Yaz hiç bitmez ve günler kafa dinleyerek geçer

Haber: D. İMRA GÜNDOĞDU / Arşivi

Kenneth Grahame’ın ‘Söğütlükte Rüzgâr’ adlı masalını çocukluğunda okuyanlar, hikâyeyi yetişkinlik hayatlarında bile kalplerinde ve zihinlerinde taşırlar. İnsanbiçimci ve İngiliz komedisini öne çıkaran yönleriyle bu kitap , nehir hayatını ve arkadaşlığı anlatan klasik bir masaldır.
Kitap, huzuru seven minik Köstebek’in bahar temizliğiyle başlıyor. Kısa süre sonra nehir kenarında yaşayan Susıçanı’yla tanışıyor. Susıçanı’nın en sevdiği şey kayıkların yanında oynamak. Piknik yaparak ve nehir kenarında vakit geçirerek akıp giden pek çok günden sonra, Susıçanı’nın arkadaşı Karakurbağası ile tanışmaya gidiyorlar. Karakurbağası onlara bir at ve bir at arabasına karşı duyduğu saplantıyı anlatıyor. Karakurbağası’yla bir yolculuğa çıkıyorlar; ancak yoldan geçen hızlı bir otomobil onların minik at arabasını deviriyor ve parçalıyor.
Karakurbağası en sevdiği oyuncağını kaybettiği için üzüleceğine, bu şahane otomobillerden istediğini düşünüyor ilk olarak. Bu yeni saplantısı başını belaya sokuyor ve Karakurbağası bir araba çaldığı için hapishaneye giriyor. Köstebek, Susıçanı ve yaşlı, bilge arkadaşları Porsuk bu duruma çok üzülüyorlar. Ancak cezaevinde, bir gardiyanın kızı zavallı Karakurbağası’na acıyor, malum, Karakurbağası kesinlikle cezaevine yakışır biri değil. Kız ona çamaşırcının eski kıyafetlerinden veriyor ve kaçmasına yardım ediyor.
Karakurbağası nehre dönünce arkadaşları tarafından sevinçle karşılanıyor; ancak ona bir de kötü haber veriyorlar: Karakurbağası Malikânesi’nin ormanda yaşayan birtakım zalim gelincik ve sansarlarca ele geçirildiğini söylüyorlar. Tabii, umut yok değil. Porsuk Karakurbağası’na, Karakurbağası Malikânesi’ne giden gizli bir tünel olduğunu söyleyince dört kafadar bu tünelden geçerek düşmanlarının yuvasının tam ortasına giriyorlar.
Büyük bir savaştan sonra Porsuk, Köstebek, Susıçanı ve Karakurbağası, gelincik ve sansarlardan kurtuluyor ve Karakurbağası’nı yuvasına kavuşturuyorlar. Kitabın devamında, dört kafadarın rahat hayatlarına nehirde yolculuğa çıkıp piknik yaparak devam edecekleri ima ediliyor. Karakurbağası saplantılı davranışlarını dizginlemeyi öğrense de bu davranışlarından tamamen kurtulamıyor.
‘Söğütlükte Rüzgar’daki neşeli havayı sağlayan, İngiliz hayatı imgesi diyebiliriz. Kral George dönemlerinin özelliklerini taşır bu hayat ; üst-orta sınıf dünyayı ele geçirmiştir adeta. Bu dünyada yaz hiç bitmez ve günler nehir kenarında kafa dinleyerek geçer. ‘Söğütlükte Rüzgâr’ sayesinde yazar Kenneth Grahame, bankadaki hiç sevmediği işinden ayrılabilmiş ve kitapta anlattığına benzer bir hayat yaşayabilmiştir. Çay zamanında kek ve nehir sesleri eşliğinde geçen bir hayat… Kitap, kahramanları yüzünden de çok seviliyor elbet. Biraz kendini beğenmiş ve gülünç Karakurbağası ile yaşlı, bilge, aksi ama arkadaşlarına karşı saygılı Porsuk, İngilizlerin metanet ve espri anlayışını gösteren karakterler. Diğer yandan bu karakterler son derece gururlu ve gerekirse kanlarının son damlasına kadar kendi İngiltere’leri için savaşmaya da hazırlar. ‘Söğütlükte Rüzgâr’, komik ve son derece eğlenceli. Kesinlikle bir çocuğun okuyabileceği en iyi kitaplardan biri.

SÖĞÜTLÜKTE RÜZGÂR
Kenneth Grahame
Çeviren: Cenk Pamay
İş Bankası Kültür Yayınları
2011
209 sayfa
3 TL.