Yayına sığmayanlar

Yayına sığmayanlar
Yayına sığmayanlar

İsmail Beşekçi (solda) ve Ünsal Öztürk Ankara DGM de yargılanıyorlar. (1990, Ünsal Öztürk arşivi)

Beşikçi'yle saatler boyunca konuşabilirdim, ama televizyon programlarının süre sınırlaması var. Yani konuşamadıklarımız da oldu. Biz de telefonda konuştuk, yazıştık. Onlar da burada...
Haber: BANU GÜVEN / Arşivi

İsmail Beşikçi ismini ilk ne zaman duymuştum tam hatırlamıyorum. 12 Eylül’den sonra olduğu kesin. Hapisteki bir sosyologdan söz edildiğini hatırlıyorum. İsmi o zamanlar hayal etmesi bile yasak olan Kürtler’in de ismiyle beraber anılıyordu. Bazı haberleri okuduğunuzda ‘Nedir bu adam? Azılı bir bölücü mü, yoksa deli mi? Yasalar böyleyken, hatta kendisi Kürt bile değilken, bu ne ısrar?’ diye düşünebilirdiniz. Yazdıkları da hemen toplanıyordu zaten. Bir kuşak İsmail Beşikçi’yi işte böyle haberlerden okuyarak büyüdü. İletişim Yayınları’ndan çıkan ve geçen hafta ikinci baskısını yapan ‘İsmail Beşikçi’ kitabını okumadan onu ve yakın tarihimizi, en muhalif geçinenleri bile esir alan resmi ideolojinin bize ettiklerini anlamamız mümkün değil.
Kitap vesilesiyle yayına almayı teklif ettiğim gün Beşikçi’nin bir yazısından dolayı 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldığı haberi geldi. ‘İleri demokrasi’den söz eden bir ülkede ne tesadüf! Kandil değil de, Qandil yazdığı için ‘terör örgütü’ propagandası yapmakla suçlanıyordu. Yazı ise PKK ’ya değil, Kürt sorununun kökenine ilişkindi.
Beşikçi yayına katılmayı kabul etti, beni çok sevindirdi. Sonra fark ettim ki bu, Beşikçi Hoca’nın ilk canlı yayını olacaktı! Heyecan veren bir durum! Ne var ki yayın günü kendisine başka bir yerden, başka bir randevuyla ilgili gelen bir iptal telefonu işleri karıştırdı. İkimiz de heyecanla hazırlandığımız yayını bir gün ertelemek durumunda kaldık.
Ertesi gün Beşikçi’yle çok güzel bir yayın yaptık. Yalnızca düşünceleri ve hakikate inancı nedeniyle hayatının 17 yıl 2 ayını cezaevinde geçirmişti Beşikçi Hoca. Sistemden nasıl dışlandığını anlattı. Cezaevinde yaşadıklarını anlattı. “Kürt diye birşey yoktur” diyen komutana, “Pekiyi Oğuz Türkleri 11. yüzyılda Anadolu’ya geldiğinde burada kimler yaşıyordu?” diye sorduğu için işkence görmüştü. “Şunun bileklerin parmaklarını kırın dediler. Beni epey hırpaladılar o gece” diye anlattı işkence hikâyesini. Sakin, kibar, mütevazı, sade, hakiki bir insan. Beşikçi’yle saatler boyunca konuşabilirdim, ama televizyon programlarının süre sınırlaması var. Yani konuşamadıklarımız da oldu. Biz de telefonda konuştuk, yazıştık. Araya giren bir keçi gribi vakasının ardından, onlar da burada: 

Soru: PKK ile ilgili bugün nasıl bir değerlendirmeniz var? Kürtler arasında PKK’ya ve Öcalan’a bağlı olanlar kadar, öfkeyle bakanlar da var. Siz de, “PKK Öcalan’ı eleştirebilmelidir” diyorsunuz. “Pek çok Kürt faili meçhullerin hesabını devletten sorabiliyor ama PKK’nın kurbanı olan faili meçhul yakınları sessizlik içinde yaşıyor” diyorsunuz. Biraz daha ayrıntılandırabilir misiniz?
Beşikçi: Bugün, 40-50 sene öncesine göre, çok büyük fiili kazanımlar var. Kürd sorunu konusunda yoğun tartışmalar da sürüyor. Bugün fiili kazanımlar varsa, Kürd sorunu konusunda yoğun tartışmalar yapılabiliyorsa, bu süreçte 27 yılı aşkın bir zamandır süren mücadelenin çok büyük bir rolü vardır. PKK deyince aklıma ilk önce bunlar geliyor. İfade ettiğiniz konulara gelince, haklısınız. PKK de, Öcalan da eleştirilebilmelidir. PKK’nin, Öcalan’ın, eleştiriye ihtiyacı çok büyüktür. PKK, BDP ‘Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu’ kurulmasını istiyor. Benzer bir komisyonu PKK kendi içinde de kurmalıdır. Mücadele sürecinde, kendi militanlarına, kendi arkadaşlarına karşı gerçekleştirdiği infazlar dikkatlerden uzak değildir. 

Soru: Örgütten bazı Kürt sanatçılara ve kanaat önderlerine yöneldiği belirtilen tehditleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beşikçi: Bir ulusun hayatında, yazarların, aydınların, sanatçıların rolü çok büyüktür. Uluslar, yazarlarıyla, şairleriyle, sanatçılarıyla aydınlarıyla ulus olurlar. Yazarları, sanatçıları, aydınları tehdit etmek, tehdit olarak algılanabilecek ifadeler kullanmak çok yanlıştır. Öcalan’ın da, PKK’nin de en çok eleştiriye ihtiyacı vardır. Sadece eleştiriye tahammül etmek yetmez, eleştirileri dikkate almak da gerekir. Aydınların, yazarların, sanatçıların, hükümetle, Türk basınıyla, başka kurumlarla görüşmelerinde hiçbir sakınca yoktur. Onlar bu görüşmelerinde, şüphesiz, Kürdler’i savunmakta, Kürd sorununu konuşmaktadırlar. 

Soru: BDP’nin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beşikçi: BDP, kurum olarak kendi iradesiyle hareket etmelidir. BDP iradesini Öcalan’a teslim etmemelidir. BDP’nin bu konularda biraz zayıf kaldığı gözlenmektedir. 

Soru: Referandumda Anayasa değişikliğini desteklemekten yana tavır koymuştunuz. Aynı görüşte misiniz?
Beşikçi: Anayasa değişikliği paketinde Türk siyasal hayatını çok yakından ilgilendiren bir-iki madde de vardı. Türkiye’yi kim yönetecek? Halkın seçtiği milletvekillerinden oluşan parlamento, parlamentodan güvenoyu alan hükümet mi, yoksa atanmışlar mı? Ordunun, yüksek yargının, üniversitenin, Türkiye’nin yönetiminde belirleyici, yönlendirici, oldukları biliniyordu. Bu Türk siyasal sistemimin, Türk siyasal rejiminin temel özelliklerinden biriydi. Anti-demokratik bir sistem kurduğu çok açık. Anayasa değişikliği paketinde, kamu yönetiminde, hükümete ağırlık veren, atanmışların yönetimdeki ağırlığını gerileten bir-iki madde vardı. Anayasa değişikliği paketine oy verilmesi bu bakımdan önemliydi. Fizikteki birleşik kaplar teorisini toplumsal olaylarda da izlemek mümkündür. Ama anayasa değişikliğinden sonra şunu gördük. Başbakan, Kürdler’e, BDP’ye, “Benden anadilinde eğitim konusunda bir şey istemeyin, buna hem biz, hem de milletimiz izin vermez” dedi. Hükümet-parlamento, ordunun harcamalarının Sayıştay’ın denetiminin dışında kalmasını sağladı. Orduyu, Ombudsman ilişkilerinin dışında bıraktı. Bütün bunlar, bileşik kapların toplumda doğal olarak işlemesine engel oldu. Bileşik kapların bazı yönlerindeki gelişmeler baskılarla engellenmeye çalışıldı. Türk siyasal hayatının temel konusunda anayasa değişikliği yapma gereği duyan hükümet, bazı konularda da eskiyi, eski anlayışı, resmi ideolojinin gereklerini aynen sürdürmeye çalışıyor. Bu yanlıştır. Hızla değişen bir toplumun hiç değişmeyen resmi ideolojiyle yönetilmesi artık, hiç mümkün değildir. Bunun anlaşılması gerekir. 

Ergenekon davası... 

Beşikçi’ye bugün itibarıyla Ergenekon davası hakkında ne düşündüğünü de sordum. Hoca basın mensuplarının Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmalarına verdiği tepkiyi neden başka haksız tutuklamalara vermediğini sorgulayan bir cevap verdi. Ergenekon ve Hrant Dink cinayetiyle ilgili tespitlerinin Ahmet’in ve Nedim’in söyledikleriyle uyuştuğu yönündeki şahsi görüşümle birlikte aktarıyorum.
Beşikçi: Ergenekon Davası’nda, anayasal, meşru hükümete karşı darbe girişimleri yargılanıyor. Türk siyasal hayatında bunun çok önemli bir süreç olduğunu düşünüyorum. Ama bu yeterli değil. Binlerce “faili meçhul” cinayetten söz ediliyor. Bunların failinin JİTEM olduğu, Ergenekon olduğu, güvenlik bürokrasisinde görev alanlar tarafından da ifade ediliyor. Ama bu cinayetlerle ilgili, hiçbir soruşturma olmadığı görülüyor. Diyarbakır adliyesinde JİTEM le ilgili bir-iki dosya var. Ama, Ergenekon’un yönlendirdiği cinayetler konusunda bir soruşturma yok. Bu, çok büyük bir eksikliktir. Hrant Dink Davası’nda da devlet görevlilerinin delilleri nasıl karartmaya çalıştıkları çok açık bir şekilde izleniyor.
Gazetecilerin tutuklanmasına gelince: Basında, gazetecilerin tutuklanmasıyla ilgili çok yoğun bir dayanışma olduğu gözleniyor. Bunun sağlıklı bir dayanışma olduğunu düşünmüyorum. İnsan hakları herkes için savunulmalıdır. KCK Davası’nda, belediye başkanlarının, il genel meclisi üyelerinin, belediye meclisi, üyelerinin devlet terörü ortamında gözaltına alındıkları, tutuklandıkları biliniyor. Analar, babalar, çocuklarının gözleri önünde, kelepçelenip götürüldüler. İfadelerinin alınması için mahkemeye götürüldükleri sabah, mahkeme binasının önünde kelepçelenip arka arkaya dizildikleri fotoğraflarının çekilip basına servis edildiği hâlâ gözler önündedir. Bu konularla ilgili olarak hiç duyarlı olmayan Türk basınının “meslektaş dayanışması”nı tebessümle karşılıyorum. Bunun dışında, pek çok olayda, aydınlara, karşı gerçekleştirilen operasyonlar, Türk basınında haber olarak bile yer almamıştı. Bana göre istisnalar var. Ama Beşikçi Hoca, genele hakim olduğunu düşündüğü çifte standarda böyle işaret ediyor.
Beşikçi, Kürt sorununun devlet tarafından cezai yaptırımlarla halledilemeyeceğini, bu yaklaşımın doğurduğu sonuçları da şöyle anlatıyor: “Kürd sorunu hukuksal bir sorun değildir. Önce toplumsal-etnik bir sorundur, sonra da politik bir sorun. Hukuk kurumlarıyla değil, siyasetin kurumlarıyla çözülmesi gerekir. Hukuk kurumlarıyla çözmede ısrar mahkemeleri yıpratır, adalet duygularını geriletir. Bu, üniversiteleri, basın-yayını da yıpratır.”
Haklı değil mi?

Ne yazdıysa ‘ceza’landırıldı
Bugün Beşikçi’nin hangi kitaplarına ulaşabiliyoruz, hangilerine ulaşamıyoruz? Cevap: Sahaflarda ya da kitaplığınızda yoksa hiçbirine!
1990‘larda Yurt Kitap-Yayın, İsmail Beşikçi’yle ve de hakikatle diyelim, kader birliği yaptı. Yayınevinin sahibi, Beşikçi’yle beraber (ve ayrı) hapis de yatan Ünsal Öztürk’ün ‘İsmail Beşikçi’ kitabındaki yazısını okumak şart. Durumu tek bir kelime özetliyor: ‘Trajik’. Zaman zaman trajikomik de oluyor durum. İlk kez 1969’da yayımlanan ‘Doğu Anadolu’nun Düzeni’ yasaklanmamış (Beşikçi o dönem Kemalist), ama 1992’de iki cilt halinde yayımlanınca, Nuh Mete Yüksel ikinci cilde kafayı takmış. Her ne kadar bu kitap bir bütündür denilse de, ikinci cilt toplatılmış.
Yasaklılar listesi kitapta mevcut. Bazı eserler hakkında 2-3 ayrı mahkemede açılmış davalar var. Devletlerarası Sömürge Kürdistan; Bir Aydın, Bir Örgüt ve Kürt Sorunu; Türk Tarih Tezi, Güneş Dil Teorisi ve Kürt Sorunu; Kürtlerin Mecburi İskanı; Tunceli Kanunu; Orgeneral Muğlalı Olayı, Zihnimizdeki Karakolların Yıkılması bunlardan birkaçı. ‘İsmail Beşikçi’ kitabını derleyenlerden Barış Ünlü’nün notu: “Yurt’un yayımlamadığı ve yasaklı olan kitaplar da var: ‘PKK Üzerine Düşünceler’ ve ‘Hayali Kürdistan’ın Dirilişi’ gibi. 36 kitaptan sadece 3-4 tanesi mahkum olmamış: Doğu’da Değişim ve Yapısal Sorunlar: Göçebe Alikan Aşireti; Doğu Mitingleri’nin Analizi, İsmail Beşikçi Davası, Cilt 3.”
Beşikçi durumu şöyle anlatıyor: Kitaplar, yazılar, 1970’lerde, 1980’lerde, eski ceza yasasının 141-142. maddelerine göre yargılanıyordu. 1990’larda Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesine göre yargılanmaya ve toplanmaya başlandı. Bu madde, AB uyum yasaları çerçevesinde, 2003’te yürürlükten kaldırıldı. Bunun üzerine avukatımız, DGM’lere başvurarak, kitaplar üzerindeki yasakların, toplatma kararlarının kaldırılmasını istedi.
Mahkeme, “8. madde yürürlükten kaldırılmış olabilir. Ama bu kitapların içeriğinde, ceza mevzuatımızın başka yasalarına, başka maddelerine göre de suç vardır” dedi. Bu şüphesiz hukuksal değil, keyfi bir karardır. En azından bir an için kitapların üzerindeki toplatma yasakları kaldırılmalıydı. Yayınevi, bu kitapları tekrar yayımlarsa, dağıtırsa, işte o zaman sözü edilen başka yasalara, başka maddelere göre yeni bir işlem yapılırdı. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bu konudaki tutumu daha olumluydu. Kitaplar, daha çok Ankara DGM’de yargılanıyordu. Bununla birlikte 4 Mart 2011 tarihinde İstanbul 11. Ağır ceza Mahkemesi de TMY’nin 7/2 maddesine göre verildi. Bu, fiili olarak, sözü edilen 8. maddenin hala yürürlükte olduğu anlamına gelmektedir. Ankara DGM’nin kararı kesindi. Bu karar üzerine, Yurt Kitap-Yayın sahibi Ünsal Öztürk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Bunun çok ilgi çekici bir safahatı var. Sonuçta, Türkiye mahkum oldu. Karar yakın bir zamanda açıklandı. Avukatımızın, çeşitli zamanlarda yaptığı başvuru üzerine, mahkemeler de çeşitli kararlar verdi. Bu karalar arasında birbirleriyle çelişkili olanlar da var. Hatta aynı mahkemenin çelişik kararları da var. Kitapların hangileri serbest, hangileri yasak, saptamak çok zor. Ama, AİHM kararından sonra artık hepsinin de serbest kaldığı söylenebilir. Veya böyle ummak daha makuldür.
Beşikçi’nin sözünü ettiği AİHM kararlarını buldum. Biri 8 Şubat 2011’de açıklanmış. Türkiye düşünce özgürlüğünü ihlalden yayıncı Ünsal Öztürk’e 9 bin Avro manevi tazminat ödemeye mahkum olmuş. Daha önce de yine düşünce özgürlüğü, yasaya dayanmayan ceza verilmezlik ilkesi ve mülkiyet hakkını ihlalden 17 bin 500 Avroluk bir tazminat kararı var. Tabii bunlar bastığı kitapları satarak masrafları çıkarıp yaşayacakken, bunun yerine kitapları kaptırdığı gibi, zamanın parasıyla en az 22 milyar lira ceza ödemeye mahkum olan bir yayınevini kurtaramaz.
İyi haberse şu: Bu belirsizlikten yakın bir gelecekte kurtulacağız. İsmail Beşikçi Vakfı kurulacak. Beşikçi, “Yakın bir zamanda, mahkemenin vakfın kuruluşuna onay vereceği kanısındayız” diyor. Bütün kitapların yayın hakları bu vakıfta olacak ve o zaman hepsi yeniden basılacak. Beşikçi’nin evindeki kitapları, gazete ve dergi, mektup, fotoğraf, mahkeme belgeleri gibi arşiv malzemeleri de Beşikçi Kütüphanesi’nde araştırmacıların, gelecek nesillerin hizmetinde olacak.

İSMAİL BEŞİKÇİ
Barış Ünlü-Ozan Değer
İletişim Yayınları
2011
615 sayfa
34.5 TL