Yaz bitmesin!

Yaz bitmesin!
Yaz bitmesin!
Yaz kitaplarına karşı çıktım. Meğer varmış. 'Yaz Bitince', adına aldırmayın, asla 'yaz kitabı' değil. Tatilin ortasında gözyaşlarına boğarak noktalandı
Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Kırmızı Kedi Yayınevi çok etkileyici bir romanla buluşturdu okuru: ‘Yaz Bitince’. ‘Yaz Bitince’nin yazarı, Türkçede bir hayli geç tanıdığımız Edith Wharton. ‘Yaz Bitince’nin çevirmeni, çeviri edebiyatımızın bir ustası, İlknur Özdemir.
Hatırlatmak isterim: Değerli İlknur Özdemir, Wharton’dan daha önce ‘Keyif Evi’ni dilimize kazandırmıştı.
Bir başka hatırlatma: Edith Wharton, son dönemlerde, bir ‘roman kahramanı’ olarak karşımıza çıktı. David Lodge imzalı ‘Yazar, Yazar’da (Ayrıntı Yayınları) yan kişiydi. Bir yan kişi ama, hem Henry James’in yaşamında öne çıkanlardan, hem yazarlık serüveni yansıtılanlardan.
Bizden örnek vermek gerekirse, Peride Celal’inkini andırır bir yazarlık öyküsü var Edith Wharton’un. Geniş okur kalabalıklarının beğenisine yatkın romanlar yazmış önceleri. Sonra ‘Keyif Evi’yle yolunu değiştirmiş. ‘Satış’a bağımlı romanlar, eserler yerine, ‘kalıcı’ edebiyatın ardına düşmüş.

Gözyaşlarına boğulmak

Peride Celal için de bunlar söylenebilir. Önceleri hafif, pembe, şampanya köpüğü romanlar. Sonra, 1949 tarihli ‘Dar Yol’ ve ‘Atmaca’yla birlikte yol ayrımı. Öylesi bir yol ayrımı ki, git git, okurun isterlerini umursamaz bir aşamaya varıyor. Tam tersine, az sayıdaki has okurla ilinti kurmayı yeğliyor...
‘Yaz Bitince’yi haziranda Gündoğan’da okudum. Tatil kitabı, yaz kitabı var mı, yok mu tartışmalarına hep karşı çıktım. Yaz kitaplarına karşı çıktım. Meğer varmış. ‘Yaz Bitince’, adına aldırmayın, asla ‘yaz kitabı’ değil. Tatilin ortasında gözyaşlarına boğarak noktalandı.
Suç benim: ‘Yaz Bitince’nin hüzünle dolup taştığını İlknur hanımdan öğrenmiştim. Tatilin uçarılıklarına denk düşmeyeceğini akıl etmeliydim. Ama ‘Masumiyet Çağı’ndan, ‘Keyif Evi’nden, hele ‘İki Kızkardeş’ten aldığım tatlara yenik düşerek yolculuk çantasına atıverdim ‘Yaz Bitince’yi.
Sonra başlamış bulundum. Önümde açık deniz, hava ince esintili, aşağıda kıyıda denize girenler, güneş parlak bir altın top. ‘Yaz Bitince’nin kahramanı Charty ise o kadar sarp bir yaşamdan çıkageliyor. Doğduğu yere, ‘karanlık’ dağa, aşk acısından sonra geri dönmek isteyecek. Bu isteği önceden az buçuk hissediyorsunuz.
Bir yandan da, Charty’yle Lucius Harney’in mutlu olmalarını istiyorsunuz. Araya o korkunç sınıf ayrımı girmese, keşke girmese!
Şunu düşündüm: Çok satanların çizgisinde kalsaydı Wharton, çok satabilmek reçetelerine bağlı kalsaydı, tatilin ortasında bunca canımı yakmayacaktı ‘Yaz Bitince’. Öte yandan, çarçabuk yitip gidecekti de.
Şimdiyse, yazılışından nice sonra, nice zamanların tahribatına göğüs gererek, tazeliğini, diriliğini koruyor, âdeta dimdik ayakta duruyor.

Aşkı afyonla özdeşleştirir

“Edith Wharton’un bu küçük romanı, 1900’lerin başında, kapalı bir ortamda yaşayan asi ruhlu bir genç kızın cinselliği keşfetmesini anlatırken, o döneme özgü, sık rastlanan toplumsal baskıları da naif bir aşk çerçevesinde ustalıkla dile getiriyor.”
Alıntı, arka kapak yazısından. Büyük dramatik gerilimi de eklemek gerekir bence. ‘Yaz Bitince’de öyle sahneler var ki, içsel büyük dramatik gerilimden soluk soluğa kalıyorsunuz. Mimar Harney ile büyük kentler düşleriyle acı çeken Charty’nin havai fişekli şenlik akşamında yaşadıkları tek kelimeyle çıldırtıcı. Dönüp dönüp yeniden okunacak bir bölüm.
Hele, Lucius’un armağanı o broş! Ancak özlü romanlarda karşımıza çıkar ‘derin ayrıntı’. Broş, okuyun ‘Yaz Bitince’yi, mutlaka okuyun, artık yakıp duracak belleğinizi.
Oldum bitti, aşkın imkânsızlığında, ‘sınıf’ların korkunçluğunu duyumsadım. En alt sınıftan Charty elbette karşılıksız aşka yazgılıydı, üst sınıftan Lucius Harney’le ilişkisinde.
Umuttu benimki: Wharton belki hâlâ şampanya köpüğü bir sonla, eski çizgisine geri döner, aşkı afyonla özdeşleştirir...
Öyle yapmamış.
“Bay Royall ile evlendim. Seni hep hatırlayacağım. CHARITY.”

Gündeş öneriler:
Yolculuk Notları, Blaise Cendrars, Sinan Fişek’in çevirisi, Can Yayınları, 2011.