastlanır. Aşk, bu yolculuğun vazgeçilmez sarmalıdır. Bu serüven, şiiri bir gizemciliğe doğru da taşır. Bu özellikler, 1980’li yıllar sonrası ortaya çıkan birçok kadın şairin karakteristik kaynağıdır. Bu çizgideki şairlerin çoğu gibi, Susam’da, Anglosakson şiirinden, bir nebze de Sylvia Plath’ın öncülüğünü yaptığı ‘itirafçı şiir’den etkilenmiş görülmektedir.
Kitabın ‘tekinsiz gölgeler’ adlı ikinci bölümünde, bu gizemcilik daha da derinleşir. Doğa, en sık kullanılan simgelerden biridir. Şair, şiiriyle bir arınmışlığa doğru yol almaktadır. Temizlik, bozkıra özlem, ayna ve çiçekler şairin şiir evrenini en iyi karşılayan işaret sözcüklerdir. Tüm bu gizemci atmosferin yanında ölçülü bir lirizmin, Akdeniz kokularının izini bulmak mümkündür. Görüldüğü gibi, garip bir şiirsel helezon yakalamaktadır bu şiirde. Son bölüm ‘arzunun buzul çağı’nda belirginleşense aşk simgesidir. Aşk; yok oluş ve hiçlik duygusunun kopmaz parçası durumundadır. Kadın’ın bir kimlik olarak kutsanışı, ona sahip çıkma uğraşı özellikle bu son bölümde ön plana çıkar. Kuşku, kaygı ve edebi göndermeler yoluyla kurulmaya çalışılan bir şiirselliktir dikkati çeken. Bazen, insanın aklından Nilgün Marmara’nın şiiri geçer. Ama, şiirler dikkatle okunduğunda, Susam’ın ipince bir dil ayrımıyla bu şairin şiirinden koptuğu da görülebilmektedir. Susam’ı ve özellikle bu yeni kitabını okurken, onun hedefinin tamamen kendinin olan bir şiir olduğu hissedilmekte. İronisi ve imgelemi tamamen kişiselleşme yolunda. Kadın kimliğiyse tüm ayırıcılıyla şiirlerine yedirilmiş.
Tezer Cem’in Yoksa Sen mi Diledin adlı ilk kitabından bu yana, tamamen kendinin olan bir dilin peşinde koştuğu anlaşılıyordu. Bu tespiti yapmamızın nedeni, Cem’in 1990’ların hemen başında yayımladığı duygu yoğun, biraz da hırçın şiirsel söylemden dilsel arınmaya doğru kat ettiği yoldu. Dil’e Kolay, şairin bu yeni dilini derinleştirme çabası içinde olduğunu gösteriyor. Cem’in şiirini çekici kılan, risklerden korkmaması. Gerektiğinde, şiirinde; ‘ses’i ve ahengi özgürce bozup, yine aynı şiirde özel bir yapıya dönüştürme uğraşında. O da Susam gibi, gizemcilikle lirizm arasında gidip geliyor. Ama, onda, gündelik hayatın, ilişki ve çatışkıların daha açık izdüşümleriyle karşılaşılıyor. Bu şiiri öncelikle ironiden çok, bir humor duygusu kuşatmış. Aşk, varlık ve hiçlik üçlemesi içinde dolaşan, sözcüğün büyüsüne, çok anlamlılığına sahip çıkan bir şair Tezer Cem. Kurmaya çalıştığı dil, beraberinde değişik bir öykülemeci tadı getiriyor. Günümüzün teknolojisinden bile, humor duygusunu kullanarak yararlanabiliyor. Bazense, şiirlerde bir masalımsı tat beliriyor.
Ancak bu, daha çok günümüzün, modern zamanın masalları gibi. Yani avangart masallar. Bu şiirin bir başka enteresan yanı, kendine bir ses ararken, sözcükler arasında kurulan sessel, tınısal bağlar. Humor yüklü duyguların yeşermesinde bu bağın payı inanılmaz belirgin. Yani, kendi sesi ve ritmini oluşturan bir Cem var ortada. Ama, bu oluşturulmadığı noktadaysa, mükemmeliyetten hızla uzaklaşan örneklere de rastlanıyor. Buna rağmen, Cem’in, şiir ortamımızın dışında bir ‘dil’i kovaladığı açık. Humor’una bir ahlaki boyut da katma çabasında. Hem de politik bir duyarlıkla iç içe. Örneğin ‘ihraç fazlası’ adlı şiir geliyor akla! İçlilik, duygusallığın önünde. Kitaba adını veren şiirde bir poetik arayışı kovalıyor. Hem de bazı bölümler- dizeler’de bir yapısal gevşemeye rastlandığı halde. ‘namahrem’ gibi bir şiirde ise mükemmeliyete ulaşabiliyor. Tezer Cem, son yılların en ilgiye değer şairlerinden. Kendinin olan bir şiir kanalı oluşturdu. Ama bu kanalın dilsel inşası henüz tamamlanmamış gibi.

Aşkın kargaşası
Derya Önder’in Akasya Telaşı, okura çok zengin çağrışımlar taşıyor. Bunda, şairin modern bir öykülemeci dile olan eğilimi dikkate değer. Şair, bu öykülemeyi, imge yoğunluğuyla besliyor. Lirizm, bu şiirin ana kaynağı. Gündelik hayat ve insan ilişkilerindeki kırılmalarla, çukurlarla dolu bir dünyayı dillendirilme çabası öne çıkıyor. Okuru, ilk okumada, duygu yüküyle kuşatan; bazen sert, bazen kırılganlıklar dolu bir kadın dünyasının hakiki anları, gözlemleri, sezgiciliği ve tutkularıyla karşılaşılıyor. Ama, ardı ardına gelen okumalarda şiirlerin bir kısmının aynı sıkılıkta olmadığı yakalanıyor. Klişeleşmiş kalıp ve sözcüklerle karşılaşılabiliyor. Duygusal yoğunluk, bazı şiirlerin yapısını zayıflatabiliyor. Örneğin söz konusu ikilemi, yani ilk aşamada okuru heyecanlandıran, ama ardından mutlak ayıklanması gereken bir şiir hissiyatını yansıtan ‘olmayan’ türü şiirleri örnekleyebiliriz. ‘nisâ’ şiiri de bu tür örneklerden. Kitabın başındaki ‘saint antuan’ ve ‘ekim çocukları’ gibi şiirlerdeyse, Önder’in dil ve üslupta bir mükemmeliyet yakaladığı aşikâr.
Kitapta, aşkın kargaşası her şeyin önünde. Öykülemeciliğinde olağanüstü ‘tasvir’lere bile rastlanabiliyor. Bazı Şiirlerde, İkinci Yeni şiirine, dilsel veya yapısal’dan çok duygusal bir bağlılığı olduğu anlaşılıyor. Kadın’ın duygu yükünü, ruh hallerindeki zenginlik ve çatışkıyı ve asıl itibarıyla aşkın kadınca kutsanışını çok iyi yansıtan ‘yoksayım’ türü enteresan şiirler de var. İkinci Yeni şiirini ve şairlerini sevenler ‘büyük günaydın’ türü şiirleri heyecanla okuyor. Önder, imge dünyası oldukça zengin bir şair. Akasya Telaşı’nda bu özellik ön planda. Kitaba adını veren şiir, şairin lirizmini çok iyi yansıtıyor. Önder, aslında şiir kumaşı çok iyi olan bir şair. Ama, yer yer heyecanına teslim olup, şiirde ayıklamaya, sözcüğün büyüsü ve çok anlamlılığına fazla özen göstermiyor. Şair, kendinin olan bir şiirin peşine düşmüş, ama onu sıkı bir şekilde tutup, kavrayamamış henüz. Yalnız, kadını bir figür, bir imge olarak değil, tüm hakikiliğiyle de dizelerine yedirebiliyor.

SUSUNCA SEN
Asuman Susam, Şiirden Yayınları, 2008, 58 sayfa, 8 YTL.

DİL’E KOLAY
Tezer Cem, Yasakmeyve Yayınları, 2008, 62 sayfa, 5 YTL.

AKASYA TELAŞI
Derya Önder, Şiirden Yayınları, 2008, 76 sayfa, 7 YTL.