Venedik'te bir prens

Venedik'te bir prens
Venedik'te bir prens
Schiller'in, Kant'ın ödev ahlakından etkilenmiş olan özgürlükle ilgili fikirlerini okuduğumuz 'Hayaletgören', sadece bir gizem öyküsü değil aynı zamanda siyasi bir olayı aydınlığa kavuşturan bir anahtar
Haber: Gülce Çetİner / Arşivi

Schiller’in ‘Hayaletgören’inin kapağında karalar içinde Venedik Karnavalı’ndan çıkıp gelmiş beyaz maskeli biri size bakıyor. Bu kapak tasarımının uygun görülmesi çok normal: Romanın ana hikayesi Venedik’te geçiyor. Olayların şifresi de o gizemli maskede yatıyor. Eseri önemli kılan birçok nokta var. Bunları tek tek keşfettikçe çok heyecanlanıyorum, kitap birkaç saatte bitiyor. Fakat roman bitmiyor. Schiller yarım bırakmış. Neden bırakmış orası meçhul. Kafamda bir sürü soru işaretiyle kalıyorum. Kendi hayalgücüme başvurup devam etmeye, kurgulamaya çalışıyorum ama asla Schiller’in aklından neler geçtiğini, okuyucusuna daha ne sürprizler hazırladığını öğrenemeyeceğim. Keşke hayaletler olsa, onları görebilsek. Schiller’i çağırsak ve sorularımızı sorsak.
Roman 1787- 89 yılları arasında Die Thalia dergisinde tefrika edilmiş. Kitabı okurken ‘arkası yarın’ noktalarını fark edebiliyorsunuz. Roman iki kitaptan oluşuyor; ilk kitapta bir Kont’un tanıklıkları anlatılırken, ikinci kitap ise bir Baron’un Kont’a yazdığı on mektuptan ibaret. Daha ilk cümleden olağanüstü bir şeylerle karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz: “Anlatacağım öykü birçoklarına inanılmaz gelecekse de, olayların büyük bir kısmına bizzat gözlerimle şahit oldum.” Bu inanılmaz öykü, sadece bir gizem öyküsü değil aynı zamanda siyasi bir olayı aydınlığa kavuşturan bir anahtar.
Kont, Kurland’a dönerken karnaval zamanında Venedik’te bulunan Prens’i ziyaret eder. Prens, Venedik’ten ayrılmak için bazı senetlerin eline geçmesini beklemektedir ve kalan süresinde Kont’un kendisine eşlik etmesini ister. Prens, son derece alçak gönüllü, içine kapalı, ciddi, sakin bir kişiliğe sahiptir. Veraset sırasında üçüncü geldiği için taç giyme gibi bir ihtimali yoktur, zaten o da buna istekli değildir. Okumaya çok meraklı olmasına ve zekasına rağmen, ergin olmama durumundan kurtulamamıştır, ‘aydınlanamamıştır’ fakat bu kendi suçu değildir.
Schiller’in bu eseri, Johann Georg Schröpfer’den aldığı ilhamla yazdığı söylenir. Schröpfer, o zamanlar oldukça popüler olan illüzyon ve spritizma konularında çok ünlü bir isimdir. Ayrıca romanda “Sicilyalı” karakteriyle okült ustası Kont Alessandro Cagliostro’ya da gönderme yapılır.
İlk kitap, bir ruh çağırma seansı ve sonrasında bu seansın bir komplo olduğunun Prens tarafından anlaşılmasıyla son bulur. Tüm yaşananlardan sonra Prens, geçmişe, geleceğe, inandıklarına, dostlarına olan bütün güvenini yitirir. Tüm benliğini, onu yavaş yavaş tüketecek bir şüphe sarar. Kendini artık ancak ‘şimdi’de, gelip geçici hazlarla oyalayabilmektedir, hiçbir şeyin anlamı yoktur. İkinci kitapta satır aralarında Schiller’in felsefi yazılarında çok net olarak ortaya koyduğu, Kant’ın ödev ahlakından çok etkilenmiş olan özgürlükle ilgili fikirlerini okuruz. Prens, melankolik, sofu, içine kapanık, katı bir dinden “özgürlüğe kavuştuktan sonra bile esaret duygusunu üzerinden atamayan bir demirbaş kölenin sert efendisinden kaçışına benzeyen” bir firara kalkışır. Fakat Schiller’in çok önem verdiği kültürel eğitimden yoksun olduğu için Prens, duyusal dürtülerine yenik düşer. 

Hayaletgören
Friedrich Schiller
Çeviren: Bilge Uğurlar, Türkis Noyan
Can Yayınları
2011, 144 sayfa, 10 TL.