Yarın bekleyebilir mi?

Yarın bekleyebilir mi?
Yarın bekleyebilir mi?
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Emirgan Çınaraltı’ndayız. Ağustosun hafiften aradan çekildiği pırıl pırıl bir yaz. Şairlerimizden birisini daha çekip aldı oysa kırk dokuz yaşında. İhsan Deniz, Haydar Ergülen, Orhan Kahyaoğlu, Gonca Özmen, Emine Çaykara, Çiğdem Su, küçük İskender neredeyse hepimiz oradayız. Ben cenazeye gitmekten korkarım. Ölüme kesin inanç gibi gelir bana. Orada olunca, ölüme daha bir inanır mı insan? Oysa önemli bir yükümlülük o. Seyhan Erözçelik, Sırma Köksal’a Codex Cumanicus’dan bahsetmiş. Ben de, Latin harfleriyle Türkçenin ilk gözüktüğü defterler olduğunu söylemiştim Sırma’ya. Belli ki, şiir uçları, dil salkımları dahası bir süredir peşine düştüğü kazı alanları görmüş olmalı şair. Geçen yıl Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki Tanpınar oturumu için bir araya geldiğimizde nasıl da şaşırtmıştı beni. Hayata inat yaşlanmıştı. Ceket ve pantolon eski bir adamı taşıyordu sanki. İçim mi ezildi, yazıklandım mı, şair kederi mi gördüm ne önemi var? Cami ve çevresi alabildiğine doluydu. Demek bu kadar seveni varmış, ne iyi, ne iyi diyorum içimden. Son günde bile sevilmek ne iyi. Camiye giriyorum. Orada yalnızlık. İhsan Deniz, Semih Kaplanoğlu ve Necat Çavuş var. Dışarısı silme. Bizim bir eşik önümüzdeki şairler onlar. Belki son toplu fotoğrafı da verenler. Şimdi, şimdi, Hüseyin Atlansoy’un ‘Yarın Bekleyebilir’ini okurken oturuyor taşlar daha bir içimde. “ Hayat geriye doğru yorumlanır, geleceğe doğru yaşanır” demiş, S. Kierkegaard. Atlansoy’u okurken iki pencere birden açık odamda. İki sokağın kestiği köşedeyim.
Şiiriyle kendi benine doğru çalışan şairler vardır. Resimlerini, isimlerini, özel hayatlarını, kitaplarını ha bire öne çıkarırlar. Bir de inadına kendilerini gizleyen, eriten, toza toprağa vuran şairler. Atlansoy, perdelerin arkasına, sapa yollara, kendi gölgesine sığınan bir şair. Onu böyle olduğu için değil böyle olmakta tutarlı olduğu için de daha bir seviyoruz. Bindiğim vapur, Sultanahmet ve Ayasofya’yı soldan keserek ilerlerken, Orhan Pazarlama’nın kendisine özgü yumuşak seslerle tırnak makası seti satışına hem gülümsüyor hem de şairin “ Spor olsun! Skor önemli değil” mısrasını düşünüyorum. Marmara Denizi’ni ilk kez görenlerden bahsediyor Orhan Pazarlama. Gülümseyin ve sevin diyor, halk filozofu tavrıyla, gülümseyin ve sevin. Öyle mi, öyleyse “Hadi kolay gelsin…” Hem değil mi ki; “Yıllarca ve tek kelimesiz/ Birbirimizi sevebiliriz.”
Atlansoy, ‘şaşırtılmış domates’ metaforuyla hamle yapmıştı kendi şiiri içinde. ‘Dış Ara’da; “dışarı çıktım/ domatesler şaşırabilir” diye yeniliyor bu süreği. Şaşıran, şaşırtan buna yatırım yapan bir şiir değil oysa onunkisi. Eleştirel duyuş, ideolojik olmayan sessiz bir ironi halinde kendisini inşa ediyor bu şiirde bir yandan. Erözçelik, Bayrıl, Ergülen, Deniz ve Özer şiiri çizgisine özel bir ustanın özel taşı olarak yerleşiyor kendiliğinden. Çatışmacı ve çatışmalı değil, özgüvenli ve bir o kadar naif. ‘Yarın Bekleyebilir’in en belirgin vasfı bu, ses içindeki sessizliği. İğnesiz arı hali. Kursiyerlere atılan ateşten ilmek. Ne sandınız; “bu dünyada insan/ buluttan ayrılan kederli damla” 

Anlatım ve iç tekrar
Hüseyin Atlansoy, kelimenin altındaki kelime ile özellikle ilgileniyor. Bunu göstermiyor ancak görmemek imkânsız. Çapraz bağlar gibi anlam ve sesi aynı anda örüveriyor. Bu şiir çevikliği yani, nehir ile ‘dark river in your black hair’ arasındaki ses ve anlam çağrısı, dünya yuvarlak ve 360 ile, draje ve trajedi, her baş arının ardında duran Kraliçe arı (nedense inadına Turgut Özal ve inadına Semra Özal) ezilir ile emperyal iz arasında, net kazanılan ve kesin yenililen oyun olarak sürüp gidiyor. Şairin zekâsına değil okurun zekâsına yatırım yapmasıyla öne çıkıyor. Ve uyarıyor, /piyonlara güvenme/ asla büyümez eşiklerinde hükümdar… Yalnız, yalnız, ve burada biraz daha yalnız, henüz yakın çenelerin üstüne inmiyor şairin sol yumruğu, hele ‘Yarın Gecikebilir’de hiç inmiyor. “Haydi çocuklar –uçurun- bin yıl sürmez bu süreç” mısrasının çağırdığı 28 Şubat imlemesi, “Şimdi Anadolu-ancak geliyor…” onayı ile perçinlense de, gelenlere ilişkin henüz bir ‘im’ yok, beklenir.
Anlatım ve iç tekrar, Atlansoy şirinin karakteristik özelliklerinden biri. Sessizliği, sesli, müzikli okumaya imkân vermesinden. ‘Bu Ülke İçin Yağmur Dersleri’, şair isterse, şiirsel duyuruşunu hangi sınıra kadar götürebileceğini de gösterir. “Ağacın altında/Saf ateşin kızlar/ Ya ıslanacaklar/ Ya çarpılacaklar’…. İntihar İlacı, Balkon Çıkmazında Efendilik Tarihi ve daha ötesi. ‘Yarın Bekleyebilir’ bir de şöyle söylüyor, “Mesele sonuna kadar/Zenci kalabilmektir der/ Ya malcom x bir yerde/ Aynı yerdeyim milim değişmem…” Tam da böyle, bir şairini değişmemesinin karşılığı, şiir ve mizaç olarak da…

YARIN BEKLEYEBİLİR
Hüseyin Atlansoy, Hece Yayınları, 2011,
77 sayfa, 8.5 TL.