Yemek ciddi bir iştir!

Yemek ciddi bir iştir!
Yemek ciddi bir iştir!

Julian Barnes

Julian Barnes, yemek tariflerini ve tarifçilerini dert edinmiş, bu derdini de hikâyelere dökmüş. 'Mutfaktaki Tarifbaz'ı okuduktan sonra hangi yemek tarifi kitaplarını alacağınız konusunda net bir fikir sahibi olacaksınız
Haber: AYCA YILMAZ / Arşivi

“Bir arkadaşın annesinin komşusu (evet biliyorum ama aynen doğru) reçel yapmaya karar vermiş. Daha önce hiç reçel yapmamışmış. Arkadaşımın annesi böğürtlen ve elma önermiş. Ertesi gün komşusu tatsız bir sonuçla çıkagelmiş: tencerenin dibine çökelmiş, olası ancak bir dişçinin matkabına boyun eğebilecek, birkaç santimlik kararmış, katı bir madde. Bir yanlışlık olduğunu düşünüyormuş.
Tarif polisinin çapraz sorgulaması sırasında içinde şunlar yazan bir tarif kitabına baktığını itiraf etmiş: ‘Bir pound (453,6 gram) meyveye, bir pound şeker.’ Bir nedenle (küçük beyinli bir ayı olmak gibi), malzemeleri ölçmenin en iyi yolunun daha önce içinde bir pound reçel bulunan marketten alınma bir reçel kavanozu kullanmak olduğuna kendisini ikna etmiş. Böylece, bir pound meyve için kavanozu meyveyle ve bir pound şeker için de kavanozu şekerle doldurmuş.”
Daha önce de ‘yeme içme’ üzerine kitaplar yayımlayan Çiya Yayınları’ndan keyifli bir kitap , ‘Mutfaktaki Tarifbaz’… “Kendisi için yemek pişirdiğim kadına” diye romantik bir “ithaf” var kitabın başında, ki bu ithaf aynı zamanda birden çok kadını içerebileceği için “kurnazca” da sayılabilir!.. Neyse, “kadınca” art niyeti bir kenara bırakalım… Yazar Julian Barnes, genel olarak yemek tariflerini ve tarifçilerini dert edinmiş, bu derdini de yaşadıklarından yola çıkarak kaleme aldığı hikâyelere dökmüş… Mesela hepimizin sıkça karşılaştığı meseleyi ele alıyor: Tariflerdeki ölçüler… Kitabın tanıtımından aktarırsak, “Bir ‘topak’ ne kadar büyüktür? Bir ‘yudum’ ya da ‘damla’ ne kadar çoktur? ‘Serpiştirme’ ne zaman yağmur sayılır? Dahası dilimleme ile doğrama arasındaki fark nedir?” 

Entelektüel bir yemek pişirici
Tabii eğer bildik türden bir yemek tarifi kitabı bekliyorsanız, fevkalade yanılmış olursunuz. Hoş hikâyelerin içine yerleşmiş bir “yemek yapma felsefesi” denemesinden söz ediyoruz ‘Mutfaktaki Tarifbaz’ı anlatırken. Ne demek istediğimi belki kitapta edilen şu laflar daha iyi anlatır:
“Yönergelerine uyduğumuz kişilerin yayımlamadan önce tariflerini kusursuzlaştırdıklarını içten içe var sayıyoruz. Tariflerini sınayıcılarla denemiştir, nihai kesinliğe ulaşılana kadar çeşnilemeyi ve sözcük kullanımını ayarlamıştır ve sonra da bize sunmuştur sanıyoruz. Dahası, sanıyoruz ki kendi tariflerine göre yemek pişirdiklerinde aynen bizim yaptığımız gibi metni sözcüğü sözcüğüne takip ediyorlar. Ama öyle yapmıyorlar. Bir nehirde asla iki defa yıkanamadığınız gibi, bir aşçı da asla aynı tarifi iki kere kullanmıyor. Aşçı, malzemeler, tarif ve sonuçta ortaya çıkan yemek asla tastamam aynı değiller. Bu tam olarak postmodernizm değil ve Heisenberg’in Belirsizlik İlkesini hatırlatmak biraz ağır kaçabilir ama ne demek istediğimi anladınız sanırım.”
Evet! Kendini “Tarifbaz” olarak tarif eden entelektüel bir yemek pişirici ile karşı karşıyayız!
Tarifbaz Julian Barnes’ın yazdıklarına döneceğiz ama kitapta ilgi çeken bir ayrıntıya da değinmeden edemeyeceğim. Kitabın sunumunda, –kimi enternasyonal terimleri Türkçeleştirmeyi benimseyen- çevirmeni Özcan Kabakçıoğlu da, kitabın yazarı gibi, tanıtılmış, şimdiye dek yaptığı işlere yer verilmiş. Bu örneklerin çoğalması, çevirmenlerin emeğine hak ettikleri kıymetin verilmesi son derece önemli. Türkiye ’de küçük yayıncılığın can çekiştiği, okuma faaliyetinin “yaratılmış” bir “best-seller” denizinde debelendiği çağımızda, çevirmenlerin büyük emeğinin maddi karşılığı asla karşılanmıyorken, en azından bu manevi “jest” çok görülmemeli. Bir yandan da, her çevirmenin bir tarzı olduğunu dikkate alırsak, okurun kimin çevirilerini okuduğunu daha fazla fark etmesi, okuyacaklarını seçmesi bakımından faydalı olacaktır.
‘Mutfaktaki Tarifbaz’, Julian Barnes’ın yazdıklarını okuduğunuzda ise, hiç kuşkum yok ki, hangi yemek tarifi kitaplarını alacağınız konusunda bundan böyle net bir fikir sahibi olacaksınız… Yazdığı samimi yemek ve yemek tarifi hikâyelerinin içine kerterizleri son derece başarılı bir biçimde yerleştirmiş zira…

Kitaptan alıntılar, naçizane yorumlar…
*Protein ile saldırganlık arasında otomatik bir bağ bulunduğuna inanmaya yatkın olan varsa, Hitler’in bir etyemez olduğunu aklından çıkarmasın.
(Bizim memlekette zaten böyle bir kafa karışıklığı olamaz. Nüfusun yüzde 60’ı, dünyanın en pahalı et fiyatlarından dolayı, kırmızı et yiyemez halde olmasına rağmen, maşallah saldırganlık itibarıyla performansımız her geçen gün yükseliyor!) 

*“Kasabınıza şöyle yapmasını söyleyin…” ya da “Balıkçınızı önceden arayıp sorun…” gibi ifadelerle başlayan tarifler Tarifbaz’ın moralini pek yükseltmez. Gerçi mükemmel kasaplar, balıkçılar ve manavlar tanıyorum ama hiçbirinin önüne “benim” sözcüğünü koyamam.
(Yine malum sebeplerle bizde de pek “benim” denecek kasap bulunmuyor. En azından eskiden dükkanın önünden geçerken veresiyelerin borcunu isteyen bir kasap figürümüz vardı! Hey gidi günler!) 

*Bir yemek tarifleri kitabı oradan buradan aşırmalarla oluşturulmuş bir koleksiyon değilse, yazarının kişiliği kaçınılmaz biçimde kitaba sinecektir. Kimi zaman bu bir hatadır –yazarın kişiliği otoriter, züppece, tükenmiş ya da silik olabilir.
(Nedense aklıma Emine Beder geldi. Onun tarifleriyle kilodan kiloya koşturduğumu düşündüm birden…) 

*Kanguruyu Avustralya’da, “Ulusal simgeyi yemek her zaman hoşuma gider,” (Yakındaki bir şair homurdanarak, “İngiltere’de ne yer ki,” demişti, “Aslan mı?”) Kazuo Ishiguro ile birlikte bir edebiyatçılar yemeğinde yedim. Artık yürüme mevsimi başladığına göre ekinkargası yemeye niyetliyim: Özel sipariş üzerine Chilterns’da yapan bir pub var. Big Mac’i sadece bir kez yedim, ama isterseniz bu yazıların seviyesini düşürmeyelim.
(Yazarın “seviye” anlayışıyla mutabıkız…) 

*Yemek kitabı çeşitlemesi ne denli baştan çıkarıcı görünse de, belli birtakım yiyecekler vardır ki en iyisi lokantaya gidip yemektir.
(Evde, hazır dönerle İskender hazırlamaya çalıştığım gün geldi aklıma. Hayır, atmaya da kıyamıyor insan…) 

*Asla resimleri yüzünden bir kitap almayın. Zinhar bir tarif kitabının içindeki bir resmi işaret edip, “Ben de böyle yapacağım,” demeyin. Yapamazsınız.
(Sizin de, “Sorun bende sanıyordum,” dediğinizi duyar gibi oldum, yanılıyor muyum?)

MUTFAKTAKİ TARİFBAZ
Julian Barnes
Çeviri: Özcan Kabakçıoğlu
Çiya Yayınları
2011, 128 sayfa, 15 TL.