Viktorya çağında cinsellik

Viktorya çağında cinsellik
Viktorya çağında cinsellik

Michel Faber

'Günahkâr Kırmızı Masum Beyaz'da Michel Faber sadece Viktorya döneminin yaşam koşullarını ve gündelik hayatın detaylarını değil, aynı zamanda Dickens'ın ve hatta daha cüretkâr George Eliot, Henry James, Thomas Hardy gibi dönem yazarlarına yasak olan cinselliği de tüm pornografi sınırlarını ihlal ederek yazıyor
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE - akafaoglu@yahoo.com / Arşivi

Son yıllarda çok sayıda yazarın Viktorya dönemine ilgi duyduğunu görmeye başladık. Sheri Holman’ın 15 yaşındaki bir fahişeyi anlattığı Elbisenin Kiracısı ile Sarah Waters’ın iki genç kadının aşkını anlatan Ustaparmak ilk akla gelenler. Bu yazarlar gibi Michel Faber de, yankesicilerin ve fahişelerin yoksulluk içinde süründüğü, Charles Dickensvari karanlık ve ıslak Londra sokaklarını anlatıyor. Yeni yayımlanan romanı Günahkâr Kırmızı Masum Beyaz sadece Viktorya döneminin yaşam koşullarını ve gündelik hayatın detaylarını değil, aynı zamanda Dickens’ın ve hatta daha cüretkâr George Eliot, Henry James, Thomas Hardy gibi dönem yazarlarına yasak olan cinselliği de tüm pornografi sınırlarını ihlal ederek yazıyor.
Tarihi bir dönem anlatıldığında edebi olarak onu bugüne bağlamanın en hoş yolu, o dönemin ahlak kurallarını yok sayarak yazmaktır. Günahkâr Kırmızı, Masum Beyaz’da Faber bunu çok bilinçli bir şekilde yapıyor. Romanı okurken gerçekten de, 19. yüzyıl edebiyatından tanıdığımız karakterler sanki ilk kez gerçek yüzleriyle karşımıza çıkıyorlar. İlk kez onları çıplak görüyoruz. Ve ilk kez nasıl seviştiklerini, ne denli argo konuştuklarını görme şansımız oluyor. Sansürcü yönetimi ve baskıcı ahlakıyla bildiğimiz Viktorya çağının dışarıdan bir gözle anlatılması, özellikle okurun yakınlık kurmasını sağlıyor.
Michel Faber bu romanında (üçüncü romanı) çok zor ama bir o kadar ilginç bir kurgu tekniği deniyor. Bütün roman ikinci kişiye, yani tekil bir okura anlatıyor. Romanın ilk satırı bunu vurgularcasına “Adımlarına dikkat et” sözleriyle başlıyor. Yazar, okuru bilmediği, tanımadığı bir yerde gezdirmeye götüren rehber kişiliğine bürünmüş karşımıza çıkıyor. Önce romandaki yan karakterleri, yan mahallelerde dolaştırarak başlıyor. Okura sık sık, dikkatli bak, kokuyu duydun mu gibi uyarıcı sözlerle anlatıyı hatırlatıyor; genç bir fahişenin koynuna girmemizi, kızın tenini hissetmemizi ama onu uyandırmamak için dokunmamamızı söylediği de oluyor. Yine aynı kızdan bahsederken “tatlı bir kız: onu seveceksin. Sevmesen de, pek önemi yok bunun: seni doğru yola sokar sokmaz, endişeye kapılmadan onu bırakabilirsin” diyor, çünkü roman kahramanı değil bu kız, bize roman kahramanına götürecek yolda takip ettiğimiz biri sadece. Okura doğrudan anlatmasını bir çeşit okurla flört gibi düşünebiliriz; okuru bir oyuna davet ediyor, yazarla okurun birlikte oynayacakları bir oyun, davetiyede bol seks, delilik, şiddet sözü veriyor ve bunları yerine getiriyor da. Romanın son paragrafında okura veda ederken “umarım bütün arzularını karşılamışımdır, ya da en azından seni eğlendirmişimdir” diyerek bitiriyor bu birlikteliği.

Az kahraman, kısa zaman
Roman 35 bölümden, 750 sayfadan (hatta normal puntoyla, yaklaşık bin sayfa olurdu) oluşuyor ama benzediği kalın Viktorya romanları gibi çok karakterli bir destan değil bu, aksine çok az sayıda kahramanın olduğu, nispeten kısa bir zaman diliminin anlatıldığı bir roman. Ana tema 19 yaşında Sugar adlı fahişe etrafında gelişiyor. 13 yaşında mesleğe başlayan Sugar, her müşterinin her isteğine evet demesiyle ün kazanmış bir fahişe, hatta belki Londra’nın en ünlüsü. Şaşmaz belleği ve keskin zekâsı sayesinde her müşterinin zayıflıklarını ve isteklerini eksiksiz hatırlamasıyla bu ünü hak ediyor. Sugar sokakta çalışmaktan arta kalan zamanlarında bir cinayet romanı yazıyor. Kendinden “bütün erkekleri tanıyan” biri olarak söz etmesi de yanlış sayılmaz, gerçekten çok geniş bir yelpazede erkekler onun müşterisi oluyor. Her cins erkeği ve her türlü arzuyu küçük yaşında öğreniyor.
Sugar’ın müşterilerinden biri, orta büyüklükte parfüm üreticisi bir firmanın mirasçılarından William Rackman. Onun karısı, çocuksu ve pek gelişmemiş Agnes, kardeşi sofu dindar Henry ve Sugar’dan birkaç yaş büyük, deneyimli fahişe Caroline ise diğer karakterler. William Rackman toplumun varlıklı ve güçlü kesimine ait olsa da gerçekte pısırık bir adam. Oysa toplumsal konumu en aşağılarda olan Sugar, güçlü ve korkusuz bir genç kız.
Romanın bir yerlerinde “daha iyi bir hayat ancak hayal edilir” sözü geçiyor; bir bakıma romanın özünü anlatıyor. Romanda anlatılan çağ için bu özellikle geçerli. Bir yandan romanda tüm karakterler yeni bir çağın başladığından ve sanayi devrimden söz ediyor, oysa hayatlarına henüz bu değişimler yansımış değil. İçinde yaşadıkları hâlâ keskin çizgilerle ayrılmış sosyal sınıfların Londra’sı; alt tabakadan bir insanın sınıf atlamasının çok zor, hatta imkânsız olduğu yıllar. Varlıklı kesim için yoksullar bir çeşit fantezilerini giderdikleri önemsiz kişiler, bir bakıma oyuncaklar, çünkü kaderleri varlıklı kesimin elinde. Yoksullar bu alışverişin intikamını onların parasını yolarak ve hastalıklarına bulaştırarak alıyorlar. Sınıflar arasındaki ilişki ancak bunlarla sınırlı olduğu için bir bağdan söz etmek mümkün değil.
Michel Faber Viktorya çağının toplumsal bilinciyle yazmaya özen göstermiş, fakat çağın ötesinden bir sesle konuşuyor okurla. “Makine çağı gelmiş, dünya artık asla temiz olmayacak” gibi sözleriyle, Sanayi Devrimi sonrasını bilen; kadın erkek ilişkilerinde de feminizm sonrası tadı veren bir anlatı kullanıyor. Bunlar romanı 21. yüzyıla getiren öğelerin başında geliyor. Tarihi netleştirmek için de “baş belası bir Yahudi’nin huzuru bozduğu için darağacını boylamasının üzerinden on sekiz buçuk yüzyıl geçmiş...” diyerek İsa’nın çarmıha gerilişine ve takvimin başlangıç noktasına işaret ediyor.
Roman çok fazla alt öykü barındırıyor, aksi takdirde bu kadar az kahramanla, konuyu dağıtmadan, 750 sayfalık bir roman çıkmazdı ortaya. Alt öykülerin her biri aynı derecede önemli değil kuşkusuz fakat bazıları o denli ana temadan uzak ki, okumanın yönünü şaşırtabiliyor. Örneğin, Agnes’in saplantılarının anlatıldığı alt öyküler romanda fazla yer kaplıyor. Agnes karakterini tanıdıktan sonra, bunların pek önemi kalmıyor, her defasında aynı konu ele alınıyor izlenimi veriyor. Romanın bir yerinde Sugar, Agnes’in günlüklerini okuduktan sonra “birini okuduktan sonra hepsini okumuş gibi” olduğunu söylediğinde aslında okurun hisselerini dile getiriyor. Bunlar romana katkı yapmayan ve bu yüzden de gereksiz öyküler olarak kalıyor. Yine de bu öyküler güzel yazıldıkları için atlanmadan okunuyor. Bu konu başka bir konuya düşünmeye itiyor okuru belki. Yazar böylesi uzun bir romana neden gerek duydu diye sormadan edemiyoruz. 19. yüzyılda, hayat çok daha yavaşken, uzun romanlar modaydı. Yazarlar da, okur tarafından heyecanla karşılanan, başka eğlencesi olmayan yüksek ve orta sınıf tarafından zevkle okunan, uzun destanlar yazarlardı. Bugün uzun romanlara kuşkuyla yaklaşan neslin temsilcileri olarak, bir yandan koca romanların sayfalarını çevirirken, bunlar anlatılmadan da olurdu diye düşünmeden edemiyoruz. Ya da aynı öykü nasıl daha ekonomik anlatılırdı onu düşünmeye başlıyoruz. Demek ki okumayı salt keyif için yapamayan bir neslin üyeleriyiz artık. Bu romanın İngiltere, Amerika ve Fransa’da yayımlanan eleştirilerini bakınca, sayfa adedini her eleştirmenin sorun ettiğini görmek de şaşırtmıyor insanı. Bu çağın okuru, başka bir beklentiyle yaklaşıyor romana demek ki.

Her yerden cinsellik fışkırıyor
Günahkâr Kırmızı, Masum Beyaz uzunluğundan başka bir de mutlaka cinselliği anlatışıyla okurun dikkatini çekecektir. Faber cinselliği sadece insan davranışlarında, insan ilişkilerinde gören bir yazar değil, ona göre sokaklar, binalar da cinsellik taşıyorlar. “Boşalma” “sertleşme” gibi sözcükleri şehrin her mahallesi için kullanıyor, böylece bastırıldığı için her yerden fışkıran cinsel dürtüleri hissetmemizi sağlıyor. Günlük yaşamı anlatırken de hem o çağın detaylarıyla hem de cinsellikle donanmış halde dile getiriyor. Romanı çok benzersiz kılan özelliklerinden biri de kuşkusuz yazarın bu anlatısı.

GÜNAHKÂR KIRMIZI
MASUM BEYAZ
Michel Faber
Çeviren: Emre Erbatur
Sel Yayıncılık
2009
750 sayfa, 25 TL.