Unutulmayanlar

Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Buse bana çocukken okuyup da unutamadığım kitapları sordu. Buse dokuz yaşında. Kitapları çok seviyor.
Yarım yüzyıl öncesindeki o kitaplara, o eserlere geri dönmeye çalıştım. Epey zorlanacağımı sanıyordum: Geçip gitmiş zaman ... Ama öyle olmadı; karmakarışık, doludizgin çıkageldiler.
İlk anımsadığım ‘Karlar Kraliçesi’ oldu, Andersen’in uzun ve kapkara masalı. Doğan Kardeş Yayınları’nın lüks bir basımıydı. Renkli resimlerine bakmaya doyamazdım. Yine aynı yayınlardan ‘Küçük Prens’, o da renkli resimli, kuşe kâğıda basılmış. Meğer Azra Erhat’ın –takma adla yaptığı- çevirisiymiş, yıllar sonra öğrendim.
Kaygısız yıllar denilir, çocukluk yıllarına. Küçük Prens’in bu dünyadan niçin ayrıldığı konusunda öylesine derin kaygılarla donanmıştım ki, otuzumu geçtikten sonra ‘Küçük Prens’i yeniden dilimize çevirdim. Bu kez anlıyordum artık, Küçük Prens’in bu dünyayı niye bırakıp gittiğini...
Dişçimiz Macit Yaşaroğlu’nun muayenehanesi Ankara Caddesi’ndeydi. Macit Bey, bir dönemin ünlü yayıncılarından Ahmet Halit Yaşaroğlu’nun yakın akrabası. Dönüşte Ahmet Halit Kitabevi’nden ‘masal-roman’lar alınırdı, dişçide uslu durmuşsam.
Masal-romanlardan Comtesse de Ségur’un ‘Mavi Kuş’unu ve ‘İpek Prenses’ini hiç unutamam. Düş dünyamın gelişmesinde bu masal romanların rolü büyüktür. (‘İpek Prenses’teki Oburcuk sonradan takma adım oldu evde. Günün birinde de Oburcuk’tan esinli yemek kitapları bile yazdım.)
Buse ‘Mavi Kuş’u merak etti. “Acaba bulabilir miyiz? Yeniden basılmış olabilir mi?” diye sordu.
“Çok acıklıydı” dedim. Hayal meyal hatırlıyorum, ‘Hüsn-ü Aşk’ı andırır bir gönül eğitimi yolculuğuydu.
Ablamın kitaplığında ‘Murat Reis’in Oğlu’, ‘Balaban’, ‘Köprüaltı Çocukları’ gibi yerli çocuk romanları vardı. Hepsini defalarca okudum. Attilâ İlhan’la ‘Kam-ı Diğer Kaptan’a çalışıyorduk. Attilâ Ağbi yeniyetmeliğinde okuduğu ‘Murat Reis’in Oğlu’nu çok sevdiğini söylemişti. Kuşak farkına rağmen aynı kitaba kapılıp gitmişiz...
Hem okuyup hem –âdeta- seyrettiğim çizgi-roman Selma Emiroğlu imzalı ‘Karakedi Çetesi’. Sonsuz bir mutluluk! Eski Doğan Kardeş ciltlerinde. Dört kedi, bir de siyah karga. Kediler kara, sarman, pamuk...
Derken Kemalettin Tuğcu’yu keşfettim. “Buse tam sen yaştaydım!” Şubattı, yarıyıl tatili. Kar yağıyordu. Adamakıllı soğuk bir kış. Çocuk Haftası kocaman bir özel sayı çıkarmış. Kemalettin Tuğcu’nun ‘Garip’ adlı romanı bu özel sayıda.
Günlerce kendime gelememiştim!..
Yıllar geçecek, çocuk yayınları konusunda bir açıkoturuma katılacağım. Katılımcılar Kemalettin Tuğcu’nun acıklı romanlarına karşı çıkıyorlar. Hatta, onu, çocukları mutsuz kılmakla suçluyorlar. Fena ‘bozulmuştum’. Çocukluğumun en sevdiğim yazarıydı. Bir yazarımız, “Nedir o öyle?! Türk filmi gibi romanlar!” demişti.
Unutulmaz ‘Ayşecik’ filminin öyküsü, gerçekten de Kemalettin Tuğcu’nun bir eserinden esinlidir. Buse’ye söyledim: ‘Ayşecik’ filmini de çok sevmiştim.
Kemalettin Tuğcu’dan birçok roman okudum. Bana çalışma ahlâkını, onun eserlerinde, daha küçük yaşta çalışmak zorunda kalmış kişilerin serüvenleri öğretti. Alınterini öğreniyordum. Romanlar öğreniyordum. Azımsanacak şey mi?!
Sonra Varlık Yayınları’nın ‘çocuk klasikleri’. Aslında klasik eserlerin çocuklar için yeniden yazımları. Dickens’tan ‘David Copperfield’ı okurken yine o kadar çok ağlamıştım ki, nezle olmuştum.
Buse “Kitaplar hep acıklı mı, güzel kitaplar?” dedi bu kez. Şaşırdım, nasıl yanıtlayacağımı bilemedim. Çok sevdiğim ‘Rüzgârlı Bayır’, ‘Çalıkuşu’, ‘Kiralık Konak’, ‘Anna Karenina’ hep acıklı. ‘Çalıkuşu’ mutlu bitiyor ama, epey üzdükten sonra. (Bu romanları Buse’ye söylemedim.)
Kitap çağı geçti diyenler yanılıyorlar: Buse, söyledim, dokuz yaşında, kitaplar sevdalısı...


Gündeş öneriler:
Peri Çıkmazı/Bütün Sihirler, Turgay Kantürk, Sel Yayıncılık. (“Bu yaz gününde/kuşlardan başka/sözcükler uçuşuyor % bahçede”)