Üçüncü dünya romanının sorunu

Üçüncü dünya romanının sorunu
Üçüncü dünya romanının sorunu

Yasmina Khadra

Yasmina Khadra Cezayir Bağımsızlık Savaşı'nın haklılılığını çok iyi anlatmış, ama bu geçmişte kalmış ve meşruiyetini zaten kazanmış bir süreç. Sorun günümüzdeki isyanların yorumlanmasında...
Haber: A.ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

‘Günün Geceye Borcu’ başlamadan biten büyük bir aşkın, dostlukların, düşmanlıkların, yitirilişlerin, acıların, pişmanlıkların ve bunlara yol açan savaşın; kısaca özetlemek gerekirse Cezayir’in romanı.
Romanı okurken Jameson’un şu tartışmalı tespiti hiç düşmeyecek aklınızdan; üçüncü dünyalı yazarların romanlarında “bireysel kahramanın kaderi, daima, üçüncü dünya kültür ve toplumunda mücadele veren kamunun alegorik temsili”dir. Yasmina Khadra’nın yeni romanındaki Fransız kadın ile Cezayirli adam arasındaki tutkulu ve dramatik aşk hikâyesi de son tahlilde, Cezayirliler için Kuzey-Güney, bizim için Doğu-Batı, aslında sömürgecilerle sömürenler, gelişmişlerle az gelişmişler arasındaki çatışmanın metaforu olarak okunabilir.
Yasmina Khadra, Cezayirli yazar Mohammed Moulessehoul’un takma ismi. 1955 doğumlu Moulessehoul, Cezayir ordusunda subaylık yaparken kaleme aldığı romanlarında, askeri sansüre takılmamak için karısının ismini kullanmış. Bu isimle yayımlanan romanları Cezayir’de ses getirmesine rağmen 2001’de ülkesini terk ederek Fransa’ya yerleşen Moulessehoul, kimliğini açıklamakla birlikte takma ismini kullanmayı sürdürüyor.
‘Saldırı’, ‘Kabil’in Kırlangıçları’, ‘Bağdat’ın Sirenleri’ gibi tanınmış ve ödüle değer bulunmuş romanlarında Filistin, Afganistan, Irak gibi ülkelerde Müslüman dünyası ile Batı arasındaki çatışmaları konu edinen Moulessehoul, ilk kez 2007 yılında ‘Bağdat’ın Sirenleri’ ile Türkçeleştirilmişti. 

Cezayir’in dramı
Küçük bir çocuğun –Yunus’un- bakış açısıyla kesif bir yoksulluk ve umutsuzluk tasvirleriyle -1920’li yıllarda- başlıyor hikâye. Verimsiz topraklarını ekip biçerek aileyi geçindirmeye çalışan babaları o yılki mahsulü bir sabotaj sonucu kaybedince çaresiz kalarak topraklarını üç kuruş paraya satıp şehre göç etmeye karar veriyor. Ancak Oran’a geldiklerinde işler hiç de umdukları gibi çıkmayacaktır. Şehrin varoşlarında, yıkık dökük evlerden müteşekkil bir mahalleye yerleşirler. Sefalet dipsiz bir kuyu gibidir bu mahallede. Baba bütün çırpınmalarına rağmen ailesini geçindirmeyi başaramayınca Yunus’u –Fransız bir kadınla evlendiği için reddettiği- eczacı abisinin evine yollar. Amcası ve onun Fransız karısı tarafından sevgiyle karşılanan, Fransız çocukların gittiği iyi bir okula gönderilen Yunus kötü kaderinden kurtulmuştur. Ne var ki annesi, babası ve kız kardeşinden ayrılmış olmanın acısını unutmayacaktır.
Çok okuyan, Cezayir halkının özgürlük mücadelesine ve Cezayir’de kurulacak adaletli bir düzene inanan, bu amaçla evinde toplantılar düzenleyen entelektüel bir adamdır amca. Ama eylem adamı hiç değildir. Faaliyetleri nedeniyle göz altına alınıp işkence görmeyi, salıverildiğinde arkadaşları tarafından kuşkulu hale gelmesini kaldıramaz. Eczaneyi satıp kentin yakınlarındaki bir kasabaya taşınırlar. Bağları ve şarapları ile meşhur Rio Salado’ya, “muhteşem sömürge köy”üne. Bu seferki göç, kasabasının pastoral kır manzarasının da yardımıyla küçük çocuğun neşesi yerine gelecektir. Yunus yerine Jonas ismini kullansa da Cezayirli Müslüman kimliğini unutmayan ama Fransız tarafında yaşayan Yunus, ilk zamanlar biraz zorluk çekmekle birlikte Rio Salado’da sağlam dostlar edinir. Ve yıllar hızla akmaya başlayar. Çocukluk çağı biter, ilk aşklar, ilk cinsellikler yaşanırken Avrupa ’da patlayan savaş Cezayir’e kadar taşınır. Avrupa’da savaşın sona ermesini kutlarken yeni bir felaketle karşılaşacaktı Cezayir halkı; “Ve 8 Mayıs 1945 günü gelip çatmıştı. Tüm gezegende insanlar bir kâbusun sona ermesini kutlarken, Cezayir’de salgın hastalık kadar acımasız, kıyamet günü kadar kıyıcı yeni bir kâbus başlamıştı. Halk şenlikleri trajediye dönüşüyordu. Rio Salado’nun hemen yakınında bulunan Ayn Temuşent’te düzenlenen Cezayir için bağımsızlık yürüyüşü, güvenlik güçleri tarafından bastırılmıştı. Mostagenem’deki çatışmalar çevredeki yerleşim birimlerine de sıçramıştı. Ama Aurès ve Kuzey Constantinois bölgelerinde vahşet doruk noktasına ulaşmış, binlerce Müslüman, milis güçlerine dönüştürülmüş askeri birliklerin desteklediği güvenlik güçleri tarafından katledilmişti.”
Cezayirlilerle Fransızlar arasında giderilmesi imkânsız bir kinin aktığı bu karanlık zamanlarda başlar Emilie ve Yunus arasındaki aşk. Kızın annesi ile yaşadığı bir gecelik macera ve ona verdiği söz nedeniyle, bütün yalvarmalarına rağmen Emilie’den uzak duran Yunus “yüzünü” kaybetmiştir. Kaybolan aidiyet duygusudur. Bağımsızlık savaşı başladığında ne Cezayirli ne Fransız hisseder kendisini. Olayları pasif bir gözlemci gibi izleyen Yunus, arkadaşlarının ve komşularının teker teker Cezayir’i terk edişlerinin acısını duyacak, kaybettiği aşkını unutmayacaktır... 

İki kültür arasında
Küçük bir çocuğun ürkek ve şaşkın zihninden aktarılan parçalarla başlayan roman 80yaşındaki bir adamın yorgun ve hüzünlü anlatımıyla noktalanırken hem hikâyedeki eksik kalan yerleri dolduruyor hem de umut dolu bir mesaj gönderiyor Khadra.
Bir çocuğun çağını gözleyerek büyümesini anlatan ‘Günün Geceye Borcu’ –eskilerden kalma deyişle- “acıklı” bir roman. En sondaki umut mesajının bile kurtaramadığı dehşet ve düşmanlık sahneleri, delikanlılık çağlarındaki neşenin üzerini hüzün perdesiyle örtmüş. Hızla akan yıllar arasından çekip alınan sahneler çocukluk coşkusu, neşesi eksik bir ‘Amorcord’ tadında. Coşkusu, neşesi eksik ama acı duygusu hiç eksik değil. Üstelik bu duyguyu da hiç abartmadan çok iyi ifade etmiş yazar. Karakteristik anları ve ayrıntıları yakalamış, Yunus ve Jonas kimlikleri arasında sıkışmış genç bir adamın melankolik ruh haline uygun tasvirlerle aktarmış.
Emilie ve Jonas arasındaki aşkın imkânsızlığı kadar roman kahramanının isminin seçimi de kuşkusuz metaforik. Doğrusu yerini bulan metaforlar. Ancak günümüz edebiyatında üçüncü dünya ükelerinin Batı okuyucularına sunumu için sanki olmazsa olmaza dönüşen metaforlar bunlar. Cezayirli, Pakistanlı, Afgan, Türk, Trinidatlı, Jamaikalı ya da kendisine Batı’da bir yer sağlamak için uğraş veren herhangi bir üçüncü dünya ülkesi yazarının ülkesindeki kültürler çatışmasından, iki kültür arasında sıkışmışlıktan, çokkültürlülükten bahis açıp radikal akımlardan şikâyetlenmekten ve dostluk mesajları vermekten başka bir seçeneği yok gibi görünüyor. Batı “ötekilerden” kendisine uygun konular ve temalar bekliyor. Nitekim Yasmina Khadra, 2004 yılında, Newsweek tarafından “ bugün Cezayir’deki şiddete bir anlam verecek yeteneğe sahip ender yazarlardan biri” olarak gösterilmiş. Aslındaki buradaki cümlede Cezayir’deki şiddeti anlamlandıran Newsweek dergisinin kendisi. Khadra’nın yaptığı onların verdiği anlamı doğrulamak.
Edward Said ‘Kültür ve Emperyalizm’ adlı incelemesinde üçüncü dünya vatandaşı olan bizlere, doğulu kimliklerimizden neden utandığımızı, batılı kimliklerimizin nasıl oluştuğunu anlamak bakımından heyecan verici kanıtlar sunmuştu. Gerçekten de her kültür, daha derinlemesine egemen olmak ya da bir biçimde denetim altında tutmak istediği yabancı kültürlere ilişkin tasavvurlar oluşturmak eğilimindedir. Batı kendi sorunlarını evrensel sorunlar olarak sunarken, kültürlerinin zenginliği ve emperyal dönemle birlikte evrenselleşmesi, bu tutumlarını haklıymış gibi gösterebiliyor ve birçok Doğulu aydın ve yazarı, kendi ülkelerinde Batı’nın sorunlarıyla benzer sorunlar aramaya itiyor. Kültürel kimliklerin oluşmasında bu tasavvurların büyük rolü var (mesela, geçmişte Yunanlı olmanın her zaman Barbarların varlığını, bugün Batılı olmanın ise Afrikalıların ve Doğuluların varlığını, gerektirmesi gibi). Batı’nın üçüncü dünya ülkelerine ve İslami yönetimlere ilişkin fundemantalizm ve terörizm anlatıları, bugünkü emperyal kültürün savunma refleksi olarak iş görürken, “biz”i haklı bir öfke ve savunma duygusuyla doldurup “öteki”ni uygarlığı ve yaşam tarzımızı yıkıcı düşmanlar olarak görüyor. Hakkını yemeyelim; Yasmina Khadra Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın haklılılığını çok iyi anlatmış, ama bu geçmişte kalmış ve meşruiyetini zaten kazanmış bir süreç. Sorun günümüzdeki isyanların yorumlanmasında...

GÜNÜN GECEYE BORCU
Yasmina Khadra
Çeviren: Armağan Sarı
Kırmızı Kedi Yayınevi
2011, 348 sayfa
22.5 TL.