YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR
YENİ ÇIKANLAR

MUTLU OLMAK İÇİN
14.000 SEBEP
Barbara Ann Kipfer,
Çeviren: Koray Özbudak,
Resif Yayıncılık, kişisel gelişim, 510 sayfa

Günümüz bireyinin mutluluk arayışı, önceki kuşaklardan daha fazla. Kuşkusuz bunun en iyi göstergelerinden biri, yokluğu hissedilen mutluluğa artan bir şekilde atıf yapılması. İşte biz, mutlu olma gerekçelerimizi çoğaltmaya çalışırken, Barbara Ann Kipfer, oturup bu gerekçeleri kayda geçirmeye koyulmuş. Bu çabanın ürünü olan elimizdeki kitap , Kipfer’ın kendisini mutlu eden küçük şeylere dair kırk yıl boyunca tuttuğu kayıtlardan oluşuyor. Mutluluğun sebeplerini yazmaya, altıncı sınıfta küçük bir bloknotla başlayan Kipfer, ne kadar işe yarar bilinmez ama, 14 bin sebebini alt alta sıralayarak, bedbaht ruhlara kendince bir reçete yazıyor.

GÜNEYDOĞU ANADOLU SEVDASI
Muhsin Durucan,
Akademi Matbaacılık,
gezi, 128 sayfa

Muhsin Durucan, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Batman ve Diyarbakır’a yaptığı geziler sırasında tuttuğu notları düzenleyerek kitaplaştırmış. Kitabı yazarının ağzından dinleyelim: “Gözlem ve incelemelerime araştırmalarımı da katarak bir kitap oluşturdum kanısındayım. Güneydoğumuzu tanıma isteğinde olanlar için bir el altı yapıtı özelliği de taşır. Doğu ile batıyı birleştirmeyi esas aldım. Bununla birlikte kitaplarımın sayısı düzineye ulaştı. Belli konular çerçevesinde kaleme alınmış günlüklerin oluşturduğu bir çalışmadan devinimle inceleme-araştırma, gezi yazısı, kimi yerde söyleşi, yersel süre dizin (kronoloji) sayılabilir.

20. YÜZYILDA MARKSİZM
Editör: Daryl Glaser ve David M. Walker, çeviren: Burak Gürel, Onur Koyunlu ve Sungur Savran, Versus Kitap, siyaset, 336 sayfa

Makale derlemelerinden oluşan ‘20. Yüzyılda Marksizm’, 20. yüzyıl Marksizminin bugüne, yani 21. yüzyıl kuşağına bıraktığı mirası detaylı bir bakışla sunuyor. İlk bölümün Lenin’e ayrıldığı kitabın devamında, sosyal demokrasi, Stalinizm ve devrimci Marksizm gibi, 20. yüzyıl işçi hareketinin üç ana akımının öncüleri ele alınıyor. Lev Trotskiy, Rosa Luxemburg, Kautsky, Bernstein ve Menşevikler gibi önemli aktörlerin Marksizme katkılarının da irdelendiği kitabın asıl özgünlüğü ise, Avrupa, Asya, Latin Amerika ve Afrika’da Marksizmin gelişmesini incelemesi. Çalışmanın, Sungur Savran imzalı kapsamlı bir önsözle açıldığını da belirtelim.

ROMANTİK MUAMMA
Besim F. Dellaloğlu,
Ayrıntı Yayınları,
felsefe,
147 sayfa

Romantik hareketin modernliğe karşı ilk isyan olduğunu savunan Besim F. Dellaloğlu ‘Romantik Muamma’da, Kant sonrası Alman idealist düşüncesinde yer etmiş romantik düşünürlerin görüşlerini ve bunların modern hayata ne gibi eleştiriler sunduğunu ele alıyor. Dellaloğlu, August Wilhelm, Friedrich Schlegel, Friedrich von Hardenberg (Novalis), Friedrich Schelling, Friedrich Schleiermacher, Ludwig Tieck, Caroline Schlegel-Schelling, Dorothea Schlegel ve Friedrich Hölderlin gibi romantik düşünürleri incelerken, aynı zamanda bu isimlerle temsil edilen romantik hareketin, bugünün modern hayatının anlaşılmasına ne gibi katkılar sunduğunu irdeliyor.

TOPLUM SÖZLEŞMESİ
Jean-Jacques Rousseau,
Ahmet Şensılay,
Anahtar Kitap,
felsefe, 214 sayfa

Jean-Jacques Rousseau’nun, Aydınlanma çağının en iyi ürünlerinden olan ‘Toplum Sözleşmesi’, ünlü “İnsanoğlu özgür doğmuştur, ama her yerde zincire vurulmuştur” sözleriyle başlar. Rousseau bu eserinde, insanlığın önceleri doğal durumda yaşarken daha sonra özel mülkiyetin ortaya çıkması, devletin zenginlerin çıkarını savunması ve uygarlığın gelişmesiyle beraber yozlaşmanın başladığını savunur. İnsanın doğal duruma dönmesinin mümkün olmadığını belirten düşünür, ideal devletin nasıl olması gerektiğini ele alır. Ona göre bu, yeni bir toplum sözleşmesiyle mümkündür. Bu yolla bireysel özgürlük ile insanlığın ortak yararını birleştirmeye çalışır.

SAFİYE EROL
Mehmet Nuri Yardım,
Anonim Yayıncılık,
biyografi,
184 sayfa

Mehmet Nuri Yardım elimizdeki çalışmasında, Türkiye’nin belki de en çok ihmal edilen yazarlarından Safiye Erol’un kapsamlı bir biyografisini sunuyor. Erol’un doğup büyüdüğü çevrenin anlatımıyla başlayan kitap, yazarın ilk eğitimi, Almanya’daki tahsili ve doktorasını bitirerek yurda dönüşüyle devam ediyor. Erol’un, döndükten sonra eserlerini yazması, romanlarının yarattığı etkiler ve fikirlerinde dönüşüm yaşamasını sağlayan Sâmiha Ayverdi ile tanışması, kitapta ele alınan konulardan. Kitap bunun yanı sıra, uzun bir süre unutulmaya terk edilen Erol’un, 2001’de kitaplarının yayınlanmasıyla nasıl yeniden keşfedildiğini de ortaya koyuyor.

EKSİK ADAM
Onur Sakarya,
Camgöz Kitap,
şiir,
78 sayfa

‘Eksik Adam’, muhtelif dergilerde şiirleri yayımlanmış Onur Sakarya’nın ilk kitabı. Sakarya’nın buradaki şiirleri, ağırlıklı olarak insanın hayat karşısındaki yetersizliğini, eksikliğini işliyor. Kitaptan bir alıntı: “Neden eksiğiz söylesene / Neden eksiğiz / Süresiz rötar yaptı huzur kentine / gidecek trenimiz / Tam olamadık hiç! / Karıncalar tırtıkladı beynimizi / Bir mum gibi eriyip karanlığa / damladı kalbimiz // Bir deniz manzarasının önünde dururuz / Misal bir hatıra şehrinde / Tedirginiz, terliyiz, fotomontaj gibiyiz / Hiçbir fona uymadı alaca renklerimiz / Hep bir ağızdan sesleniriz: / Dünya tastamam ama biz sanki biraz eksiğiz!”

Aşktan hastanelik olanlar

16 TEMMUZ 1999
Handan A. Yıldız
Bir Nokta Kitaplığı
2011, 104 sayfa.

‘16 Temmuz 1999’, Handan Yıldız’ın on üç öyküsünü bir araya getirdiği bir ilk kitap. İlk kitap, yazarın gelecek literatürüne dair önemli ipuçları içermesi açısından da ayrıca dikkate değer sayılır. Handan Yıldız’ın, zihnin katmanlarında, düşüncelerde süren ‘an’larda ve duygularda gezinen bir öykü dünyası var. Öyküleri boyunca kahramanlarının zihninde geziniyor ve seçtiği konuları, yakaladığı anları, kurguyu zihinsel düzeyde vermeye çalışıyor. Yalnızlık, aşk, ölüm, anlam arayışı, yanılgılar, baskı, öfke, özgür olabilme çabası … Daha ziyade düşüncelerde şekilleniyor, eylem ya da eylemsizlik düşüncelerden finale bağlanıyor. ‘16 Temmuz 1999’un öyküleri, kahramanların neyi nasıl yaşadığının ayrıntılarını düşünce sürecinde devam ettiren ve okuyucuyu da asıl bu sürece tanık eden öyküler. Bu anlamda yazar, olayları aşarak, düşünce katmanlarındaki zengin izlerde yaşananların esrarını yakalamaya çalışıyor. Her öykü, öykünün başına buyrukluğundan güç alarak, izini sürdüğü giz’in ayrıntılarını sese, renge, nesneye yükleyerek sonuca ulaşmak istiyor. Bunu gerçekleştirirken rahat, akıcı bir dile yaslanıyor yazar ve düşüncelerle oynuyor, gerçeklerle şakalaşıyor; sıkıntıyı çözüm bulmak, öfkeyi yatıştırmak, hastalığı yenmek için anlatmıyor; asıl söylemek istediğine aracı kılmak için öyküsüne malzeme eyliyor. Eğer yanlış anlamadıysam, Handan Yıldız’ın öyküleri boyunca asıl söylemek istediği ise özgürlük arayışının temsili ve bağımsız olabilme fikrine varabilmek.
‘16 Temmuz 1999’un, aşktan hastanelik olan kahramanının bu hastalıktan sıyrılma sürecinin düşünce sahnesinde verilmesi, Cam Koridor’da, hastanedeki kadın kahramanın, kendisini terk eden eski kocanın yeni eşiyle onu ziyaret etmesinin yarattığı gerilimi aşma çabası, Çarpma’da, otoritenin insanı pasifleştiren baskısına karşı sergilenen eylem ya da eylemsizliğin sonuçları, Dilek Kipi’nde, çalışan bir annenin sevgisini dahi katı bir disipline, dilsizliğe kurban edişine tanıklık eden çocuğun mağduriyeti irdelenirken aynı zamanda bir özgürlük yaratabilme fikrini beslemek, tutuşturmak istiyor. İnsanı bir sıkıntıya, bir dar boğaza hapseden süreçlerin düşünceyle sorgulanabileceği ve bağımsızlık alanları oluştuğunda bunların aşılabileceği fikrini de öne çıkarıyor. Bu yüzden Handan Yıldız’ın öykülerinde yaşananlar, nasılsa öyle kalsın yorgunluğuyla, yenilgiyle yansıtılmıyor; bu öykülerde sorgulamak, gerçeği kavramaya çalışmak ve mutlaka bir şey yapmak, sonuç almak çok önem taşıyor.
Dinçer Gökçe

AY IŞIĞINDA
Dean Koontz,
Çeviren: İçim Kutlu,
Sayfa6 Yayınları,
roman, 406 sayfa

Dean Koontz ‘Ay Işığında’, koluna madde enjekte edilen Dylan O’Conner’ın kabusa dönen hayatını hikâye ediyor. Uzun bir yolculuğa çıkan genç sanatçı O’Conner ve yirmi yaşındaki otistik erkek kardeşi Shep, geceyi geçirmek için bir oda tutar. Fakat, gizemli bir adamın burada, O’Connor’ın koluna bilinmeyen bir madde enjekte etmesiyle her şey alt üst olacaktır. Artık bir taşıyıcı olan genç adam kendini, şiddetle yoğrulmuş, kuralsız ve acımasız bir dünyanın içinde bulur. Öyle ki genç adama, polisler dahil hiç kimse yardım edemeyecektir. Kahramanımız, engelli kardeşiyle birlikte, bu cehennemden kurtulmak için mücadele etmek zorundadır.

TOKYO
Mo Hayder,
Çeviren: Elif Yıldırım,
Erko Yayıncılık,
roman, 399 sayfa

Mo Hayder ‘Tokyo’ adlı elimizdeki romanında, kayıp bir filmin izini süren Grey isimli karakterinin Tokyo’da yaşadığı maceraları anlatıyor. Grey’in bu uzak şehre gelmesinin nedeni, Nanking katliamı hakkında 1937 yılında çekilmiş filmin eksik bir bölümüdür. Genç kadın Tokyo’da araştırmalarda bulunurken, bu katliamdan kurtulmuş bir adama ulaşır. Fakat bu gizemli adam, ilk başlarda kadına yardım etmeye yanaşmaz. Öte yandan genç kadın Tokyo’da, sağlıklı kalmak için garip bir iksir kullanan yaşlı bir gangsterle tanışır. Grey, kayıp filme asla ulaşamayacağını düşündüğü bir anda, tüm olayların birbiriyle bağlantılı olduğunu fark edecektir.

BİR İKİ ÜÇ TIP
Ahmet Rasim Küçükusta,
Hayy Kitap,
sağlık,
144 sayfa

Ahmet Rasim Küçukusta ‘Bir İki Üç Tıp’ta, hekimlik mesleğinde tanık olduğu yozlaşmaları anlatıyor. Bayi toplantısı haline gelen tıp kongreleri, doktorların ilaç tanıtımına soyunmaları, yanıltıcı ilaç reklamları, ilaç firmalarının desteklediği araştırmalarla hekimliği nasıl yozlaştırdığı, doktorların aldığı Amerikan usülü “bıçak parası”, ilaç tanıtımıyla ilaç pazarlamasının iç içe geçmesi ve hasta simsarlığı yapanlar, kitapta karşımıza çıkan korkutucu gerçeklerden. “Tıp komada, doktorlar depresyonda, hastalar teyakkuzda” diyen Küçükusta, bu kötü gidişe nasıl dur denilebileceği ve siyasetin yapabilecekleri konusunda öneriler sunuyor.

İSTANBUL’DAKİ GİZLİ MUTFAK
Ayşe A. Güzelsoy,
Alfa Yayınları,
yemek,
229 sayfa

Ayşe A. Güzelsoy imzalı ‘İstanbul’daki Gizli Mutfak’, Osmanlı İstanbul’unun kaybolmuş ya da kaybolmanın eşiğine gelmiş lezzetlerini yeniden yorumluyor. Bu yorumun neticelerini barındıran elimizdeki kitap, İstanbul’u güzel kılan değerlerden olan anberiye, armut turşusu, kış cacığı, beyaz çevirme tatlısı, Topkapı kebabı ve valide sultan böreği gibi ilginç tatlardan oluşan yüz adet tarifi okurlarına sunuyor. Güzelsoy’un da çok iyi ifade ettiği gibi, İstanbul mutfağında değişik kavimlerin, milletlerin, cemaatlerin payı var. Bu sofraya oturan herkes, var olan lezzetleri paylaştığı kadar, bu sofraya kendi katkısını sunup onu zenginleştirmiş.

MERHABA UMUT
Johannes Mario Simmel,
Çeviren: Ahmet Arpad,
Everest Yayınları,
roman, 520 sayfa

Gerilim edebiyatının ünlü kalemlerinden Johannes Mario Simmel ‘Merhaba Umut’ta, uyuşturucu kaçakçılarının kirli dünyasına iniyor. Romanın merkezinde, Nobel ödüllü Prof. Adrian Lindbout’un yaşadıkları yer alır. Şimdilerde saygın bir hayat sürmekte olan Lindbout, geçmişindeki kötülüklerin tümüyle üstünü örttüğünü zannetmektedir. Fakat günün birinde ortaya çıkan bir rahip, Lindbout’un karanlık geçmişini ortaya koyan bir mektup getirir. Bu mektup, Lindbout’un hafızasından ve yüreğinden tümüyle sildiğini düşündüğü günahlarının ortalığa saçılmasına vesile olacaktır. Fakat bunlarla yüzleşebilmek, profesör açısından pek kolay olmayacaktır.

EŞREF SAAT
Şevket Rado,
Bilge Kültür Sanat Yayınları,
deneme,
141 sayfa

‘Eşref Saat’, gazeteci ve yazar Şevket Rado’nun İstanbul Radyosu’nda yaptığı konuşmalardan oluşuyor. Rado, çocuklar kadar yetişkinleri de hedefleyen programında, hayatı sevmek, çalışmak, daha iyiyi aramak, şikayet etmekten vazgeçmek, ne istediğini bilmek, iyiliğe ve doğruluğa değer vermek, güler yüzlü olmak ve faydalı olmak gibi konularda öğütlerde bulunmuştu. Yazar, kitaba adını veren konuşmasında ise, gündelik hayatta işlerin en iyi gittiği ve kararların en isabetli olduğu eşref saatine odaklanıyor. Rado bu kavram aracılığıyla, işleri vakitlice yapmayı ve bir şeyi çok erken ya da çok geç yapmanın doğuracağı sıkıntıları anlatıyor.

TÜRK ROMANINDA BÜROKRASİ VE MEMURLAR
Levent Ali Çanaklı,
Özgür Yayınları,
inceleme, 581 sayfa

Levent Ali Çanaklı, ‘Türk Romanında Bürokrasi ve Memurlar’da, 1872-1950 yılları arasında Türk romanında dikkat çekecek derecede işlenmiş bürokrasi ve memuriyet konusunu inceliyor. Çanaklı’nın incelemesinde gördüğümüz kadarıyla, romanlarda bürokrasi ve memurluk, çoğu kez olumsuz bir cepheden ele alınmış. Kitap, tarihi bir çerçeve çizmek amacıyla, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türk bürokrasisinin ana niteliklerine odaklanarak başlıyor. Birçok romanın incelendiği çalışmanın devamında, Türk romancılarının bürokrasiyi, devlet idaresini, devlet memurluğunu nasıl yorumladıklarını gözler önüne seriyor.

Medya ve cinayetlerin ardındaki milliyetçilik

NELER YAPMADIK ŞU VATAN İÇİN
Milliyetçilik, Medya ve Hrant Dink Cinayeti
Şükran Pakkan
Postiga Yayınları
2011, 320 sayfa.

Gazeteci Şükran Pakkan, akademik temelli araştırma dosyasında Türkiye’de yükselen milliyetçilik zeminini, medyayı ve Dink cinayetini farklı bir gözle irdeliyor. ‘Neler Yapmadık Şu Vatan İçin’, Osmanlı tarihinden itibaren Türk milliyetçiliğinin oluşum ve gelişim süreciyle birlikte, günümüzde geldiği noktayı ele alıyor ve Türkiye’deki milliyetçilik zemininin kaynağına iniyor. Pakkan, Türkiye’de yükselen milliyetçilik iklimini sorgulandığı çalışmasında şiddet ve milliyetçilik ilişkisi çarpıcı örneklerle açıklamayı da ihmal etmiyor. 

Gazeteler ne yazmıştı?
Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet tarihinin başlangıcından itibaren bugüne kadar öldürülen 63 gazetecinin hikâyelerine yer verilen kitapta, yazar, katledilen tüm basın mensuplarını tek tek, çalıştıkları dönemleri ve öldürülme nedenlerini anlatılıyor. Şükran Pakkan’ın asıl amacı Dink’in hedef haline geliş sürecini masaya yatırmak. Bu doğrultuda, Türkiye çapında yayımlanan tüm yazılı basını tarayan Pakkan, öncelikle Dink’in yayın yönetmeni olduğu gazete yayımlanan ‘Sabiha Gökçen’in 1915 katliamından kurtulan Ermeni çocuklardan biri olduğu’ iddiasını içeren haber sonrası yaşanan gelişmeleri masaya yatırıyor. Dink’in 301. madde sanığı olarak medya tarafından kamuoyuna ‘Türk düşmanı’ olarak tanıtılmasından hareket eden kitap, bu dönemden itibaren yayınlanan haber, yorum ve köşe yazılarıyla medyanın nasıl bir etkide bulunduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ardından Dink’in öldürülmeden hemen önce ve sonrasında Agos, Hürriyet, Milliyet, Anadolu’da Vakit, Türkiye’de Yeni Çağ ve Ortadoğu gazetelerinde ele alınış şeklini ayrıntılarıyla irdeleyen Pakkan, medyanın oluşturulan bu fanatik milliyetçi zemine nasıl bir katkı sağladığını ortaya çıkarıyor. 

Söz savunmada
Şükran Pakkan, Dink’in cinayetinde medyanın etkisini ve tutumunu sorguladığı bu araştırma dosyasında, gazetelerin yayın yönetmenlerine de söz hakkı tanıdı ve sözü ‘savunma’ya da vermiş. Gazeteci cinayetlerinde ‘tetiği çekenin’ değil, ‘çektirenin’ sorgulandığı bu uzun soluklu çalışmada, Dink cinayeti, medya ve milliyetçilik üçgenindeki soru işaretlerine yanıt aranıyor.

İSTANBUL’UN ŞİFALI SULARI
Mebrure Değer,
İstanbul 2010 Avrupa Kültür
Başkenti Ajansı Yayınları,
şehir, 223 sayfa

Mebrure Değer, Türkçe ve İngilizce yayımlanan ‘İstanbul’un Şifalı Suları’nda, İstanbul’daki şifalı suları, bu kapsamda yer alan tarihi yapıları, bugün ne durumda olduklarını ve söz konusu sulardan ne şekilde yararlanıldığını araştırıyor. Kitapta bunun yanı sıra, şifalı olduğu düşünülen suların sağlık alanında karşılığının olup olmadığı ve halkın su konusunda ne tür inançlara sahip olduğu da ele alınıyor. Değer, İstanbul’un şifalı sularını; içmeler, kaplıcalar, ayazmalar, cami ve türbelerde bulunan şifalı sular, çeşmeler ve hamamlar olmak üzere altı bölüm olarak, tarihi, folklorik ve bilimsel açılardan inceliyor. Bununla yetinmeyen çalışma, söz konusu suları ayrıca kimyasal, fiziksel ve fiziko-kimyasal açılardan da irdeliyor. Çalışma bu yönüyle, çokkültürlü İstanbul’un çokkültürlü su haritasını ortaya koyuyor.

YUNAN MİTOLOJİSİ
Derleyen: Aydın Bodur,
Dipnot Yayınları,
mitoloji,
150 sayfa

Çocukları hedefleyen mitoloji kitapları, neredeyse yok denecek kadar az. İşte Aydın Bodur’un derlediği elimizdeki çalışma, Yunan mitolojisinin ünlü isimlerini eğlenceli bir üslupla kaleme getiriyor. Yunan mitolojisinde dünyanın ve evrenin yaratılışıyla ilgili söylencelerle başlayan çalışma, Toprak Ana’nın gelişini, denizlerin efendisi Pondus’u, gökyüzünün efendisi Uranüs’ü, tek gözlü Tepegözleri, yüz kolluları ve karanlıklar ülkesi Tartaros’u anlatıyor. Kitabın devamında ise Titanlar çağı, zalim efendi Kronos, insanın yaratılışı, Tanrıların gazabı tufan, Pandora’nın kutusu, Prometeus’un cezalandırılışı ve iyi yürekli Herkül gibi, Yunan mitolojisinin ünlü öyküleri okurlara sunuluyor. Ege’nin hem karşı yakasından hem bu yakasından söylenceleri barındıran çalışma, yetişkinler için de keyifli bir okuma vaat ediyor.

UÇMA SANATI:
BİR İSPANYA İÇ SAVAŞI HİKÂYESİ
Yazan: Antonio Altarriba,
Desenler: Kim, Versus Kitap,
çizgiroman, 205 sayfa

Antonio Altarriba’nın yazdığı, Kim’in çizimleriyle zenginleştirdiği elimizdeki çizgiroman, İspanya İç Savaşı’nı hikâye ediyor. Eser, babası intihar eden anlatıcının, onun çocukluğuna, gençliğine, yetişkinliğine ve nihayet yaşlılığına dair anlatımlarıyla ilerler. Kurgu böylece, karakterinin hayatı ekseninde, bir ülkeyi, trajik geçmişiyle İspanya’yı tasvir ediyor. İç savaşın yok ettiği bir toplumsal doku çizgiromanın merkezine yerleştirilirken, aynı zamanda acımasızlığıyla kitleleri kırıp geçiren bir yoksulluğun da izi sürülüyor. Beş büyük çizgiroman ödülünü de kazanan ‘Uçma Sanatı’, 1936-1939 yılları arasında yaşanan ve 700 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan, nihayetinde Franko’nun “Barış gelmedi, zafer geldi...” diyerek faşistlerin zaferini ilan ettiği İspanya İç Savaşı’nın görsel açıdan zengin bir hikâyesini sunuyor.

BÜYÜK ROMAN
İzzeddin Çalışlar,
Doğan Kitapçılık,
roman,
174 sayfa

Daha önce ‘Mavi Derili İnsanlar’ ile ‘Tan İzi Ya’ isimli romanları yayımlanan İzzeddin Çalışlar ‘Büyük Roman’da, yakın tarihi mizahi bir bakışla yorumluyor. 1941 yılında Boğaziçi’nde bir yalıda, sıra dışı bir toplantı yapılır. Burada bir araya gelenlerin neredeyse hiçbir ortak yönü yoktur: içindeki kadına karşı koyamayan bir İstanbul beyefendisi, sarayda görev almış son soytarı, ilk kuşak sosyalistlerden bir şair ve son padişaha platonik bir aşkla vurulmuş Çingene bir cariye. Karakterlerin yalıdaki zorunlu ikametlerinde yaşanan gülünç olaylar, romanın omurgasını oluşturuyor. Fakat olaylar bununla sınırlı değildir. Zira yalıdaki toplantı İsmet İnönü’ye kadar uzanacaktır. Romanda ayrıca, Mustafa Kemal, Vahideddin, Tevfik Fikret ve Midhat Paşa gibi tarihi şahsiyetler de “konuk oyuncular” olarak okurlara görünüyor.