Umuda öylesine ihtiyacımız var ki

Umuda öylesine ihtiyacımız var ki
Umuda öylesine ihtiyacımız var ki
TÜYAP Genel Koordinatörü Deniz Kavukçuoğlu Radikal Kitap için yazdı

Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın o yılki onur yazarını ve temasını sevgili dostumuz Doğan Hızlan’ın başkanlığında toplanan Danışma Kurulu belirliyor. 12 Kasım günü kapılarını açacak olan fuarın bu yılki Onur Yazarı Ferit Edgü, teması ise “Umut: Düş mü? Gerçek mi?”

Yedi ay önce yapılan Danışma Kurulu toplantısında fuarın onur yazarı da, teması da dokuz kişilik kurulda oybirliğiyle belirlendi.

Kamuoyuna duyurduğumuzdan bu yana birçok kişinin “Neden bu tema?” sorusuyla karşılaştım. Bu soruların beni şaşırttığını itiraf etmeliyim, çünkü o kadar çok nedeni var ki.

Ülkemiz son otuz yıldır kanıyor, toplumumuz büyük acılar çekiyor. Otuz yıldır bir savaşın içindeyiz, kırk bin insanımızı yitirdik, on binlerce eve ateş düştü.

Ekonomimiz büyümesine büyüyor da gelir dağılımı gittikçe çarpıklaşıyor. Varsıl daha varsıllaşırken, yoksul daha yoksullaşıyor. Türk- İş geçen ay dört kişilik bir ailenin açlık sınırını 902,41 TL, yoksulluk sınırını da 2.939,45 TL olarak açıkladı. Ülkemizde milyonlarca insan bu sınırın altında yaşam savaşımı veriyor.

Gelecek kaygısı
Hükümetin “komşularımızla sıfır sorun” siyaseti iflas etti; Yunanistan ile Kıbrıs açıklarında sürtüşüyoruz, Suriye ile kardeşken düşman olduk, İsrail ile ilişkilerimiz dibe vurdu. Kuzey Irak’a, İran’a kuşkuyla bakıyoruz, Ermenistan’la aramız ezelden beri bozuk.

Durum böyle olunca insanlar haklı olarak gelecek kaygısına düşüyorlar; bir şeylerin olmasını, bir şeylerin değişmesini bekliyorlar. İyi yarınlara ilişkin umutlar beslemek istiyorlar. Barış umudu, refah umudu, dostluk umudu gibi.

Fakat umut hiçbir şey yapmadan, risk altına girmeden, emek harcamadan gerçeğe dönüşemiyor. Beklenen, umut edilen hep bir hayal olarak kalıyor.

Bu açıdan bakıldığında fuar temasının yaşadığımız gerçeklerin güncelliğine uygun düştüğü görülüyor. Fuarın düzenleyicileri olarak “Umut: Düş mü? Gerçek mi?” temasını tartışmaya açmak istedik.

Bu konuda benim özel bir durumum var; 1963/1964 yıllarında Tübingen Üniversitesi’nde Prof. Ernst Bloch’un derslerini izledim. Hocam Prof. Bloch 20.yüzyılın en önemli Marksist felsefecilerinden biriydi. Üç ciltlik, 1696 sayfalık ünlü yapıtı ‘Umut İlkesi’nde ‘somut ütopya’yı işler. Buna ‘geleceği düşlerde tasarlamak’ da diyebiliriz. Hocamın hem bu başyapıtının hem de Tübingen Felsefesine Giriş başlığı altında verdiği derslerin hayatımı yönlendirdiğini itiraf etmeliyim. Prof. Bloch bana umudu hep taze tutmanın yöntemini, bilginin umudun kaynağı olduğunu öğretti. Kısacası fuarın bu yılki temasına ilgi yoğunluğum temelde bundan kaynaklanıyor. Dokuz gün boyunca konuya ilişkin ilginç konuşmalar dinleyeceğimi umuyorum.

‘Umut İlkesi’nin ilk cildi Tanıl Bora’nın mükemmel çevirisiyle 2007 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Gözüm, kulağım dört yıldır İletişim’in duyurularında. Her aydının okuması gereken bir yapıttır ‘Umut İlkesi’.

Yaşadığımız günlerde umuda, ama hep bir hayal olarak kalmayacak umuda öylesine ihtiyacımız var ki.