Unutulanlar, yazmak ve şiddet

Unutulanlar, yazmak ve şiddet
Unutulanlar, yazmak ve şiddet
'2666', Bolano'nun üç tutkusunu birleştiriyor: unutulanlar, yazmak ve şiddet. 'Uzak Yıldız'dan beri izini sürebileceğimiz bu iki tutku bu romanda bir ustalık gösterisine dönüşüyor. Özgün bir yapıt, çok çok uzun ama işin detayını düşündüğünüzde başka türlü olamayacağını kavrıyorsunuz
Haber: Z.HEYZEN ATEŞ / Arşivi

Roberto Bolano’dan kaçarak geçen ayların ardından artık köşeye sıkıştım. Geçen yıl Junot Diaz’ın Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı’nın aldığı ABD Eleştirmenler Ödülü’nü bu yıl, -2003’te ölen- Şilili yazar ve şair Roberto Bolano alınca artık 2666 üzerine yazmak kaçınılmaz oldu. Bir dip not olarak belirteyim, ödülü yazar adına ailesinden biri değil 2666’yı İngilizceye kazandıran ve ABD’de Bolano’nun bu kadar popüler olmasının en önemli etkenlerinden biri olarak gösterilen Natasha Wimmer aldı.
Örnek bir asi olarak nitelenebilecek, 1973’te Allende’yi desteklemek üzere Şili’ye dönen, Pinochet tarafından hapse atılan ama neredeyse kendi romanlarını andırır şekilde yeni rejimin üst düzey görevlilerinden olan bir sınıf arkadaşı tarafından görülüp kurtarılan Roberto Bolano, altı yıl önce elli yaşında öldüğünde İspanyol edebiyatının Marquez’den sonraki en önemli ismi kabul ediliyordu. Ama dünya edebiyatındaki yükselişi çok da hızlı olmadı. Eserlerinin çoğu ölümünün ardından yabancı dillere çevrildi. (Türkçede katil bir şairi anlatan Uzak Yıldız ve Gallegos ödüllü Vahşi Hafiyeler Metis tarafından yayımlandı.) Bolano, Vahşi Hafiyeler’deki sıra dışı anlatımıyla herkesin dikkatini çekti. Eleştirmenler çok az yazarın böyle bir tarzın altından kalkabileceğini, Bolano’nun yazım tekniğinin (ve hayal gücünün) son derece ender rastlanır kalitede olduğunu yazdılar. Roman dünyanın dört bir yanında ödüller kazandı. Ama yazarın karanlığı, unutulanları ve görmezden gelinenleri ne kadar sevdiğini belli eden Vahşi Hafiyeler daha ısınma turuydu. Bolano hayatının son yıllarını çok daha hırslı bir projenin üzerinde çalışarak geçirdi -son sözünün. Bu dönemde yazar ölmekte olduğunu biliyordu (uyuşturucu kullanımına bağlı olarak gelişen bir karaciğer sorunu vardı) ve arkasında ne bırakmak istediği konusunda net fikirleri vardı. Yazar, romanının son kontrolünü yapamadan önce öldü ama eserin o haliyle de yayımlanmaya uygun olduğuna karar veren yayınevi kitabı bastı. Bu roman, tahmin edebileceğiniz üzere 2666’ydı.

Birbirine bağlı beş parça
2666’da Vahşi Dedektifler gibi Bolano’nun ‘biyografi kurgulama’ yeteneğini gözler önüne seriyor ve içinde gerçek olduğu izlenimi yaratmak için çaba harcanmış uydurma parçalar taşıyor. Birbirine gevşek iplerle bağlı beş parçadan oluşan romanın her parçası aslında ayrı bir roman olarak okunabilir. (Hatta keşke Türkçesini beş ayrı parça halinde bassalar da yıllarca çevirinin bitmesini beklememiz gerekmese... Bolano’nun varisleri tarafından görmezden gelinen arzusu da öyleymiş zaten.) İlk bölüm, Vahşi Hafiyeler’i okuyanlara tanıdık gelecek, Benno von Archimboldi isimli Alman yazarla kafayı bozmuş dört eleştirmenin hikâyesi. Archimboldi hakkında uzun boylu olduğu ve ortadan kaybolduğu dışında hiçbir şey bilmeyen eleştirmenler yazarın yerini bulmak konusunda çok hırslılar. Sonunda Meksika sınırındaki Santa Teresa’da olduğunu öğrenip yola çıkıyorlar.
Sonraki iki bölüm Santa Teresa’da geçiyor ama eleştirmenler yok. Onların yerine, karşımızda, karısının ölümünün ardından kasabaya taşınmış mutsuz bir İspanyol edebiyatı profesörü ve zenci bir gazeteci var. Derken Santa Teresa’nın korkunç cinayetlere sahne olduğu ortaya çıkıyor. Yıllardır işlenen bu cinayetlerin kurbanları genç kadınlar. (Bolano’nun Santa Teresa’yı uydurmadığı, örnek olarak gerçekten benzer cinayetlerin işlendiği Ciudad Juarez’i kullandığı bolca yazıldı. Yıllar boyunca hemen her hafta Juarez’i çevreleyen çölde her hafta kadın cesetleri bulunmuştu. Bu cinayetler ne çözülebildi ne de kadınların çoğu teşhis edilebildi. Bolano son yıllarında bu cinayetleri saplantı haline getirmiş, onlarla ilgili edinebildiği bütün bilgileri toplamıştı.) Kitabın dördüncü bölümü bu cinayetler üzerine. Polis raporları, adli tabipler ve hatta medyumların yorumları derken Bolano’nun neredeyse belgesel ağzıyla size cehennemi tasvir ettiğini anlıyorsunuz. İşin edebi anlamda ilginç tarafı şu, Bolano’nun kadınları tamamen uydurma. Hikâyeleri, tanıkların söyledikleri, polisler.. Hepsi uydurma. Ama yazar öyle bir resim çiziyor ki Bolano’nun araştırmasıyla ilgili dedikoduları da duymuşsanız acaba demeden edemiyorsunuz. (Bu konu üzerine geçen yıl yazıldığı için biliyorum, kullandığı deliller de dahil, herşey baştan sona sahte.) Gerçek ve kurgu daha iyi nasıl birbirine karıştırılabilir bilmiyorum. Bu ne gerçek insanlara sahte düşünceler yüklemek (son zamanlarda tarihi kurgu romanlarda sürekli yapıldığı gibi) ne de uydurma bir belgesel. Bolano’nun gerçek ve yalan arasında yeni bir alan yarattığı bile söylenebilir. Roman beşinci bölümde yeniden Archimboldi’ye dönüp cinayetler, Santa Teresa ve yazar arasında bir bağlantı kuruyor. (Tahmin ettiğiniz ilk iki ihtimalden biri değil.)
2666, Bolano’nun üç tutkusunu birleştiriyor: unutulanlar, yazmak ve şiddet. Uzak Yıldız’dan beri izini sürebileceğimiz bu iki tutku bu romanda bir ustalık gösterisine dönüşüyor. Özgün bir yapıt, çok çok çok uzun (İspanyolcasını bitirmek benim aylarımı aldı) ama işin detayını düşündüğünüzde başka türlü olamayacağını kavrıyorsunuz. (Yine de beş ayrı kitap olarak basılmasında ısrarlıyım. ABD’de önce bütün sonra parça parça basmaya karar vermişler, bizde öyle bir seçenek olur mu bilmiyorum.)

Tenten, Süpermen’i dövdü
Tenten’i n Altın Kıskaçlı Yengeç macerasından bir kare Artcurial tarafından 327 bin avro gibi rekor bir rakama satıldı. Müzayede evi yetkilileri son yıllarda orijinal çizimlere ilginin arttığını Ölümsüz (Immortal) filmiyle dünya pazarına taşınan Enki Bilal’in ya da Hugo Pratt, Méziéres, Giraud, Tardi, Jacobs, Franquin, Rosinski ve Uderzo gibi büyük yeteneklerin çizimlerinin 6 haneli rakamlara satılmasının doğal olduğunu belirttiler. Hergé, bahsi geçen çizimi 1942 yılında, savaş döneminde yapmış ve bu sahne Tenten’in meşhur figürü Kaptan Haddock’un ilk ortaya çıktığı çizgi romanda yer almıştı. Ender bulunan 1938 tarihli bir Süpermen sayısıysa ABD’de 317 bin dolara alıcı buldu. Müzayede evi 100’den az örneği olduğu bilinen çizgi romanın bu rakama satılmasının nedeni olarak ekonomik durumun kötü olmasını gösterdi.