YENİ ÇIKANLAR

MEDYA-SERMAYE-SİYASET ÜÇGENİ
Akın Ural,
Siyah Beyaz Yayınları,
medya, 368 sayfa

Siyasal iktidarların, toplumsal yapıyı etkilemek için medyayı bir araç olarak kullanmaları, bugün çok iyi bildiğimiz gerçeklerden. Akın Ural elimizdeki nitelikli çalışmasında, bu etkiyi bireyi merkeze alarak araştırıyor; bireylerin çok yönlü manipülasyonlar sonucunda birer “medya mahkumu”na dönüşmelerini mercek altına alıyor. Tarihsel bir akış içinde ilerleyen kitabında Ural, olguyu farklı disiplinlerin ışığında ele alıyor ve gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye ’de yüzyıllarca dini söylemin etkisiyle şekillendirilmiş bireyin, şimdilerdeyse sermaye ve teknoloji zengini yeni medyaların etkileriyle nasıl esir alındığını ortaya koyuyor.

BOLŞEVİKLER
İKTİDARA GELİYOR
Alexander Rabinowitch,
Çeviren: Levent Konyar,
Yordam Kitap , tarih, 376 sayfa

Rusya tarihi profesörü Alexander Rabinowitch ‘Bolşevikler İktidara Geliyor’da, 1917 Ekim’inde Petrograd’da ya da o zamana kadarki adıyla St. Petersburg’da gerçekleşen sosyalist Ekim Devrimi’nin kapsamlı ve keyifle okunan bir hikâyesini sunuyor. 4 Temmuz 1917’de, Bolşevik partinin de önemli ölçüde katıldığı başkentteki kitle ayaklanmasıyla kitabına başlayan Rabinowitch, Çar güçlerince gerçekleştirilen karşı saldırıları, parti içindeki farklı görüşleri ve çekişmeleri, Geçici Hükümet’in yenilgisini, Bolşevikler’in yükselişini ve Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesinden sonra Bolşevikler’in iktidara gelişine uzanan tarihi süreci ele alıyor.

ŞEMSİYE TAMİRCİSİ
Işık Yanar,
Şule Yayınları,
roman,
174 sayfa

Işık Yanar ikinci romanı ‘Şemsiye Tamircisi’nde, bir aile üzerinden, geçmişin şimdiki kuşakları etkileyişini ve büyük düşler kurmanın beraberinde getirdiği trajedileri hikâye ediyor. Eski bir futbolcu olan ailenin reisi Refik Gönen, Mesih’i göreceği günlerin beklentisi içindedir. Anne Refika, ailesinin İstanbul ’dan şimdi yaşadıkları sahil kasabasına nasıl sürüklendiklerinin muhasebesini yapar. Ailenin erkek çocuğu İsa, büyük bir bilardocu olma hayalleri kurarken, ikinci çocuk Meryem ise, kendisini kıstıran kasabadan kurtulma planları yapar. Yanar, aile üyelerinin hikâyesini, imkânsız düşler kurmanın trajedisi ortak temasında buluşturuyor.

ANADOLU YAZARINI DİNLİYOR
Nihat Genç,
Dama Yayınları,
siyaset,
413 sayfa

Kuşkusuz Nihat Genç, öfke denince ilk akla gelen isimlerden. Kendisi, televizyon programlarında uzun uzun öfkeli cümleler kurması ve sözünü sakınmamasıyla bilinir. Tabi bu durum, onun beğenilmesinin olduğu kadar, aşırı bulunmasının da başlıca nedeni. Daha önce yayımlanan ‘Veryansın’ gibi, elimizdeki ‘Anadolu Yazarını Dinliyor’ da, Genç’in televizyon konuşmalarından yapılmış bir seçkiden oluşuyor. İkinci seçkiyi farklı kılan bir husus da, ‘Veryansın’ın aksine, konuşmaları özetlemeden, birebir okurlarına sunması. Kitap, özellikle Genç’in televizyon konuşmalarını ilgi ve dikkatle izlemiş olanlar için arşivlik bir çalışma niteliğinde.

BAĞIŞLANMIŞ HÜZÜN
Nevzat Çelik,
İmge Kitabevi,
roman,
289 sayfa

‘Bağışlanmış Hüzün’, daha çok şiirleriyle bilinen Nevzat Çelik’in ilk romanı. Şiirlerindeki politik havadan farklı olarak Çelik ilk romanında, karakterleri arasında yaşanan inişli çıkışlı aşkları hikâye ediyor. Aşırı cinselliğiyle öne çıkan roman, doğaya yabancılaşan insanın açmazlarına odaklanıyor. Yazar bunu, Cem Beyoğlu isimli karakterinin hikâyesi ekseninde irdeliyor. Yazın dünyasında kendini kabul ettirmiş bir şair olan Beyoğlu’nun diğer belirleyici özelliği de, kadınlara olan tutkusudur. Fakat bu zaafı kendisini, başka başka kadınlarla yatmaya ve yattığı kadınların bir listesini tutacak denli pervasızlaşmaya kadar götürecektir.

SHYLOCK OPERASYONU
Philip Roth,
Çeviren: Aysun Babacan,
Ayrıntı Yayınları,
roman, 403 sayfa

Tekniğiyle, akla Dostoyevski’nin ‘Öteki’ romanını getiren Philip Roth’un ‘Shylock Operasyonu’, biri sahte öbürü gerçek iki karakterin hikâyesini anlatıyor. Romanın ilk karakteri yazar Philip Roth, tanınmış yazar Aharon Appelfeld’le görüşmek için İsrail’e gider. Fakat tam bu esnada, Philip Roth adında ve kendisini yazar olarak tanıtan bir kişi daha ülkeye giriş yapmıştır. Gerçek yazarın ‘Pipik’ adını taktığı bu ikinci kişinin niyeti, pek masumane değildir. Zira ‘Pipik’, İsrail’de karanlık işlerle haşır neşir bir tiptir. Yazarına PEN/Faulkner Ödülü’nü de kazandıran roman, gerçek ile sahte karakterlerin girift ilişkisini tasvir ediyor.

KÖR YOLCULUKLAR
Janset Berkok Shami,
Varlık Yayınları,
öykü,
135 sayfa

Janset Berkok Shami, İstanbul doğumlu bir yazar. ‘Kör Yolculuklar’ ise, Shami’nin çeşitli dergilerde yayımlanmış öykülerini bir araya getiriyor. Burada yer alan öyküler, canlı ayrıntıları işlemeleri ve yalın anlatımlarıyla dikkat çekiyor diyebiliriz. Yazar, kitaba adını veren öyküsünde ise, beklenmedik bir ölümün bir araya getirdiği iki kadının geçmişlerine yaptıkları trajik yolculuğu hikâye ediyor. Üm-Remzi, oğlunu yeni kaybeden Üm-Nasır’ı teselli etmeye çalışır. Fakat bu çaba, kadın için kendi acılarını yoğun bir şekilde yeniden hisettiği bir sürece dönüşür. Zira Üm-Remzi’nin eşi ve oğlu da İsrail askerleri tarafından öldürülmüştür.

Yoksulluk neden büyüyor?

YOKSULLUKTAN SEFALETE
BİR GÖÇ HİKÂYESİ
Servet Gün
Özgür Üniversite Kitaplığı, 2010
216 sayfa.

Bu kitabın doğum yeri milyonlarca kentliyi kuşatan sokaklar. Sokaklara dikkatli olmayan bir gözle bakıldığında bile, en çarpıcı yoksulluğu ve göz kamaştırıcı zenginliği bir arada tutan mekânlar olduğu görülür. Sokakta çalışan çocuklar bir sorun alanı olarak birçok araştırmacının akademisyenin ve kuruluşun dikkatini çekmeyi başarmıştır. Bir sorun alanı olarak görülen olguyu ele alma biçimi mutlaka bakanın bakış açısı ya da sorunu ele alış amacına göre değişecektir; bu durumu belirleyen de sınıfsal konumlanıştır. Servet Gün ‘Yoksulluktan Sefalete Bir Göç Hikâyesi’, 1980’lerden itibaren kentlere göç eden ve kenar mahallelerde yaşamak zorunda kalan yoksul ailelerin, yaşama tutunabilmek için çocuklarını eğitimden ve daha nitelikli standartlara sahip gelecekten yoksun bırakmak pahasına sokaklarda çalıştırmak zorunda kalmalarını konu ediniyor. Yoksulların yanında saf tutarak diyalektik yöntemi kullanıp, ‘yoksulluk’ ve ‘çocuk yoksulluğu’ sorununu tarihsel bir süreç içerisinde kapitalist ekonominin işleyişinin ve sınıflar arası ilişkinin zorunlu bir sonucu olarak ele alıyor.
Servet Gün için önemli olan, incelediği olgunun, çocukların sokakta çalışması sonucunu doğuran yoksulluk olgusunun ortaya çıkış nedenleriyle bir döngü olarak yeni kuşaklara aktarılmasını sağlayan nedenleri göstermek. 

Hatalı politikalar
Yazar, soruna ilişkin dört yüz yıllık tartışmayı ele alıp ‘sosyal dışlanma’, ‘yeni yoksulluk’, ‘mutlak yoksulluk’ ve ‘göreli yoksulluk’, ‘yoksulluk kültürü’ gibi kavramlar üzerinden, kavramsal manipülasyonu teşhir ediyor. Ayrıca Dünya Bankası, IMF, Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü, OECD gibi uluslararası kuruluşların hazırladıkları projelerle ‘Yoksullukla Mücadele’ etme iddiasının, yoksulluğun bizzat yaratıcılarına insani bir çehre kazandırmaktan öte bir işleve sahip olamayacağı vurgulanıyor. Yazara göre yoksulluk, sömürüye dayanan toplumun, özünde var olan ve kilit bir noktada duran özelliğidir. Yoksulluğun giderek büyümesinin nedeni, egemenlerin yoksulluk problemini çözerken hatalı politikalar belirlemeleri değildir. Kapitalistler ve diğer sömürücü sınıflar yoksulluğu sürdürerek, zenginliklerini ve konumlarını yeniden üretebilmektedirler.
Yazarın çözümüne gelince, sınıfsal bakış açısıyla, kullandığı diyalektik yöntemle sorunu üretim ilişkilerinde ve hâkim üretim tarzının gelişim süreçlerinde ele almasıyla yetişkin emekçilerin kurtuluşu için çözüm neredeyse, çocuk emekçilerin kurtuluşu için de çözümü orada görüyor…
Gürdal Çalık

FİLOZOFÇA PORTRELER
Mehmet Akkaya,
Belge Yayınları,
felsefe,
326 sayfa

Mehmet Akkaya, daha önce yayımlanan ‘Filozofça Düşünceler’ ve ‘Filozofça Bakış’ adlı çalışmalarıyla bilinir. Akkaya ‘Filozofça Portreler’de ise, felsefe ve düşün dünyasından önemli isimleri karşımıza çıkarıyor. Yazarın burada, klasik tarzda bir portre oluşturmaya çalışmadığını özellikle belirtmek gerekiyor. Zira burada, düşün ve sanat kişilerinin hayatından çok, entelektüel dünyaları yansıtılıyor. Kitabına, 20. yüzyıl felsefesini eleştirel bir gözle değerlendirerek başlayan Akkaya, Vehbi Hacıkadiroğlu, Alaeddin Şenel ve Selahattin Hilav’ın düşünce dünyasına iniyor. Ayrıca tarih felsefesi, sanatsal etkinlikte bilinç, Prometheus mitosundan hareketle sanatçının misyonu, Yılmaz Güney’in isyankâr sanatı, Sabahattin Ali’nin eleştirel tutumu ve Nâzım Hikmet’in dehası, kitabın devamında odaklanılan konulardan birkaçı.

İÇİMDEKİ ŞARKIYI SUSTURAMAZSIN
Cihan Hatipoğlu,
Epsilon Yayıncılık,
deneme,
167 sayfa

Radyocu Cihan Hatipoğlu’nun kaleme aldığı ‘İçimdeki Şarkıyı Susturamazsın’, aşk ve şarkılara dair bir kitap. Kitap, uzun bir zamandır radyo programlarında aşka dair konuları dinleyicileriyle paylaşan Hatipoğlu’nun, bu tarzını ayrıca yazılı formatta deneme çabasının bir ürünü. Hatipoğlu’nun aşkı en incelikli anlattığını söylediği ve buradan yola çıkarak hikâyelerini anlattığı Türkçe pop tarzı şarkılar da, kitapla birlikte verilen bir CD’de yer alıyor. Tabi biz burada, dünya ve Türkiye müzik tarihinde iz bırakmış aşk şarkılarına pek rastlayamadık. Serkan Çağrı, Deniz Seki, Murat Boz, Demir Demirkan, Meyra, İlkay Sipahi, İzel, Özcan Deniz, Fettan Can ve hatta eski gazeteci yeni şarkıcı Ayşe Özyılmazel, Hatipoğlu’nun “en güzel aşk şarkıları”nı söylediğine inandığı, kuşkusuz hayranları da bol popçulardan bazıları.

TAMAMLA BİZİ EY AŞK
Ali Poyrazoğlu,
Doğan Kitap,
deneme,
203 sayfa

‘Tamamla Bizi Ey Aşk’, renkli kişiliğiyle bilinen oyuncu ve yazar Ali Poyrazoğlu’nun ağırlıklı olarak aşkı konu edinen denemelerini bir araya getiriyor. “Aşk bir barışma yöntemidir. Bireyden karşısındakini anlayacak duru bir zihin hali ve cesaret ister. En deli aşkta bile iki kişilik bir denge kurma çabası gizlidir.” diyen Poyrazoğlu, aşkı, değişmez ve kendinden menkul bir duygu olarak değil, geliştirilen, zenginleştirilen, daha doğrusu insanın bilgeliğiyle yaratabileceği bir duygu olarak tanımlıyor. Poyrazağlu, bu denemelerinde yalnızca aşkı değil, günlük hayatta tanık olduğu ilginç olayları, kültür-sanat dünyasının kendine has atmosferini, gençlerin kendilerini gerçekleştirebilmeleri ve yeteneklerini keşfedebilmeleri için yetişkinlerin onlara nasıl bir yaklaşım sergilemesi gerektiği gibi konuları da ele alıyor.

ÖLÜM DELTASI
Önay Yılmaz,
Destek Yayınevi,
roman,
321 sayfa

‘Ölüm Deltası’, Önay Yılmaz’ın ‘Poseidon’un Laneti’ adlı romanında yer alan gazeteci Ahmet Kerim ve baş komiser Çetin Akın’ın yeni maceralarından oluşuyor. Karakterlerin bu seferki durağı da, esrarengiz ölümlerin yaşandığı Kızılırmak Deltası’dır. Kısa aralıklarla üç kişinin öldüğü bu mekân, baş komiser Akın’ın dikkatini çeker. Akın, çaresiz kaldığı bir anda, cinayetlere dair kuşkularını gazeteci arkadaşı Ahmet Kerim’le paylaşır ve böylece ikili, kendilerini Samsun’da, gizemli olayların tam göbeğinde bulur. Kuşkulu ölümlerin, tüm dünyada yaşanan küresel ısınmadan mı yoksa başka nedenlerden mi kaynaklandığı, Kerim ve Akın’ın çözmesi gereken asıl problem gibi görünmektedir. İki arkadaş, önlerine çıkan engellere, durmamacasına devam eden ölümlere rağmen, cinayetlerin ardındaki esrar perdesini aralamaya kararlıdır.