Ustamız Haldun Taner

Ustamız Haldun Taner
Ustamız Haldun Taner

Haldun Taner

Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Geçen hafta, Heyamola Yayınları’nın İstanbulum dizisinden, ‘Rufinia’dan ‘Çiftehavuzlar’ayı okudum. Semti Nevra Bucak kaleme getirmiş. Bucak, geçmişte ‘Beyoğlu’nun Eski Ustaları’nı da yazmıştı.
Yazarın sıcak, içten anlatımıyla beliren Çiftehavuzlar bizi bahçeli, bol ağaçlı, sakin ve güzel, o eski İstanbul ’a alıp götürüyor. Biz yaştakilerin gözü önünde, insafsızca yok edilen öz İstanbul’a.
Nevra Bucak, oturma odasındaki “kar gibi beyaz” çini sobayı anmış geçmiş. Kar gibi beyaz çini sobayla birlikte, öteki çini sobaları, çocukluğumun bütün çini sobalarını hatırladım ve çini sobaların geçit töreni başladı: Annemin babannesi Feride Hanım’ınki filizî yeşildi. Anneannemlerinki beyazdı ama, bordürleri hep renkli çiçekli. Bursalı Nezihe Halamızınki Osmanlı çileği pembe. Madem Anahit’in Kurtuluş’taki evinde, o kocaman lâcivert çini soba...
Ah o çini sobalar! Evlerin birer azman mücevheriydi her biri. 

Kaybolan çini sobalar
Nevra Bucak’ı okudukça, ortalıktan kaybolanın yalnızca çini sobalar, bahçelerdeki fıskiyeli havuzlar, meyve ağaçları, dutluklar, kestanelikler olmadığını düşündüm. Onlarla birlikte insanlar kaybolmuş.
Bucak’ın anlattığı komşular, aileler, derken Haldun Taner. “Güz yapraklarının yerlere düştüğü ıssız, arka sokaklarda ağır ağır sessizce yürürdü sevgili Haldun Taner. Öğle üzerleri rastlardım. Başında lâcivert beresi, boynunda kaşkolü, sırtında bej pardösüsüyle Çiftehavuzlar’ın arkalarındaki çamlık yolda uzaktan görünürdü.”
Yaşlanmanın sevimsizliklerinden biri de, çok sevdiğiniz bazı kişileri bir daha göremeyecek olmanız. Haldun Taner çok sevdiğim bir ustamdı. Nevra Hanım onu öylece, gerçekten de beresi, bej pardösüsüyle gözümün önüne getirdi. Semt bu kez Mühürdar. Haldun Bey, Mühürdar’daki, tam köşe başında, Ak Apartmanı’nın önünden her akşam geçip gider. Pencere önünde, kelimelerini kaybetmiş, bellek yorgunu annemi esenlemeyi asla unutmaz. Bazen konuşuruz. Haldun Bey’in meselelere, siyasî kavgaya, olup bitenlere çok farklı bir yaklaşımı vardır. Olumsuz yönde en ağır eleştirilerini bile düzeysizliğe düşmeden dile getirir. 

Sanki yine dinledim...
Edebiyatımıza derin katkısı açısından hangi Haldun Taner? Hikâyeci Haldun Taner mi, oyun yazarı, anı yazarı, köşe yazarı? Galiba tümü. Başta ‘Konçinalar’ ve ‘Yalıda Sabah’, unutamağım öyküleri vardır. ‘Ölürse Ten Ölür/ Canlar Ölesi Değil’ anı kitabı mıdır, iyilik, sevecenlik kitabı mı, kestiremem. Köşe yazılarından derlenme eserleri, aradan geçen onca zamana rağmen, bugün de ‘güncel’.
Ama, çoğumuz için, Haldun Taner her şeyden önce oyun yazarı. ‘Keşanlı Ali Destanı’nı, ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’nı tiyatroseverler elbette hayranlıkla izlediler; yarın yine izleyecekler.
Günün ‘kıyamet’leri sebebiyle, başka bir oyununu ille anmak istiyorum: ‘Lütfen Dokunmayın’. 1960’ların verimiydi ‘Lütfen Dokunmayın’, İstanbul Şehir Tiyatrosu’da sergilenmişti. Tarihimizin pek ünlü bir bölümüne, Baltacı’yla Katerina’nın hayalî ilişkilerine yepyeni bir perspektiften bakıyordu.
Bugünden tarihe, tarihten bugüne gelgitleriyle ‘Lütfen Dokunmayın’ın tadı damağımda kalmıştı. Eserin çevresinde kopan ya da kopartılan fırtınayı, kasırgayı sonraları okudum. Naima’nın tarih yazımına ilişti diye kıyametler kopmuş, yazar handiyse tartaklanmış.
Öyle anlaşılıyor ki, tarihten esinli her şey, ‘Lütfen Dokunmayın’ gibisinden değerli eserler, sıradan tarihî romanlar, sıradan televizyon dizileri, işte hepsi, kimi çevrelerin hışmına uğramaya yazgılı. Hem de, çok yıllar öncesinden beri. Serinkanlı eleştirel yaklaşımlar yerine, sağduyulu değerlendirişler yerine, daima kıyametler kopartılıyor.
Bu ‘değişmez’ görünen tutum üzerinde durmaya değmez mi?
Bence değer. Gelgelelim kurcalanmamış, tahlil edilmemiş; tekrarın tekrarı gürültü patırtıdan hatta zevk alınmış. Doğrusu, Çiftehavuzlar’a dönmek, hele o yılların Çiftehavuzlar’ında dolaşmak, gezinmek daha kıl kârı. Nevra Bucak’tan öğrendiğimize göre, Haldun Bey arada bir Büyük Kulüp’e gelir, bahçede tek başına oturur, kitap okurmuş. Hatırlıyorum, bir defasında, ancak kitapların şifa getireceğini söylemişti Haldun Bey...

Gündeş öneriler:
‘Kurmaca Nasıl İşler?’/ James Woood, Ekin Bodur’un çevirisi, Ayrıntı Yayınları, 2010. (Kurmaca üzerine olağanüstü bir çalışma.)


    ETİKETLER:

    İstanbul

    ,

    Beyoğlu

    ,

    Mayın

    ,

    Beyaz

    ,

    kitap

    ,

    Oyun

    ,

    Sabah

    ,

    Akşam

    ,

    Bugün