Ucube ucube ucubecik

Pierre Ancent'a göre ucube, 'gözlerimizle görmemize rağmen dile getiremediğimiz için ancak göstererek parmağımızla işaret ettiğimiz şeydir.'
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

‘Ucube sorunu, insanı değil de yalnızca öteki canlıları ilgilendirseydi bu denli hassas bir konu olmazdı’ der ve devam eder P.Ancet; ‘Ucubeler kendi başlarına yoktur, bizim için vardırlar, kolektif temsillerimizde bulunmaktadırlar’. Gittim, Kubbealtı Misalli Lügat’e baktım, beni çok şaşırtan bir açıklama ile karşılaştım. Ucubinin Arapça şaşırmaktan geldiğini söylemez mi? Doğrusu batı dilleri hangi nüansla karşılıyorlar ‘ucube’yi tam bilmiyorum. Kitabın özgün adı ‘Phenomenologie des corps monstrueux’ belki bir fikir verebilir. Monster olarak karşılıyor İngilizce sözlükler ucubeyi. Fransızcası da belli ki aynı kökten. Kim bilir dipte ne şaşırtıcı nüanslar vardır. Zaten, normalin dışına çıkan ne, ucube değildir? İster bir konuşma olsun yaptığımız, ister beklenmedik bir biçime bürünsün madde, isterse bir fikir ileri sürsün birileri. Görülüyor ki başlangıçta fiziki bir şekilden yola çıksa da orada kalmıyor ucube, ucubelik, ucubecikler. 

Korkmak mı ucubeyi üretir?
Kökeninde rahatsızlık verici bir imge ve etki gücü barınıyor olmalı ucubenin. Korkmak mı ucubeyi üretir, yoksa ucube mi korkuyu doğurur düşünmek bir yana, her halde insan beyninin, kol tüylerinin, çene kemiklerinin bir yanıyla mutlaka ilgili şu ucube. Estetik tartışmaları, sosyal benzetmeler, politik kavgalar da cabası. Bunun farkında olmalı ki Ancent; ‘Ucubeliğin neden olduğu rahatsızlığı göz ardı ederek ucubelik üzerine düşünmek beyhude bir çaba olur’ değerlendirmesinde bulunuyor. Gerekçesiz değildir neticede insanoğlunun türettiği bir kelime. Bir kökten mutlaka filizlenir ya da bir köke dolanır. Fakat, Ancent’in şaşırtıcı cümlelerine kapılacak olursak, bize ucubeyi göstermekten çok duyurmaya meyilli olduğunu söyleyebilir miyiz? Şöyle diyor yazar; ‘Ucube tanımı gereği var değildir, yarattığı etkiyle var olur’. Alın size, bir demir leblebi, alın size yüksek fizik sorusu.
Durup dururken ışığın gölgesiyle halden hale giren tepeciklere biz değil miyiz kahramanlık ve kutsallık yükleyen. Ağrı dağına dost, öteki ağrıya düşman kesilen! Karaltıya eli bıçaklı katil vehmiyle ateş etmeye ne diyeceğiz? Ya taş, ya insan zihninin devreye girdiği, kendisini sanat olarak ortaya diktiği şeylere ne demeli? ‘Ucube… Ucube...’ değil mi? Peki, yazarın yorumu ne burada, ‘tanımı gereği var olmayan şey, yarattığı etkiyle’ nasıl birden var oluveriyor? Madem ki bir kitaptan söz ediyoruz, öyleyse yazarına bağlı kalmalıyız ve Ancent’in ‘öteki’ meselesi üzerine düşünmeliyiz. ‘Ucube başka bir kişi mi?’ ‘Normalliği zora sokan’ her şey mi? Peki, ucubedeki gizli büyüleyicilik ne olacak! Nereye saklayacağız onu, hangi balyozla tuz buz edeceğiz? 

Kahramanlar işaret etmez
‘Gözlerimizle görmemize rağmen dile getiremediğimiz için ancak göstererek, parmağımızla işaret ettiğimiz şeydir ucube’ cümlesiyle dönüp tanımlar P. Ancent ucubeyi. Sanırım bu tanım, yine normal olanların getirdiği bir tanımdır ve kahramanlarınkinden uzaktır. Kahramanlar sadece işaret etmezler, dile de getirirler, ucube derler, bakın, işte ucube. Şimşek gibi atılırlar, arslan gibi kükrerler. Ve geride kalanlara dillerindeki tuz eridikten sonra sonsuz ve tereddütsüz iman düşer.Fakat dedim ya, Ancent şaşırtmayı seviyor; ‘Bu ‘ucubedir’ demek, ucubeyi saptamak ya da kategoriye sokmak demek değildir, zira bu hüküm bir rahatsızlığın işaretidir’. Burada, tam da burada, icadı karşısında ucubenin, ucubedir demekle ucube değildir demek arasında bir sınır kalır mı bir düşünelim derim.
Belirtelim ki, P. Ancent insan bedeni ve onun ucube hallerine yoğunlaşıyor. Eşyanın, hayalin, masalın, mitolojinin, estetiğin ucubelerine yönelmiyor. Belki de asıl insandan yol alarak, insana varmaya çalışıyor. ‘Ucubeye Bakışın Kısa Tarihi’ bu bağlamda özenli okumayı gerektiriyor. Ucubeyi yokluktan değil, fiziksel varlığın bıraktığı ‘etki’de aradığı çok açık. ‘Ucube şekilsiz değildir; şekilsiz bir bedeni vardır.’ Cümlesi, şeklin psikolojisi kadar düşüncesine de çağırıyor okuru. İnsanın insanı ucube olarak görmekten vazgeçip onu anlama serüveni hiç de kolay ve anlaşılabilir değil. ‘On sekizinci yüzyıl, insanın evrenselliği bilincinin başladığı dönemi işaret etse de, eylemlerin ve bakışların gündelik pratiğinde ötekinin reddinin son bulduğu yüzyıl değildir’. Ya 21. yüzyıl? Atom bombasından bu yana, Bağdat, Afganistan , Gazze dünyaya estetik ucubeler armağan edenlerin başka ucubeleri olarak fotoğraflara, sinema filmlerine dökülürken, ‘bedenin artık incelenmesi gereken bir organizma değil sonuç olduğu’ fikri, insan, zihni de olan bir bedendir hükmüyle tamamlanmıyor mu?