Unutma beni!

Unutma beni!
Unutma beni!

Ali Teoman

Ali Teoman eğer bir sürpriz yapıp çekmecesinde yayımlanmamış başka bir dosya bırakmadıysa, gerçek anlamda son kitap 'Taş Devri'. Giderayak, son bir çabayla bize ulaştırdığı bir armağan da diyebiliriz
Haber: DENİZ DURUKAN / Arşivi

‘Gideni değil kalanı seçiyorum. Ben de kalıyorum çünkü…’ Böyle diyor ‘Taş Devri’ adlı son kitabında Ali Teoman. Gitmekte olduğu sonun farkına varılarak kurulmuş cümleler bunlar. Direnmenin ve başkaldırının ifadesi bir anlamda. Ölüme başkaldırı mı? Yoksa yok olmaya karşı direniş mi? İlk etapta ikinci seçenek diyebiliriz. Ali Teoman bunu tüm kitap boyunca yansıtıyor. Bir anlamda ‘Taş Devri’ var oluşunun, yok olmaya karşı direncin göstergesi olarak hissettiriyor kendini. Okumayı ilerlettiğinizde öfke büyüyor ve ilk seçeneğe yaklaşıyorsunuz. Ama üçüncü bir seçenek daha çıkıyor ortaya. Nasıl ki kitaba adını veren ‘Taş Devri’ öyküsünde ‘karanlığı kabullenmekten’ söz ediyorsa, en son aşamada ölümü kabulleniş var. Zaten ona göre “Bir maçın üç değişik sonucu vardır. Bu sonuçlardan hep mağlubiyetin, dahası kıl payı mağlubiyet değil de, düpedüz hezimetin sizin payınıza düşmesi yine sizin hatanızdır. O yazgıyı siz yazdınız. Aslına bakarsanız siz yazgısınız. Siz son anların adamısınız. Sabretmeli sona kalmalısınız…” Gemiyi en son terk etmeyi ya da gerekirse gemiyle beraber batmayı göze almaktan söz ediyor Ali Teoman. Direnerek kabulleniştir bu. İnsanoğlunun öleceğini bile bile yaşamak için direnmesine bir gönderme olarak da yorumlayabiliriz bunu. Ancak şunu da göz ardı etmemek gerek: Sonuç ne olursa olsun, yazara göre; varılan nokta hep aynıdır. Bu durum kaderci bir bakışı ifade etse, yazgıdan çok sık söz edilse de, yazgının kişi tarafından belirlendiği anlayışıyla sürekli karşılaşırız. Aslına bakarsanız, iç içe geçmiş, birbirinden bağımsız düşünemeyeceğiniz birçok şeyin kendi içinde bir zincir oluşturduğunu fark ediyorsunuz ‘Taş Devri’nde. Dolayısıyla, kitabı çok farklı düşünme ve okuma teknikleri kullanarak yorumlama şansı yakalıyor okuyucu.
Karakterlerin an içersindeki ruh halinin zaman içersinde sürekli bir ileri bir geri sıçramasıyla değişkenlik göstermesi kuşkusuz Ali Teoman’ın bilinçakışı tekniğini ustalıkla kullanmasıyla ilintili. Bu kaosa, belli bir düzensizliğe neden olsa da, Ali Teoman okuru en baştan uyarıyor: “Kendini hazırla!” Ve ekliyor “Başlamanın en iyi yolu, aynada kendinize bir göz gezdirip çekidüzen vermektir.” Mesele hayata çekidüzen vermekte değil, kişinin kendisine çekidüzen vererek yaşamın içindeki tüm bu karmaşaya dirayetli olmasında yatıyor aslında. Birey kendine çekidüzen verdiğinde, hayata da çekidüzen verecektir. O nedenle, ‘Portakal Soyması’ adlı öyküde portakalı soymanın zorluğundan değil, bu soyma işlemine kişinin gereğince hazırlanmasının öneminden söz ediyor. Kıssadan Hisse! 

Böl ve yönet
Başa dönelim, dışarıdan içeriye bakalım. İcap ederse bölelim ve yönetelim. Bölmek ve yönetmek ‘Portakal Soyması’ adlı öyküdeki karaktere göre mündemiç olarak kötü bir yöntemi ifade etmez. Portakal kuşkusuz bir simge. (Aynı zamanda bir tekerleme, oyun) Portakalın kabuğunu soyup içine bakmak ve onu parçalara ayırmak, insanları maskesiz halleriyle; geçmişleri, gelecekleri ve şimdiki an içersindeki durumlarıyla değerlendirmenin yoludur. Ve kişinin kendine; saklı tuttuğu yanlarına bakmasıdır. Ya da, her varlık kendi varlık sebebini içinde taşır, düşüncesine de ulaşabiliriz buradan.
Yazarın yıkıcı tavrına, yaratmak istediği kaosa, öykülerde kullandığı görsel anlatım da eşlik ediyor. Açıkçası, birinci bölümdeki ‘Hayat Dersi’ ve ikinci bölümdeki ‘Triptik’ ve ‘Unutmabeni’ başlıklı öykülerin yazım biçimlerinin yarattığı etki, doksanlı yıllarda öne çıkan 2/5 BZ adlı müzik projesinin sahibi Serhat Köksal’ın tavrını hatırlatıyor. Müzikte deneysel çalışmalarda bulunan bölüp, parçalara ayırma anlayışının, çeşitli ses kayıt örneklerinin kullanıldığı bu projenin sanki düz yazıya yansımış halini görüyoruz bu öykülerde. Birbirinden alakasız gibi görünen kolajlar, iç konuşmalar, araya giren görüntüler, çeşitli radyo frekanslarından yayılan haber bültenleri bir koro halinde Kuşlar adlı öyküde de karşımıza çıkıyor. Tüm bu çağrışımlar, yansımalar aslında Ali Teoman’ın bugüne kadar hafızasında biriktirdiği sesleri, görüntüleri, eskiye, bugüne veya geleceğe dair kalan, kalacak her kırıntıyı son bir hamleyle dışarıya aktarmasıyla ilintili. Buna hafızayı boşaltmak diyebiliriz. Beynin yapısı karmaşık olduğu kadar özenli bir örgütlenmeyi de içinde barındırır. Ali Teoman, özenli bir örgütlenmeyle yapıyor tüm bu slayt gösteriyi.
Mesela; ‘Hayat Dersi’nde, aynı cümlelerin bir de İngilizce karakterlerle ve büyük puntoyla yazılmasıyla başlayan etki, ‘Triptik’te sözcüklerin daha da özgürleşerek savrulmasına, farklı bir dizgiye kavuşmasına kadar varıyor. Sadece anlam değil, bir gösterge olarak görüntü de ön plana çıkmaya başlıyor artık. Ama anlamdan kopmadan ve anlamı pekiştirerek. ‘Triptik’te, ilk sözcüğü normal puntoyla başlayıp gittikçe büyüyen, öyküdeki en büyük puntolu sözcüklere dönüşen şu cümleler, yapılmak istenenin sadece deneysel bir çalışma değil, bir yıkım süreci olduğunu kanıtlıyor: “Ben sizi yok etmeliyim siz beni/ yok etmeden önce.” Öyleyse, Ali Teoman’ın, hayatın yarattığı kaosa, elindeki son kozu kullanarak, dili kaosa sokarak cevap verdiğini pekâlâ söyleyebiliriz.
Bir sonraki öykü olan ‘Unutmabeni’de ise yazım biçimleri daha da özgürleşiyor ve geometrik şekiller de işin içine giriyor. Tüm bunlar, parçalama anlayışının bilinçli bir şekilde, bir yöntem olarak kullanıldığını ve deney yapma amacıyla değil, içerdiği yıkıcı etkiyle hayat karşısında bir cevap oluşturmak için kullanıldığını gösteriyor.
Kitaba adını veren, bilinçakışı tekniğinin ağır bastığı ‘Taş Devri’ adlı öykü ise, Ali Teoman’ın tanrıya ve tarihe dokunmayı ihmal etmeden, sözünü sakınmadan söylediği bir çeşit anti-öykü olarak okunabilir. Öyküleme yerine sayıklama şeklinde ilerleyen Taş Devri, içimize attığımız, çoğu zaman kendimize bile itiraf edemediğimiz gerçekleri su yüzüne çıkartan bir anlatı: “Dağlarda az mı siper kazdık, az mı pusuya yattık, az mı uykusuz geceler geçirdik nöbette? Kimin için, ha, kimin için? Kimin için olacak, sizin için tabii! En azından bize söylenen buydu. (Orta Asya’dan gelip…) Tikkayt! Su uyur, düşman uyumaz! Ne? Nerede? Neredeler? Her yerde, Niyazi, her yerde!”
Öykü ve romanlarıyla son dönem edebiyatımızda öne çıkan ve kendine özgü bir üslup geliştirmeyi başarmış olan Ali Teoman’ın son kitabı ‘Taş Devri’ geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Son kitabı diyorum ve bu ‘son’ kelimesine ister istemez takılıyorum. Bir yazarın yeni çıkan kitabını tanıtırken birçoğumuzun gerçek anlamının dışında kullandığı bir ifadedir ‘son kitap’ tanımı. Ali Teoman eğer bir sürpriz yapıp çekmecesinde yayımlanmamış başka bir dosya bırakmadıysa, gerçek anlamda son kitap ‘Taş Devri’. Giderayak, son bir çabayla bize ulaştırdığı bir armağan da diyebiliriz.

TAŞ DEVRİ
Ali Teoman
Yapı Kredi Yayınları
2011, 126 sayfa, 8 TL.