YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR
YENİ ÇIKANLAR

KIZIM SÜREYYA
Eva İsfendiyari,
Çeviren: Şirin Rövşev,
Kaknüs Yayınları,
anı, 156 sayfa

‘Kızım Süreyya’, Eva İsfendiyari’nin kızıyla ilgili anılarından oluşuyor. Kitap, 1950’li ve 1960’lı yıllarda dünya basınında ve Türkiye basınında geniş yer bulan Prenses Süreyya’nın trajik yaşamından kesitler içeriyor. Tam adı Süreyya İsfendiyari Bahtiyari olan Prenses Süreyya, İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin eşiydi. Fakat daha sonra yaşanan bazı sorunlar nedeniyle, Şah’ın ailesi tarafından saraydan uzaklaştırılması, onun trajik hayatının başlangıcını oluşturur. Prensesin kişiliğine, hayat tarzına ve yaşadıklarına dair ayrıntıların yer aldığı kitaba, Hayat mecmuasında 1965 yılında yayımlanan ‘ İstanbul ’un On Güzel Kadını’ adlı bir yazı dizisi de eklenmiş.

EVET! HEPİMİZ BİRİMİZ,
BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİN
Rasim Ozan Kütahyalı,
Profil Yayıncılık,
siyaset, 204 sayfa

Taraf gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı ‘Hepimiz Birimiz, Birimiz Hepimiz İçin’de, yayımlanmış yazılarından bir seçkiyle okurun karşısına çıkıyor. Türkiye’deki tüm sistem mağdurlarının haklarına aynı şekilde sahip çıkmayı amaçlayan Kütahyalı, yaptığı çıkışlarla en çok dikkat çeken isimlerden. Okurlarını, tüm ezilenleri kapsayacak kapsamlı ve derinlikli bir vicdan mücadelesine çağırmayı amaç edinmeleri, kitaptaki yazıların ortak paydasıdır diyebiliriz. Kitapta TSK’nın siyasetteki rolü, sanat dünyasındaki önyargılar, imtiyazlarını kaybetmek istemeyen kesimler, Ergenekon örgütü, Kürt meselesi, Öcalan, demokratik açılım ve Aleviler gibi konular işleniyor.

OSMANLI’NIN DOĞU SİYASETİ
Ramazan Balcı,
Yitik Hazine Yayınları,
tarih,
256 sayfa

Ramazan Balcı’nın kaleme aldığı ‘Osmanlı’nın Doğu Siyaseti’, günümüzde tüm yakıcılığıyla devam eden Kürt sorunu konusunu Osmanlı İmparatorluğu siyasetini izleyerek ele alıyor. Kürt sorununun tarihi kodlarını çözmeyi amaçlayan Balcı, konusunu, Osmanlı’nın klasik dönemi, 2. Mahmud döneminde başlayan yenileşme süreci, Sultan Abdülhamid dönemi, Osmanlı’nın yıkılışı, Cumhuriyet’in kuruluşu ve Dersim olayları gibi geniş bir zaman diliminde irdeliyor. Osmanlı idaresinde yaşayan Kürtler konusunu, etnik sorunlar ifade edilirken başvurulan dış tahrikler gibi sığ söylemlerle değil, dönemin ruhuyla ele alan çalışma, Said Nursi’nin sorunun çözümüyle ilgili fikirlerini de barındırıyor.

GERMİNAL
Emile Zola,
Çeviren: Bertan Onaran,
İş Kültür Yayınları,
roman, 556 sayfa

Emile Zola 1885’te yayımlanan ve Fransız edebiyatının en iyi yapıtlarından biri olarak kabul edilen ‘Germinal’ romanında, Kuzey Fransa’daki maden işçilerinin grevini hikâye ediyor. Göçebe bir işçi olan romanın baş kahramanı Etienne Lantier’nin yaşadıkları etrafında dönen kurgu, neredeyse sadece gündelik gıdalarını temin edebilmek için inanılmaz koşullarda çalışan işçilerin dünyasına iniyor. Çalışkan ve narin bir genç olarak karşımıza çıkan Lantier ile arkadaşları, kısa bir süre sonra buradaki inanılmaz koşullara isyan edecek, bu isyan da uzlaşmaya yanaşmayan büyük bir greve dönüşecektir. Montsou’da gerçekleşen grev, daha insanca yaşanacak bir dünyanın tohumlarını atacaktır.

KÖSEM SULTAN
Aslı Eke,
Agora Yayınları,
roman,
312 sayfa

1993 doğumlu genç yazar Aslı Eke ‘Kösem Sultan’da, bir köle olarak Osmanlı’ya gelen, ardından imparatorluğun yönetiminde önemli roller üstlenen Kösem Sultan’ın, ya da gerçek adıyla Tinoslu Anastasya’nın hikâyesini anlatıyor. IV. Murad’ın annesi olan Kösem Sultan, köle olarak ülkesinden ayrılıp Osmanlı’ya geldikten sonra 1. Ahmed’in gözdesi olarak ünlenmişti. İmparatorluk yönetiminde başarı basamaklarını hızla tırmanan Kösem Sultan, trajik sonuyla da akıllarda iz bırakan simalardan. Eke’nin kurgusu, bir yandan tarihsel çizgide ilerlerken, öte yandan haremdeki güç dengeleri, gözdelerin sultana erkek çocuk verme hayalleri, Osmanlı’da kadınların konumu, kadın-erkek ve köle-efendi gibi konulara uzanıyor.

ASYA ÜRETİM TARZI VE
OSMANLI TOPLUMU
Sencer Divitçioğlu,
İş Kültür Yayınları,
tarih, 184 sayfa

Sencer Divitçioğlu, ilk baskısı 1967’de yapılan ‘Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu’nda, günümüzün Türkiye toplumunu anlamak için, Osmanlı İmparatorluğu’nun 14. ve 15. yüzyıllarını inceliyor. Marx’ın Asya üretim tarzı kavramını, Osmanlı toplumunun tarihsel gerçeğini ortaya çıkarmak amacıyla kullanan yazar, Asya üretim tarzı, Osmanlı toplumu ve Avrupa feodalitesi hakkındaki tartışmaları ve karşılaştırmaları de kapsamlı bir bakışla irdeliyor. Marksist literatürün tartışmalı bir kavramı üzerinden, Türkiye toplumu için bir başlangıç modeli kurmaya çalışan Divitçioğlu’nun çalışması, halen süren bir tartışmayı başlatmasıyla önemini koruyan bir eser.

ALTIN KAFES
Shirin Ebadi,
Çeviren: Zeynep Nazan Tezcan ve Pınar Gökpar, Maviağaç Yayıncılık, roman, 238 sayfa

2003 Nobel Barış Ödülü sahibi Shirin Ebadi ‘Altın Kafes’ başlıklı romanında, 1978 İran İslam Devrimi’nin her bir üyesini bir kenara savurduğu iki ailenin dramını anlatıyor. Şirin ve Pari, İslam devriminden önce ülkenin güzel gelenekleri etrafında bir araya gelen iki ailedir. Onların sıradan hayatı, İslam devrimiyle beraber sarsılmaya, alt üst olmaya başlar. Yaşanan dönüşümün en trajik yanı, aile bireylerinin aralarında daha önce hiçbir güzel şey yaşanmamış gibi, birbirine kıyasıya düşman hale gelişidir. Ebadi, 1978’deki sarsıntıdan Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın iktidarına uzanan kurgusunda, İran halkının büyük trajedisini hikâye ediyor.

Ah anneciğim ya da ah mana mu

AH MANA MU
Handan Gökçek,
Pupa Yayınları,
2010,
333 sayfa.

Ah Mana Mu, her gün, her an çevremizi saran şiddet, çözümsüzlük mesajları, çaresizlik duygularımız karşısında hep birlikte; ah anneciğim, ah ülkem, ah yeryüzü, ah insanlık diyerek haykırmanın yetmediğini anlatan, ezberlerimizi bozan, gittikçe yok olan empati becerimizi canlandıran bir roman. Roman, yakın tarihimizin en çok konuşulan, en az bilinen mübadele dönemini anlatıyor.
Handan Gökçek ise Ah Mana Mu‘da insanları etnik veya dini nedenlerle birbirine düşürmeye devam eden, uluslararası emperyal sermayenin nefret duygusunu nasıl öğrettiğini okura aktararak bilinenleri tersyüz ediyor. Yazar, Türk ve Yunan toplumunu mübadele kararına götüren süreçleri, tarihsel gerçekleri, objektif bir bakış açısıyla kurgulayarak bir aşk hikâyesi içinde okurda merak uyandırarak anlatıyor. Mübadele ortamını hazırlayanları, hazırlanan ortamın kimlerin işine yaradığını, tetiklenen olayların nelere sebep olduğunu akıcı bir biçimde aktararak, kitabının heyecanla okunmasını sağlıyor ve yeniden düşündürüyor. Okura; olaylar arasındaki karmaşık örgüyü bir bütün olarak anlayıp, küçük ölçekli olayları büyük resmin perspektifi içinde yorumlamanın, sorun çözmedeki önemini yeniden fark ettiriyor.
Romanın bölüm başlarına konulan metinler eserin bütünlüğünü tamamlayarak şiirsel bir tat veriyor. Dili çok yalın... Yunanca kökenli sözcüklerin anlamları sayfa altlarında sunulmuş. Olaylar üçüncü şahıs ağzından anlatılıyor. Mekânların az ama öz anlatımı okuru mübadele yıllarına ve topraklarına götürebiliyor. Yazar birbirinden çok farklı âdetlere, geleneklere, göreneklere sahip iki milletin insanlarını hiç zorlanmadan anlatabiliyor. Ah Mana Mu‘daki Rena ve Sakuş’un aşkı gerçek aşkların ırk, din, dil farkı tanımadığını okura bir kez daha anımsatıyor.
Özetle söylersem, Ah Mana Mu ezberimizi bozarken yüreğimizi de titreten, çığlıklarımıza güç veren, artık ele ele tutuşmanın vaktinin geldiğini her satırıyla hissettiren bir roman.
Nevzat Süer Sezgin

CADI ÖLÜSÜ
Charlaine Harris,
Çeviren: Deniz Evliyagil,
Artemis Yayınları,
roman, 389 sayfa

Charlaine Harris ‘Cadı Ölüsü’nde, baş kahramanı Sookie Stackhouse’un cadılar, vampirler ve kurtadamlarla mücadelesini anlatıyor. Stackhouse, günün birinde Vampir Eric’le karşılaşır. Çıplak bir halde yol kenarında koşan Eric, şuurunu kaybetmiştir ve adını dahi hatırlayamamaktadır. Geçmişi silinen Eric, kendisini tanıyanları şaşırtacak denli iyi kalpli ve nazik bir kişiye dönüşmüştür. Bu mucizeyi araştırmaya koyulan Stackhouse, eski vampirin geçmişini silenlerin, onu öldürmeye hazırlandığını öğrenir ve kendini, doğadışı varlıkların kol gezdiği büyük bir kovalamacanın içinde bulur. Olaylar hızla gelişirken, Stackhouse’la Eric arasında beklenmedik bir aşk yaşanacaktır.

BODRUM BODRUM
Nedim Göknil,
Everest Yayınları,
anı,
166 sayfa

Nedim Göknil, sahici bir Bodrum aşığı. Göknil, elli altı yıllık serüvenini nakşettiği ‘Bodrum Bodrum’da, bir zamanlar ressamların, yazarların, şairlerin ve müzisyenlerin akın ettiği, günümüzdeyse kalabalığı ve gürültüsüyle her geçen gün daha da çirkinleşen Bodrum’u anlatıyor. Göknil, çok sevdiği ve bir anlamda beraber dönüştüğü Bodrum’u yazarken, eleştirel tavrından da taviz vermiyor. “Niye bu cenneti haritaya koyduk? Niye burayı bir İstinye Park’a; doğduğum ve büyüdüğüm ve bugün artık tanıyamadığım İstanbul’un Bebek semtine benzettik?” diye soran yazar, dünyanın ve Bodrum’un bambaşka ve tertemiz olduğu günler ile ardından yaşanan büyük dönüşüme dair tanıklığını okurlarıyla paylaşıyor.

SAFİYE
Turhan Tan,
Artemis Yayınları,
roman,
503 sayfa

Tarihi kurmaca türündeki eserleriyle bilinen Turhan Tan’ın yeni bir baskıyla yayımlanan elimizdeki romanı, Venedik Cumhuriyeti’nden kaçırılarak saraya hediye edilen kadınlardan Safiye Sultan’ın hayatını hikâye ediyor. Gerçek adı Sofia Baffo olan Safiye Sultan, şehzade 3. Murad’ın gözdesi olmuştu. Osmanlı İmparatorluğu’nun en görkemli dönemlerinde Manisa Sarayı’na girmiş Safiye Sultan, aynı zamanda 3. Murad’dan bir sonraki padişah 3. Mehmed’in annesiydi. Turhan Tan romanında, gözdelik ve valide sultanlıkla
yetinemeyerek, kocasının ve oğlunun hükümdarlıklarına karışacak denli güçlü ve güzelliğiyle olduğu kadar yükselme ve iktidar hırsıyla da dikkat çeken bir kadının hikâyesini anlatıyor.

BİZ ASLINDA NEYİZ
Hüseyin Tunç,
Nesil Yayınları,
kişisel gelişim,
255 sayfa

Hüseyin Tunç ‘Biz Aslında Neyiz’de, hayatı beklentilerine uyduramayan, anlaşılamamaktan şikayet eden Türkiye insanının problemlerini ele alarak, bunların çözüm yolları konusunda okurlarını yeniden düşünmeye teşvik ediyor. “Genel olarak zenginlik ve konfor her geçen gün arttığı halde insanların hak ve hukuk anlayışı neden gelişmiyor?”, “Başkalarıyla çekişmeden, çatışmadan birlikte yaşamanın yolunu bulabilir miyiz?”, “Değersiz unsurlara niçin bu kadar değer veriyoruz” ve “Neler uğrunda kendimize ve çevremize zulmediyoruz?” gibi soruların yanıtlarını arayan Tunç, Türkiye insanının zihinsel arka planına inerek yaşanan sorunların çözümü konusunda önerilerde bulunuyor.

DERİN EKONOMİ
Süleyman Yaşar,
Söyleşi: Mehmet Tuncel,
Etkileşim Yayınları,
ekonomi, 183 sayfa

‘Derin Ekonomi’, Türkiye ekonomisindeki gizli hesaplara dair Süleyman Yaşar’la yapılmış bir söyleşiden oluşuyor. Siyaset ve bürokraside derin yapılanmaların bulunduğu; kriz bahane edilerek Türkiye’de kargaşa çıkartılmaya çalışıldığı; krizde hiç banka batmamasına rağmen, bazı çevrelerin Türkiye’de büyük bir kriz varmış yanılsaması yarattığı; Ergenekon soruşturmalarını baltalamak isteyen medyanın, IMF’yi joker olarak sahaya sürdüğü; Türkiye’de silah alımlarının denetlenemediği ve TÜSİAD’ın darbe teşebbüsünde bulunan askerlerin sivil yargıda yargılanmalarını sağlayacak yasanın çıkmasına karşı çıktığı, Yaşar’ın bu söyleşilerde dile getirdiği dikkat çeken bazı iddialar.

UNUTULMAYAN RÜYALAR
Aziz Nesin,
Nesin Yayınevi,
anlatı,
158 sayfa

‘Unutulmayan Rüyalar’, Aziz Nesin’in ardında bıraktığı, rüyalarını kaleme aldığı bir defter. ‘Rüyalarım Ziyan Olmasın’ gibi, Nesin’in rüyaları üzerine, rüyalarından esinlenerek yazdığı öyküleri biliniyor. Elimizdeki kitapta da, Aziz Nesin’in yaşamının değişik dönemlerinde gördüğü ve uyandığında kaleme aldığı rüyalar yer alıyor. Kitabın girişinde, kendisine armağan edilen bir defterin hikâyesini anlatan Nesin, nihayetinde bu deftere rüyalarını yazmaya karar verdiğini söylüyor. “Her şeyden önce rüyalarımı çok seviyorum; kötü rüyalarımı da, korkunç rüyalarımı da... Çünkü rüyalarım da benim yaşamım, yaşamımın bir bölümü...” diyen Nesin’in rüyaları, Sali’nin desenleriyle okurlara sunuluyor.

SABAH GEÇİDİ
Mübeccel İzmirli,
Notos Kitap,
öykü,
142 sayfa

1982 yılında aramızdan ayrılan Mübeccel İzmirli’nin, ‘Sabah Geçidi’ dışında, şiirlerini topladığı ‘Gök Katında Kaza’ ile ‘Ayla Kızla Gülen Oğlan’ adlı bir çocuk kitabı bulunuyor. İzmirli’nin altı öyküsünü bir araya getiren elimizdeki kitabın ilk baskısı 1967’de yapılmıştı. Uzun bir zamandan sonra yeniden yayımlanan kitap, okurları, İzmirli’nin kendine has öykü dünyasına davet ediyor. Yazarın kadın-erkek ilişkilerini tasvir ettiği kitaba adını veren öykü, duyarlı kadın karakterinin, yaşadığı ve çalıştığı ortamlarda tanıdığı farklı kişiliklere sahip erkeklere dair düşüncelerini hikâye ediyor. Kadının gözlerinden sunulan öykü, karakterlerinin iç dünyasına doğru bir yolcuğa çıkıyor.

Osmanlı’nın kıtlık ve kuraklık zamanları

OSMANLI DEVLETİ’NDE KURAKLIK VE KITLIK OLAYLARI 1800-1880
Mehmet Yavuz Erler,
Libra Yayıncılık,
2010,
400 sayfa.

Doç. Dr. Mehmet Yavuz Erler’in Osmanlı Devleti’nde Kuraklık ve Kıtlık Olayları adlı kitabı geçen aylarda yayımlandı.
Erler, başta Başbakanlık Osmanlı Arşivi olmak üzere, İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü arşivinden, şeriyye sicillerinden, düsturlardan, salnamelerden ve döneme ait gazetelerden toplanan verileri analiz etmek suretiyle, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanana kıtlık olaylarını, devlet mekanizmalarının ve sosyal dayanışma ağlarının kıtlık ve kuraklık dönemlerinde nasıl işlediğini ortaya koyuyor. Erler’in çalışmasında 19. yüzyılda yaşanan ve geniş coğrafyaları olumsuz yönde etkileyen iki ciddi afet sürecine özellikle vurgu yapılıyor. Bunlardan ilki 1845’te etkisini hissettiren kuraklığın yol açtığı kıtlık durumu. İkinci afet süreciyse 1869 yılında kendini hissettirmeye başlayan ve esas etkisi 1874-1875 yıllarında gözlenen kuraklık ve kıtlık durumu. Her iki olayın irdelenmesinde de kıtlığı meydana getiren sebeplerin detaylı analizi birincil kaynaklar ışığında okuyucuya sunuluyor.
Kitap dört bölümden oluşuyor. İlk bölüm olan ‘Osmanlı Devletinde Belirlenen Kıtlık Olaylarının Sebepleri’nde hububat kıtlığının oluşumuna sebebiyet veren biyolojik (çekirge istilası ve salgın hastalıklar), jeolojik (depremler) ve meteorolojik (fırtına, sel, kuraklık) afetlerin yanı sıra insan kaynaklı afetlerden (savaşlar, isyanlar, sürgünler, eşkıyalık hareketleri, etnik çatışmalar, kıtlıklar) de bahsediliyor. İkinci Bölüm, ‘ Ankara ve Konya’da Kuraklık’, 1845-1874 yılları arasında Osmanlı coğrafyasında en etkili kuraklık vakasının yaşandığı Ankara, Konya ve Bursa illerine odaklanarak kuraklığın sebeplerini, etkilediği alanları ve sonuçlarını irdeliyor. Üçüncü Bölüm, ‘Osmanlı Ulaşım Ağının Kuraklık Sahasına Yapılan Yardım Sevkiyatındaki Konumu ve Gıda Sevkiyatındaki Güçlükler’, kuraklık yıllarında gerekli yardım maddelerinin ihtiyaç bölgelerine dağıtımı ve bu dağıtımın başarıyla gerçekleştirilmesi için Tanzimat yıllarında yapılan yol çalışmalarını ele alıyor. Dördüncü ve son bölüm olan ‘Kuraklığın Sonuçları’nda ise fiyat artışı ve enflasyon gibi ekonomik sonuçların yanı sıra çeşitli tahkikat, sevk ve dağıtım komisyonlarının kurulması gibi idari sonuçlar da ele alınıyor.  Mehmet Yavuz Erler, 19. yüzyılın çeşitli dönemlerinde Osmanlı’da geniş bir alanda yaşanan kuraklık ve kıtlık olaylarını, bu olaylara neden olan siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmelere ilaveten biyolojik, jeolojik, meteorolojik ve ekolojik faktörleri de inceliyor.
Onur İnal

VAMPİR ALACAKARANLIĞI: PARİS
Sebastian Rook,
Çeviren: Derya Metin,
Maviağaç Yayıncılık,
roman, 208 sayfa

Daha önce ‘Londra’, ‘Meksika’, ‘Tehdit’, ‘Salgın’ ve ‘İmha’ olmak üzere beş kitabı yayımlanan Sebastian Rook, ‘Vampir Alacakaranlığı’nda heyecan dolu bir macera sunuyor. “Güçlü eller Jack’in arkasından canını acıtarak omuzlarını tuttu. Korku içinde soluk soluğa kaldı, başını kaldırıp bir vampirin gözlerine baktı. Parmakları keskin pençelere dönüşmüştü. Pençeler bükülüp gömleğinin kollarını parçaladı. Derisini delip geçtiklerini fark etti,(...). Vampir kükredi ve kanını içmek için öne eğildi. Jack, dişlerin boğazına, etine ve damarlarına batışını hissetti. Çığlık attı.” Jack, Ben ve Emily, vampirlerin sürgün edildiğini sanır; ama bir yandan Paris, kurbanlarını kansız bırakan bir salgınla karşı karşıyadır. Üç arkadaş, bunun vampirlerin işi olduğunu anlamakta gecikmez ve Fransa’da bu uğursuz mahlukların peşine düşerler.

DOĞAL GÜZELLİĞİN SIRRI
Suna Dumankaya,
Alfa Yayınları,
başvuru,
336 sayfa

‘Meslek Sırlarım’, ‘Mucize Formüller’ ve ‘Amazonlar’dan Anadolu’ya Astroloji ile Gelen Doğal Sağlık ve Güzellik’ kitaplarının yazarı Suna Dumankaya, yeni kitabı ‘Doğal Güzelliğin Sırrı’yla tümü doğal malzemelerden oluşan birçok tarifi okurlarıyla paylaşıyor. Doğal kozmetikler konusunda birçok ülkeden uzmanlık belgesi alan ve aynı zamanda Türkiye’nin bitkisel ürünlerle cilt bakımı yapan ilk güzellik uzmanı olan Dumankaya, ‘Doğal Güzelliğin Sırrı’nda 300 tarife yer veriyor. Ayaklarımız, Ellerimiz, Saçlarımız, Yüzümüz, Göğüslerimiz, Vücudumuz ve Afrodizyaklar olmak üzere yedi bölümden oluşan kitabın son bölümü ise Doğal Bitkiler ve Yararları, başlığı altında bitkileri ve yararlarını anlatıyor. Tariflerle ilgili fotoğrafların da yer aldığı kitabın rengârenk sayfalarındaki tamamı doğal malzemelerde hazırlanmış tarifler hem pratik, hem de ekonomik...

AĞAÇTAN AĞACA ANADOLU YEŞİLLEMESİ
Yücel Çağlar,
Bilim ve Gelecek Kitaplığı,
rehber,
162 sayfa

Yücel Çağlar, doğa meraklılarının başucu kitabı olacak ‘Ağaçtan Ağaca Anadolu Yeşillemesi’ kitabında Anadolu’nun bitkilerini ve ağaçlarını birer birer anlatıyor. Türkiye’nin ekolojik koşullarından başlayan Yücel, ‘çoksesli bir müziğe’ benzettiği ormanda bulunan ağaç türlerini en ince ayrıntısına kadar ele alıyor. Küresel ısınmayla boğuşan dünyamızda büyük bir önem teşkil eden ormanlara dikkat çekmek isteyen yazarın amacına ulaştığını da belirtmek gerek çünkü bu kitabın ikinci baskısı. Bir biyoloji kitabı edasıyla giden kitabın en çekici taraflarından biri ise Yücel’in her bölümün başında Oruç Aruoba, Heredotos, Evliya Çelebi, Sunay Akın, İlhan Berk gibi yeşil âşıklarının sözlerine yer vermesi. Anadolu’daki ormanlara uzun ve eğitici bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız ve Anadolu’yu ‘yeşillemek’ niyetindeyseniz bu kitaba kulak vermekte fayda var.

LİSELİLER 2010’U DEĞERLENDİRİYOR!
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,
derleme,
79 sayfa

‘Liseliler 2010’u Değerlendiriyor!’ kitabı, İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin yürüttüğü bir gençlik projesinin ürünü. Kültür Yönetimi, Sanat Yönetimi ve Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Programları son sınıf öğrencileri, İstanbul’daki farklı okul ve semtlerden lise öğrencilerini Mart-Nisan-Mayıs ayları boyunca, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti sürecinde kültür ve sanat etkinliklerine katılmak üzere teşvik etmeyi ve onların gözünden süreci izlemeyi hedeflemiş. Projenin dahil olduğu liselere ve sürecine yer veren kitapçık, bu projenin sonucu olarak etkinlikte yer alan edebiyat, geleneksel sanatlar, görsel sanatlar, kent kültürü, kültürel miras ve müzeler, müzik, sahne ve gösteri sanatları ve sinema grubuna katılan öğrencilerin yorumlarına yer vermiş, bu süreci gençlerin gözünden olumlu-olumsuz aktarmaya çalışmış. Kitapçığın sonunda projeyle ilgili gençlere yapılan anketlerin sonucu da mevcut.