YENİ ÇIKANLAR

GÖSTERGEBİLİM, DİLBİLİM VE ÇEVİRİBİLİM TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ
Mehmet Rifat, Sema Rifat,
Ayşenaz Koş ve Duygu Tekgül,
Sel Yayıncılık,
sözlük, 127 sayfa

Alfabetik bir düzen içinde sunulan ‘Göstergebilim, Dilbilim ve Çeviribilim Terimleri Sözlüğü’, Fransızca, İngilizce ve İtalyanca’da kullanılan konu ile ilgili terimlerin Türkçe karşılıklarını barındırıyor. Sözlüğü oluşturmayı amaçlayan tarama ve derleme çalışmaları sırasında Türkçede daha önce üretilmiş terimler arasından yaygın biçimde kullanılanlar alınmış, ayrıca birçok terim karşılığı da Türkçede ilk kez üretilmiş. Sözlük, göstergebilim, eleştiri kuramları, yazınbilim, yorumbilim, alımlama estetiği, dilbilim ve çeviribilim gibi alanlardan çok sayıda terim barındırmasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor. Uzmanların elinin altında
olması şart...

BİRLİKTE YARATILIŞ
Vladimir Megre,
çeviren: Koray Karasulu,
Kuraldışı Yayınları,
kişisel gelişim,
235 sayfa

Vladimir Megre, ‘Çınlayan Sedir’ adlı serinin dördüncü kitabı olan ‘Birlikte
Yaratılış’ta, evrenin yaratılışı ve insanın bu yaratılıştaki yerini ele alıyor. “Tüm evrensel bilgelik, yaratılıştan bu yana her insanın ruhunda gizlidir” diyen Megre, evrensel bilgeliği, hem gündelik hayatın bir parçası olarak hem metafizik hem de somut ve pratik yaklaşımlarla sunuyor. Bilindiği gibi evrenin ve insanın varlığı, anlamı ve amacı gibi konular, farklı disiplinlerce sürekli irdelenir.
Megre de, bu yaklaşımlardan hareketle, kendi tezlerini okurlarına sunuyor; sonsuz aşkın, doğa ile uyum ve işbirliği içinde nasıl yaratılabileceği konusunda önerilerde bulunuyor.

KARBON
Rıza Kadılar,
Destek Yayınevi,
inceleme,
232 sayfa

Karbon piyasaları, sera gazı emisyonlarına sınır getirilmesi sonucunda ortaya çıktı. Bu, küresel karbon piyasalarının 2008’de 90 milyon Euro’ya ulaşmasını sağladı. Rıza Kadılar çalışmasında, halen yüzde 80’inin Avrupa’nın elinde olan karbon piyasalarından Türkiye’nin nasıl yararlanabileceğini irdeliyor. Karbon faktörünün dünya genelindeki ekonomik dengeleri yeniden tanımladığını belirten Kadılar, 150 milyar dolarlık bu piyasanın ve bu piyasanın finansman modellerinin Türkiye’ye neler sunduğunu ortaya koyuyor. Kitapta ayrıca, karbon borsaları, karbon yatırım fonları ve uzman şirketler ve ilgili internet siteleri gibi bilgiler de var.

DİL VE ŞİDDET
İmran Karabağ,
İkaros Yayınları,
inceleme,
113 sayfa

Karabağ ‘Dil ve Şiddet’te, geçmişten günümüze şiddet ifade eden söz-eylemlerin beslendiği sosyal, politik ve kültürel kurumları inceliyor. İnsan iletişimine egemen olan söz-eylemlerin şiddetten hiçbir şekilde arınamadığını ortaya koyan Karabağ, Humbolt ve Habermas’ın konu ile ilgili düşüncelerini yorumluyor. Şiddet sözcüğünün farklı sözlüklerdeki tanımlarını aktararak kitabına başlayan Karabağ, Humbolt ve Habermas’ın dilsel şiddet çözümlemelerini de ele alıyor. Devamında, şiddet dilinin tarihçesine, Nazilerin Almanya’sı üzerinden şiddet dilinin egemen olduğu 20. yüzyıla ve günümüze kadar uzanıyor.

BİR RESSAMIN BAHÇE GÜNCESİ
Aysun Berktay Özmen,
İş Kültür Yayınları,
sanat,
300 sayfa

Aysun Berktay Özmen ‘Bir Ressamın Bahçe Güncesi’nde, 2007 Ekim ayından 2008 Eylül ayına kadar, bahçesinin bir yıllık dönemini resmediyor ve anlatıyor. Özmen’in İznik Gölü kenarında yaşadığı kır evinin bir yıllık süre içinde geçirdiği değişimleri dört mevsim üzerinden izleyen kitap, kuş, balık, çiçek ve bitkilerden oluşan çok sayıda suluboya resmi bir araya getiriyor. Doğanın senfonisini
dinleyerek bunu yazıya ve resme döken Özmen, canlı ve içten doğa tasvirleriyle okurlarına yaşam sevinci aşılıyor. Kitabın, içerdiği pratik bilgiler ve tavsiyelerle de, kendi bahçesini kurmak isteyenler için yararlı bir kaynak olduğunu söyleyebiliriz.

ANADOLU MASALLARI
Hasan Latif Sarıyüce,
Kapı Yayınları,
folklor,
385 sayfa

Daha önce çeşitli baskıları yapılan ‘Anadolu Masalları’, halk inançlarının, rüyalarının ve gerçek ötesi yaşantıların tasvir edildiği çok sayıda masalı bir araya getiriyor. Akkız ile Karakız, Tek Köse ile Çift Köse, Ahmak ile Çakmak, Büyülü Sofra, Keloğlan ile Çil Horoz, Deliler Ülkesi, Alicengiz Oyunu, Safoğlan, Süpürgeci Baba, Kurbağa Prenses, Kırk Haramiler ve Keçi Kız gibi masallardan oluşan kitap, hem sözlü masal geleneğini koruması hem de 8-12 yaş grubu çocukların anlayabilecekleri bir şekilde kaleme alınışıyla dikkat çekiyor. Sarıyüce’nin bu kitabıyla, 1991 yılında Türkiye İş Bankası’nın Edebiyat Büyük Ödülü’nü kazandığını da belirtelim.

ATLANTİS YÜKSELİYOR
Thomas Greanias,
çeviren: Barbaros Bostan,
Artemis Yayınları,
roman,
372 sayfa

‘Atlantis Yükseliyor’da, Platon’un bahsettiği efsanevi batık kıta ve uygarlık Atlantis’in, Antarktika buzulları altında keşfedilişini hikâye ediliyor. Roman, Antarktika buzullarında meydana gelen depremin oluşturduğu bir yarığın bir grup bilimadamını yutmasıyla başlıyor. Bu olay, dünya çapında ortaya çıkacak felaketlerin habercisidir. Zira bundan sonra, Kuzey Kutbu’nda dört büyük fırtına oluşacak ve Amerika’ya ait üç casus uydu kaybolacaktır. Bu arada Papa da, dünyanın sonuna dair korkutucu bir senaryodan bahsedecektir. Dünya, önemli bir keşfin, zamanın merkezine ve insanlığın kökenine dair yapılacak büyük bir yolculuğun eşiğindedir.

Zweig’ın gözleriyle bakmak
ÜÇ BÜYÜK USTA
Stefan Zweig
Çeviren: Nafer Ermiş
İş Kültür Yayınları
2010,
228 sayfa.

‘Üç Büyük Usta’da, aynı zamanın üç ayrı dışavurumunu bir araya getirmiş Stefan Zweig. Çalışmasında, Balzac, Dickens ve Dostoyoveski’nin kişilik özellikleriyle, yarattıkları karakterler arasındaki ilişkinin altını çizmiş. Kendisi de yaşadığı döneme damgasını vuran bir yazar olarak Zweig, ‘Üç Büyük Usta’nın eserlerinde ve kişiliklerinde öne çıkan farklılıklara, yaşadıkları çağa herbirinin benzemez dokunuşlarına dikkat çekerken, ayrı kişiliklerden oluşan bir bütünsellik yakalamış. Zweig, çalışmasında üç ayrı yazarı incelerken, dönemin İngiliz, Fransız ve Rus toplumuna da ele aldığı yazarlar aracılığıyla ayna tutmuş aslında. Zira her bir yazar, kendi toplumlarını temsilen, toplumlarının kültürel, tarihsel arka planlarını aydınlatmışlar.
Her ne kadar, “Balzac toplum dünyasını, Dickens aile dünyasını, Dostoyoveski bireyin ve insanlığın dünyasını anlatır” dese de Zweig, üç ayrı yazarın aynı bütünün değişik uçlarından nasıl tuttuğuna dikkat çekmiş. Bir sentez oluşturmuş, bu sentezin, bir çağa, ama daha da önemlisi yaşama, varoluşa özgü öğelerden oluştuğunu söylemeye gerek yok. Zweig, incelediği her bir yazarı çağının dinamiklerinden ayrı düşünmez. Napolyon çağının dingin bir uzantısı olan Balzac, “merkezi yönetim sistemini edebiyata sokarak bir yoğunluk elde” edecektir. Balzac, “İnsanlık Komedyası içinde dünyayı fethederken dinlenip aşkın, evliliğin ahlak kanunu yazar, ilkesel bir makale ortaya çıkarır ve büyük eserlerin dünyayı saran izi üzerinden, dudaklarında hala bir gülümseme, Contes drolatiques’nin (Güldürücü Hikâyeler) ihtişamlı arabeskini çizer. En derin sefaletlerden, köylülerin kulübelerinden St. Germain saraylarına yürür, Napolyon’un özel dairelerine sızar, her tarafta dördüncü duvarı ve onunla birlikte kilitli odaların sırlarını yıkar, Bretagne’nin çadırlarında askerlerle birlikte dinlenir, borsada oynar, tiyatronun kulislerine bakar, bilginlerin çalışmalarını denetler, dünyanın, onun büyüleyici alavleri tarafından aydınlatılmayan hiç bir köşesi yoktur.” Balzac, kahramanlarını yaratırken onları neye uygun hale getirmektedir? Balzac’ın kahramanlarını “yeteneklerini kullanabilmek için önce onları eritip başka şekillere sokmak, gençliklerini dayanıklılığa, zekâlarını kurnazlığa, güvenirliklerini sahtekârlığa, güzelliklerini kötülüğe, pervasızlıklarını sinsiliğe dönüştürmek zorunda” olması hangi realiteye karşılık gelir? Yine aynı dönemlerde Dickens’ın, karakterlerini hiç tehlikeye atmadıklarını görürüz. Dickens trajik olanı başaramamaktadır. Dickens, Balzac gibi karakterlerini serbest bırakmak yerine “duyguları sansürler. Onları barajlar, hendeklerle kanallara, burjuva ahlakının ahlaki değirmenini döndürecekleri yeni yöneltir...
Aslında herkesin bir Dickens’ı, bir Balzac’ı, bir Dostoyoveski’si olsa da, buna bir de Zweig’ınkileri eklemekte yarar var.
AYSEL SAĞIR

BİLGİ AĞACI
İnsan Anlayışının Biyolojik Temelleri
Humberto R. Maturana,
Francisco G. Varela,
Metis Yayınları,
inceleme, 260 sayfa

Şilili iki bilim insanının, Maturana ve Varela’nın 1984 yılında birlikte yazdıkları ‘Bilgi Ağacı’nın temel tezi şu: ‘Yapmak bilmektir, bilmek yapmaktır’. Mutat kesinlikleri bir yana bırakmak ve böylece insan olmanın ne demek olduğu konusunda farklı bir anlayışa erişmek isteyen okurlar için bir davet niteliği taşıyan kitap, bilmenin biyolojisine bir giriş niteliğinde olmasının yanı sıra, anlamanın biyolojik kökenlerine dair alternatif bir bakış açısını ele almasıyla da dikkat çekici. Büyük Patlama’dan tekhücreli canlıların oluşumuna, oradan da dil ve dolayısıyla bilinç sahibi varlıklar olarak insana kadar uzanan bir yolculuk olarak tanımlanabilen ‘Bilgi Ağacı’, ‘bilme’nin izini adım adım sürüyor. Kitap yayımlandığı dönemde insanın bilişsel yetileri hakkında çığır açan eserlerden biri olarak çığır açan eserlerden biri olmuştu. Günümzde önerilen bilinç alanındaki bilimsel gelişmeleri kitabın içinde bulmak mümkün.

BİZİM DE RENKLİ TELEVİZYONUMUZ VARDI
Onur Gökşen ,
‘O’ Kitaplar,
anlatı,
204 sayfa

Başta Ekşi Sözlük olmak üzere sanal dünyanın en sevilen ve en çok takip edilen yazarları arasında akla ilk gelen isimlerden olan Onur Gökşen’in ilk kitabı ‘Bizim de Renkli Televizyonumuz Vardı’, Okuyanus Yayınları’nın ‘O’ Kitaplar dizisi kapsamında yayımlandı. 80’lerde ve 90’larda çocukluğunu, gençliğini yaşamış herkesin aşina olduğu trajikomik olaylar hakkında, kendine has akıcı ve sansürsüz dille yazılan öyküler’, eski günleri tüm güzelliğiyle yeniden yaşatıyor. Hatta o dönemlerde çocukluğunu ya da gençliğini yaşamamış olanlar bile kuvvetle muhtemel bu kitapla yaşayacaklar. Kitap, sıkıcı kitaplardan, klişelerden bıkanlar için artık bir ‘ohh’ deme zamanı niteliğinde... Kadıköy’e hiç gitmemiş, 80’lerde ergen olmamış, Mr. Spock’u tanımıyor, commodore 64’ü görmemiş, Dallas’ı hiç duymamış, hatta kızkaçıran atmamış olanlara bile yaşatıyor Onur Gökşen mahalleyi, o mahallenin diliyle. Keyifli vakit geçirmek isteyenler için birebir.

AŞK KIŞIN BAŞLAR
Simon Van Booy,
Çeviren: Dilek Cenkçiler,
ODTÜ Yayıncılık,
öykü,
177 sayfa

Aşıkların Gizli Yaşamları’nın yazarı Simon Van Booy’un ikinci kitabı ‘Aşk Kışın Başlar’, Dilek Cenkçiler çevirisiyle ODTÜ Yayıncılık’tan yayımlandı. Kirkus Reviews’ün “Sevginin dünyayı nasıl yoluna koyduğunu ikna edici bir şekilde gösteriyor” sözleriyle yorumladığı kitap; ‘Aşk Kışın Başlar’, Kaplan, Kaplan, Kayıp Heykeller, Yabancıların Geliş-Gidişi ve Meltemli Ağaçlar olmak üzere toplam beş başlıktan oluşuyor. Vazgeçmenin doruk noktasında olan insanların bir türlü kopamadıkları geçmişlerini, hayallerini, acılarını ve tabi öykülerini son derece akıcı ve aynı zamanda da melankolik bir üslupla anlatan Simon Van Booy, öykülerine eklediği başarılı ve şaşırtıcı kurgularıyla da ilgi çekiyor. Kitaptaki her öyküde, vazgeçişlerin en uç noktasındaki insanların rastlantı eseri karşılaştıkları yabancılar ve bu yabancıların da ana karakterleri, kendi sorumluluklarını üstlenmeye zekice zorlamaları yazarın bir diğer başarısı olarak dikkat çekiyor.

KÜRT MUTFAĞINDA NE PİŞİYOR?
Ayşe Kudat,
Doğan Kitap,
yemek,
285 sayfa

En son 2007 yılında Al Kocayı Vur Sopayı kitabı yayımlanan Ayşe Kudat’ın son çalışması Kürt Mutfağında Ne Pişiyor? 2008 - 2010 tarihleri arasında yapılan bir çalışmanın sonucu olarak hzırlanmış bir kitap. Mardin, Diyarbakır, Siirt, Bingöl, Van, Batman, Maraş ve Urfa gibi bölge illeri ile İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin gibi metropollerde Kürtlerle gerçekleştirilen görüşmelerden oluşan kitap, birincil olarak Kürt mutfağını etkileyen öğeleri araştırmayı amaçlıyor. Bir taraftan bu mutfaktan örneklerin verildiği ‘Kürt Mutfağında Neler Pişiyor?’, diğer taraftan Kürt mutfağının yaygınlaşamama sebeplerini irdeliyor. Kürt mutfağının Türkiye’de yeterince tanınmamasının tarihsel ve güncel nedenlerini Kürtlerin paylaştığı öykülerle açıklamaya çalışan kitabın bir diğer vurucu noktası, bu coğrafyada Kürtlerin yaşadıkları acıları ve zorlukları da yine yaşayanların ağzından paylaşıyor olması. Kültür üzerine bir kitap...

DÖNME DOLAP
Atilla Dorsay,
GOA Yayınları,
şiir,
112 sayfa

‘Dönme Dolap’, daha çok sinema yazılarıyla bildiğimiz Atilla Dorsay’ın şiirlerini bir araya getiriyor. Dorsay, kitaba yazdığı sonsözde ise, şiir konusunda kendisini son derece çekingen, iddiasız ve alçakgönüllü olarak tanımlıyor. Sinemaya dair şiirlerin de yer aldığı kitaba adını veren şiirden bir alıntı: “Bayram çocukları gibiydik / Avucumuzda şeker / Bir akrabadan ötekine / Ceplerimiz bilye dolu / Her biri döne döne gider // Bir dönme dolaba biner gibi / Bindik hayatın tepesine / Sanki savuracaktı bizi / Gökkuşağını da geçip / Uçacaktık döne döne // O dönme dolapta kaldı / Sanki bütün şekerler / Çocukluk, derken okul bitti / O gençlik günleri de / Vallahi gitti gider (...)”

CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI
Sinan Meydan,
İnkılap Yayınları,
tarih,
528 sayfa

Türkiye’nin resmi tarihine eleştirel yaklaşarak alternatif tezleri savunan çalışmalar, iyi ki bulunuyor. Özellikle Atatürk üzerine yazdığı kitaplarıyla bilinen Sinan Meydan ise, elimizdeki çalışmasında, bu karşı tezlerin hatalı ve yanlış yönlerini ortaya koymaya çalışıyor. Meydan’ın yalan olduğunu söyleyerek hesaplaştığı tezlerden birkaçı şöyle: “Kurtuluş savaşını Atatürk başlatmadı”, “Vahdettin hain değildir!”, “Kurtuluş Savaşı önemsizdir” ve “I. İnönü Savaşı
olmamıştır, sonradan uydurulmuştur!” Yazar, bu iddiaları araştırmakla kalmıyor, aynı zamanda tezlerin sahiplerini de kendi bakış açısına göre
değerlendiriyor.

ŞİİR VE PSİKİYATRİ KAVŞAĞINDA
Yusuf Alper,
Özgür Yayınları,
eleştiri,
183 sayfa

Şair Yusuf Alper, halen Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü’nde profesör olarak görev yapıyor. Alper ‘Şiir ve Psikiyatri Kavşağında’ adlı elimizdeki kitabında, sanat ve yaratıcılığın psikodinamiğini irdeliyor. Yaratıcı sanatçı psikodinamiği ve şiir psikiyatri ilişkisi, aşk, yalnızlık, kadın, ölüm, yaşamak, cinsellik ve intihar gibi temaları ele alan Alper, şair kimliğini psikiyatriye yansıttığı denemelerinde, psikiyatrist kimliğiyle şiire bakıyor. Sanat ve psikiyatri gibi, uzun yıllardır sanatçı-yazar çevrelerinin ilgisini çeken bir konuya odaklanan kitap, bilhassa psikiyatri-psikoloji gibi alanlarda çalışanların ilgisini çekebilecek nitelikte.

DEĞİRMENİMDEN MEKTUPLAR
Alphonse Daudet,
çeviren: Volkan Yalçıntoklu,
Can Yayınları,
öykü,
190 sayfa

Daudet’nin meşhur eseri ‘Değirmenimden Mektuplar’ın ilk baskısı 1869 yılında yapılmıştı. Kitap taşradaki eski bir değirmende yazılan, her birine bir öykü yerleştirilmiş anı-mektuplardan oluşuyor. Natüralizmin önemli temsilcilerinden Daudet’nin buradaki öyküleri, edebiyat tarihinin en beğenilen metinlerinden. Kalabalık şehirlere sırtını dönerek, sakin kır hayatına çekilen bir yazarın gözlemlerinden oluşan öyküler, doğanın bağrında bir hayatın güzellemesi niteliğinde. Daudet’nin kitabı için, “Yazdıklarımın arasında benim en çok sevdiğimdir” dediği de bilinir. Kitap ayrıca, Milli Eğitim Bakanlığı’nın seçtiği 100 Temel Eser arasında da bulunuyor.

YAZARIN KURAMI
derleyen: İshak Reyna,
İletişim Yayınları,
eleştiri,
367 sayfa

İshak Reyna tarafından derlenen ‘Yazarın Kuramı’, Türkiye ve dünya edebiyatının önde gelen isimlerinin, eserlerini nasıl yazdıklarına dair görüşlerini bir araya getiriyor. Yazarların eserlerini nasıl tasarladıkları, onları nasıl yazdıklarına dair anlatımlarının aracısız bir şekilde okura sunulması, derlemeyi nitelikli kılan başlıca husus. Kitapta, Balzac, Poe, Dostoyevski, Tolstoy, Nietzsche, Elias Canetti, Marguerite Yourcenar ve Paul Auster gibi yabancı yazarların yanı sıra, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nâzım Hikmet, İlhan Berk, Adalet Ağaoğlu, Ferit Edgü, Orhan Pamuk, Selim İleri ve Hasan Ali Toptaş gibi Türkiye edebiyatından yazarların anlatımları yer alıyor.

SOVYET İKTİSADININ ELEŞTİRİSİ
Mao Zedung,
çeviren: İzzet Altan,
Akademi Yayınları, ekonomi,
122 sayfa

‘Sovyet İktisadının Eleştirisi’, Çin devriminin lideri Mao Zedung’un Sovyetler Birliği’nde çıkan Politik Ekonomi Ders Kitabı’na dair eleştirilerini kapsıyor. SBKP’nin 1956’daki 20. kongresi, birçok bakımdan bir dönüm noktasıdır. Kruşçev’in SBKP’yi geçmişinden koparma adımlarını attığı bu kongre, aynı zamanda uluslararası komünist harekette de yeni bölünme ve ayrışmalara tekabül eder. Bu arada Zedung, bölünmenin doruğa ulaştığı bir dönemde ortaya çıkan söz konusu kitap üzerine eleştirel notlar yazar. İşte bu notları kapsayan eldeki kitap, sosyalist ekonominin sorunları ve ilkesel perspektifleri üzerinde duruyor ve Sovyet ekonomisini eleştiriyor.

TANINMAYAN BÜYÜK ÇAĞ
Fuat Sezgin,
Timaş Yayınları,
bilim,
604 sayfa

Fuat Sezgin’in kaleme aldığı ‘Tanınmayan Büyük Çağ’, bilim ve teknoloji alanlarına Müslümanların yaptığı katkıları ele alıyor. Mimarlık, savaş tekniği, tıp, denizcilik, kimya, coğrafya, geomerti, fizik ve astronomi gibi dalların İslam dünyasındaki tarihini araştıran Sezgin, İslam kültür çevresinin bilimler tarihindeki 800 yıllık yaratıcı dönemi ortaya koyuyor. Kitabın girişinde ise İslam’da bilimlerin gelişimini irdeleyen kapsamlı bir yazı yer alıyor. İslam bilim ve teknoloji tarihini çok yönlü bir şekilde ele alan Sezgin, bilim tarihi için yeni bir bakış açısı geliştirmeye; Batı merkezli bilim anlayışına da alternatif sunmaya çalışıyor. Kitap, baskı kalitesiyle de dikkat çekiyor.

Tarih gibi lokantalar

100 TARİHİ LOKANTA/100 HISTORICAL RESTAURANTS IN TURKEY
Hazırlayan: Dr. Oğuz Erkara
İngilizce metinlerin çevirisi: İrem Yerlikaya
Cinius Yayınları
2010
224 sayfa

Damak tadı söz konusu olduğunda göz boyamak hiç kolay değil, başarılı olmak isteyenler işlerini iyi yapmak zorundalar, yemek yapmayı sıradan bir iş değil adeta sanata dönüştürmek gerekiyor. Bunun olabilmesi için severek çalışmak, işi aşka dönüştürmek lazım. Dünyanın en zor işlerinden biridir lokantacılık, çalışma saatleri fazla, dilenme zamanı az olduğu için sadece severek çalışmaya devam edenler bu işin üstesinden gelebiliyor. Oğuz Erkara, ‘100 Tarihi Lokanta’ adıyla yayımlanan kitabında, işini aşka dönüştürmüş, yıllar boyunca kalitesinden ödün vermemiş ve sürekliliğiyle adını duyurmuş lokantalarımız arasından kuruluş yılını esas alarak, en eski 100 lokantamızı, kendilerine has özellikleri ve öyküleriyle karşımıza çıkarıyor. Kitaptan en eski lokantamızın 1833 yılında Isparta’da Hacı Mustafa Efendi’nin açtığı, günümüzde Hacıbenlioğlu adıyla müşterilerini ağırlamaya devam eden kebapçı dükkânı olduğunu da öğreniyoruz.
Tadı damakta kalan uzun yıllar ayakta kalmış ve adı dillerde dolaşıp meşhur olmuş bu mekânların hepsinin kendine has bir özelliği ilginç bir hikâyesi var. Lokantaların ortak noktaları, yemeklerinin lezzetiyle yakaladıkları başarıyı, bu lezzeti koruyarak, verdikleri hizmetin kalitesini arttırıp yollarına devam etmiş olmaları. Türk mutfağı, ülkemize turist kazandıran önemli bir değer olduğu için kitap hem Türkçe hem İngilizce olmak üzere iki dilde basılmış. Kitaptaki İngilizce metinlerin çevirisini, yayımlanmış iki romanı bulunan yazar İrem Yerlikaya yapmış. Lokantalar hakkında bilgi veren kitap, lokantaların ve işletmecilerin fotoğraflarıyla renklendirilmiş. Oğuz Erkara uzun yıllar hekim olarak çeşitli hastanelerde çalıştı. Lokantacılıkla özellikle ilgili olan doktor Erkara, Burdur’da görev yaptığı yıllarda 5 yıl boyunca hekimliğin yanı sıra birde lokanta işletmiş. Lokantacılıkla ilgili çalışmalarına hazırlamakta olduğu yeni yayınlarla devam ediyor.
RECEP USTA

OSMANLI DEVLETİ’NDE SİGORTACILIK
Fatih Kahya,
Libra Kitap,
tarih,
330 sayfa

Osmanlı İmparatorluğu’nda modern sigortacılığın tohumları, 18. yüzyılın son çeyreğinde, yönetimin ve tüccarların nakliye sigortasına müracaat etmesiyle atıldı. Fatih Kahya bu çalışmasında sigortacılığın Osmanlı’da ortaya çıkışı, gelişimi, karşılaştığı engeller, halkın sigortacılığa verdiği tepki
gibi konuları ele alıyor. Sigortanın tarihçesiyle başlayan kitabın ikinci bölümünde, sigortacılığın Osmanlı Devleti’ne girişi ve gelişimine odaklanılıyor. Kahya, çalışmasının üçüncü bölümünde ise, Osmanlı sigorta piyasasındaki sorunları ve piyasayı düzenleme çalışmalarını irdeliyor.

O SEVDİĞİM DÜNYA
Wadad Makdisi Cortas,
çeviren: Gamze Varım,
Metis Yayınları,
anı,
232 sayfa

1909 yılında Beyrut’ta doğan Wadad Makdisi Cortas, ülkesinin geleceğine önemli katkılarda bulunmuş bir Arap kadını. Üniversite eğitimini Amerika’da yapan Cortas, ülkesine döndükten sonra okul müdiresi olarak kırk yıl görev almasının yanı sıra, Lübnan Güzel Sanatlar Akademisi’nin kurulup gelişmesine de katkıda bulundu. Cortes, başta kadın hakları olmak üzere, toplumsal meseleler konusundaki sıkı mücadelesiyle de biliniyor. Elimizdeki kitap, Arap dünyasının yakın tarihi ekseninde, Cortes’in sıra dışı hayatından ayrıntılar sunmasıyla dikkat çekiyor.

MOSKOVA GÖZYAŞLARINA İNANMIYOR
Valentin Chernykh,
çeviren: Ayser Ali, Literatür Yayıncılık, roman, 353 sayfa
232 sayfa, 17 TL.

Valentin Chernykh ‘Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor’da, Sovyet toplumunun çelişkilerini hikâye ediyor. Romanın merkezinde, 1957 yılında taşradan Moskova’ya eğitim görmek için gelen, içlerinde romanın başkahramanı Katya’nın da bulunduğu üç kızın hayalleri, aşkları ve hayal kırıklıkları yer alıyor. Kendi hayatlarını daha istikrarlı hale getirmeye çalışan genç kızlar bir yandan da, yaşadıkları ülkenin içinde bulunduğu bocalamalarla da yüzleşecektir. Romanı sinemaya uyarlayan Vladimir Menshov’un, 1980’de Oscar kazandığını da hatırlatalım.

GÜRCÜLER
Dil, Tarih, Kültür ve Müzik
Özge Ç. Denizci,
Chiviyazıları Yayınevi,
inceleme,
216 sayfa

Özge Ç. Denizci’nin 2004-2009 arasında, Türkiye’de ve ağırlıklı olarak Gürcistan’da yapmış olduğu müzikal araştırmaları, Gürcüler: Dil, Tarih, Kültür ve Müzik adlı kitabında toplandı. Yazarın kitapta, Gürcü müziğinin ayrıştırıcı özelliklerinin yanı sıra Gürcistan tarihi, kültürü ve dili ile ilgili detaylar da bulunuyor. Düğünlerinden, cenaze törenlerine, dillerinden, tarihlerine her bir kültürel öğenin müzikle yoğrulduğu, insan sesinin birlikte iş yapmaktan, birlikte ağlamaya kadar harmanlandığı Gürcistan’a dair merak edilen pek çok şeyi, bu kitapta bulmak mümkün.

YOLCULUĞUN GÖLGESİNDE CİNAYETLER
Batuhan İşcan,
Doğan Kitapçılık,
roman,
165 sayfa

Yavuz Sultan Selim’in Doğu seferini yaptığı zamanlarda geçen ‘Yolculuğun Gölgesinde Cinayetler’, işlenen bazı cinayetleri aydınlatmaya çalışan Sedefkâr isimli başkahramanının maceralarını anlatıyor. Sedefkâr’ın da içinde bulunduğu altı kişilik bir ekip, Doğu seferinin tamamlandığı günlerde, eski bir denizcinin naaşını denize götürme görevini üstlenir. Fakat ekip, yolculuğun büyük zorluklarının yanı
sıra, bilinmeyen nedenlerle işlenen cinayetlerle de sarsılacaktır. Kılavuzluk görevini yürütün Sedefkâr ise, hayatta kalabilmeleri için cinayetleri aydınlatmak zorundadır.