Verandada oturup birlikte üzüldüler

Verandada oturup birlikte üzüldüler
Verandada oturup birlikte üzüldüler
'Kurbağa ve Murbağa verandada oturup birlikte üzüldüler.' Arkadaş olmanın büyüsünü daha iyi anlatan bir cümle biliyor musunuz? Kurbağa ve Murbağa'nın öyküleri şu hayatta büyülü ne varsa içinde barındırıyor
Haber: IRMAK ZİLELİ - irmakzileli@gmail.com / Arşivi

Az öncesine dek, biri çıkıp da ‘arkadaşlık nedir’ diye sorsa türlü açıklamalar yapabilirdim. Hatta enikonu afili laflar edebilirdim. Arkadaşlık birbiriniz için fedakârlık yapabilmektir. Arkadaşlık dayanışmadır. Arkadaşlık odur, şudur, budur...
Peki az önce ne oldu da ben bu lafların hiçbirini edemez oldum? Tüm tanımlamaları, tüm sıfatları, tüm betimlemeleri silkeleyip atan hikâyeler okudum. Her bir hikâye ‘arkadaşlık nedir’ sorusunun yanıtını veriyordu. Tek bir an ya da kısacık bir cümle bunu anlatmaya yetiyordu. Kurbağa ile Murbağa’nın paylaştıkları anlar, birbirlerine söyledikleri cümleler arkadaşlığın kitabını yazacak kadar güçlüydü. Daha fazla söze yer bırakmayacak kadar...
Mektup isimli hikâyede, kendisine hiçbir zaman mektup gelmeyeceğine inanan Murbağa’nın posta saatleri sırasında yaşadığı hüzünden söz ediliyordu. Kurbağa arkadaşına nesi olduğunu sorduğunda şöyle diyordu Murbağa: “Hiç kimse bana mektup göndermiyor. Posta kutum hep bomboş. Bu yüzden postanın gelmesini beklediğim zaman üzülüyorum.” Hemen ardından şu cümle geliyordu: “Kurbağa ve Murbağa verandada oturup birlikte üzüldüler.”
Arkadaş olmanın büyüsünü daha iyi anlatan bir cümle biliyor musunuz?
Kurbağa ile Murbağa’nın arkadaşlığını anlatan ‘Sıkı Dostlar’ ve ‘Ayrılmaz İkili’ isimli kitaplarda daha pek çok hikâye var. Her biri arkadaşlığın başka bir yönünü vurguluyor sanki. Ama sakın yanlış anlamayın, öyle her seferinde bir kıssadan hisse çıkartma derdine düşmüş hikâyeler değil bunlar. Evet ortak bir tema var; arkadaşlık. Ama anlatılan öyle gerçek bir arkadaşlık ki içinde, birbirine taban tabana zıt karaktere sahip bu iki kurbağanın tatlı çekişmeleri de var, muzır şakaları da... Nisan ayı geldiği halde bir türlü yataktan çıkmak istemeyen Murbağa’ya, Kurbağa’nın oynadığı küçük oyun sözgelimi... Son derece zekice bir planın ürünü üstelik.
Murbağa, Kurbağa’nın tüm ısrarlarına rağmen, ben yatıyorum Mayıs ayı gelince uyandırırsın, diyerek yorganın altına girer. Arkadaşının baharı kaçırmamasını isteyen Kurbağa ne yapar dersiniz? Duvardaki takvimi Mayıs yaprağına gelene kadar yırtar ve Murbağa’yı yeniden uyandırır! 

Sakın yanlış anlaşılmasın!
Kurbağa ile Murbağa’nın ilişkisinde biri ne kadar uyumlu, olgun ve akıllı uslu ise, öteki o kadar mızmız ve şımarıktır. Sakın yanlış anlaşılmasın, mızmız ve şımarık olan Murbağa kesinlikle sevimli bir kurbağadır. Ve gerektiği zaman yakın dostu Kurbağa için yapmayacağı şey yoktur onun da. Ayrıca Kurbağa’nın onun için yaptıklarına kendince teşekkür etmeyi de bilir. Kayıp Düğme isimli hikâyede olduğu gibi. Murbağa’nın kaybolan düğmesini aramak için ormanda fellik fellik dolaşır iki arkadaş. Kurbağa, sanki kendi düğmesiymiş gibi bıkmadan usanmadan sürdürür aramayı. Bulduğu her düğmede ise Murbağa’nın o meşhur tepkilerinden biriyle karşılaşır, “Hayır bu benim düğmem değil! Benimki yuvarlaktı, benimki beyazdı, benimki dört delikliydi vs. vs.” Kurbağa gıkını çıkartmadan yardım etmeyi sürdürür arkadaşına. Murbağa da şımarıklığını... Fakat akşam oldup eve döndüğünde düğmesinin orada olduğunu görür ve utanır. Hem bir teşekkür, hem de özür olarak ormanda buldukları her düğmeyi cekete dikip arkadaşına hediye eder. Ama işte yine de, pek çok arkadaşlıkta olduğu gibi burada da görünen o ki, biri ötekinin nazını daha çok çekmektedir. Kurbağa, bu durumdan hiç gocunmaz. Gönüllü bir çabadır onunki. Bunda sanıyorum gerçek arkadaşlığın doğasında olan bir şey var. Özveride bulunanın bunu bir özveri gibi görmemesi. Kurbağa’nın her fedakârlığından kendisinin de büyük mutluluk duyması... Şu durumda bir ‘fedâ’dan ne kadar söz edilebilir, o da ayrı bir konu... Liste isimli hikâyede olduğu gibi...
Bir sabah uyandığında o gün yapacak çok işi olduğunu fark eden Murbağa yapılacak işler listesi hazırlamaya karar verir. O gününü bu listeye bakarak geçirecektir. Öyle de olur. Listede Kurbağa’nın evine gidileceği yazdığı için kendini arkadaşının kapısında bulur. Sonra dışarı çıkar ve yürüyüş yaparlar. O ana kadar tıkır tıkır yürüyen işler bir anda rüzgârın çıkmasıyla bozulur. Çünkü liste rüzgârla birlikte uçup gitmiştir. Eyvah, şimdi ne yapacaktır Murbağa! Listede ne yazdığını bilmeden güne nasıl devam edecektir? Bunun üzerine, hadi der Kurbağa, her zamanki gibi sorunlara çözüm üreten yapısı gereği, listeni yakalayalım. Ama Murbağa’ya göre o bir adım bile atamayacaktır, çünkü listesinde “listenin peşinden koşmak” yazmamaktadır! Kurbağa ne yapar dersiniz? Arkadaşı için listenin peşinden koşar. Tepelerden, bataklıklardan geçer. Ama listeyi yakalayamaz. Yorgun argın arkadaşının yanına döner. Murbağa mızmızlık yapmayı sürdürür. Üff, der, yapılacak işler listemde yazan hiçbir şeyi hatırlamıyorum. Bütün gün burada hiçbir şey yapmadan oturmam gerek. Gerçekten de hiçbir şey yapmadan oturur Murbağa. Ve bence o an Kurbağa listenin peşinden gitmekten daha büyük bir fedakârlıkta bulunur. Arkadaşının bu halini sessizce kabullenir ve onunla birlikte oturur. Uyku vakti gelene kadar birlikte öylece otururlar... 

İrade mi, kurabiye mi?
Yalnız, Kurbağa ile Murbağa’nın hikâyelerinin sadece arkadaşlık üzerine olmadığını hemen belirtelim. Çalışkanlık, irade göstermek, cesur olmak gibi konularda da son derece keyifli, düşündürücü hikâyeler var. Ama hiçbirinde idealize edilen bir şey yok. Şu örneklerde olduğu gibi: Evet, irade sahibi olmak güzeldir ama ne yalan söylesin Murbağa kurabiyeleri daha çok sevmektedir.
Bazen ne kadar cesur olmak istersen iste, hayatta öyle korkutucu şeyler vardır ki, yorganın altında ya da bir dolabın içinde ‘cesurca beklemek’ daha akıllıca olabilir.
Bahçende birbirinden güzel çiçekler mi yetiştirmek istiyorsun çalışman gerekir, ama ‘çalışmak’ denilince, tohumlara hikâye anlatmayı, şarkı söylemeyi, şiir okumayı, keman çalmayı anlarsan iş değişebilir!
Kurbağa ile Murbağa kitaplarında en hoşuma giden hikâye, Hikâye isimli olanıydı. Bize ‘hikâye anlatmanın’ ne demek olduğu üzerine düşünme olanağı veriyordu çünkü. Bir hikâye uydurmanız gerekse nereye bakarsınız? Eminim ki, bu soruya vereceğiniz yanıt, sözkonusu hikâyeyi okuyunca bir hayli değişecektir...

SIKI DOSTLAR
AYRILMAZ İKİLİ
Arnold Lobel
Çeviren: Ece Özkan
Kelime Yayınları
2011
her bir kitap 64 sayfa ve 8 TL.


    ETİKETLER:

    Mayın

    ,

    kitap

    ,

    Kayıp

    ,

    Oyun

    ,

    Hediye

    ,

    Sabah

    ,

    Akşam

    ,

    Posta

    ,

    Şiir

    ,

    ,

    zaman

    ,

    derece

    ,

    liste

    ,

    hisse