YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR
YENİ ÇIKANLAR

TÜRK KÜLTÜRÜNDE YÖNETMEK
Acar Baltaş,
Remzi Kitabevi,
kişisel gelişim,
240 sayfa

Acar Baltaş ‘Türk Kültüründe Yönetmek’te, iş hayatına psikolojinin penceresinden bakıyor. Türklerin genetik piyangolarının yanı sıra, kültürel genlerinin de onları üstün kıldığını savunan Baltaş, hayatı ve iş dünyasını bu çerçevede yorumluyor. Türk iş dünyasının kendi kültür değerlerinden nasıl etkilendiğini araştıran yazar, bu değerleri göz önünde bulunduran liderlerin hem yerli hem yabancı piyasalarda başarılı olabilmeleri konusunda önerilerde bulunuyor. Yerel değerlerle küresel başarılar kazanmanın ipuçlarını anlatan Baltaş, Türk kültüründe liderliğin ne anlama geldiğini, var olan potansiyelin performansa nasıl çevrilebileceğini ve ekip çalışmasının önemini anlatıyor.

KAİNATTA BİR NOKTA: NÜKHET GÖKDOĞAN
Feryal Saygılıgil,
İstanbul Kültür Üniversitesi Yayınları,
biyografi, 177 sayfa

Feryal Saygılıgil, sözlü tarih yöntemiyle ortaya koyduğu ‘Kainatta Bir Nokta’da, Türkiye’de birçok kuşağın yetişmesine katkıda bulunan, astronom ve akademisyen Prof. Dr. Nükhet Gökdoğan’ın yaşamının izini sürüyor. Saygılıgil, 2003 yılında hayata veda eden Gökdoğan’ın, Osmanlı’dan günümüze astronomi eğitimini Avrupa’da görmüş ilk astronom, Cumhuriyet Türkiye’sinin yetiştirdiği ilk fen doktoru, ilk kadın dekanı ve ilk kadın senato üyesi, ayrıca Yüksek Mühendis Mektebi’nde (Teknik Üniversite) ders veren ilk kadın öğretim üyesi olduğunu belirtiyor. Kitapta, birçok ilke imza atmış Gökdoğan’ın hayatı ve çalışmaları ayrıntılarıyla ele alınıyor.

MARTIN EDEN
Jack London,
Çeviren: Yiğit Yavuz,
İletişim Yayınları,
roman, 438 sayfa

Jack London, önemli eserlerinden ‘Martin Eden’da, yazar olabilmek için büyük zorlukları göze alan bir gencin hikâyesini anlatıyor. Yarı-otobiyografik olarak değerlendirilen roman, yazar olma hayalinin ardından giden Martin Eden’ın etrafında dönüyor. Roman, Eden’ın bu yoldaki başarılarını ve hayal kırıklıklarını hikâye ederken, aynı zamanda, acımasız bir rekabetin hüküm sürdüğü dönemin Amerikan toplumunun da bir panoramasını çiziyor. İlk etapta öyküler kaleme alan Eden, bunları gönderdiği dergilerden birer birer ret cevabı alır. Fakat günün birinde bir öyküsü, edebiyat dergilerinden birinde yayımlanacak; böylece Eden’ın hayatı bambaşka bir rotaya girecektir.

AKLINI YİTİREN TÜRKİYE
Mustafa K. Erdemol,
Cumhuriyet Kitapları,
siyaset,
209 sayfa

Mustafa K. Erdemol ‘Aklını Yitiren Türkiye’de, ülkede yaşananları, eleştirel bir bakışla değerlendiriyor. Kürt sorununda gelinen nokta, AKP iktidarının ertesinde değişenler, Hrant Dink’in katledilişi ve devamında yaşananlar, Ergenekon yargılamaları, İslamcı ve laik kesim arasındaki çatışmalar, Erdemol’un irdelediği konulardan birkaçı. Türkiye’de icra edilen siyaseti de ahlaki açıdan inceleyen Erdemol, gündelik hayatta tanık olunan nefret ve tahammülsüzlük, sıradan insanın faşizmi, tecavüz edilip öldürülen Pippa Bacca, karakolda öldürülen Festus Okey ve Engin Çeber, yüksek sınıf Müslümanları, medyadaki muazzam kirlenme ve sübyancılık gibi birçok konu ve kişiye uzanıyor.

DÜŞ BAHÇESİ
Hasan Kıyafet,
Akdeniz Edebiyat Yayınları,
öykü,
192 sayfa

Hatırlanacağı gibi ‘Diyarbekir’e Girmek’, ‘Komünist İmam’ ve ‘Umut Direniyor’, Hasan Kıyafet’in daha önce yayımlanmış bazı eserleri. Elimizdeki eser ise, Kıyafet’in öykülerini bir araya getiriyor. Hrant Dink’ten gelen bir mektup, 1915’te Ermenilerin yaşadıkları, kitaplara aşık Mustafa adlı çocuk ve hayatında neredeyse her şeyi yarım bırakmış Bahadır, Kıyafet’in öykülerinde işlenen konulardan birkaçı. Yazar, kitaba adını veren öyküsünde ise, Antalya’da ortak inşaat işleri alan Rus zengin Gospodin İgorof ile Kabzımal Ömer’in yaşadıklarını anlatıyor. Yazar burada, karakterlerini, kültürel farklılıkların komik yönleriyle resmederken, hırsın doğayı nasıl yok ettiğini de gözler önüne seriyor.

FİLM KULÜBÜ
David Gilmour,
Çeviren: Dost Körpe,
Domingo Yayıncılık,
roman, 223 sayfa

David Gilmour ‘Film Kulübü’nde, lisede sorunlu bir dönem geçiren, geleceği belirsiz bir oğul ile onun yaşadığı sıkıntıyı filmler aracılığıyla gidermeye çalışan babasının hikâyesini anlatıyor. Jesse, dikkat çekecek derecede sorunlu bir kişilik sergilemektedir. Bu sıkıntılar öyle bir hale gelmiştir ki, çocuğun liseden ayrılması an meselesidir. Durumu fark eden baba, oğlunun yaşadıklarına çözüm olmak için filmlere başvurur. Her hafta baba tarafından seçilen üç film izlemek, buradaki tek kuraldır. Baba ile oğul, seçilen filmleri izleyecek, bu filmlerden yola çıkarak hayata dair uzun soluklu sohbetlere girişecek; bu arada ilişkileri üzerine düşünmeye de fırsat bulacaklardır.

PANDANIN BAŞPARMAĞI
Stephan Jay Gould,
Çeviren: Ülkün Tansel,
Versus Kitap,
bilim, 374 sayfa

‘Pandanın Başparmağı’, Stephan Jay Gould’un Evrim Kuramı’na ve Darwin’e odaklanan denemelerinden oluşuyor. Natural History dergisinde uzun yıllar konuya dair makaleler kaleme alan Gould, alanın en etkili isimlerinden. Çeşitlilikleriyle dikkat çeken elimizdeki denemelerde, Doğal Seçilim, Darwin’in yaşamı, insanın evrimi, insanlığın evrilme sürecindeki en büyük adım, insan farklılıklarına dayalı bilim ve siyaset, evrimsel değişimin hızı ve insan varlığının ortaya çıkışı gibi konular ele alınıyor. Gould’un dikkat çeken denemeleri, evrimin meydana geldiğinden niçin emin olabileceğimizi ve organizmalar ile onların tarihlerindeki gariplikleri gözler önüne seriyor.

BİR ACIYA KİRACI
Metin Altıok,
Kırmızı Yayınları,
şiir,
469 sayfa

‘Bir Acıya Kiracı’, Metin Altıok’un bütün şiirlerini bir araya getiriyor. Altıok’un ‘Gezgin’, ‘Yerleşik Yabancı’, ‘Kendinin Avcısı’, ‘Küçük Tragedyalar’, ‘İpek ve Kılabtan’, ‘Gerçeğin Öteyakası’, ‘Dörtlükler ve Desenler’, ‘Süveydâ’, ‘Alaturka Şiirler’, ‘Hesap-İşi Şiirler’ ve ‘Soneler’ kitaplarından oluşan eser, Altıok’un hüzzam sesini şiir severlerle buluşturuyor. Altıok, ‘Acı’ başlıklı şiirinde şöyle diyor: “Acı, gittiğini geri dönen yavaş at,/ Gizli ve tekinsiz öksesi yaşamanın./ Umulmadık sevinçleri tattıran bize,/ Renklendiren bir kuşun kanadını./ Ve gece söküp gündüz örerek,/ Var gibi gösteren hiç olmayanı.// Gelirler tüyden adımlarıyla/ Ve aşk ve mut ve başkaları./ Duyulur içten içe değişmez acı,/ Komaz ansımaya yanıltıcı yanlarını./ Ve bizim o insancıl yaramız,/ Açılır bir gülün yapraklarını./ Yüreğimizin kanayan gergefinde,/ Delerek acının gerilmiş kumaşını.”

VAHŞİ İNSANLAR
Dirk Wittenborn,
Çeviren: Mesut Kondu,
Ayrıntı Yayınları,
roman, 407 sayfa

Dirk Wittenborn elimizdeki romanı ‘Vahşi İnsanlar’da, baş kahramanı Finn Earl üzerinden, çağdaş, “medeniyetin” göbeğinde bir vahşi dünyayı resmediyor. Uyuşturucu müptelası annesiyle birlikte yaşayan Earl’ün en büyük hayali, amazon ormanlarının vahşi insanlarından Yanomami kabilesiyle yaşayan antropolog babasının yanına gitmektir. Annesiyle, sevgi ve nefret arasında dönüp dolaşan bir ilişkisi olan Earl, büyükbabasını kandırarak Yanomileri görmesini sağlayacak bir yolculuğa çıkmayı planlar. Fakat beklenmedik bir anda, Earl’ün annesi uyuşturucu krizine girer ve genç adam annesi için uyuşturucu temin etmeye çalışırken polisler tarafından enselenir. Yolculuk planları suya düşen Earl, New Jersey’de zengin bir malikanede yaşamaya başlayacaktır. Fakat genç adam burada kısa bir süre sonra, Amerikan hayatının tam göbeğinde, gerçek vahşi insanları keşfedecektir.

DÜNYA VE BEN
Juan José Mill·s,
Çeviren: Saliha Nilüfer,
Hayy Kitap,
roman, 216 sayfa

İspanyol yazar Juan José Mill·s, ‘Dünya ve Ben’ başlıklı ilgi çeken romanında, yazmanın doğası, sınırları ve imkanlarını irdeliyor. Romanın baş kahramanı Juanjo, kendi kendisiyle röportaj yapmakla görevlendirilir. Genç adam, bu röportajı ortaya koyabilmek için farklı bir yöntem deneyerek, iç dünyasına, geçmişine ve babasıyla kurmuş olduğu ilişkiye döner. Fakat zaman ilerler ve Juanjo kendi dünyası üzerine düşünürken, beklenmedik bir anda varoluş hissiyle de yüz yüze gelecektir. Juanjo artık, insanın doğası, yazma ediminin ne anlama geldiği ve insanın varoluşunun sapabileceği tehlikeli eşiklerden başka bir şey düşünemez hale gelmiştir. Fakat, yazının acı veren yönleri kadar, sağaltıcı yönleri de bulunmaktadır. Zira genç adam, içinde açılan yaraları, yine yazmanın yardımıyla tedavi etmeyi keşfedecek ve gerçekte neden yazar olduğunun bilincine varacaktır.

KABUĞUNU KIRAN HİKÂYE
Jale Özata Dirlikyapan,
Metis Yayınları,
eleştiri,
196 sayfa

Jale Özata Dirlikyapan, nitelikli çalışması ‘Kabuğunu Kıran Hikâye’de, Türkiye öykücülüğünde önemli bir yer tutan 1950 kuşağını inceliyor. Aralarında Ferit Edgü, Orhan Duru, Leyla Erbil, Bilge Karasu, Feyyaz Karacan, Onat Kutlar, Demir Özlü, Adnan Özyalçıner gibi öncü kalemlerin bulunduğu 1950 kuşağı öykücülüğünü çok yönlü bir bakışla irdeleyen Dirlikyapan, kitabının ilk bölümünde, Türkiye’de siyasal ve toplumsal değişimin yoğun olarak yaşandığı, buna koşut olarak edebiyatta da geçmişle hesaplaşmanın, Batı etkisinin desteğiyle yenilenme çabalarının ve yeni kümelenmelerin görüldüğü 1950’li yılların bir panoramasını çiziyor. Çalışmanın ikinci bölümü, dönemin edebiyat ortamını ve öykü tartışmalarını ele alıyor. Üçüncü bölümde yazar, 1950 kuşağının ilk yenilikçi öykücülerini, dördüncü bölümde ise yeni öykücülüğün içerik ve biçim öğelerini inceliyor.

Sanat ve bellek buluşunca...

SANAT VE BELLEK
Canan Atalay,
Grada Yayıncılık,
2010,
165 sayfa.

Birkaç gün önce yeni gelen sergi davetiyelerine bakıp kendi kendime hayıflandım.  Neyse ki Canan Atalay’ın Sanat ve Bellek isimli kitabını okudukça gidemediğim, göremediğim dünyanın bambaşka yerlerinde, bambaşka zamanlarda düzenlenmiş sergileri ucundan kıyısından yakalamış oldum.
Kitabın kapağını açar açmaz kendinizi İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında doğan, o günlerin minik bebeği geleceğin Yeni Dışavurumcu akımının fikir mimarlarından ressam Anselm Kiefer ile tanışırken buluyorsunuz. Tarihte yapılan kısa yolculuk sırasında bir sanatçının dünyaya açılan penceresini bir film şeridi gibi takip ediyorsunuz. Tam dalmışken birden uyandırıyor sizi sayfalar ve Londra’da ‘Apocalypse’ sergisini gezmeye başlıyorsunuz. Tıp biliminin ve güzel sanatların bir bütün olduğu sergide Marc Quin’in ‘Sonsuz İlk Bahar’ isimli eserini dinlerken, Atalay’ın belleğinde mini bir yolculuğa çıkarak; sanatçının, sadece sergilenen eserini değil, Quin’i de tanıyorsunuz artık. Peki biraz da fotoğrafın tarihinde kimler var öğrenmek ister misiniz? Cevabınız ‘evet’ ise çalışmalarının uzun dönemini kadın stereotipleri üzerine yapmış Cindy Sherman ile buluşma vakti. 20. yüzyılın önemli fotoğrafçılarından olan Sherman’nın eserlerini dinlerken kafanız karışıyor biraz. Bazen rönesans dönemi emziren Meryem Ana resimlerini taklit edip, ona sahte bir meme ekleyerek postmodern bir yaklaşım sergiliyor. Bazen palyaço kıyafetleri içinde kendisini ölümsüzleştiriyor. Kendinizi sanatçıya kaptırmış usul usul okurken satırları Atalay, “çevresini saran dünyayla oyunlar oynayan mahremiyet, zihin kılıf ilişkisi içinde, şu anda olduğumuz kişi miyiz?” deyiveriyor ve karmaşanız arasına bir ünlem yerleştiriyor.
Acaba başka hangi sanatçılar, hangi sergiler var diye merakla sayfaları çevirirken, hiç farkında olmadan zamanda ilerliyor. 2007 yılında Ankara’da düzenlenen ‘... ve gemi batıyor’ sergisine varıyorsunuz. Tayfun Pirselimoğlu’nun sanatı Atalay’ın belleği ile birleşiyor. Sanatçı, Irak’ta yaşanan savaşı batan gemilerle, her şeyi kırıp döken ve hiçbir şeyi umursamadan gezinen gergedanlarla anlatırken, Atalay’da eserlerin kendisinde bıraktığı etkiyi yorumluyor.
Resim, heykel, fotoğraf, seramik derken kısa zamanda göremediklerimi gördüm. Bazen gördüklerimi yeniden hatırladım. Her yeni sayfa başka bir düşünceye sürükledi. Atalay’ın belleği benim belleğimdekilerle birleşti.
Hacer Kıvançer

FİLMLERLE SOSYOLOJİ
Bülent Diken ve Carsten B. Laustsen,
Çeviren: Sona Ertekin,
Metis Yayınları,
sosyoloji, 226 sayfa

İki yazarlı ‘Filmlerle Sosyoloji’, filmlerin toplumsal gerçeği ne şekilde yansıttığını veya ne şekilde meşrulaştırdığını araştırıyor. Toplumsal teori yaparken filmleri analiz etmenin nasıl imkanlar sunduğunu irdeleyen çalışma, Ferzan Özpetek ’in ‘Hamam’ı üzerinden şeylerin “ilişkiselliğini”; Harry Hook’un ‘Sineklerin Tanrısı’ aracılığıyla, savaşın, medeniyetlerin ilerlemesinde yarattığı büyük aksaklıkları; Fernando Meirelles’in ‘Tanrı Kenti’ aracılığıyla, hayatı kültürel ve siyasi biçimlerden mahrum bırakılmış ötekileri ve nihayet, David Fincher’in ‘Dövüş Kulübü’nden hareketle, bir bağ kurma/ koparma biçimi olarak mazoşizmi ele alıyor.

CARRIE GÜNLÜKLERİ
Candace Bushnell,
Çeviren: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur,
Artemis Yayınları,
roman, 415 sayfa

Candace Bushnel, bilindiği üzere ‘Sex and the City’, ‘Ruj Ormanı’ ve ‘Beşinci Cadde’ gibi çok satan kitapların yazarı. Bushnell ‘Carrie Günlükleri’nde ise, hayatında hep daha fazlasını isteyen kasaba kızı Carrie Bradshaw’un, ‘Sex and the City’den önceki dönemini anlatıyor. Kolejdeki son yılını geçiren Bradshaw, geniş bir arkadaş çevresine sahiptir. Her şey yolunda ilerlerken, günün birinde kadının karşısına, yakışıklı Sebastian Kydd çıkacaktır. İkili arasında başlayan aşk, Bradshaw’ın dostlarıyla arasını bozar. Onların rutin hayatları, daha gerilimli hale gelirken, Bradshaw’ın New York’a gitme hayalleri de yeni bir boyut kazanacaktır.

MARDİN MİMARİ ANITLARINDAN TEZYİNİ YORUMLAR
kolektif,
Mardin Valiliği Yayınları,
mimari, 254 sayfa

Yapımını A. Süheyl Ünver Sanat Atölyesi Çalışma Grubu’nun üstlendiği ‘Mardin Mimari Anıtlarından Tezyini Yorumlar’, Mardin’in Artuklu ve yakın tarihinin uzantıları olan Müslüman ve Süryani yapılarına ait üsluplar içeren taş oymacılığının çeşitli örneklerini, tezhip, minyatür, katı’ ve ebru gibi tezyini dallarıyla yorumlayarak gün ışığına çıkarıyor. Mardin’de Akkoyunlu dönemlerinin mimari tezyinatından örneklerin de bulunduğu çalışmada ayrıca, söz konusu medeniyetlere ait taş, ahşap ve maden işçiliği gibi tezyini dallara ait bir koleksiyon da bulunuyor. Kitap, valiliğin 0482. 212 10 06 veya 212 37 41 numaralı telefonlarından temin edilebilir.

SU TERAZİSİ
Richard Wilkinson ve Kate Pickett,
Çeviren: Elif Özsayar,
Optimist Kitap,
siyaset, 349 sayfa

Richard Wilkinson ve Kate Pickett ‘Su Terazisi’nde, gelişmiş ülkelerdeki eşitsizliğin toplum üzerindeki etkilerini araştırıyor. “Eşitliğin artması toplumları nasıl güçlendiriyor?” sorusunun yanıtını arayan yazarlar, pek çok toplumun, elde ettikleri maddi başarıya rağmen, sosyal başarısızlıklarının altında her gün biraz daha ezildiğini belirtiyor. Gelir ve gelir dağılımının yanı sıra, çeşitli sağlık sorunları ve sosyal sorunlarla ilgili karşılaştırılabilir uluslararası verilere de başvuran çalışma, insan nüfusunun çoğunluğu için yaşam kalitesinde önemli değişiklikler gerçekleştirmenin politik yollarının nasıl mümkün olduğunu irdeliyor.

KÂNÎ DÎVANI
İlyas Yazar,
Libra Kitap,
inceleme,
760 sayfa

İlyas Yazar ‘Kânî Dîvanı’nda, divan şiirinin temsilcilerinden Tokatlı Ebû Bekir Kânî’ye ait divanın tenkitli metnini ve tahlilini sunuyor. Üç bölümden oluşan kitabın girişinde, Kânî’nin yetiştiği 18. yüzyılın tarihi, siyasî, sosyal ve kültürel açıdan genel çizgileri ele alınıyor. Kânî’nin hayatı, görevleri, Mevleviliği, edebi kişiliği, eserleri ve Divân’ın, şairin edebi kişiliğine katkısı, kitabın birinci bölümünün konusu. Çalışmanın ikinci bölümünde, Dîvân’ın şekil özellikleri değerlendiriliyor ve bu eserden hareketle Kânî’nin sanatı dil üslup özellikleri açısından ortaya konmaya çalışılıyor. Son bölümde ise, Dîvân’ın yazma nüshaları değerlendirilerek tenkitli metin veriliyor.

KAMU VİCDANININ SIZLADIĞI YER: TUNCAY ÖZKAN
Yayına hazırlayan: Alemdar Yalçın,
Medyanos Yayıncılık,
siyaset, 164 sayfa

‘Kamu Vicdanının Sızladığı Yer’, Ergenekon örgütüne üye olduğu gerekçesiyle yargılanmakta olan Tuncay Özkan’ı gazeteci ve sivil toplum lideri yönleriyle ele alıyor. Hüsamettin Cindoruk, Süheyl Batum ve Yaşar Okuyan’ın gibi isimlerin önsözleriyle katıldığı kitapta ilk olarak, Özkan’ın gazeteci olarak portresi çiziliyor. Çalışmanın ikinci ve üçüncü bölümleri ise, Özkan’ın yazılarının ve kitaplarının tematik incelemesinden oluşuyor. Özkan’ın tutukluluğu, dosyası, davanın nedenleri ve sonuçlarının ele alınmadığı kitap daha çok, onu çağdaş, demokratik, laik, sosyal ve hukuka saygılı bir Türkiye idealinin savunucusu olarak resmediyor.

GİRİTLİ GELİN’LE
FELSEFECİ HALİL
Yılmaz Ünlü,
Berfin Yayınları,
roman, 269 sayfa

Yılmaz Ünlü, daha önce yayımlanan romanı ‘Giritli Gelin’de, Tarsus’a zorla gönderilen ailelerden birinin kızı olan Giritli Gelin’in yaşadıklarını anlatmıştı. Rumca’dan başka dil bilmeyen Ayşe ile Ermeni fabrikatörün oğlu Artin ve onun süt kardeşi Bilal arasında geçen aşk, romanın omurgasını oluşturuyordu. Ünlü, serinin elimizdeki ikinci kitabında ise, Halil Bey ile Ayşe arasında yaşanan aşk ekseninde, hakları için mücadele eden işçileri ve onları sömüren kapitalist sistemi hikâye ediyor. Burada, Ayşe ile Halil arasında kıskançlıklarla harmanlanmış bir aşk yaşanırken, çeşitli filozoflar da romanın duygusal ve politik atmosferine kendi düşünceleriyle dahil olacaktır.

KAPPA
Ryunosuke Akutagava,
Çeviren: Oğuz Baykara,
Boğaziçi Üniversitesi Yayınları,
öykü, 77 sayfa

‘Kappa’, Japon edebiyatının önemli isimlerinden Ryunose Akutagava’nın 1927 yılında yayımlanan bir uzun öyküsü. Öykü, sisli bir günde, dağa tırmanmak için yola koyulan anlatıcısının ormanda tesadüfen bir kappa ile karşılaşmasıyla başlar. Kappa’yı yakalamak için peşinden koşturmaya başlayan adam, dengesini kaybedip bir kuyuya düşer. Bir süre sonra uyandığında, artık Kappa Ülkesi’ndedir. Kısa süre sonra kendisine vatandaşlık hakkı verilir ve adam burada yaşamaya başlar. Fakat ortada bir gariplik vardır. Zira kappaların ülkesindeki gelenekler, gerçek dünyadakilerden çok farklıdır. Kappa, Japon folklorunda nehirlerde yaşayan, el ve ayakları perdeli, kafalarının üst kısmı düz, hayali bir varlık. Birçok siyasal, toplumsal ve psikolojik soruna değinen Akutagava, gerçek ve ideal dünya arasındaki farklılıkları, kendine has bir hiciv tarzıyla resmediyor.

AVRUPA KİMLİĞİ
F. H. Burak Erdenir,
Alfa Basım Yayım,
siyaset,
262 sayfa

F. H. Burak Erdenir ‘Avrupa Kimliği’nde, Avrupa’nın tarihsel yolculuğunu irdeleyerek, gerçekten çok bir imge olduğunu iddia ettiği Avrupa kimliğini inceliyor. “Avrupa kimliğinin ortak kültürel unsurlar üzerinde yükselmesi mümkün müdür?”, “Türkiye‘nin Avrupa Birliği üyelik üreci Avrupa kimliği ile Türk kimliği arasındaki etkileşimi ne ölçüde etkilemekte?” ve “Avrupalıların sahip olduğu ortak politik değerleri Türk kimliği ne ölçüde benimsemektedir?” gibi soruların yanıtlarını arayan Erdenir, ilk olarak sürekli tartışma konusu olan kültür ve kimlik kavramlarını ele alıyor. Ardından ulusal kimliklere dair saptamalarda bulunan Erdenir, Avrupa’da özellikle son dönemlerde ortaya çıktığını iddia ettiği Müslüman düşmanlığı ekseninde Avrupa kimliğinin geleceğini tartışıyor. Yazar, Türk kimliğinin, Avrupa’nın ortak değerleri ile etkileşimi hakkında saptamalarda da bulunuyor.

KİLOMETRE TAŞLARI
Suphi Taşhan,
İş Kültür Yayınları,
şiir,
107 sayfa

İş Kültür’ün ‘Kayıp Şairler’ isimli dizisinin bu seferki konuğu, Suphi Taşhan. Şiirleri 1940-1941 yılları arasında Hamle, SES, Yeni SES ve Yeni Edebiyat dergilerinde kendilerine yer bulmaya başlayan Taşhan, elimizdeki eserinin yayımlanmasını göremeden hayata veda etmişti. Taşhan’ın yirmi yıla yayılan ürünlerinden oluşan kitaptaki ‘Mısralarım’ başlıklı şiir şöyle: “Mısralarım/ Altın başaklar üzerine yazıldı./ Adamların tarlaların/ Ve saltanatsız diyarların// Mısralarım/ Güneşi düşürmek içindir topraklara/ Ve can vermek içindir canı alınanlara/ Hayat, aşk, ekmek çalışanlara/ Mısralarım çalışanlar için yazıldı.// Mısralarım/ Belki de nakşedilmiyecektir/ Tunç kapılarına sarayların/ Zarar yok fakat ağlıyanların/ Hınç dolu ateş dolu dudaklarında benim/ mısralarım.../ Yumun gözlerimi ey gün görmemiş eller/ Ben mısralarımı altın başaklar için yazdım.”

MİLLİYETÇİLİKLER VE FAŞİZMLER
Stefan Breuer,
Çeviren: Çiğdem Canan Dikmen,
İletişim Yayınları,
siyaset, 263 sayfa

Önde gelen Max Weber araştırmacılarından biri olmasının yanı sıra, sağ politikanın tarihi hakkındaki çalışmalarıyla da dikkat çeken Stefan Breuer ‘Milliyetçilikler ve Faşizmler’de, Fransa, İtalya ve Almanya örnekleri üzerinden milliyetçiliği ve faşizmi inceliyor. Breuer, milliyetçilik ve faşizm arasındaki değişken ve gerilimli ilişkiyi, özellikle bu ilişkinin ampirik-tarihsel biçimlenişini incelemesiyle ilgi çeken bir çalışmaya imza atmış diyebiliriz. Liberal milliyetçilik, sol milliyetçilik ve sağ milliyetçilik gibi temel milliyetçilik türleri; Milliyetçiliğin işlev değişimi, faşist partilerin örgüt yapısı, Fransız milliyetçileri, ultra milliyetçilik, İtalya’da faşizmin beslendiği kaynaklardan sendikalizm, Almanya’da Nazi faşizmini doğuran etkenler ve “ırk aristokratçılığı”, Breuer’in odaklandığı konulardan birkaçı. 

Düşük fiyat rekabeti hakkında her şey

LİDER MARKALAR VE
DÜŞÜK FİYAT REKABETİ
Adrian Ryans,
Çeviren: Ümit Şensoy,
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,
2010, 312 sayfa.

İsviçre Lozan’da IMD’de (International Institute for Management Development) pazarlama ve strateji profesörü olan Adrian Ryans, Lider Markalar ve Düşük Fiyat Rekabeti isimli kitabında düşük maliyet rekabetinin meydan okumasını anlama ve karşılama konusundaki düşüncelerini okuyucusuna aktarıyor.
Daha önce Kanada’da Richard Ivey İşletme Fakültesi’nde ve Stanford Lisansüstü İşletme Fakültesi’nde profesörlük görevinde bulunan Ryans, yıllar boyu bu konuda edindiği bilgiler ışığında geçmişten örnekler vererek geleceği değerlendiriyor.
Çoğu sektörde, düşük maliyet rekabetinin hızlandığı şimdiler de, gelişmiş ülkelerdeki büyük şirketlerin liderleri düşük maliyetli üretim yapan rakiplerinin tehlikeli yükselişleriyle karşılaşıyorlar. Yazar, Tesco ve Carrefour gibi perakendecilik sektörünün devlerinin bile, düşük maliyetle büyük indirimler yaparak hızla büyüyen rakiplerinin karşısında şaşkın olduklarını söylüyor. Geleneksel şirketlerin bu duruma karşı nasıl bir tutum izlemeleri gerektiği konusunda akla gelebilecek soruları da cevaplamaya çalışan yazar, yapılacak olan değişikliklerin artı ve eksi yönlerini de değerlendiriyor. Geleneksel şirketlerin çıkacakları bu tehlikeli yolda verecekleri kararların yerinde ve zamanında olmasının önemi vurgulanmış. Şirketlerin, sonuçlarının ağır olabileceği bu kararları almada zaman zaman geç kaldıklarına dikkati çeken Ryans, liderleri ellerini çabuk tutmaları ve doğru kararlar alabilmek için iyi düşünmeleri gerektiği konusunda uyarıyor.
Yazar, konuyu bölümler halinde açıklarken, verdiği örnek şirketler üzerinden sorular sorarak ‘Tesco’ kadar büyük bir firma olmasanız bile sizin işletmeniz içinde neler yapabileceğinizin cevaplarını size buldurtmaya çalışıyor.
Hacer Kıvançer

DEVRİMCİ TÜRKLER
Müslüm Ulusoy,
Asya Şafak Yayınları,
inceleme,
612 sayfa

Daha önce ‘Direnen Türkler’ ve ‘İhtilalci Türkler’ gibi kitapları kaleme alan Müslüm Ulusoy, bu tarzdaki çalışmalarının bir devamı olan ‘Devrimci Türkler’de, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadroları anlatıyor. Ulusoy, Mustafa Kemal Atatürk’ten başlayarak, bu kadrolarda yer almış aktörleri, kronolojik bir anlatımla ele alıyor. Atatürk’ün mücadelesini ortaya çıkaran etkenler, bu mücadelede ona eşlik edenler ve en hararetli dönemlerde geri adım atanlara dair anlatımlar, kitabın omurgasını oluşturuyor. Çalışma, Türkiye yakın tarihinin önemli bir evresini mercek altına alıyor.

KRİTİĞİN TOPRAĞINDA
Yücel Kayıran,
Yapı Kredi Yayınları,
kritik,
351 sayfa

Yücel Kayıran ‘Kritiğin Toprağında’ başlıklı kitabında, Türk şiirine felsefenin penceresinden bakıyor. Eleştiri yerine “felsefi kritik” tanımını tercih eden Kayıran, felsefi bilgi aracılığıyla, şiiri ne’liklerine göre analiz etmeye koyuluyor. Hatırlanacağı gibi Kayıran, daha önce yayımlanan ‘Felsefi Şiir’ isimli çalışmasında, felsefe aracılığıyla kendi şiir anlayışının etrafında dolaşırken, elimizdeki çalışmasında ise, başka şairlerin eserlerini merkeze alarak bunu yapıyor ve konu edindiği şiirin ne’liğini, temel niteliklerini, buluş ve keşiflerini tanımlamaya girişiyor.

HAYATIN SEYRİ
Yayıma hazırlayan: Beril Eyüboğlu,
Pan Kitap,
öykü,
206 sayfa

‘Hayatın Seyri’nde yer alan ve Türkiyeli yazarlarca kaleme alınmış yirmi bir öykü, AIDS/ HIV ’e dikkat çekmek, hastalığa dair duyarlılık geliştirmek amacıyla kaleme alınmış. Toplumsal sorumluluğun iyi örneklerinden birini teşkil eden seçkiye öyküleriyle katkıda bulunan isimler şöyle: Adalet Ağaoğlu, Ari Çokona, Ayşegül Devecioğlu, Barış Bıçakçı, Behçet Çelik, Deniz Pekin, Enis Batur, Ferit Edgü, Füruzan, Karin Karakaşlı, Mario Levi, Latife Tekin, Leyla Ruhan Okyay, Mustafa Ziyalan, Selim İleri, Sema Kaygusuz, Tahir Musa Ceylan, Vecdi Erbay, Yaşar Kemal, Yıldız Ramazanoğlu ve Yiğit Okur.

HÜZÜNLÜ KADINLAR SOKAĞI
Özcan Öztürk,
Papirüs Yayınları,
şiir,
67 sayfa

Özcan Öztürk’ün ilk şiir kitabı ‘Çocuk Su’, 2003 yılında yayımlanmıştı. Öztürk’ün son kitabı ‘Hüzünlü Kadınlar Sokağı’nda ise, ağırlıklı olarak uzun dizelerden oluşan bir biçem tercih edilmiş. Öztürk, ‘Anımsa’ şiirinde şöyle diyor: “sen ki gecenin saydım zırhını taşıyan biçimsiz rüzgâr kim ne/ diyebilir yine ağzımda unutkanlığın renkli harfleri döke saça/ gideceksin belki de kalbimizin aktar pazarına geceliğini çıkaran o/ sarışın akasya gölgesinde yalnızlığın hesabı tutulacak ay doğarken/ yine ağzı yanıyor her ikindi seansından sonra Kızılırmağın kolları (...)”

TÜRKİYE’YE YÖNELİK BATI KÖKENLİ DİNİ CEREYANLAR
Mehmet Aydın,
Nüve Kültür Merkezi Yayınları,
din, 336 sayfa

Mehmet Aydın ‘Türkiye’ye Yönelik Batı Kökenli Dini Cereyanlar’da, Batı ve Hint kaynaklı inanışların tarihi gelişim süreçlerini, felsefelerini, yürüttükleri misyonu ve Türkiye’ye yönelik çalışmalarını anlatıyor. Uluslararası Krişna Bilinci; Moon Tarikatı olarak da bilinen, Dünya Hıristiyanlarını Birleştirme Hareketi; Tanrısal Işık Misyonu (Guru Mahara Ji); Neo-Sannyas Hareketi (Bhagwan Shree Rajneesh); Transsandantal Meditasyon ; Tanrı’nın Çocukları Hareketi (Aşk Ailesi); Mormon Kilisesi ve Yehova Şahitleri, Aydın’ın anlattığı dinlerden birkaçı.