YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR
YENİ ÇIKANLAR

İKİ DEVİR BİR İNSAN: AHMET FAİK GÜNDAY VE HATIRALARI
Süleyman Beyoğlu,
Bengi Yayınları,
anı, 528 sayfa

‘İki Devir Bir İnsan’, başarılı bir bürokrat olan; Osmanlı Devleti’nin son dönemleriyle Cumhuriyet’in ilk yıllarında kaymakam ve vali olarak görev yapmış, ardından milletvekili seçilmiş Ahmet Faik Günday’ın anılarından oluşuyor. Bu anıların ilgi çeken yönü, Günday’ın görev yaptığı Trabzon, Adana, Irak, Divaniye, Kerkük, Bağdat, Malatya, Rize, Samsun, Ordu, Sivas gibi şehirlerin toplumsal ve ekonomik yapısını detaylı ve titiz bir bakışla incelemesi. Aynı zamanda bir Milli Mücadele tarihi olarak da okunabilecek kitabın asıl dikkat çeken tarafı ise, Atatürk’e karşı İzmir’de yapılması planlanan suikaste dair önemli ayrıntılar barındırması.

AŞK ZAMANI
Necib Mahfuz
Çeviren: Dilek Şendil
Kırmızı Kedi Yayınevi
roman, 132 sayfa

Şu sıralar gündemden düşmeyen Mısır’ın yetiştirdiği en büyük yazarlardan biri olan Necib Mahfuz’dan bir aşk hikâyesi. 20. yüzyılın ilk yarısında, Kahire; varlıklı, dul bir kadın olan Ain; şımartarak büyüttüğü oğlu İzzet ve onun arkadaşı Hamdun; her iki delikanlının da âşık olduğu güzel Bedriye ve bahtsız Seyide… Mahfuz ‘Aşk Zamanı’nda bir aşk hikayesi eşliğinde birçok kitabında olduğu gibi yine bir mahalleyi ve o mahallede Mısır’ın saklı yüzünü anlatıyor. Mahfuz, okurunu umutsuz bir aşkın çevresinde ördüğü entrikalara, yeraltı örgütlerine, örtünmeye mahkûm kadınların cesaretle adım attığı tiyatro ve gösteri dünyasına götürüyor.

YURTTAŞSIZ DEMOKRASİ
M. Akif Çukurçayır,
Çizgi Kitabevi,
siyaset,
350 sayfa

M. Akif Çukurçayır, ‘Siyaset-Yönetim Ekseninde Yurttaşsız Demokrasi’de, Türkiye’de yerel yönetimin yaşadığı sıkıntıları ve krizleri, demokrasi kuramları ve demokrasi doğasını rehber alarak değerlendiriyor. Çukurçayır’ın eleştiri dozu yüksek yazıları, ihaleler, kentsel dönüşümler, rantiyeler gibi yerel uygulama örnekleri düşünüldüğünde, hiçbir siyasetçinin masum olmadığını göstermesiyle ilgi çekiyor diyebiliriz. Vatandaşların oylarıyla belli mevkilere gelen yöneticilerin, kamu malına ve bütçesine karşı takındığı pervasız tavırlara örnekler sunan çalışma, Türkiye’de yerel siyasetin ve demokrasinin sorunlarına dikkat çekmesiyle önemli.

MUŞ’TA MERYEM OLMAK
Mehmet Altan,
Söyleşi: Mehmet Tuncel,
Etkileşim Yayınları,
siyaset, 151 sayfa

Mehmet Altan ‘Muş’ta Meryem Olmak’ adlı söyleşi kitabında, uzun yıllar sadece siyasî ve askeri yönleriyle değerlendirilen Kürt sorununu, insani ve sosyolojik yönleriyle ele alıyor. Ulus devlet düşüncesinden kaynaklanan tek ırk, tek devlet anlayışının Kürtler de dahil Türkiye’de yaşayan bütün diğer ırkları baskı yoluyla tektipleştirmeye çalıştığını söyleyen Altan, Kürtlerin, mensup oldukları ırk nedeniyle, “Birinci Cumhuriyet” tarafından ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünü söylüyor. Altan, Muş’ta solunum cihazı olmadığı için hayatını kaybeden Meryem bebeğin trajedisinden hareketle, soruna dair gözlemlerini okurlarıyla paylaşıyor.

SES
Vildan Çetin,
Galata Yayınları,
roman,
342 sayfa

‘Ses’, Vildan Çetin’in ‘Kutsal Hayat ’ isimli üçlemesinin ‘Kökten’ sonra yayımlanan ikinci romanı. Romanın merkezinde, hayatın yıkıcılığı karşısında bir savunma mekanizması olarak deliliği seçen Selin ile köklü bir Osmanlı ailesinden gelen, altmışlı yaşlarının sonundaki anlatıcı yer alır. Hikâye, Selin’in aşık olduğu adama ulaşabilmek için yaşlı anlatıcıdan yardım istemesine dayanır. Bu durum, iki karakter için de, sonu belli olmayan bir yolculuk haline gelecektir. Zira birbirine bağlanan her iki karakter de, niyetlerinin peşinden giderken, aynı zamanda kendi kötü ikizleriyle tanışacak ve insanlığın lanetli yönleriyle hesaplaşacaktır.

TÜRKİYE’DE ÇERKESLER
Ayhan Kaya,
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji,
192 sayfa

Ayhan Kaya, sosyolojik ve antropolojik özellikler barındıran ‘Türkiye’de Çerkesler’de, bir etnik çeşitlilik diyarı olan Türkiye’de Çerkes diasporasında kimliğin oluşumu, anlatımı ve kuşaktan kuşağa aktarımını irdeliyor. Geleneksel ve modern diaspora kavramlarını ayrıntılı bir bakışla değerlendiren Kaya, Çerkes diasporasının genel özelliklerini betimleyerek çalışmasına başlıyor. Günümüz “göçmenlik” kavramındaki değişimler; ötekini anlamanın mümkün olup olmadığı; Çerkeslerin 19. yüzyılın ikinci yarısında maruz kaldıkları sürgünün geçmişteki ve günümüzdeki etkileri ve Anadolu’daki Çerkes diasporası, kitapta ele alınan konulardan birkaçı.

İ’LA
Teoman Ergül,
Sayfa 6 Yayınları,
roman,
470 sayfa

‘İ’la’, tarihi romanlarıyla bilinen Teoman Ergül’ün altıncı kitabı. Ergül burada, bir paşanın eşiyle padişahın oğlu arasında yaşanan yasak bir aşkı hikâye ediyor. İlişkinin merkezinde, Fatih Sultan Mehmed’in veziriâzamı Mahmut Paşa’nın genç karısı Erhondu ile Sultan Mehmed’in oğlu Mustafa yer alır. İki karakter arasında yaşanan bir gecelik yasak aşkın bedeli çok ağır olacaktır. Zira genç kadın, bu yasak aşkın bedelini, karmaşık boşanma ve miras davalarıyla uğraşarak ödeyecektir. Ergül, İslam hukukundaki şartlı boşanma “il’a”dan hareketle kurguladığı yasak aşkı, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Fatih Sultan Mehmed dönemiyle iç içe anlatıyor.

Hakkını bilmeyen özgür olamaz!

ÖZGÜRLÜK?
Derleme:
Uluslararası Af Örgütü
İngilizceden çeviren: Cumhur Orancı
Hayykitap
2010, 224 sayfa.

Uluslararası Af Örgütü’nün, gençlere ‘özgür olmanın’ anlamını düşündüren öykü ve şiir derlemesi Hayykitap tarafından yayımlandı: ‘Özgürlük?’
İlhamını İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden alan kitabın Türkçe baskısında, Bejan Matur’un Dağ adlı bir şiiri bulunuyor.
Pek çoğunu Türkçeye çevrilmiş kitaplarından tanıdığımız yazarlar, çok geniş anlamlar içeren özgürlük kavramını, yalın ama etkileyici bir dille anlatmayı başarmış. Öykü ve şiirlerin sonuna, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin, yazarlara ilham veren maddesi eklenmiş. Ortaya çıkan sonuç ise ideal ile edebiyatın gerçekçi bir sentezi... Fakat sadece gençler değil, yetişkinler de bu kitaptan edebiyat tadı alabilir ve kendilerine pay çıkarabilirler. Örneğin doğal bir felaketin, hükümet ve medya eliyle nasıl bir insanlık dramına dönüştüğünü anlatan Rita Williams-Garcia’nın Kasırgadan Sonra adlı şiiri, son derece çarpıcı bir sistem eleştirisi. Kapitalizmin ABD sosuna batırılmış özel mülk saplantısı ile ana akım medyanın ırkçı söyleminin nasıl birbirini tamamladığını ve bunun sonucunda en basit insani ihtiyaçların bile nasıl suç haline dönüştüğünü, şiir diliyle anlatıyor.
Kitapta dikkat çeken bir şiir de Malorie Blackman’dan. Çift Yönlü Caddeyi Ararken, kişisel bilginin kutsallığı üzerinde duran ve günümüzde saklı tutulmasının ne kadar zorlaştığını anlatan fütürist bir şiir. Michael Morpugo ise Trompete Gerek Yok öyküsünde, en yalın haliyle umutlu bir çağrı yapıyor. Dört kıtadan insan hikâyeleriyle örülü kitapta Patricia McCormick de, Zimbabwe’deki Mugabe ‘dikta’sı ve Zimbabwe’den kaçmak zorunda kalan bir ailenin hikâyesini anlatıyor. Keşke Babam Dans Etmeseydi, dünyanın bir ucundaki bir aile ile gözlerimizi nemlendirecek kadar empati kurmamızı sağlayan, etkileyici bir öykü.
Kitapta öykü ve şiirlerini okuyacağınız yazarların listesi oldukça etkileyici: Bejan Matur, Michael Morpurgo, Roddy Doyle, Patricia McCormick, Theresa Breslin, David Almond, Ursula Dubosarsky, Malorie Blackman, Sarah Mussi, Jamila Gavin, Eoin Colfer, Margaret Mahy, Ibtisam Barakat, Meja Mwangi, Rita Williams-Garcia. Son tahlilde ‘Özgürlük?’, tüm okul hayatı boyunca derslerde madde ezberleyerek yetiştirilmiş genç nesillerin aklında, insan olmalarına dair bilmeleri gereken en temel hakları, form ile içerik arasındaki yitik köprüyü inşa ediyor.
Alper Özgen

YOLCU
Enis Batur,
Kırmızı Yayınları,
roman,
365 sayfa

Enis Batur ‘Yolcu’yu yazarken, aynı zamanda pek çok metni çatmaya birden girişmişti. Dolayısıyla elimizdeki deneme, biraz değil, epeyi bir ertelemenin sonucu olarak karşımızda duruyor. Denemeler, belli bir izlenceye dayanıyor diyemeyiz ama, ağırlıklı olarak şiiri, yazıyı, yazmayı, duruşu ve yer değiştirişi, yerini arayışı ve yitirişi konu ediniyor. Batur’un “Bir tür entelektüel otobiyografi denemesi” olarak tanımladığı ve yazarın 1987-1997 arasında kaleme aldığı denemeler, onun yazarlık yolunda geçirmiş olduğu dönüşümleri, dünya yazınındaki değişim ve dönüşümleri de izleyerek veriyor. Bunun yanı sıra, bir anlamda Batur’un öteki kitaplarını da konu edinen bu kitap, Batur’un yazı ve yazarlık macerasının ayrıntılarını sunmasıyla da dikkat çekiyor. Kitap böylece, okuru, Batur’un yazı mutfağına da davet etmiş oluyor.

NAZİZMDEN KAÇANLAR VE ATATÜRK’ÜN VİZYONU
Arnold Reisman,
Çeviren: Gül Çağalı Güven,
İş Kültür Yayınları, tarih, 619 sayfa

Arnold Reisman, bir kaynak kitap olarak değerlendirilebilecek ‘Nazizm’den Kaçanlar ve Atatürk’ün Vizyonu’nda, Almanya’dan Türkiye’ye gelerek, ülkede üniversitelerin gelişimine katkıda bulunan bilim insanlarını anlatıyor. Çok sayıda belge, mektup, hatıra, sözlü tarih ve fotoğraftan yararlanan kitap, Almanya’da Nazilerin iktidarı ele geçirmesinden sonra, kendi alanlarında tanınmış akademisyen ve profesyonellerin öyküleriyle başlıyor. Kitap, belki de en çok, bu parlak akademisyenlerin kişisel öyküleriyle dikkat çekiyor diyebiliriz. Reisman’ın da gösterdiği gibi, Nazilerin iktidara gelişi, en çok Türkiye Cumhuriyeti’ne yarayacaktı. Çünkü üniversiteler kurarak modernleşmeyi hedefleyen Atatürk ve diğer yönetici kesim, bu bilim insanları aracılığıyla, Batı standartlarında yüksek öğrenim kurumlarını ortaya koyacaktı.

BÜYÜK AÇIK
Michael Lewis,
Çeviren: Neşenur Domaniç,
Scala Yayıncılık,
roman, 346 sayfa

Michael Lewis daha önce yayımlanan ‘Yalancının Pokeri’nde, benzersiz hırsın, açgözlülüğün ve acımasız bir servetin simge merkezlerinden Wall Street’te yaşananları hikâye etmişti. Lewis’in gözlemlerini gerçekçi kılan husus, kendisinin de bu dünyadan geliyor olmasıydı. Zira Lewis da, Wall Street’in başlıca yatırım şirketlerinden olan Salomon Brothers’da çalışmıştı. İşte uzun bir aradan sonra yayımlanan ‘Büyük Açık’ta Lewis, yine benzer bir hırs dünyasını resmediyor. Kitap, 2008’te yaşanan ipotekli konut kredileri kaynaklı kriz üzerinden, açgözlülüğün tüm dünyayı nasıl bir finansal yıkıma uğrattığını gözler önüne seriyor. Lewis, kara mizahın egemen olduğu bir üslupla, gayrimenkul piyasasının bir kara delik haline geleceğini öngören ve bu sayede milyarlarca dolar kazanan açgözlü vurguncuların kirli dünyasına iniyor.

TABUTLUKLAR, SANSARYAN
HAN VE İKİ EMNİYET MÜDÜRÜ
Rıfat N. Bali,
Libra Kitap,
tarih, 308 sayfa

Rıfat N. Bali ‘Tabutluk, Sanbaryan Han ve İki Emniyet Müdürü’nde, 1940’lı yılların iki ünlü emniyet müdürünün, Nihat Halûk Pepeyi ve Ahmet Demir’in hayat hikâyelerini anlatıyor. Müdürlerin ortak özellikleri, halef-selef olmaları ve hem solcular ve komünistler hem de Turancılar ve milliyetçiler tarafından olumsuz sıfatlarla anılmaları. Bunlardan Pepeyi, 1943’te Almanya’ya yaptığı gezi nedeniyle, bazı söylencelerin baş aktörü haline gelecekti. Nazilerin Türkiye’yi işgal etmelerinden korkan Türkiyeli Yahudilerin kanaatine göre, Pepeyi’nin ziyaretinin asıl maksadı, Nazilerin kullandığı insan yakma fırınlarının Türkiye’de inşa edilmesiydi. İşte Bali, “Balat Fırınları” söylentisini, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün o tarihte faaliyet gösterdiği Sansaryan Han’ı ve burada “tabutluk” adıyla mal olan hücreleri anlatıyor.

KUR’AN-I KERİM’İN APOCRYPHA’SI
Nimet Erenler Gülkökü,
CBN Yayıncılık,
din, 278 sayfa

Nimet Erenler Gülkökü ‘Kur’an-ı Kerim’in Apocrypha’sı’nda, Kur’an’ın doğru anlaşılmasına katkı sağlamak amacıyla, üç büyük dinin sonuncu kitabını kendi sözleriyle, yani Kur’anı’ı, bizzat Kur’an’ın ayetleriyle açıklıyor. Gülkökü bunu yapmaya çalışırken de, hem Turan Dursun ve İlhan Arsel gibi araştırmacıların eleştiri tarzıyla hem de Kur’an’ı gerçek anlamından uzaklaştıran tutucu yaklaşımıyla arasına mesafe koyduğunu belirtiyor. İlk vahiyden başlayarak İslam’a dair birçok konuyu açıklamaya koyulan kitap, “Doğruluğuna güvenilmez söz veya yazı” anlamına gelen ‘apocrypha’dan yola çıkarak, Kur’an’ın gerçek anlamını okurlarına açmayı amaçlıyor.

KIBRISLI
Çağatay Eroğlu,
Gürer Yayınları,
roman,
304 sayfa

Çağatay Eroğlu, ilk romanı ‘Kıbrıslı’da, Fikri adlı karakterinin trajik hayatı ekseninde, Kıbrıs’ta yaşananları hikâye ediyor. Kıbrıs’ta eşi ve çocuğuyla mutlu bir hayat süren Fikri, Marsilya’da bir iş için gemiyle yola koyulur. Fakat gemi, hiç hesapta olmayan bir fırtınada batacak ve Fikri’de kendini, o dönem Türkiye’yle büyük ihtilaflar yaşamakta olan Yunanistan kıyılarında bulacaktır. Fikri’nin hayatı, burada adeta yeniden yazılacaktır. Zira kendisi Yunanistan’da din değiştirecek, yeniden evlenecek ve iki çocuk sahibi olacaktır. Roman, yıllar sonra Kıbrıs’a dönen Fikri’nin yaşadığı yalnızlığın, kaybettiği geçmişinin izini sürüyor.

ARI KOVANINA
ÇOMAK SOKAN KIZ
Stieg Larsson,
Çeviren: Ali Arda, Pegasus Yayınları, roman, 799 sayfa

‘Millenium Serisi’nin daha önce yayımlanan romanları ‘Ejderha Dövmeli Kız’ ve ‘Ateşle Oynayan Kız’, Stieg Larsson’a dünya çapında ün getirmişti. Larsson, serinin son romanı ‘Arı Kovanına Çomak Sokan Kız’da ise, cinayete teşebbüsle suçlanan ve akıl hastanesine kapatılan Lisbeth Salander’ın masumiyetini ispat etme çabasını anlatıyor. Fakat Salander’ın işi bu sefer oldukça zordur. Çünkü çürümüş düzeni koruyan İsveç İstihbarat Teşkilatı, aynı zamanda yargıyı da ele geçirmiş ve Salander’ın karşısına alt edilemeyecek bir düşman olarak dikilmiştir. Salander ise, gazetecilerin de yardımıyla kendisine biçilen hayattan kurtulmaya çalışacaktır.

PARANIN TARİHİ
Catherine Eagleton ve Jonathan Williams, çeviren: Fadime Kâhya, İş Kültür Yayınları,
tarih, 394 sayfa

‘Paranın Tarihi’ndeki bölümler, sikke ve kağıt paranın tarihine dair belirli yer ve dönemlerin uzmanları olan, British Museum Sikke ve Madalyonlar Bölümü küratörlerince kaleme alınmış. Dolayısıyla kitap, bilinen ilk ödeme kaydından günümüzün elektronik parasına kadar, dünya genelinde paranın tarihini inceliyor. Çalışma, bununla da yetinmeyerek, farklı kültürlerde para tarafından kışkırtılan çeşitli ahlaki, siyasî ve dini tutumları ortaya koyuyor. Mezopotamya, Mısır ve Yunanistan medeniyetlerinde paranın kullanımıyla başlayıp günümüze uzanan kitap, 500’ü aşkın sikke ve banknot resmi ile illüstrasyon ve haritalarla da zenginleştirilmiş.

BİR ÇALÇENE HİKÂYESİ
Devrim Kodakcı,
Arkadaş Yayınevi,
roman,
235 sayfa

‘Kebikeç’, Devrim Kodakcı’nın daha önce yayımlanmış ilk romanıydı. Kodakcı yeni romanı ‘Bir Çalçene Hikâyesi’nde ise, gerçek ve hayali bir dünyanın iç içe geçtiği masalsı bir dünyada, Esee ve Tuğçen adlı karakterleri arasında yaşanan bir aşkı hikâye ediyor. Roman, bu aşk hikâyesi ekseninde, yokluk, kıtlık ve savaşlarla can çekişen bir coğrafyada yaşananlara doğru yol alıyor. Bu zamansız coğrafyada yaşanan gerilim, Sultan ordusu ile Despot Devlet’in askerleri arasında tırmanan bir şiddetle doruğa ulaşacaktır. Esee ve Tuğçen, bu yıkımın ortasında onurlu bir hayat sürmeye çalışırken, aynı zamanda aşkları için de mücadele etmek zorundadır.

KARŞILAŞTIRMALI
SİYASET SANATI
Ruth Lane,
Çeviren: Zeynel Abidin Kılınç,
Küre Yayınları, siyaset, 200 sayfa

Ruth Lane, ilgi çeken çalışması ‘Karşılaştırmalı Siyaset Sanatı’nda, siyaset biliminin bir alt-disiplini olan karşılaştırmalı siyasetin yakın tarihi ve hâlihazırdaki uygulamalarını yorumluyor. Çalışma, özellikle bu alandaki temel eserlere odaklanmasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor diyebiliriz. Lane, 1960’ların davranışsal akımına ve davranışçıların siyaset bilimine yaklaşımlarına odaklanarak çalışmasına başlıyor. Yazar devamında, siya- sal gelişme, rasyonel tercih, kurumsalcılık, yeni-kurumsalcılık ve kültürel yaklaşımlar gibi, karşılaştırmalı siyasete dair alternatif açıkla- ma modellerine ve alanın günümüz- deki durumuna odaklanıyor.

KIRMIZI KALEM DARBELERİ
Serdar Çakan,
Cinius Yayınları,
roman,
240 sayfa

Serdar Çakan, bir kaçış ve geriye dönüş romanı olan ‘Kırmızı Kalem Darbeleri’nde, annesi ve ablasından koparak başka dünyalara yelken açan Hakan adlı karakterinin dönüşümünü resmediyor. Annesi ile ablasının baskın iktidarı altında yaşayan Hakan, günün birinde ailesine dair bir gerçeği öğrenir. Kendisini alt üst eden bu sır, genç adamın ailesinden uzaklaşarak yeni bir şehirde yaşamasına sebep olur. Geçmişini sildiğine inanan Hakan, bu şehirde yeni bir hayat kurmaya başlar. Fakat bir zaman sonra, eskisinin gölgesinden kurtulamadığını fark etmeye başlayan kahramanımız, trajik sonuçlar doğursa da, gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Bu hikâyeleri de okuyun

SÖYLENMEYEN
Murat Renay
Goa Yayınları
2011
160 sayfa.

Murat Renay ya da sosyal medya kullanıcılarının bildiği ismiyle @homohobi, bir gün ‘sabah git akşam gel’ şeklinde çalıştığı işlerden çok sıkılınca kendisi ve kendi gibilerin hikâyesini yazmaya karar veriyor ve ortaya ‘Söylenmeyen’ adlı kitap çıkıyor.
‘Söylenmeyen’, insanların cinsel yönelimleri ile alakalı daha önce pek anlatılmamış/anlatılamamış ya da anlatılsa da çok da kulak kabartmadığımız bazı ‘öteki’lerin hikâyesini konu alıyor. “Bizden değil” deyip aramıza almadığımız, “böyle bir şey yok” deyip dinlemeyi reddettiğimiz ama aslında belki kardeşimiz, evladımız komşumuz ya da iş arkadaşımız olan kişilerin hikâyesi ilgi çekecek bir üslupla aktarılıyor.
Murat Renay’ın “sıradan bir insanın herkesle kesişen hayatının iddiasız bir otobiyografisi” olarak tanımladığı bu kitap, yazarın çocukluğundan başlayarak kendi hayat hikâyesini aktarırken adım adım aslında nasıl bu cinsel yönelimi keşfettiğinin kronolojisini sunuyor. Kitaptaki ana karakter olan Murat Renay’ın en büyük sıkıntısı ailesinin bu durumunu keşfetmesi ile ortaya çıkıyor. Murat Renay, kitaptaki en can alıcı konulardan biri olan bu ‘keşfediş’le alakalı olarak babasının bu durumuyla ilgili olan tepkisini (ya da tepkisizliğini) şöyle anlatıyor: “Babam bu konuyu yok sayıyor ve benden hâlâ bir gelin bekliyor. Bana, tanıdıkların kızlarının ayarlanması için yardımcı olmaya çalışıyor. Halen “Sen yeter ki evlen, sana şunu alırım, bunu yaparım” diye rüşvetler vermenin derdinde. Bana, otuz küsur yaşında hayatının aşkını, eşi olacak kadını bulamamış müzmin bekârlar gibi davranıyor. Kısacası hayal âleminde yaşıyor. Ya da belki de o da kendini böyle rahatlatıyor, aslan gibi oğullarının hiç hesapta yokken üzerine çöktürttüğü bu kâbusu aklınca böyle kovuşturuyor zihninden, kim bilir.”
‘Söylenmeyen’, sadece ailelerin eşcinsellikle ilgili tepkisini değil, farklı cinsel yönelime sahip insanlara toplumda ne gözle bakıldığını, iş hayatı, askerlik gibi alanlardaki sıkıntılarını, kadınlarla ilişkilerini –bütün olumsuzluklara rağmen- optimist şekilde, gülümseterek ama mümkün olduğunca dobra dobra ve net olarak anlatmaya gayret ediyor. Kitap, anı kitabı olarak başlayıp, farklı cinsel yönelime sahip insanlarla alakalı zevkle okunan denemeleri, yazarın hayat hikâyesinden kesitlerle kurgulayarak devam ediyor. Kitabın en sonunda da yazarın gerçek birini analttığı Bir Aşk Uğruna isimli çarpıcı bir hikâye yer alıyor.

OTORİTARYEN KİŞİLİK ÜSTÜNE
Theodor W. Adorno,
Çeviren: Doğan Şahiner,
Say Yayınları,
felsefe, 336 sayfa

‘Otoritaryen Kişilik Üstüne’, düşünür Theodor W. Adorno’nun Nazi Almanyası’nı terk ettikten sonra ABD’de kaleme aldığı eserlerden biri. Kitap esasında, Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü üyelerinin, sürgünden sonra, başka bilimcilerle birlikte gerçekleştirdikleri ‘Önyargı Üstüne Çalışmalar’ın üçüncü cildini oluşturan kitaba Adorno’nun yaptığı katkıdan oluşuyor. Başta antisemitizm üzerine odaklanan araştırma, can alıcı bir soruyla, “Bu düşünceleri belli bireyler kabul ederken neden başkaları kabul etmiyor?” sorusuyla başlıyor. Kitap, bu sorunun yanıtını ararken, antisemitizmin muhtemelen özgül ya da yalıtık bir fenomen olmayıp daha genel bir ideolojik çerçevenin bir parçası olduğu ve bireyin bu ideolojiye açıklığının asıl olarak onun psikolojik gereksinimlerinden kaynaklandığı hipotezini de masaya yatırıyor.

BABA OLMAK
Oya Güngörmüş Özkardeş,
Remzi Kitabevi,
eğitim,
135 sayfa

Türkiye’de baba olmak, belki üzerinde en az durulan, fakat en çok da ihtiyaç duyulan konulardan biri. Bir yönüyle Doğulu bir toplum olan Türkiye’de babalar çocuklarıyla, annelere oranla daha mesafeli, otoriter bir ilişki içindedir. Oysa çocuğun dünyasında babanın işlevi, döllenmiş yumurtayla birlikte başlar. İşte Oya Güngörmüş Özkardeş bu çalışmasında, Türkiye’de çok az işlenen bir alana, babanın çocuğun gelişimindeki rolüne odaklanıyor. Annelik üzerine yapılan araştırmaların çokluğu düşünüldüğünde, Özkardeş’in babalık konulu çalışmasının ne denli büyük bir boşluğu doldurduğu da açık. Çocuğun eğitiminde babaların ikinci planda kalmasının nedenleri; hamilelik döneminden başlayarak baba-bebek arasındaki sürekli etkileşim ve babanın çocuğun zekâsını ve akademik başarısını nasıl etkilediği, kitaptaki bazı konular.

ÇOCUĞUMA NASIL DAVRANMALIYIM?
Koray Karabekiroğlu,
Say Yayınları,
eğitim,
397 sayfa

Koray Karabekiroğlu ‘Çocuğuma Nasıl Davranmalıyım?’da, çocuklarında bazı ruhsal, gelişimsel sorunlar yaşayan veya bu konularda bilgi sahibi olmak isteyen ebeveynlere, bir çocuk psikiyatri uzmanı olarak bilgi veriyor. 2-15 yaş arası çocukları kapsayan çalışma, çocuk ruh sağlığının temel kavramlarını, tıbbi terminolojiden özellikle kaçınarak vermesiyle, bilhassa anne-babalar için iyi bir rehber eser. Kitapta, inatçılık, yemek yememe, kıskançlık, okul korkusu, çocuklarda zeka, uyku bozuklukları, ergenlikte yaşanan sorunlar gibi, çocuk ruh sağlığı alanındaki temel duygu ve durumlara dair Karabekiroğlu’nun verdiği aydınlatıcı bilgiler yer alıyor. Karabekiroğlu’nun çalışması bu yönüyle, çocuk ruh sağlığını anlamak ve karakterin gelişimine ne gibi katkılar sunacağı konusunda bilgilenmek isteyen anne-babalara hitap ediyor.

KAPİTALİZMDE SAĞLIK:
SAĞLIKSIZLIK SEMPTOMLARI
Hazırlayan: Leo Panitch ve Colin Leys, Çeviren: Umut Haskan,
Yordam Kitap, siyaset, 351 sayfa

1964’ten beri yayımlanan saygın Marksist kuram dergisi Socialist Register’ın 2010 yılı sayısı, kapitalist sistemde sağlık konusuna ayrılmıştı. Bu sayının çevirisinden oluşan elimizdeki kitap, kapitalist sağlık sisteminin ekonomi politiğini kapsamlı bir bakışla irdeliyor; neoliberal küreselleşmenin sağlık alanında gün geçtikçe daha olumsuz hale gelen etkilerini ortaya koyuyor. Kapitalist sistemde sağlığı şekillendiren tarihsel, ekonomik, toplumsal ve siyasî etmenlere eğilen çalışma, sağlık sektöründeki sermaye birikiminden sağlıktaki ilaç entrikalarına, sağlıkta piyasalaştırma süreçlerinden Afrika’daki anne ölümlerinin nedenlerine ve Amerikan sağlık reformuna kadar, konuya dair birçok ayrıntıya uzanıyor. Kitapta ayrıca, Küba, Çin, Amerika, Kanada ve Hindistan gibi ülkelerin sağlık politikaları da irdeleniyor.