Yasalarla yasaklanan hayattır

Yasalarla yasaklanan hayattır
Yasalarla yasaklanan hayattır
Moris Farhi'nin şiddetsiz bir dünya umudu beslediği açık; ne var ki gözü gerçeklere kapalı bir hayali yok. Yüzlerce yıldır hüküm süren yasaların bir hamlede değişmeyeceğini biliyor
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

Moris Farhi, İngiltere ’nin tanınmış ve saygın edebiyatçılarından. 1935 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak Ankara ’da doğmuştu. Gençlik yıllarını Türkiye’de geçiren, yüksek öğrenimini Robert Kolej’de tamamlayan Farhi, eğitimini sürdürmek için 1954 yılında Kraliyet Akademisi Drama Sanatları bölümüne yazılmıştı. Hayatının bundan sonrasını Londra’da geçirecekti. Bir süre aktörlük yaptı, tiyatro oyunlar yazdı ve nihayetinde edebiyatta karar kıldı. Önce şiirle ilgilendi. Romancılık kariyerine 1972 yılında ‘The Pleasure of Your Death’ ile başlayan Moris Fahri, ‘The Last of Days’ (1983), ‘Yabanda Yolculuk’ (1989), ‘Gökkuşağının Çocukları’ (1999), ‘Genç Türk’ (2004), ‘A Designated Man’ (2009) romanlarının yazarıdır. Eserleri çok sayıda dünya diline çevrilen Farhi, aynı zamanda tanınmış bir insan hakları savunucusu; 1997-2000 yılları arasında İngiltere PEN’in Hapisteki Yazarlar Komitesi başkanlığı yapmıştı. Halen Uluslararası PEN başkan yardımcılığı görevini sürdürüyor. 

Hayattan romana
Farhi’nin Türkçeye çevrilen romanlarına -’Yabanda Yolculuk’, ‘Genç Türk’ ve ‘Gökkuşağının Çocukları’ - baktığımızda, anlattığı hikayelerle hayatı ve dünya görüşü arasındaki yakınlık hemen fark edilir. Mesela ‘Yabanda Yolculuk’, aslında kendi yolculuğudur. Güney Amerika’da yaşadığı ve gözlemlediği olayları bu coğrafyanın tarihi, coğrafyası, siyaseti ve mitolojisi ile kaynaştırmıştı. ‘Genç Türk’ün mekânı Türkiye Cumhuriyeti’ydi. On üç farklı karakterin çocukluktan yetişkinliğe geçiş süreci biçiminde kurguladığı romanda İkinci Dünya Savaşı yılları öne çıkıyordu. Farhi, Türkiye’de farklı ırk ve kültürlerden gelen insanların bir aradalığını överken, Nazi etkisiyle değişen siyasi atmosferi de yakalamıştı. ‘Gökkuşağının Çocukları’nda yine savaş acıları vardı. Ancak kendisi gibi Yahudilere değil Çingenelere yapılan soykırımdı anlattığı. Nazi kırımından şans eseri kurtulan, İsviçreli bir aile tarafından evlat edinilen ama etnik kökeninden koparılmadan yetiştirilen bir gencin yıllar sonra ardına düştüğü gerçekler…
İster Güney Amerika’da, ister Türkiye’de ya da Avrupa’da, Moris Farhi’nin roman kahramanları gelenekle, kültürle, ahlakla, dinle, siyasetle çevrilmiş çatışmalı bir dünyanın içersinde kendi bireysel yazgılarının peşindeler. Bütün haksızlıklar karşısında sevgiyle, cesaretle, vicdan ve adalet duygusuyla direniyorlar. Şiddetten arınmış bir dünyanın mümkün olduğu fikriyatına dayalı hikâyeler anlatıyor Farhi. İnsanlık için dilediklerini romanlaştırıyor. Yeni romanı ‘Atanmış Erkek’ de aynı bakışın, aynı umudun ve umutsuzluğun ürünü… Moris Farhi daha önce dolaştığı coğrafyalarda –Güney Amerika’da, Türkiye’de, Balkanlar’da- karşılaştığı meseleri, özellikle şiddeti meşrulaştıran kültürü kan davası üzerinden geniş ve kesintisiz bir zaman süreci içinde işlemiş.
‘Atanmış Erkek’ bir ada hikâyesi. Hayali bir adada bir ütopya peşinde koşuyor. Bu anlamda Yaşar Kemal’in üçü tamamlanmış dört ciltlik ‘Bir Ada Hikâyesi’ ile benzerlikler kurmak mümkün. Romanın ana karakterlerinden Osip, tıpkı Poyraz Musa gibi, yıllarca sürmüş savaşlardan yorgun, yaralı bir ruhla döner İskender Adası’na. Babasının kan davası nedeniyle öldürülmesi üzerine çocukluğunda terk ettiği bu adaya, yurduna elli yıl sonra dönerken umudu yaralı ruhunu onarmaktır.
Ana karadan uzaktaki İskender Adası, mitolojisiyle eski Yunan’a yapılan göndermelerle sanki Ege denizinde. Ancak doktor Osip’in katıldığı Halk Savaşları Balkanlarda yaşanmış. Kısacası, hayali ama tanıdık bir coğrafya; belli bir ülkeden, halktan, ırktan söz etmiyor Morris. Önemli olan adada hüküm süren düzen. Söz konusu düzen kan davası yasasına dayalı, erkeklik onurunu, disiplini, namusu gözeten kadim bir yasaya, o yasayı temsil eden bir yöneticiye dayalı. Öyle ki, bir erkeğin yatakta ölmesi akrabaları için utanç demek. Savaşı, şiddeti, yasaları geçmişte, ama şimdinin içinde hala hüküm süren bir geçmişte araştırıyor Farhi. 

Kutsal ve kurban
Ailede kan davasını sürdürecek erkek yoksa, kadınların ‘atanmış erkek’liğe terfi ettiği, kadınlıklarından vaz geçtiği ama toplum nezdinde saygınlık kazandığı bu tuhaf düzen yüzyıllardır değişmeden sürüp gitmektedir.Osip, adaya daha admını attığı ilk saatlerde kanlılarının izini süren Bostan’la karşılaşır. Adanın en gözüpek kanlısı Bostan’la tuhaf bir yakınlık başlayacaktır. Ancak, bir zamanlar babasının yaptığı gibi yasayı değiştirmek isteyen Osip’in asıl desteği eski öğretmeni Kokona ile Kokona’nın cüce sevgilisi Dev’dir. Ailesinden kalma eski yerdeğirmeniyle sakin bir hayata başlamak isteyen Osip’in en büyük düşmanı ise hiç kuşkusuz yasanın temsilcisi yaşlı Toma olacaktır…
Hikâyeyi altı ana karakterin bakış açısından aktarmış Farhi. 20. yüzyılla efsanenin iç içe geçtiği gerçekçi bir masal. Aynı olayları altı farklı/çatışmalı algı ve yorumla, farklı iç dünyaların yansıması biçiminde dinlemek bir yandan dinamik bir akış diğer yandan olayların gidişatı hakkındaki merak duygusu sağlıyor. Hikayenin akışı, kan davasının şiddeti, aşk ve erotizm, nefret ve intikam gibi motifler hikayenin güçlü yanları. Ancak genel/evrensel toplumsal düzenin küçük bir temsili olan İskender Adası’ndaki diğer insanların yeterince çeşitlenmemesi Farhi’nin kurmak istediği modeli biraz etkisizleştirmiş. Çok küçük bir coğrafyayı paylaşan az sayıda insan ada özelinden genel toplumsal düzene sıçramak için yeterli değil. Osip ve Bostan’ın, Kokona ve Cüce’nin bireysel dramları daha baskın. Söz konusu sıçramayı yapmak biraz okura kalmış biraz da roman söylemi dışına taşan diyaloglara. Ancak hemen ekleyelim; yazarın dünya görüşünün roman kişilerinin kaderlerini sıkı sıkıya belirlediği “İskender Adası” romanında göze çarpan temalar tartışmaya değer nitelikte.
Moris Farhi, dünyanın pek çok kültürüne sinmiş kan davası geleneğinden yola çıkarak toplumsal yasaların nasıl yazıldığını, zaman içerisinde ne hale geldiğini, yönetici kesimin bu yasalardan güç alan iktidarını mikro bir model üzerinde hikâyeleştirmiş. Bu nedenle yasanın başlangıcına, antik çağa, eski Yunan’a ve Platon’a kadar kadar gidiyoruz. Disiplini, savaşı, şiddeti, kanı ve aile bağlarını öne çıkaran ataerkil bir toplumsal düzenin yasaklanacaktır elbette. Cinsellik karanlık bir bölgeye itilecek, şehvet ayıplanacak, kadınlar ancak kadın kimliklerini terk edip erkekliğe atandıklarında onur kazanacaklardır. İşte bu nedenledir ki ataerkil düzenin ideolojisini en çok sahiplenenler de bastırılmış kimlikleriyle kadınlardır. Romanın ana karakteri gibi görünmekle birlikte Osip, Moris Farhi düşüncesini kısmen yansıtıyor. Çünkü o da kan davası kültürüyle yetişmiş, savaşlara katılmış, ruhsal yıkıntılar yaşamış bir erkek. Erkek kimliği yeterince özgürleşleşmesini engelliyor. Oysa, öğretmeni Kokona ve sevgilisi Dev, yasaların uzağında kalmayı seçmeler, ilerlemiş yaşlarına rağmen özgürce yaşadıkları aşkları ve cinsellikleriyle diğerlerinden farklılaşıyorlar. Osip’i zincirlerinden tamamiyle kurtaran onlarla kurduğu yakın ilişki. Ve sonrasında Bostan’la yaşadığı tutkulu aşk. Aşk ve cinselliğin Bostan’daki yansıması, kadın kimliğine yeniden sahip çıkması da bir başka dikkate değer motif.
Koordinatlarını kestirebileceğiniz hayali bir adada, hayali bir toplumsal düzende, bulanık bir yakın zamanda geçen etkileyici bir hikayesi, minimalist bir dili var ‘Atanmış Erkek’ romanının. Ana temaları sömürü, iktidar, yurtsuzluk, ayrımcılık gibi güncel ve önemli yan temalarla beslenmiş. Yaşar Kemal’in ‘Bir Ada Hikâyesi’yle benzerlikler çok açık. Ancak Farhi’nin kalemi Yaşar Kemal kadar –en azından coğrafyayı canlandırmak konusunda- kapsayıcı değil. Farhi’nin şiddetsiz bir dünya umudu beslediği açık; ne var ki hamasi bir insan sevgisi, gözü gerçeklere kapalı bir hayali yok. Yüzlerce yıldır hüküm süren yasaların bir hamlede değişmeyeceğini biliyor. Bu nedenle romnın sonundaki umut biraz bulanık, biraz hüzünlü, ama yine mevcut…

ATANMIŞ ERKEK
Moris Farhi
Çeviren: Püren Özgören
Everest Yayınları
2010, 368 sayfa, 18 TL.