Yalınlık sıkıntısı

Yalınlık sıkıntısı
Yalınlık sıkıntısı
Yalınlık sıkıntısı, yaratıcı yazı uğraşının hem en çetin, hem de içinde bulunan için en ilgi çekici alanlarındandır. Denemeden geçilirse, bir gün kendine gene çekecektir
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Yazınsal bir metnin dilinden ve anlatım biçiminden söz ederken, yalın, karmaşık, açık, kapalı gibi sıfatlar kullanılır. Hangisinin ne için kullandığı örneklendiğinde, bir belirsizlik de ortaya çıkar. Birisine açık gelen, öbürüne pekâlâ kapalı gelebilir. Okuma kültürünün düzeyi zamanla yukarı çıktıkça, bir zamanlar kapalı gelen bir metin, herkese açık gelmeye başlayabilir. Zamanın ruhu bir metni açıp kapayabilir. Dahası da pek çok.
Bir başına yalınlıksa, önce, herkes için alımlanabilen bir yazınsal biçimi anlatıyor. Anlaşılırlıkla birlikte anılarak. Yaratıcı yazarlık serüveninin başlangıcında geçilmesi gereken düzey gibi de alınır yalınlık. Neden sonra dili eğip bükmek ya da kısa tümceler yerine uzun ve karmaşık tümcelerle yazmak, böylece daha etkileyici bir dile ve öyküye ya da romana ulaşmak biçiminde anlaşılır. Bunun da doğruluk payı var, ama büsbütün değil. Yalınlık, içinden çıkılması kadar, yetkinleştirilmesi de zor bir biçimdir. Üstelik bir geçiş biçimi değil, pek çok büyük yazarın bütün yazarlık verimleri boyunca seçtiği yazınsal biçim de olabilir. Önce dili getirir akla, ama anlatım biçimini, anlamın verilişini, hikâyenin kuruluşunu da belirten, bir bütün yapıyı anlatır.
Asıl olan, yalınlık sıkıntısı: Apaçık ve yalın dilin, bu arada basitleşip sıradanlaşmamak için nasıl biçimlendirileceğine karar verme hali. Yalınlığın yetkinliğine ulaşmak. Bıçak sırtında olmanın tam karşılığı. Dolayısıyla bir edebiyat metninde üstesinden gelinmesi en zor işlerden biri. Yalınlığın sırrını bulanların, nitelikli edebiyat kapısının anahtarını eline alacağını da söyleyebilir miyiz?
Demek yalınlık, göründüğü gibi değildir. Yaratıcı yazının başlangıcında herkesin kolayca üstünden atlayacağı tekbiçimli bir engel değil, düzyazının nasıl kusursuz olabileceğinin başlıca göstergesidir. 

Yalın olanın ardına bakmak
Bugünlerde ilk kez okuduğum genç Meksikalı yazar Mario Bellatin’in ‘Güzellik Salonu’ adlı romanı, baştan sona yalın bir dille yazılmış. Konumuz için iyi bir örnek. Sözgelimi şu birkaç tümce: “Hastalık, Ölüm Evi’ne sanki dalgalar halinde saldırırdı. Salonun tamamen boş olduğu dönemler de oluyor. Bu, tüm konukların kısa bir süre içinde öldüğü ve yenilerinin gelmediği zamanlar başıma geliyor. Yine de bu dönemler pek uzun sürmez ve sonunda yeni konuklar kapıyı çalar. Yalnızca tek bir bakışla ne kadar ömürleri kaldığını tahmin edebilirim.”
Bu alıntı içinde anlaşılmayan tek bir tümce yoktur sanırım. Doğrudan anlamlı, yüklemleri sonunda, basit yapılı tümceler. Söylenenlerden söylenmeyenlerin çıkarılabileceği, dolayısıyla okurun bilişsel yetilerini zorlayacak, çok anlamlı bir dilin parçası da değil. Ne ki, yazarın anlatmak istediklerine ilişkin çağrışımlar, yalnızca bu alıntıdan anlaşılması kolay olmayan anlamlara göndermektedir belli ki. Sürekli sonra gelen anlamları kovalayan, ama herkesçe yazılabilecek gibi duran yalın bir dil, oysa herkesin bir çırpıda yazabileceğinden bambaşka bir metin çıkarıyor ortaya ki, ‘Güzellik Salonu’, böyle bir dil anlayışının son zamanlarda okuduğum en çarpıcı örneklerinden biri.
Bence bu yalınlık biçiminin çok başarılı bir örneği de, edebiyatımızın son dönemlerinin en ilgi çekici yazarlarından olan Barış Bıçakçı’nın öyküleri. ‘Baharda Yine Geliriz’ kitabındaki öyküleri o denli sıradan ve önemsizmiş gibi gelen ayrıntılar üstüne kuruluyor ve belli bir anlamı öne çıkarmaktan öylesine kaçınırcasına öyküleniyor ki, okuma sırasında, Ne anlatıyor, sorusuna açık bir karşılık vermekte güçlük çekiyorsunuz belki, ama sonunda tadı damakta kalan, anlamları üstüne düşündüren öyküler okuduğunuzu hemen görüyorsunuz. Aklımıza gelenlerden bambaşka bir küçük anlamı fark edince ve o anlama götüren çağrışımlar aklımıza düşmeye başlayınca, Barış Bıçakçı’nın öykülerindeki yalınlık sıra dışına çıkmaya başlar. Bir iki öyküsünü okuyan okura, Barış Bıçakçı’nın öykülerinin basit gelmesi de olasıdır –pek bir şey anlatmayan, kuru, herkesçe yazılan gibi–, ama onun öykülerini okumayı sürdürüp ne olduklarını anladıkça, yalınlığın yetkinliğinin ne olduğu görülecektir sanırım.
Yalınlık bazen, öykücülüğümüzün usta yazarlarından Oktay Akbal’daki gibi, düzanlatımlı bir dili, yazarın yazarlık serüveni boyunca olgunlaştırılmış, özgün bir dile de dönüştürebilir. Oktay Akbal’ın yarım yüzyıldan uzun süre boyunca doğrudan anlamlar çevresinde kurulmuş öyküleri, özgün bir dünya yaratmıştır. Denebilir ki, düzanlatımlı metinlerin aynı zamanda nasıl yetkin bir edebiyat dili yaratabileceğini görmek ya da yeni yazarların yolun başında kendilerini sınamak için başvuracakları başlıca örnekler arasındadır Oktay Akbal’ın öyküleri. 

Yalınlık bütün metin içindir
Hem son kertede yalın olup hem dolaylı anlamları art arda çoğaltan bir yalınlıksa, okurun katılımını daha çok gerektirir. Ferit Edgü sözgelimi, 1950’lerden bugüne, yazdıklarında yalınlığın sınırlarını hep zorlayan bir tutumun izinden ayrılmadı. İlk dönemlerinde yazdığı öykülerden yeni öykülerine, hep yalın ve çok anlamlı bir dil anlayışının, bana kalırsa en parlak örneklerini verdi. Hem sürekli çağrışımlar üreten bir anlatı dili yarattı, hem de söylenenlerden söylenmeyenlerin çıkarıldığı, çoğul bir dil. Onun “Mirza” ya da “İbramın Oğlu İbramın Öyküsü” öykülerinde doğrudan belirtilmeyen asal anlamlar, öykü kişilerinin konuşmalarındaki basit sözlerden çıkarılabilir. Metin içinde bulundukları bağlamdan koparılıp bir başlarına okunduklarında, yalnızca tek ve doğrudan anlam taşıyan sözler, bulundukları bağlama göre birden çok anlamı nasıl taşıyabilir, yazınsal dilin bu doğasını anlatır Ferit Edgü’nün metinleri. Ama elbette, söylenenin ardındaki anlamı görmeye çalışan bir okuma biçimiyle. Yoksa Ferit Edgü de bazen basit yapılı, bu arada bazıları tek ya da birkaç sözcükten oluşan kısa tümcelere çokça yer verilmiş yalın bir dil ve anlatım biçimiyle yazmıştır ki, böyle bir dili bütün yazarlık ömrü boyunca sürdürmek, ancak yazarın anlamı sürekli içinde çoğalan bir dil içinde yaşamasıyla olasıdır. Yoksa bir edebiyatın birkaç kuşak boyunca önde gelen yazarlarından biri olarak düşünülen usta bir yazarı, niçin kısıtlı bir dil içinde kalmayı kararlılığa dönüştürsün?
Hemingway de dünya edebiyatında yalınlık denince ilk akla gelen yazarlardan. Yaşadığı dönemin olağanüstü önemli olaylarını romanlarında anlatmayı seçtiği için, Hemingway’in özel yalın dilini daha çok öykülerine bakarak incelemek gerekir. Öykü, doğası gereği dili yoğunlaştırırken, Hemingway’in öykü dili yazınsal dil üstüne çalışma nesnesi olarak her yazarın önüne gelmiştir. Son kertede yalınlaşmaya giden bir dilin aynı zamanda çok anlam üretme yeteneği nitelikli yakın okumalar gerektirir.
Hemingway’in ünlü “Beyaz Fil Tepeler” öyküsü, kısacık bir metin olmasına karşın, kendisinden kat kat uzun çözümlemelere konu olmuştur. Yalınlığın –ne olması gerektiğine değil– ne olabileceğine verilecek parlak örneklerden biri, –üstüne yapılan çözümlemeler nedeniyle, belki ilki– olan bu öykü, kadın ile erkeğin karşılıklı konuşmalarıyla kurgulanmasına karşın, sürekli dolaylı göndermeleri nedeniyle, ilk anlaşılabilecek olandan bambaşka anlamlar da taşıyabilme özelliğine sahiptir. Kadın ile erkeğin karşılıklı konuşmaları, iki insan arasındaki gerilim üstüne kurulmuştur. Erkeğin, kızın beklenmeyen bebeğini aldırmaya ikna etmeye çalıştığı, dolayısıyla karşılıklı bir ilişkinin çökmeye başladığını belirten konuşmalar, günlük hayatın içinden çıkmış, sıradan, yalın sözlerden oluşur. Konuşmalarda, aradaki ilişkinin ne olduğu ve ne olacağı üstüne doğrudan hiçbir söz edilmez, ama aslında okurdan, ilişkinin bozumaya başladığını, o anda öykünün nerede, ne zaman yaşandığını çıkarması beklenir. Öykünün dili, yalınlığın kendiliğinden çekildiği biçim içinde, kısa ve basit yapılı tümceler, hiçbiri şaşırtıcı gelmeyen sözcüklerle kuruludur. Sözcüklerin çağrışımları ve doğrudan anlamlarının dışında bir şeyleri de anlatmak istediği hissetirilir. Kısası, Hemingway’in büyük ustalığı okunmaya değer.
Yalınlık sıkıntısı, yaratıcı yazı uğraşının hem en çetin, hem de içinde bulunan için en ilgi çekici alanlarındandır. Denemeden geçilirse, bir gün kendine gene çekecektir.

notoskitap.blogspot.com