Yaşanmışı yazmak

Ben galiba hep yaşanmıştan esinlendim, yola çıktım. İlk romanımda hem yaşanmıştan çok şey vardı, hem kendimden
Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Ayşe Sarısayın’ın çocuklar ve ‘ben’ yaştaki öteki çocuklar için yazdığı sıcak, duyarlı romanı okuyorum. ‘Kedimin Adı Çamur’ ‘yaşanmışı yazmak’ meselesiyle beni bir kez daha yüz yüze getirdi. Alain’in bir sözü var: Tanımadığınız kişileri, başınızdan geçmeyenleri yazın, demeye getirmiş. Genç yazarlara söylemiş. Genelde böylesi sözler fazla ciddiye alınır. Örnekse, 1950’lerde Oktay Rifat önemsemiş; bir yazısında özellikle vurguluyor.
Alain’in sözünü zaten Oktay Rifat’ın yazısından öğrenmiştim. Sonra ‘Bu Yalan Tango’da Fatma Asaf için bir takıntıya dönüştürdüm. Romancı, hikâyeci yaşanmıştan, tanıdığı kişilerden, kendinden ne ölçüde yararlanacak? Ya da, yararlanmalı mı? Fatma Asaf ‘Bu Yalan Tango’da boğuşup duruyordu...
İçin için, bir yandan da, Oktay Rifat’ın çok sevdiğim üç romanını düşünüyordum. ‘Danaburnu’ için, bir gazete haberinden yola çıktım der. ‘Bir Kadının Penceresinden’ ve ‘Bay Lear’, hep tanımadığı kişilerden mi esinlenme? Sanmıyorum. ‘Bir Kadının Penceresinden’deki unutulmaz Nüvit’i ‘tanıyanlar’ çıkmıştı...
Ben galiba hep yaşanmıştan esinlendim, yola çıktım. İlk romanım ‘Destan Gönüller’de hem yaşanmıştan çok şey vardı, hem kendimden. ‘Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak’a kadar, kendimden yola çıktığım roman kişisine ille başka bir isim aranıp durdum. ‘Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak’ta Selim’i nihayet korka korka kullandım. 

Çamur’u kucağıma almıştım
Alain’in sözünden kurtulmuştum artık. Romanı ‘roman’ kılan, öyle sanıyorum ki, bambaşka ögeler. Duras ileri yaşta ‘Sevgili’yi yazdı. Umurumda değildi hiçbir şey. ‘Sevgli’nin daha ilk cümlesinde Kendinden söz açıyordu. Ama ‘Sevgili’ otobiyografik roman değil. Hatta yaşamöyküsünden esinlenme bir roman bile değil. Bütünüyle roman, acı dolu bir aşk romanı.
‘Kedimin Adı Çamur’da bütünüyle roman, hayvan sevgisine dair derinlikli bir roman. Bütünüyle yaşanmıştan yola çıkmasına rağmen.
Çamur’u, romanın ‘insan’ kişilerini tanıdığım için böyle söylüyorum. Romanın insan kişileri yakın dostlarım. Çamur’u bir iki kez gördüm, hatta kucağıma aldım. Biraz oturmuş, sonra sıvışmıştı...
Oysa bu tanıklıklarım pek işe yarımıyor. ‘Kedimin Adı Çamur’u yalnızca romanlara özgü bir dünyada gezine gezine okudum. Dahası, Ayşe Sarısayın belli bir yaşa seslendiğinin bilincindeydi. Yalın, karmaşadan uzak, özenli üslûbu bu yüzden. Geçip giden zamanı, geçip giden hayatı ürkütmeksizin anlatışı bu yüzden. Usul usul yaşlanan Çamur, pek konuşmak istemediğimiz bir gerçekliği, dediğim gibi, hiç ürkütmeden yansıtıyor.
Sulugöz olduğum için, gerçi ben gözyaşı döktüm...
Daha, henüz adı Çamur olmamış yavru kedinin annesinden ve kardeşlerinden ayrılış sahnesinde içim cız etti. Ne var ki, yazarın muhakemesine hayran kalarak. Küçük kediyle görmüş geçirmiş annelerinin, sokak kedilerinin çetin yaşamaları üzerine konuşmaları kulaklarımda yankıyor. (Çoğu kez savruk, okurunu neredeyse aptal yerine koyan ‘çocuk edebiyatımızda’, Sarısayın’ın her cümlesine saygı duydum. ‘Muhakeme’yle anlatmak istediğim bu.)
‘Kedimin Adı Çamur’ anıyor: Oya Baydar’ın ‘Kedi Mektupları’ çok sevdiğim bir kitaptır. Oya Baydar’ın Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi için yazdığı, kapsamlı ‘İstanbul kedileri’ maddesini de çok severim.
Kedileri, köpekleri gönülden dile getirmiş bir başka eser, Colette’in 1904 tarihli ‘Dialogues de Bêtes’idir. Keşke Türkçe’ye çevrilse. Colette kedisiyle köpeğini yazmış. Kedisiyle köpeği Colette’i bol bol çekiştiriyorlar.
Çamur kimseyi çekiştirmiyor. Yeryüzünü, insanları, yaşamı anlamaya çalışıyor. Öyleyken, bir yandan da bize kılavuzluk ediyor.
‘Kedimin Adı Çamur’un tek anlatıcısı Çamur değil ama. Evin kişileri, işte gerçek hayattaki dostlarım da anlatıyorlar. Farklı bakış açıları işin içine girince, yorumlayışlar, değerlendirişler farklılaşıyor. Ayşe Sarısayın yazmak sanatının bazı özelliklerini, inceliklerini yolun başındaki okurlarına âdeta fısıldamış.
Sonra, bütün eseri sarıp sarmalayan o sonsuz iyilik duygusu...

Gündeş öneriler:
a) Osmanlı Tarihinden Portreler, İsmail Hakkı Uzunçarşılı,
Yapı Kredi Yayınları, 2010.
b) Meğer Mutfak Bir Masalmış, Ayşe Kilimci, Oğlak Yayıncılık, 2010.


    ETİKETLER:

    İstanbul

    ,

    haber

    ,

    aşk