YENİ ÇIKANLAR

KAYBEDENLERİN BELLEĞİ
Michel Ragon,
Çeviren: Işık Ergüden,
Ayrıntı Yayınları,
roman, 446 sayfa

Michel Ragon’un 1899-1985 zaman aralığında geçen romanı ‘Kaybedenlerin Belleği’, tarihin ezeli kaybedenlerinin hikâyesini anlatıyor. Bir anlamda, yenilginin güzellemesi olarak okunabilecek romanı ilgi çekici kılan hususların başında, sol siyasetin hayal kırıklıklarını, tarihte önemli roller üstlenmiş kişiliklerin gözünden tasvir etmesidir diyebiliriz. Lenin, Troçki ve Kollontay gibi aktörlerin birer karakter olarak karşımıza çıktığı romanın merkezinde, Bolşevik Devrimi, III. Enternasyonal, Mayıs 68 hareketi ve İspanya İç Savaşı gibi, iki büyük savaşın harap ettiği Avrupa’da varlık göstermiş Marksist hareketin dönüm noktaları yer alıyor.

GELECEĞİN TÜRKİYESİ
Mahir Kaynak ve Emin Gürses, Profil Yayıncılık,
siyaset,
207 sayfa

Mahir Kaynak ve Emin Gürses ‘Geleceğin Türkiye ’sinde, “Yeni Osmanlılar” kavramı üzerinden, Türkiye’nin uluslararası çapta bir güç haline gelip gelemeyeceğini tartışıyor. WilikLeaks belgelerinde, ABD’nin Türkiye’ye dair hoşnutsuzluğunun açıkça ortaya çıktığını belirten yazarlar, bunun başlıca nedeninin, Türkiye’nin daha güçlü bir rol oynamaya başlaması olduğunu savunuyor. Kitap , AK Parti iktidarıyla birlikte “Yeni Osmanlıcılık” rolüne soyunmasından hareketle, Türkiye’nin Osmanlı gibi etkin bir süper güç olup olamayacağını, Ak Parti’nin bu hedefi 2023 yılına kadar başarıp başaramayacağını, kısacası bunun gerçekçi olup olmadığını irdeliyor.

ATEŞ VE BAHÇE
Leylâ İpekçi,
Timaş Yayınları,
roman,
343 sayfa

Taraf gazetesinde köşe yazarlığı yapan Leylâ İpekçi’nin, bilindiği gibi yayımlanmış roman ve deneme kitapları da bulunuyor. İpekçi’nin son romanı ‘Ateş ve Bahçe’ ise, kaybettiği kocasının izini süren bir kadının tanık oldukları ekseninde, Türkiye yakın tarihindeki faili “meçhul” cinayetleri, kıyımları ve yıkımları hikâye ediyor. Roman, bir çiftin belgesel çekimi yola koyulmasıyla açılır. Kısa bir süre sonra erkek, Titus adlı bir tünelde ortadan kaybolur. Onu bulmaya çalışan kadın ise, yol boyunca savaşın iz bıraktığı hayatlara tanık olacak; mağdurların belleği ve dili aracılığıyla ülkesinin acılarla dolu yakın tarihiyle yüzleşecektir.

KANATLARIN YELKEN
ETTİK GEMİYE
Hazırlayan: Refik Durbaş,
Kavis Kitap,
şiir, 430 sayfa

Refik Durbaş, ‘Kanatların Yelken Ettik Gemiye’ adlı bu çalışmasında, 15. yüzyıldan 19. yüzyıla halk edebiyatından destan şiirlere yer veriyor. Çoğunlukla on bir heceli dizelerle yazılan buradaki şiirler, savaş, deprem, salgın ve yiğitlik gibi konuları işliyor. Destan şiirlerin en bilinenlerinden olan, 16. yüzyılda yaşadığı söylenen Kul Hüseyin’e ait ‘Ömür Destanı’ndan bir alıntı: “Âdem oğlu dünyaya gelince / Taze açılmış fidana benzer / Bir yaşına kadem basınca / Bülbül gibi şakır gülşene benzer // İki yaşında da kalkar oturur / Üç yaşında çok manalar getirir / Dört yaşında hamaylisin götürür / Beş yaşında bağ u bostana benzer (...)”

KIRMIZI CUMA
Nedim Şener,
Doğan Kitapçılık,
siyaset,
512 sayfa

Hrant Dink’in katledilişinin üzerinden dört yıl geçti. İşte, alt başlığı ‘Dink’in Kalemini Kim Kırdı?’ olan ‘Kırmızı Cuma’, suikaste dair birçok ayrıntıyı okurlarına sunuyor. Dink cinayetini en iyi takip eden isimlerden gazeteci Nedim Şener’in, kitabın alt başlığına aldığı sorunun yanıtı aslında ortada. Zira burada ifadesine yer verilen sanık Engin Yılmaz, “Dink’in kalemini devlet kırdı” diyerek, bunun cevabını gayet net bir şekilde veriyor. Kitap, Dink’in öldürüleceğini bilip de hiçbir şey yapmayan Trabzon polisinin, İstanbul polisinin, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın, MİT’in ve Jandarma’nın ihmalini gözler önüne seriyor.

ÇILGIN PALMİYELER
William Faulkner,
Çeviren: Necla Aytür ve
Ünal Aytür, Yapı Kredi Yayınları, roman, 271 sayfa

William Faulkner’ın 1939’da yayımlanan ‘Çılgın Palmiyeler’i, farklı bir teknikle kaleme alınmış. Roman, olayları, kişileri ve mekânları farklı iki öyküden oluşuyor. Yazar, ‘Çılgın Palmiyeler’i ve ‘Irmak Baba’yı, tek bir romanın parçaları gibi tasarlamış, bölümlerini art arta düzenlemiş. Yazar böylece, okuyucunun iki ayrı öyküyü tek bir roman gibi okumasını, karşılaştırma yoluyla olaylar ve kişiler arasında birtakım bağlar kurabilmesini sağlamayı amaçlıyor. Daha önceki romanlarında da, olayları farklı karakterlerin gözünden anlatan Faulkner’ın bu romanındaki birbirinden farklı iki öyküsü ise, onun özgün tekniğini daha üst boyutlara taşıyor.

TEPEDEKİ EV
Shirley Jackson,
Çeviren: Dost Körpe,
Siren Yayınları,
roman, 228 sayfa

Amerikalı yazar Shirley Jackson ‘Tepedeki Ev’de, yolu ıssız bir evde kesişen dört karakterin kişilikleri üzerinden, insan zihninin dehşet uyandıran hallerini hikâye ediyor. Bu kişiler, parapsikolojik çalışmalar yapan Dr. Montague, onun asistanı Theodora, maceracı Luke ve arkadaş canlısı, fakat karanlık bir geçmişe sahip Eleanor’dur. Dört kişi, tepedeki evde dondurucu soğuğun üstesinden gelmeye çalışırken, adını koyamadıkları ve karşı koymakta aciz kaldıkları esrarengiz olaylar yaşanmaya başlar. Bu esnada ortaya çıkacak asıl tehlike, karakterlerin şu ana kadar bastırmış oldukları tehlikeli duygularının adım adım ortaya çıkmasıdır.

Ne biçim bir katilsin sen Dexter

DEXTER KARANLIKTA
Jeff Lindsay
Çeviren:
Barbaros Bostan
Artemis Yayınları
2011, 408 sayfa.

Dexter Morgan bundan beş yıl önce usulca katıldı aramıza. Onu küçüklüğünden beri tanıyor ve takip ediyoruz. İlgiyle, merakla, kuşkuyla ve tüylerimiz ürpererek... Kendini ilk keşfettiğinde komşularının evcil hayvanlarıyla oynuyordu. Bir ev kedisi, civcivler, ördekler ve dahası… Hepsi Dexter’ı çağırıyordu. Ya da kahramanımız Dexter Morgan öyle zannediyordu.
İlk cinayet teşebbüslerine şahit olduk. Belki onaylamadık ve karşılaştığımız anti-karakter tiplemesini yadırgadık bile. Şimdiye kadar okuduğumuz karakterlerde iyi, dürüst, örnek bir kahraman portresi çizilmişti çoğu zaman. Ama bu kez farklıydı. Dexter Morgan karakteri çocukluğunda yaşadığı bir travma sonucu işlemiyordu cinayetleri. Doğrusunu söylemek gerekirse onu diğer karakterlerden ve anti-karakterlerden ayıran da bu.
Adamakıllı, örnek bir üvey baba. Herkesin görmek istediği bir model. Harry! Dexter’a yol gösterdi. Ama ne yol! Cinayet aletleri ile ilk tanışması, kurbanlarını seçerken dikkatli olması hep Harry’nin tavsiyeleri ve yönlendirmeleriyle oldu. Ve durdurulamaz bir sosyopat olarak Dexter’ın izlemesi gereken yol ve yeteneklerini geliştirmek için kullanacağı yöntemler de öyle. 

Korkunç düşman
Jeff Lindsay’in kaleminden doğan esrarengiz karakter Dexter Morgan’la tanışmadıysanız serinin ilk kitabı ‘Delirtici Düşlerin Dexter’ bunun için biçilmiş kaftan. İlk günden beri merakla bekliyorum bir sonraki kitap yayımlansın diye. Yazar seriye 2005’te iki yıllık bir ara verince bir an endişelenmedim diyemeyeceğim. Daha sonra 2007’de dördüncü kitap yayımlanınca rahat bir nefes aldım. 2010’da ise beşinci kitabı Amerika’da yayımlandı. Ülkemizde şimdilik ‘Delirtici Düşlerin Dexter’ı’, ‘Değerli Dostum Dexter’, ‘Dexter Karanlıkta’ kitapları raflardaki yerini aldı.
‘Dexter Karanlıkta’ yine serinin önceki kitapları gibi inanılmaz maceralarla dolu. Kitabın içindeki yeni düşman öylesine korkutucu ki Dex bile sıvışmanın derdinde. Ortalık fena halde karışık. Ve her zaman olduğu gibi beklenmedik bir son. 2006’da televizyon için kitaplardan yola çıkılarak uyarlanan Dexter’ın dizisi ülkemizde de özel kanallarda gösteriliyor. ‘Dexter’ günden güne peşine birlerini katacağa benziyor. Facebook, twitter ve blogları hayranları tarafından istila edilmiş durumda.
Fikret Bahar

ŞEHİR, ORTA SINIF VE KÜRTLER
Cenk Saraçoğlu,
İletişim Yayınları,
inceleme,
192 sayfa

Cenk Saraçoğlu ‘Şehir, Orta Sınıf ve Kürtler’de, son dönemlerde sıklıkla tartışılan Kürt düşmanlığı olgusunu sistemli bir şekilde ele alıyor. Kasım 2009’da İzmir’de DTP konvoyuna yapılan taşlı saldırı inceleyerek başlayan kitap, bizzat Kürt karşıtı bir hissiyat taşıyanların zihniyet dünyasını analiz ederek, bir tutum olarak Kürt düşmanlığının ne tür söylemler üzerinden dile döküldüğünü ve nasıl bir mantıkla haklı çıkarılmaya çalışıldığını ortaya koymasıyla dikkat çekiyor. Saraçoğlu’nun çalışmasında karşımıza çıkan bir diğer önemli nokta da, gündelik/popüler milliyetçi kesimin Kürt algısındaki dönüşümü ayrıntılı bir şekilde açığa çıkarması. Bu amaçla, İzmir’in son yirmi yılda uğradığı toplumsal ve ekonomik dönüşümü irdeleyen yazar, bir dönemlerin başat yaklaşımı olan inkârın yerini, “tanıyarak dışlamaya” bıraktığını gösteriyor.

BİLİM SOSYOLOJİSİ İNCELEMELERİ
kolektif, editör: Bekir Balkız ve Vefa Saygın Öğütle, çeviren: Barış Yıldırım, Bekir Balkız, Beno Kuryel, Dilek Hattatoğlu, Emrah Göker, Eren Buğlalılar, Erhan Işıklar, Kemal İnal ve Ümit Tatlıcan, Doğu Batı Yayınları, bilim, 592 sayfa

Birçok yazarın makaleleriyle katkıda bulunduğu ve kapsamıyla dikkat çeken ‘Bilim Sosyolojisi İncelemeleri’, konuya dair temel yaklaşımları, kavramları ve tartışmaları barındırıyor. Beş bölümden oluşan çalışmada ilk olarak, alanın kapsamını ve alandaki temel konumlanmaları ortaya koyan metinlere yer veriliyor. İkinci bölüm, kronolojik sırayla Marksist, pozitivist ve konvansiyonalist yaklaşımlara çığır açan kurucu metinlere; üçüncü bölüm de, alanda gerçekleştirilmiş bazı ampirik çalışmalara ayrılmış. Kitabın, kuşkusuz en önemli bölümlerden olan dördüncü bölümünde, alanın usta kalemleri vasıtasıyla, bilim-ideoloji tartışmalar aktarılıyor. Çalışmanın son bölümünün amacı ise, rölativist/konvansiyonalist yaklaşımların bilim sosyolojisine getirdiği katkılar kadar, alanı ne türden bir çıkmaza sürüklediklerini göstermek.

YUMUŞAK MAKİNE
William S. Burroughs,
Çeviren: Süha Sertabiboğlu,
Sel Yayıncılık,
140 sayfa

‘Yumuşak Makine’, Beat kuşağının önemli temsilcisi William S. Burroughs’un “cut-up” tekniğiyle yazdığı üçlemenin ilk romanı. Hatırlanacağı gibi, yazarın bu üçlemeye dahil ettiği diğer iki romanı da, ‘Patlamış Bilet’ ve ‘Nova Ekspresi’ydi. Burroughs’un zorlu tarzını bilenler bilir fakat, biz yine de hatırlatalım. Bu romanlar, olay örgüsü ya da karakterleriyle değil, daha çok yazım teknikleriyle öne çıkıyor. Zira Burroughs’un “cut-up” tekniğiyle ortaya çıkardığı roman, fark teyp bantlarının kesilip rastgele birbirine yapıştırılmasıyla aynı sonucu veriyor. Yazar cümleleri, düşünceleri kesip birbiriyle rastgele birleştiriyor ve böylece tuhaf, aynı zamanda okunması da zor bir roman oluşturuyor. Bu yolla düşüncenin sınırlarını belirsizleştiren yazar, “anti-edebiyat” olarak da tanımlanabilecek bir metne imza atmış.

MISTER PICKWICK’İN SERÜVENLERİ
Charles Dickens, çeviren: Tektaş Ağaoğlu, Çizimler: Robert Seymour,
Robert William Buss ve Phiz,
Yapı Kredi Yayınları, roman, 906 sayfa

Charles Dickens, ilk romanı olan ‘Mister Pickwick’in Serüvenleri’ni yayımladığında, henüz yirmi dört yaşındaydı. Önce tefrika olarak yayımlanan ve kendisine büyük ün kazandıran romanında Dickens, Pickwick Kulübü’nün kurucusu Samuel Pickwick ile üç arkadaşının, Londra’dan yola çıkıp İngiltere’nin içlerine doğru yaptıkları yolculuğu ve bu yolculuk esnasında başlarından geçen gülünç olayları hikâye ediyor. Yolculuk boyunca karşılaşılan birçok mekanı ve insanı, kendine has güçlü mizahıyla harmanlayarak resmeden Dickens, aynı zamanda 19. yüzyıl İngiltere’sine dair önemli ayrıntılar da sunuyor. Dickens’ın mizahını güçlü kılan hususlardan biri, güldürü unsurlarını sadece tiplemeler ve olaylarla değil, anlatım ve dili özellikleriyle de sağlaması. Kitabın çeviri serüveninin de, yaklaşık kırk yıl sürdüğünü belirtelim.

KİM KORKAR TARİHTEN?
Özlem Durmaz,
Yeditepe Yayınları,
tarih,
159 sayfa

Özlem Durmaz, ‘Kim Korkar Tarihten?’ adlı bu çalışmasıyla, SBS, YGS, LYS ve KPSS gibi sınavlarda tarih sorularıyla karşılaşınca yüzü asılanlara hitap ediyor. Mizahtan da sıklıkla yararlanan kitap en çok, tarihi durgun bir anlatımla sunmak yerine, olabildiğince basit ve kısa ifadelerle değerlendirmesiyle dikkat çekiyor diyebiliriz. Tarihin tanımıyla başlayan kitap, geçmişten günümüze tarihi devirleri kısa bölümler halinde ele alıyor. Tarihe yardımcı bilimler, dünyanın farklı coğrafyalarındaki uygarlıklar gibi konuları da ele alan Durmaz, bunun yanı sıra, tarih konusunu daha iyi çalışabilmeleri konusunda öğrencilere ipuçları da veriyor.

UNUTULMUŞ DÜŞLER
Stefan Zweig,
Çeviren: Burhan Arpad ve Ahmet Arpad, derleyen: Ahmet Arpad, Everest Yayınları, öykü, 248 sayfa

Stefan Zweig, romanları, biyografi kitapları ve denemeleriyle olduğu kadar, öyküleriyle de ilgi çekmişti. Bu kitap, onun ‘Bir Yankesiciyle Tanışmam’, ‘Çocuk Bakıcısı’, ‘Prater’de İlkyaz’, ‘Masalımsı Bir Gece’, ‘Kadın ve Doğa’, ‘Unutulmuş Düşler’ ve ‘Tek Başına Işıldayan Bir Yıldız’ adlı sekiz öyküsünden oluşuyor. Zweig, kitaba adını veren öyküsünde, yıllar sonra yolları kesişen iki aşığın dünyasına iniyor. Yazar, bir yandan “Gençlik dönemlerinin ölü sandıkları aşkı bir an için konuşmalarına ciddiyet getirdi, onları hüzünlendirdi” derken, öte yandan da, iki aşığın gerçekte birbirlerinden ne denli kopmuş olduklarını ortaya koyuyor.

ÇOCUK RUH SAĞLIĞI
Neslim Güvendeğer Doksat,
Som Kitap,
psikoloji,
176 sayfa

Neslim Güvender Doksat ‘Çocuk Ruh Sağlığı’nda, çocukların zihinsel-ruhsal gelişimini ve çocuğun ruhsal hastalıklarını kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Kendisi de çocuk ruh sağlığı alanında deneyimli bir isim olan Doksat, çocuğun normal gelişiminden ergenliğine uzanarak, bu sürecin kendine özgü koşullarını anlatıyor. Çocuğun biyolojik ve psikolojik gelişiminin yapı taşlarını irdeleyen yazar, bebeklik ve çocukluk dönemlerinde ortaya çıkabilecek ruhsal hastalıklara ebeyvenlerin nasıl yaklaşması gerektiği konusunda da bilgiler veriyor. Kitap, anne-babalara olduğu kadar, eğitimcilere ve çocuk ruh sağlığı alanında çalışanlara da hitap ediyor.

ZAMAN HIZLA YAŞLANIYOR
Antonio Tabucchi,
Çeviren: Nihal Önol,
Can Yayınları,
öykü, 133 sayfa

‘Zaman Hızla Yaşlanıyor’, İtalyan edebiyatçı Antonio Tabucchi’nin dokuz öyküsünü bir araya getiriyor. Adını, Yunanlı Kritias’a atfedilen, “Karanlığı izleyerek zaman hızla yaşlanıyor” cümlesinden alan kitapta Tabucchi, ağırlıklı olarak zaman mefhumuna odaklandığı öyküler kurguluyor. Yazar, zamanın elimizden kayıp gidişini, ölümlü olmanın verdiği yenilgi duygusunu, Avrupa’daki savaş kurbanlarının ve siyasî mücadelelerinde büyük hayal kırıklıkları yaşamış olanların gözünden anlatıyor. Zaman, her çağda ilgi çekebilecek temalardan. Kitabı asıl ilgi çekici kılan husus ise, Tabucchi’nin, böylesi canlı bir temayı kendine has üslubuyla işlemesi.

TERAPİDE 5 SOLUK
İlkim Öz,
Remzi Kitabevi,
psikoloji,
151 sayfa

‘Erkekler Neden Evlenir?’ ve ‘Kadınlar Neden Evlenir?’ psikolog ve aile terapisti İlkim Öz’ün daha önce yayımlanmış kitapları. Psikologa gitmenin “delilik” değil, “akıllılık” olduğunu söyleyen Öz, ilk baskısı 1999’da yapılan ‘Terapide 5 Soluk’ta ise, meslek hayatında, psikoterapi seanslarına katılan danışanlarının gerçek yaşamlarını ve terapi seanslarını öyküleştiriyor. Burada, psikoterapi seanslarında soluklanan beş kişi yer alıyor. Bir kadın, bir erkek, bir genç kadın, bir genç erkek ve bir çocuktan oluşan bu beş kişi, iç dünyalarının karanlıkta kalmış çıkmazlarını, sancılarını ve bunları nasıl aştıklarını okurlarıyla paylaşıyor.

AĞA’NIN AKMAYAN GÖZYAŞLARI
Hamit İzol,
Destek Yayınevi,
anlatı, 348 sayfa

Hamit İzol, bir önceki kitabı ‘Aşiret ve Öteki Yüzü’yle hatırlanacaktır. Yazar söz konusu kitabında, kendi hayatından yola çıkarak aşiret ilişkilerini eleştirel bir gözle değerlendirmişti. Siverek’te dünyaya gelen Hamit İzol, aynı zamanda bölgenin en güçlü aşiretlerinden olan İzolların önde gelen üyelerinden. İzol’un ilk kitabının devamı olarak düşünülebilecek ‘Ağa’nın Akmayan Gözyaşları’ ise, bölgede kadın olmanın ne anlama geldiğini anlatıyor. Kadınların aşiret yapısındaki konumu, çok eşlilikten dolayı kadınlar ve çocuklar arasında ortaya çıkan adaletsizlikler ve bunun beraberinde getirdiği cinayetler, kitabın omurgasını oluşturuyor.

ÇOCUKTA FOBİNİN ANALİZİ
Sigmund Freud,
Çeviren: Dilman Muradoğlu,
Say yayıncılık,
psikanaliz, 158 sayfa

Sigmund Freud ‘Çocukta Fobinin Analizi’nde, Hans isimli çocuğun hastalığını ve tedavi sürecini anlatıyor. Hans’ın hastalığının ilk raporları, çocuk üç yaşındayken kaleme alınmış, tedavi süreci de beş yaşındayken sona ermişti. Hans deneyimi, Freud’un birçok çalışmasında karşımıza çıkar. Örneğin Freud, Hans’ın hastalığını takıntılar, semptomlar, anksiyete, totemizm, fobi, hayvan korkuları ve “Kurt Adam” vakası gibi konular bağlamında, farklı çalışmalarında irdelemişti. Burada, genel olarak çocukluk nevrozu bağlamında Hans’ın yaşadığı sorunlara odaklanan Freud’un yaklaşımı, çocuğun masumiyetini elinden almakla suçlanıp eleştirilmişti.

Film setinde cinayet

KÖK
Kadın Öldüren Katil
İlknur Tolunay
Cinius Yayınları
2011, 459 sayfa.

Kurbanlarını genç oyuncu kadınlar arasından seçen bir seri katil, emniyet teşkilatında görevli polislerin başını ağrıtmaktadır. İşlediği cinayetlerde arkasında hiçbir ipucu bırakmayan katil basının da ilgisini çekmiştir. Yapılan haberlerin de etkisiyle iç işlerinin ve üst düzey bürokratlar emniyet teşkilatını baskı altına almıştır. Kök davası cinayet bürosu çalışanları için en öncelikli iş haline gelmiştir.  Seri cinayetlerin yeni kurbanı Gizem’in hikâyesiyle başlıyor roman. ‘Kök’ adlı romanın açılımı şöyle: Kadın Öldüren Katil. İlknur Tolunay heyecanı sürekli yüksek tuttuğu bir roman yazmış.
Kitabın ilk sayfalarında, doğup büyüdüğü Mersin’de düzenlenen bir yetenek yarışmasına katılmayı, hayallerini gerçeğe dönüştürebilmek için fırsat olarak gören genç kız, yarışmanın elemelerinde umduğu sonucu alamaz ancak hayallerinden vazgeçemediği için evini terk edip İstanbul’a kaçar. Yabancısı olduğu ve hiçbir yakınının bulunmadığı büyük şehirde başına gelebilecek talihsizliklerden nasibini almış olan Gizem, cinayet gününde bir süredir çalışmakta olduğu film setindedir; Gizem’i öldürmek isteyen katil cinayet için mekan olarak film setini seçmiştir. Cinayet büroda çalışan polisler, olay günü bir ihbar almıştır. Katilin film setinin yakınlarında görüldüğü ihbarını alan polislerin film setine gitmesiyle birlikte kitabın sonuna dek sürecek olan kovalamaca başlar.
İhbar telefonundan sonra film setinde kurbanı yerde kanlar içinde bulan polisler, cinayet mahallinin yakınlarında şüphelendikleri bir şahsı takibe alırlar, kovalamaca sonuç vermez ve şüpheliyi yaralayarak ele geçirirler. Şüpheli şahıs ve ağır yaralı olan Gizem, aynı hastanede tedavi altına alınırlar.
Öldürülen genç kızların birbirleriyle olan bağlantısı üzerinde çalışan polisler bu yolla ipuçları elde etmeye çalışırlarken birden fazla şüphelinin arasından katile ulaşmaya çalışırlar.
Ünlü olmak ve insanların ilgisini, dikkatini üzerine çekmek isteyen genç kızları şöhret olma vaadiyle sömüren hayal tacirleri. Kök adlı romanda kurbanlarını genç kadın oyuncular arasından seçen katilin portresini okurken bu kirli dünyanın çıkar ve menfaat uğruna insanları nasıl sömürdüğünü görüyoruz. Bir insanın içinde biriken ve sonunda cinayetlere sebep olan nefretin sebeplerini yine bu hayal tacirlerinin gündelik çıkarları ve zevkleri uğruna kararttıkları bir genç kızın dramında buluyoruz. 
Recep Usta