Yazarlar kura çekti

Hele benden sonra çekilişe gelen Selim İleri de Şişli'yi çekince, biz çocuklar gibi yerimizden fırladık, olmaz dedik, bir yanda Şile bir yanda Şişli. İkisi de ş ile başlıyor üstelik.
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Hayatımda hiç kura çekmemiştim. Yıllardır kura çeken insanlardan kura hikâyeleri dinlerim fakat bizzat kura çekmek nedir hiç yaşamamıştım. Üstelik, çekilecek kuranın muhatapları yazarlar ve şairler olunca işin rengi daha bir değişiyormuş. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız’ın liderliğinde ve Yusuf Çopur’un koordinatörlüğünde son derece önemli bir okur-yazar buluşması planlanıyor. Yazarlar ve şairler de bu yüzden bir aradalar. Üstelik, İstanbul’un dışarısının da dışarısı sayılabilecek bir semtte, Arnavutköy’de düzenlenmiş toplantı. Bazı arkadaşlar, deniz kenarındaki Arnavutköy’ü anlamışlar ve sevinmişler başta ilkin. Kim bilir, balık yeriz, kahvelerinde oturur, bir şeyler içeriz diye düşünenler de olmuştur. Yol alabildiğine uzayıp karmaşıklaşınca, Muammer Yıldız’ın burası da ‘görülsün’ istedik sözü her bakımdan görülmüş oldu.
Adnan Özer, isminin a harfi ile başlaması ve alfabetik öncelik dolayısıyla ilk kura çeken kişi unvanını kazandı. Ve Beyoğlu’nu çekti. Ahmet Ümit, ‘Beyoğlu Rapsodisi’ adlı bir kitap yazmanın sebebiyle olacak biraz bıyık altından gülümsemiş olmalı ki, Adnan Özer, şakayla karışık, yaşadığı semti, Gaziosmanpaşa’yı umduğunu söyledi. Fakat Beyoğlu çıkmıştı bir kere. Arkasından Ahmet Turan Alkan aldı çekiliş masasında yerini. Aslında iki gruba ayrılmıştı yazarlar, oturdukları semtlere göre. Asya yakasında oturanlar ve Avrupa yakasında oturanlar. Asyalı yazarlar, Avrupalı yazarlar. Avrupai yazarlar. Asyai yazarlar. Ahmet Turan Alkan, büyük bir gurur ifadesiyle açıkladı çektiği semti. Elbette Üsküdar’ı çekmişti. Üsküdar’ı yazmış birisi olarak bana yakışmaz mıydı, şu Üsküdar’ı benim çekmem gerekmez miydi? Baktım etrafıma, bir mini heyecan dalgası, acaba nereyi çekeceğim merakı kımıldanmıyor mu? İyi, iyi dedim içimden, nasıl olsa, a harfi ile başlayan yazarlar bitinceye kadar bize sıra zor gelir. Kim bilir belki çekime bile gerek kalmaz da son topu biz açarız. Öyle ya, Adnan Özer, Ahmet Ümit, Ahmet Turan Alkan, Ahmet Büke, Ali Ayçil, Ayşe Kulin, Ayşe Sarısayın, Ali Ural, Ali Çolak, Adnan Binyazar, Aslı Tohumcu, Aytül Akal, bize sıra gelecek gibi değil.
Ahmet Ümit, Beyoğlu’nu çekemedi ama Bakırköy’e sevindi. Aslı Tohumcu tam da arzu ettiğine kavuştu, Kadıköy’ü çekti. Ali Ayçil, gönlünde yatanın Üsküdar olduğunu beyan etti ama Sultantepe’ye gönüllü gitti. Ahmet Büke, yeni bir İstanbul’lu olarak şehrin en eski semtlerinden Fatih’i salona gösterdi. Ayşe Sarısayın pek tabii olarak Beşiktaş olsun isterdi lakin Gülten Dayıoğlu’nu beklermiş sarı ve mavi kutucuklar. Ayşe Kulin, Kağıthane’yi çekmekle kendi kendisine hoş bir sürpriz de hazırlamış oldu. Öyle ya kuraydı bu. Şike, hile karışacak değildi ya. İstanbul birdi. Memleketin her köşesi gibiydi. Kendi kendime, eğer kura çekilecekse böyle, Selim İleri ve ben en sona kalacağız. Hele b harfi de uzayınca, heyecan heyecana karıştı durdu. Bir a harfinden bir son harften yapılamaz mıydı bu çekiliş? Madem eşit şekilde çalışıyordu kaderin saati daha eşit çalışamaz mıydı? Daha dün, memleketin günlük gazetelerinden birisinden büyük bir yüzsüzlük ve saçmalıkla haber yapılan bu organizasyon adalet bakımından daha sıkı hâle sokulamaz mıydı? 

Şark hizmeti...
Sonra baktım, uzun zaman geçmiş. Haydar Ergülen, Metin Celal, Beşir Ayvazoğlu, Behcet Çelik, Burhan Eren, Baki Ayhan T., Faruk Duman kuralarını çekmişler, sıra bana yaklaşıyor. Hem Anadolu yakasında da üç beş top kalmış. Neresi çıkacak acaba? Şark hizmetine mi gitmek üzereyim. Çıktım ve kararlı bir şekilde bana bakan, bana dokun, beni al ve kapağımı aç diye fısıldayan topa dokundum. Muammer Bey, kulağıma ‘üstad, avrupadan çek bu vesileyle bize de uğrarsın’ diye fısıldadı ama, hiç oralı olmadım. İşte ben, hiç aklıma gelmeyen, Silivri’den uzak, Çatalca’ya komşu olmayan, Arnavutköy’e yabancı, Sarıyer’e hiç uğramamış, Zeytinburnu’na kıyısı olmayan bir ilçeyi çekiverdim. Mutluluktan, niye ise mutluluktan ağzım kulaklarıma varıyordu. Şile yazıyordu çektiğim kağıtta. Bana ne garp ne şark bana deniz çıkmıştı deniz. Deniz feneri çıkmıştı. Dalga sesleri. Dinginlik. Uzak ve tatil duygusu.
Hele benden sonra çekilişe gelen Selim İleri de Şişli’yi çekince, biz çocuklar gibi yerimizden fırladık, olmaz dedik, bir yanda Şile bir yanda Şişli. İkisi de ş ile başlıyor üstelik. Sevinç Çokum’a Beylikdüzü’nün çıkmasında da vardır elbette bir incelik. Diyeceğim, şimdi 39 ilçenin otuz dokuz tane yazarı var. Bunca hay huyun içinde kitap ve hayat için buluşacaklar. Hayatta böyle kuralar çekmek de varmış. Bahtın saati bakalım kitaba ne kadar çalışacak?