YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR
YENİ ÇIKANLAR

SOSYALİZMİN YENİLGİSİ VE GELECEĞİ
Hans Heinz Holz,
Çeviren: Yener Orkunoğlu,
Yordam Kitap , siyaset, 158 sayfa

Alman Marksist Hans Heinz Holz ‘Sosyalizmin Yenilgisi ve Geleceği’ni, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Marksizmi savunmak için kaleme aldı. Sosyalizmi kurmaya yönelik ilk denemelerin başarısızlığa uğradığını belirten Holz, bunun, Marksizmin başarısızlığı anlamına gelmediğini söylüyor. Holz’a göre, sosyalizmin yenilgisinin, ekonomik koşulların olgunlaşmamışlığı, bürokrasi sorunu ve teorik hatalar gibi üç nedeni vardır ve Sovyetler’deki sosyalizmin yenilgisi gerçekte, Marksizmden sapmanın yenilgisidir. Kitabın sonunda ise, Holz’un yalnız Türkçe çeviri için kaleme aldığı ‘Revizyonist Dönüm Noktası’ başlıklı bir bölüm bulunuyor.

EINBECK DOSYASI
Jürgen Ebertowski,
Çeviren: Orhan Veli Cansever,
Erko Yayıncılık,
roman, 220 sayfa

Jürgen Ebertowski ‘Einbeck Dosyası’nda, Japon mafyası Yakuza’nın kirli işlerine çomak sokan Ulrich Şem Öztürk’ün maceralarını anlatıyor. Yakuza üyeleri, küçük bir Alman kasabası olan Einbeck’te sahte para basıp tüm Avrupa’ya sokmayı amaçlar. Çete, Avrupa ve İstanbul’daki Suşi restoranlarını da bu iş için paravan olarak kullanmaktadır. Bu esnada, bir bankada önemli pozisyonda bulunan Ulrich Şem Öztürk, olaylara istemeden karışacaktır. Öte yandan işlenen bir cinayet, sahte para işinin düşünüldüğünden daha ciddi olduğunu ortaya koyacaktır. Roman, Öztürk ve Aikido salonundaki arkadaşı Ken Tadayama ile Yakuza örgütü arasındaki kovalamacayı hikâye ediyor.

ZAMANIN SORULARI & POE(PA)TİKA
Bozan Yaman,
İlya Yayınevi,
şiir, 64 sayfa

‘Aydınlıkkapı’, ‘Öbür Yanı da Ateş’ ve ‘Irmakların Ev Ödevi’, Bozan Yaman’ın daha önce yayımlanmış şiir kitapları. Dört bölümden oluşan ‘Zamanın Soruları & Poe(pa)tika’ ise, Yaman’ın yeni şiirleri ile şiir eleştirilerinden oluşuyor. Yaman, ‘Şairin Diyalektiği’ başlıklı şiirinde şöyle diyor: “Ürpertmez artık/ Zamanın okunaksızlığı/ En yeşilinden en incesinden/ Tenimde kırılmış dal sızısı// Bir daha uçmama isteği bir kuşun neden olabilir// Gidenler varsa ben niye kaldım geride/ Yüreğimi kamçılayan yine de/ Ayaklarımda biriken gecikmeler/ ‘Ayrıldığım yeri sevmiyorum/ sevmiyorum gideceğim yeri de’// Ne kadar kısaysa geçmişten bana yol/ O kadar geniş geleceğin tarlası (...)”

VİCDANİ RET YAZILARI
Can Başkent,
Federe Yayınları,
siyaset,
296 sayfa

Can Başkent ‘Vicdani Ret Yazıları’nda, Türkiye’de Osman Murat Ülke, Mehmet Bal ve Mehmet Tarhan gibi isimlerin temsil ettiği, bir sivil itaatsizlik eylemi olan vicdani ret konusunu irdeliyor. Başkent, vicdani retçinin, toplumu hedef alarak tavrını şekillendirdiğini ve bu yönüyle asker kaçaklığı durumundan ayrıldığını belirtiyor. Kitapta, bu riskin, çok az kişi tarafından üstlenildiğini ortaya koyan bir detay da, Türkiye’de zamanında 800 bin olan asker kaçağına karşılık vicdani retçi sayısının otuzu bile bulmamasıdır. Kuramsal çerçevesiyle de yetkin olan çalışma, Türkiye’nin yanı sıra, dünyanın farklı coğrafyalarında silahı reddedenlerin cesur ve çileli mücadelelerini anlatıyor.

MAHŞERİN BEYAZ ATLISI
Selçuk Polat,
Kibele Yayınları,
anı,
326 sayfa

‘Mahşerin Beyaz Atlısı’, Selçuk Polat’ın Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), Dev-Genç ve THKP-C anılarından oluşuyor. Polat siyasî biyografisini, o dönemi kendisiyle birlikte yaşamış 33 isimle yaptığı görüşmelerin sonucunda kaleme almış. 68 hareketinin öncülerinden, THKPF-C’nin ilk kadrolarından olan Polat, Ankara’ya geldikten sonra gizli bir Troçkist örgüte üye olmuş; ayrıca FKF ve Dev-Genç’te önemli mevkilerde bulunmuştu. Polat’ın 1967-68 yıllarında yaşadıklarıyla başlayan ve onun 1972-74 yıllarındaki tutukluluğuna kadar uzanan kitap, sol harekete dair önemli ayrıntıları aktarmasının yanı sıra, dönemin siyasal aktörlerine ilişkin insani ve özellikleri de gözler önüne seriyor.

HADIM
Selahattin Bulut,
Çeviren: Muhsin Kızılkaya,
İthaki Yayınları,
öykü, 69 sayfa

Selahattin Bulut, Kürtçe ilk baskısı 2001’de yapılan ‘Hadım’da, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’ nde yaşanan insanlık dışı durumu anlatıyor. ‘Bihûşta Lal’ adlı eserinde ilk kez Kürtçe kısa öyküleri yayımlanan Bulut, elimizdeki uzun öyküsüyle, 12 Eylül’e, büyük insanlık trajedilerinin yaşandığı Diyarbakır Cezaevi’ne uzanıyor. Yazarın kendi hayatından hareketle kaleme aldığı öykü, cezaevinde işkence sonrası iğdiş edilmiş, erkekliğini yitirmiş bir Kürt politik tutsağı ve onun cezaevi sonrası yaşamının bir kesitini hikâye ediyor. Siyasî faaliyetlerinden dolayı 1981’de tutuklanan Bulut, Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde sekiz yıl kalmıştı.

MEHTER’DEN ALATURKA’YA: TARİHİ TÜRK MÜZİĞİ
Şefik Kahramankaptan,
Ark Yayınları,
müzik, 104 sayfa

Şefik Kahramankaptan Türkçe ve İngilizce yayımlanan ‘Mehter’den Alaturka’ya’ başlıklı bu eserinde, mehterin gerçek kökeni, gelişimi ve Batı’ya etkilerini ele alıyor. Bir popüler müzik tarihi olarak tasarlanan çalışma, anlaşılır diliyle dikkat çekiyor. Kaliteli bir baskıyla yayımlanan kitapta, özgün Türk çalgıları, 12 katlı padişah mehteri, mehtere özel besteler, mehter takımının yerleşme biçimi, özel yürüyüş düzeni, biçim, makam ve usuller, Genelkurmay mehteran bölüğü ve mehterin yerini alan bando gibi konular işleniyor. Kitabının ikinci bölümünde, Türk kültürünün Avrupa’ya etkilerini anlatan Kahramankaptan, çalışmasını bir CD’yle de zenginleştirmiş.

Zaman geçerken elimizde kalanlar

GAAK VE BAAP
Gökhan Atış,
Cinius Yayınları,
2010,
310 sayfa.

Hayal edebilmenin hiç kolay olmadığı hayatlarımızda bir an durup etrafımıza baktığımızda, kendimizi içinde gördüğümüz çerçevenin, kendimiz için daha önce hayal ettiğimiz dünya olmadığını pekâlâ birçoğumuz kabul edecektir. Edebiyat ve sanat adı altındaki tüm etkinliklerimizin koro halinde söyledikleri bir gerçekte insanın kendisi için ve yaşadığı dünya için, daha iyisini yapabileceğidir. Tabii bunun için öncelikle hayal kurmaya devam etmek ve hayallerinin peşinde mücadele etmekten vazgeçmemek gerekiyor. Gökhan Atış, Gaak ve Baap isimli ilk romanında tam da bu konuların altını çiziyor. “Hayal kurmanın neredeyse suç olduğu, hayal kuranların hayalperest diye damgalandığı bu dünyada birileri dileklerimizin yerine gelmemesi için elinden geleni yapıyor sanki. ‘hayal kurmayı bırakın da çalışın’ diyorlar… Hayal ve işlem bir saatin iki büyük çarkı. Olumlu düşünce ise saatin ta kendisi. Yalnızca bir arada çalıştıklarında dileğin gerçek olur.” Hayallerini gerçekleştirebilmenin önemini ve formülünü bu satırlarla anlatan kitap, Batı Anadolu’dan başlayıp Hindistan’a kadar uzanan geniş coğrafyada birbirinden renkli yol hikâyeleri ve insan portreleri çıkarıyor karşımıza. 
Romana ismini veren Gaak ve Baap, kitabımızın ana karakterleri. Ruh eşini aramakta olan Güneş, karga seslerinden esinlenerek kendini ‘Gaak’ ismiyle tanıtıyor bize. Hayal ettiği ruh eşini, Baap’ı arayan Güneş, otostop yaparak sırt çantası ve gitarıyla birlikte kaderinin peşinde yollardadır. Gaak’ı sırf ‘kendisi’ olabildiği için sevecek olan Berrak ise rahatsız olduğu bir korna sesi yüzünden kendisini Baap ismiyle tanıtıyor. Gökhan Atış, romanında Gaak ve Baap’ın bir araya geldikleri zamanı başlangıç olarak alıp hikâyeye bu noktadan başlıyor. Zamandan ve mekândan bağımsız var olabilen hislerin ve duyguların öne çıkarıldığı romanda sayfalar ilerledikçe olay örgüsü geri planda kalıyor. Zaman geçirmek üzere anlatılmış bir hikâye olmaktan çıkan Gaak ve Baap, zaman akıp giderken elimizde kalanların önemine işaret ediyor. Gökhan Atış, İstanbul doğumlu ve otuz iki yaşında. Uzak deniz kaptanı olmaya lise yıllarında karar vermiş. Kıbrıs’a gidip Denizcilik Fakültesi’nde öğrenim görmüş ve hayalini gerçekleştirmiş. Denizden döndüğü zamanlarını yanına sırt çantası ve gitarını alıp, otostop yaparak, yeni yerler, yeni insanlar ve hikâyeler biriktirerek geçirmiş. Gaak ve Baap, üç yıl önce, yine bir deniz yolculuğu sonrasında yazmaya başladığı ilk romanı.
Recep Usta

SAĞLIKLI YAŞAM YALANLARI
Ben Goldacre,
Çeviren: Mesut Şenol,
Epsilon Yayıncılık,
sağlık, 381 sayfa

Doktor Ben Goldacre ‘Sağlıklı Yaşam Yalanları’nda, özellikle son zamanlarda arzı endam eden yaygın tıbbi safsataları masaya yatırıyor. Goldacre, diyetisyen saçmalıklarını, sahte doktorlar ve beslenme uzmanlarını, medyanın güvenilmez sağlık haberlerini, detoks hakkındaki gerçekleri, felaket tellalı gazetecileri, çarpıtılmış istatistikleri, çıkarcı ilaç firmalarını, kısacası sağlıklı yaşam ile ilgili tüm yalanları okurlarına sunuyor. Goldacre, 30 milyar pound değerindeki gıda sanayindeki yanıltmalar, 300 milyar pound gücündeki ilaç sanayinin kötülükleri ve insanları yanıltmak üzere hazırlanmış bilimsel haberler ve istatistikler konusunda uyarıyor. Sabahları televizyon ekranlarını ve medyamızın önemli bir kesimini etkisi altına alan şu ‘sağlık meseleleri’ni gerçek boyutuyla bilmek isteyenler için önemli bir eser. ‘Bu yalanlara benim karnım zaten tok’ diyenlerin bile göz atması gerek...

BOŞ SAYFA
Steven Pinker,
Çeviren: Mehmet Doğan,
Boğaziçi Üniversitesi Yayınları,
psikoloji, 581 sayfa

Harvard Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Steven Pinker ‘Boş Sayfa’da, modern yaşamdaki insan doğası kavramının ahlaksal, duygusal ve siyasal boyutlarını irdeliyor. Pinker, insan zihninin boş bir sayfa olduğu ve aile, toplum gibi faktörler tarafından şekillendirildiği egemen görüşünü, kültürün her şey olmadığı karşı teziyle yanıtlıyor. Söz konusu egemen görüşün, insanlığın devasa boyutlardaki toplum mühendisliği projeleriyle yeniden şekillendirilebileceği gibi gaddarlıkları da beraberinde getirdiğini savunan Pinker, zihin, beyin, gen ve evrim alanlarında gerçekleştirilen keşiflerden hareketle, insan doğasını yeniden tanımlamaya koyuluyor. Konunun uzmanlarının olduğu kadar, ‘doğamızı’ anlamak isteyenler için de önemli bir eser. Yazarın böylesine ‘sert’ bir konuya yumuşak bir üslup ve zaman zaman mizahi bir dille yaklaşması da kitaba ayrı bir lezzet katmış durumda...

DAVA-THEMIS’E HAVALE
Osman Şenkul,
Scala Yayıncılık,
roman,
453 sayfa

Türkiye tarihinin kara lekelerinden 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden otuz yıl geçti.
12 Eylül’ü, darbecileri yargılamak, işkencecilerden hesap sormak yeni yeni akıllara geliyor olsa da, o dönemi yakından yaşayanların ve yaşananları görenlerin akıllarından hiç çıkmadı. Osman Şenkul, Ölümün Efendileri isimli ilk kitabının devamı niteliğindeki yeni kitabı ‘Dava - Themis’e Havale’de, Kuzey Irak’tan başlayan bir yolculukla, ‘80’li yılların öncesini ve sonrasını ‘yaşamış’ bir gazetecinin darbecilere karşı planlarını taşıyor gündeme. Darbecileri yargılamanın, hesap sormanın planlarını, girişimlerini gözler önüne seriyor. Kitap; bu planların ne olduğunu ve gazeteci Zafer’in girişimlerine karşı Türkiye’de bir grubun gündemine aldığı başka planları ve Kuzey Irak - İstanbul arasında neler yaşandığını, değişen, değiştirilen yaşamları, mesafelerin engel olamadığı bir aşkı anlatıyor.

LALA
Jacek Dehnel,
Çeviren: Seda Köycü,
Apollon Yayıncılık,
roman, 343 sayfa
Apollon Yayıncılık, 344 sayfa

Çağdaş Polonya edebiyatının önemli yazarlarından Jacek Dehnel’in kitabı ‘Lala’ Polonya’nın geçmiş dönemlerini çoğu zaman esprili bir dille anlatan samimi bir roman. Yazarın büyükannesinin ve onun aile büyüklerinin yaşamlarından alınmış hikayelerle okurunu geçmişe doğru yolculuğa çıkaran roman, insanlık hallerini; çocukluğu, gençliği, erişkinliği keyifli bir şekilde ele almış. Tüm bunların yanı sıra savaş ve işgal döneminde cephe gerisindeki yaşamdan da kesitler sunan kitapta çarpıcı olan nokta yazarın doğumundan önce yaşananları anlatması ve kitabının doğumuyla sonlanması. Keyifli hikayeler eşliğinde Polonya’nın eski zamanlarındaki sosyal problemler ve savaş döneminin zorluklarına tanık olmak istiyorsanız ‘Lala’ sıcacık bir roman. 

GİZLİ AJAN
Stella Rimington,
Çeviren: Dilek Şendil,
Yapı Kredi Yayınları,
roman, 367 sayfa

Britanya Gizli Servisi M15’ta, 1965 ile 1996 arasında çalışmış olan Stella Rimington ‘Gizli Ajan’ adlı polisiyesinde, baş kahramanı Liz Carlye’nin yeni bir macerasını sunuyor. M15 istihbarat görevlisi Carlye, İslami bir kitapçıda gizli bir toplantının yapılacağı ihbarını alır. Terörist bir hücrenin saldırı planları yaptığını hisseden istihbaratçı, durumu Terörle Mücadele şubesi yöneticisi Charles Wetherby’ye bildirir. Kısa süre sonra Wetherby, Carlye’i, terörist hücreyle bağlantısı olabilecek bir gelişmeyi araştırmakla görevlendirir.
İngiliz istihbaratının şubelerinden birine bir köstebek yerleştirilmiştir ve Carlye çok
geç olmadan bunu açığa çıkarmak zorundadır.

NEO-LİBERAL GENETİK
Susan McKinnon,
Çeviren: Mehmet Doğan,
Boğaziçi Üniversitesi Yayınları,
bilim, 144 sayfa

Virginia Üniversitesi Antropoloji Bölümü öğretim üyesi Susan McKinnon ‘Neo-Liberal Genetik’te, evrim psikolojisinin mitlerini ve mesellerini irdeliyor. McKinnon, evrim biyolojisi, bilişsel ve deneysel psikoloji, bilgisayım, oyun kuramları ve antropoloji gibi alanlardan beslenen çalışmasında, evrim psikolojisini eleştirel bir gözle değerlendirerek bu alanla ilgilenenlerin başlıca yanılgılarını ele alıyor. McKinnon evrim psikolojisinin, toplumsal kategorileri ve hiyerarşileri doğallaştıran indirgemeci bilimsel açıklamaların en yenisi olduğunu ve özellikle de cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve akrabalık kategorileri için bunu yaptığını ileri sürüyor.

HOLİGAN’IN DÖNÜŞÜ
Norman Manea,
Çeviren: Nesrin Demiryontan,
Metis Yayınları,
anlatı, 372 sayfa

‘Holigan’ın Dönüşü’, baskılar nedeniyle ülkesi Romanya’yı terk etmek zorunda kalan ve yıllar sonra geri dönen Norman Manea’nın tanıklığından oluşuyor. 1941’de, beş yaşındayken ailesiyle birlikte Ukrayna’daki Transnistira toplama kampına gönderilen Manea, burada dört sene tutulduktan sonra ailesinin hayatta kalan fertleriyle Romanya’ya geri dönmüştü. Çavuşesku’nun totaliter rejimin baskısı nedeniyle 1989’da da ülkeyi terk eden Manea, duyarlı ve ayrıntılı üslubuyla dikkat çeken kitabında, savaş öncesi Romanya’yı, Nazileri, tehciri, ülkeyi alt üst eden terör ortamını, komünizmi ve büyük umutlarla ortaya çıkan Doğu Avrupa sosyalizminin iflasını anlatıyor.

KEDİNİZİ NASIL BİLİRSİNİZ?
Desmond Morris,
Çeviren: Abdullah Ersoy,
Dost Kitabevi,
hobi, 160 sayfa

Bir zoolog olarak kedi türünün birçok üyesiyle hem hobi hem de profesyonel olarak ilgilenen Desmond Morris ‘Kedinizi Nasıl Bilirsiniz?’de, kedilerin karmaşık sosyal yaşamını, cinsel davranışlarını, saldırganlıklarını ve avlanma becerilerini anlatıyor. Kitapta, bu tatlı hayvanın niçin mırladığından en beğendiğiniz koltuğu niçin parçaladığına, dışkısını niçin gömdüğünden tüylerinin bakımı için neden fazla zaman harcadığına, kuyruğunu neden salladığından bir haşere öldürücü olarak ne kadar etkili olduğuna ve yiyeceğini nasıl hazırladığına kadar birçok konu yer alıyor. Kitap bu yönüyle, tüm kedi sahipleri için temel bir başvuru kaynağıdır diyebiliriz.

PAGANİZMİN DEHASI
Marc Augé,
Çeviren: Erkan Ataçay,
Dost Kitabevi,
antropoloji, 287 sayfa

Marc Augé ‘Paganizmin Dehası’nda, geniş bir tarihsel kesitte paganizmin izini sürüyor. Paganizmin, Hıristiyan dünyanın temel uygulamalarının içine kadar nüfuz edebildiğini gösteren Augé, Tanrı, kahraman, büyücü gibi belirleyici değişkenler üzerinde düşünürken bir taraftan da bu konu üstüne çalışmış öncülleri Durkheim, Nietzsche, Freud, Bataille gibi önemli filozofları da irdeliyor. Kitap, Antikçağ’ın Afrikası’ ndaki T anrılardan Benin Körfezi’ ndeki mabutlara, klasik trajedilerden western filmlerine
ve oradan sanayi toplumuna kadar birçok farklı kültür evreninde yer etmiş pagan geleneklerini, bu kültürün temel taşıyıcısı olan pagan kozmo- gonilerini ustalıkla inceliyor.

ATEŞ ÖYKÜLERİ
Melike Uzun,
Kanguru Yayınları,
öykü,
112 sayfa

‘Ateş Öyküleri’ Melike Uzun’un ilk kitabı. Kendisini kutluyoruz. Uzun burada, ağırlıklı olarak hayata egemen olmuş acıyı, trajediyi, Türkiye’deki kadınların yaşadığı sorunları ve kadın erkek ilişkilerindeki gerilimi konu edinen öyküleriyle okurun karşısına çıkıyor. Dolayısıyla kitabın adındaki ateş de, ışık ve sıcaklık veren, aydınlatan ateşi değil, insanlar arasındaki sevinci boğan ilişkiler yumağını temsil ediyor. Kitaptaki öykülerin ortak yanlarından bir diğerinin de, olay örgüsünden çok, karakterlerinin ruh halini, duygu durumlarını merkeze almalarıdır diyebiliriz. Yazar, hayatın içine sinmiş acının farklı görünümlerini, karakterlerinin gerilimli kişilikleri ekseninde işliyor.

İSTANBUL VE SOKAK KÖPEKLERİ
Ümit Sinan Topçuoğlu,
Sepya Yayınları,
anlatı,
176 sayfa

Ümit Sinan Topçuoğlu ‘İstanbul ve Sokak Köpekleri’nde, İstanbul’un en eski yerlilerini; şehrin kültür tarihinde özel yerleri olan sokak köpeklerini anlatıyor. İstanbul’un köpeksiz düşünülemeyeceğini söyleyen Topçuoğlu, yabancı gözlemcilerin eski İstanbul üzerine yazdıkları metinlerde, sokak köpeklerini kentin belirgin ve ilginç özellikleri arasında zikrettiklerini ve 1920’lere kadar sokak köpeklerinin, kentin görülmeye değer bir özelliği olarak bilhassa yabancılar için hazırlanan İstanbul kartpostallarının temaları arasına girdiğini gösteriyor. Kıyıda köşede kalmış tarihi ayrıntıların izini süren yazar, İstanbul’a özgü bir köpek türünün bulunduğunu söylüyor.

‘Uç beyliği’nden liderliğe

İKİ CİHAN ÂRESİNDE
Cemal Kafadar,
Birleşik Yayınevi,
2010,
298 sayfa.

Dünya tarihindeki en uzun ömürlü fakat en az incelenmiş veya anlaşılmış hanedan devletlerinden biri olan Osmanlı Devleti’nin doğuşu, tartışmaya açık bir problematik olarak tarihçilerin gündemine yeniden oturmuş durumda. Yalnızca fiziksel olarak değil, siyasi ve kültürel açıdan da her iki dünyadaki kurulu toplumsal düzenin dışında kalan Osmanlı uç beyliği, İslam ve Bizans dünyaları arasında küçücük bir uç mevkiini işgal etmekteydi; Osmanlı emperyal devleti ise, 1453’de İstanbul’un fethiyle kendisini Doğu Roma İmparatorluğu’nun mirasçısı ve Müslüman dünyasının lideri olarak takdim etmiştir.
Erken dönem Osmanlı’nın kuruluşu, toplumsal, dini, kültürel, politik ve ekonomik formasyonuyla ilgili literatürde çarpıcı ve aydınlatıcı çalışmaların varlığından bahsetmek son derece güç. 1916’da yayınlanan tartışmalara yol açan kitabıyla A. Gibbons Osmanlı gücünün doğuşu hakkında tartışma başlattı ve bu tartışma Fuat Köprülü ve Paul Wittek’in 1930’larda iki etkili çalışması yayınlana kadar sürdü. Bu çalışmalarla, deyim yerindeyse, eleştirel ve bağımsız analizin kapıları kapandı. Bilhassa Wittek’in erken Osmanlılar arasında hâkim olduğunu iddia ettiği gaza ruhuna hayati bir rol atfeden “gaza tezi” kısa bir süre sonra kesinleşmiş bir ders kitabı haline geldi. Türk tarih yazımının temsilcileri tarafından huşu içinde kabul gördü.
Tam da böyle bir yerden kalkış noktasını belirleyen, çizgisel, biçimsel ve anakronik bir tarih perspektifini yerle bir eden, eleştirel tarihçiliğin duayenlerinden Cemal Kafadar, yukarıda bahsi geçin büyüleyici sorunu tarihçilerin gündemine yeniden oturtmaya ve bu alandaki yeni çalışmaların bazı yönelimlerinden duyduğu rahatsızlığı ifade etmeye gayret ediyor İki Cihan Âresinde’de. Cemal Kafadar İki Cihan Âresinde kitabında Osmanlı ve Türk tarihi çalışmalarındaki ideolojik boyutun şiddetinin, zamanda geri gidildiğinde azalmadığının altını çiziyor. Aslında, Türklerin Anadolu’ya göç ettiği ve akınlar yaptığı dönem ve nihayetinde bir zamanların Bizans İmparatorluğu’nun üzerinde Osmanlı iktidarının kuruluşunun en çok ideolojik olarak yüklü bir mevzu olması, İki Cihan Âresinde’nin okuyucuları için anlaşılır hale gelecektir dersek yanılmış olmayız.
Ümit Kurt

TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL CİNSİYET ÇALIŞMALARI
derleyen: Hülya Durudoğan,
Fatoş Gökşen, Bertil Emrah Oder ve Deniz Yükseker, Koç Üniversitesi Yayınları, kadın, 382 sayfa

‘Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları’, toplumsal cinsiyet olgusunu hukuk, felsefe, sosyoloji, ekonomi gibi farklı disiplinlerin bakış açılarıyla inceliyor. Felsefenin kadına bakışı, ikinci dalga Fransız feminizmi, Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Türkiye’de kadın hareketi, fırsat eşitliği, siyasî partilerin kadın kotası, kadının siyasal hayata katılımı, Anayasa’da kadın sorunsalı, medeni hukukta kadının cinsel ve ekonomik kimliği, eğitimde toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve Türkiye’de fuhuş sektöründe çalışan göçmen kadınlar, buradaki makalelerin irdelediği konulardan bazıları.

ASİ MELEKLER
Danielle Trussoni,
Çeviren: Sıla Okur,
Doğan Kitapçılık,
roman, 429 sayfa

Danielle Trussoni ‘Asi Melekler’de, kötü ve iyi melekler arasında yaşanan kıyasıya bir mücadeleyi hikâye ediyor. Trussoni, kutsal gerilim türünde kaleme aldığı romanının başkahramanı, annesi öldükten sonra bir manastıra bırakılan Evangeline’dir. Yeminine sadık rahibelerden olan Evangeline, dünyada en nadide melek resimlerinin ve zengin kitap koleksiyonunun bulunduğu kütüphaneden sorumludur. Fakat günün birinde, sanat tarihçisi Verlaine’den gelen bir mektup, genç rahibenin manastırda ibadetle geçen
sakin günlerinin sonu olacaktır. Rahibe, kendini, Tanrının
lanetine uğramış meleklerle iyi melekler arasında yüzyıllardır süren kanlı bir savaşın ortasında bulacaktır.

SİNEMA ARAŞTIRMALARI: KURAMLAR, KAVRAMLAR, YAKLAŞIMLAR
Derleyen: Murat İri, Derin Yayınları, sinema, 328 sayfa

‘Sinema Araştırmaları’, sinemayı kuramcılardan yönetmenlere, türlere ve farklı eleştirel yaklaşımlara uzanan geniş bir çerçevede irdeleyen yazılardan oluşuyor. Kitap, film kuramlarına dair iyi bir kaynak oluşuyla, sinema bölümü öğrencilerinin yanı sıra, sinema analizi, kavrayışı, değerlendirmesiyle ilgilenenlere de hitap ediyor. Kitapta yazıları bulunan isimler şöyle: Murat İri, Gülin Terek Ünal, Nilgün Abisel, Tuğrul Eryılmaz, A. Deniz Morva Kablamacı, Z. Tül Akbal Sualp, Pembe Behçetoğulları, Nurçay Türkoğlu, Nilüfer Timisi, Berrin Yanıkkaya, H. Esra Arcan, Erman Ata Uncu, M. Bilal Dede, Serpil Kırel, Mehmet Sarı ve Jostein Gripsrude.

GECEYARISINA BİR KALA
Michael Dobbs,
Çeviren: Erhun Yücesoy,
Yapı Kredi Yayınları,
tarih, 468 sayfa

Michael Dobbs ‘Geceyarısına Bir Kala’da, dünyayı nükleer kıyamete daha önce hiç olmadığı kadar yaklaştıran, çalkantılı Küba füze krizini anlatıyor. Beyaz Saray tarafından “Kara Cumartesi” olarak adlandırılan 27 Ekim 1962’yi ve Soğuk Savaş’ın dönüm noktası olan bu tarihi günün önemli aktörleri John F. Kennedy, Nikita S. Kruşçev ve Fidel Castro üzerinden adım adım izleyişi, Dobbs’un çalışmasını nitelikli kılan başlıca husus. Aynı zamanda Washington Post muhabiri olan Dobbs, Arthur M. Schlesinger Jr.’ın “İnsanlık tarihindeki en tehlikeli an” olarak tanımladığı Küba füze krizini, Amerikan, Sovyet ve Küba kaynaklarından yeniden değerlendiriyor.

KALBİMİ ÇALDIN
Rita Hunter,
Çeviren: Reyhan Sarı,
Sepya Kitaplar,
roman, 423 sayfa

Rita Hunter’ın ‘Kalbimi Çaldın’ adlı elimizdeki romanı, klasik aşk romanlarının vazgeçilmez konusu olan zengin erkek-yoksul kadın arasında yaşanan aşkı konu ediniyor. Cordelia Winslet’in büyükbabası, bahçıvan olarak Wayne malikânesinde çalışmaktadır. Winslet ve büyükbabası, söylemek zorunda kaldıkları küçük bir yalanla, doğanın nimetleri içinde bulunan bu görkemli malikânede yaşamaya başlar. Fakat bir sürpriz, tüm hesaplarını boşa çıkarır. Zira, VII. Wayne Dükü Edward Alexander Wayne, şehrin kalabalığından bunalıp sakin malikânesinde dinlenmeye karar verir. Dük ile malikânesindeki davetsiz misafir Winslet arasında, beklendiği gibi, büyük bir aşk yaşanacaktır.