YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR
YENİ ÇIKANLAR

Jillian Lauren

LENİN’DEN STALİN’E
RUS DEVRİMİ
Edward Hallett Carr,
Çeviren: Levent Cinemre,
Yordam Kitap , tarih, 270 sayfa

Edward Hallett Carr, Sovyet tarihini en iyi anlatan on dört ciltlik ‘Sovyet Rusya Tarihi’ adlı eseriyle ünlü. Carr, ‘Lenin’den Stalin’e Rus Devrimi’ başlıklı eserinde ise, Ekim devriminin en önemli ayağını oluşturan 1917-1929 dönemine odaklanıyor. On dört ciltlik çalışmasının yoğun bir özeti olarak düşünülebilecek kitap, 1920’lerin ana sorunlarını “anlatısal” tarih biçiminde, kronolojik sıralamayla anlatıyor. Stalinizmin yükselişi, Bolşeviklerin ulusal azınlıklar konusundaki politika ve uygulamalarını kapsamlı bir bakışla irdeleyen Carr, özellikle Stalin diktatörlüğünün kuruluş aşamalarına dair henüz aşılamayan bir yoruma imza atmış.

KEDİ GÜZÜ
Ömer Turan,
Kanguru Yayınları,
şiir,
63 sayfa

‘Üryan ve İsyan’, Ömer Turan’ın yayımlanan ilk şiir kitabıydı. İki bölümden oluşan ‘Kedi Güzü’ ise, Turan’ın yeni şiirlerini bir araya getiriyor. Kitapta yer alan ‘Yolcu’ isimli şiirden bir alıntı: “yağmura kadar yürüdüm bu aşkı / sonra hayata mırıldandığım şiirleri / tanımladım yollara, çünkü yolculuklar / çocukluğumun babası... // bir ırmakla avutulan bozkırı geçiyorum / soruların yurdunda yorgun kuşlar... // ömrümüz hangi şarkının nakaratı? // sesimi gömdüğüm sular / buluşuyoruz bir lekenin silindiği yerde / kalbin oyduğu yara / ödeştiğimiz hayat (ah)lar // ağaçlara kadar yürüyorum bu aşkı / annemin koynunda orman yangını...(...)”

DEVLETİN BEKA SORUNU
Mehmet Metiner,
Yakın Plan Yayınları,
siyaset,
240 sayfa

Mehmet Metiner ‘Devletin Beka Sorunu’nda, Kürt sorununda gelinen aşamayı değerlendiriyor. Demokratik açılımın beraberinde getirdikleri, KCK tutuklamaları, PKK ve derin devlet arasında herhangi bir ilişki olup olmadığı, demokratik özerklik, Abdullah Öcalan’ın muhatap kabul edilip edilmeyeceği, Kürtlerin talepleri içinde yeni bir devlet kurmanın olup olmadığı ve bu sorun bağlamında Türkiye’yi gelecekte nelerin beklediği, Metiner’in tartıştığı birkaç konu. Türkiye’deki yeni dönemi anlayamayan Öcalan’ın, derin devletle ittifak kurup AKP’yi yıkmak için 2004 yılında örgüte talimat verdiğini savunan Metiner, “hedef iç savaş mı?” diye soruyor.

PENTİMENTO
Seyhan Erözçelik,
Everest Yayınları,
şiir,
93 sayfa

‘Pentimento’, Türkiye şiirinin önemli isimlerinden Seyhan Erözçelik’in yeni şiirlerinden oluşuyor. Erözçelik’in hatırlama, düş, pişmanlık ve isyan gibi temalarla kurduğu bu şiirleri, aynı zamanda onun şiirinin kaynaklarına dair ipuçları da barındırıyor. Erözçelik’in ‘Maarif Koleji’ şiirinden bir alıntı: “Annenler, yazlıkta. / Biz. yaz tatilindeyiz. / Senin odanda. (Nedense, / salonda değiliz. Ortalığı dağıtmayalım, / di mi) // Senin odanda, senin yatağında. / Ağustosa karşı perdeleri örtmüşüz. / On beşi, / yeni devirmişiz. / Di mi? // Leonard’ı seviyoruz, dinliyoruz, / deliler gibi. / Şarap içiyoruz. / Suçlular gibi. / Di mi?’ (...)”

BEKLERKEN
Eylem Türk,
Faal Yayıncılık,
tarih,
133 sayfa

Gazeteci Eylem Türk ‘Beklerken’de, otuz altı yıl önce, kırk iki kişinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan bir uçak kazasını anlatıyor. 30 Ocak 1975 tarihinde Türk Hava Yolları’na ait İzmir-İstanbul seferini yapan Bursa adlı uçak, Yeşilköy Hava Meydanı’na yaklaşırken Marmara Denizi’ne düşmüştü. Uçağın enkazı henüz denizin altından çıkarılamadı. Bugüne kadar yakınlarının cesetlerine ulaşamayan geride kalanlar ise, hâlâ sevdiklerinin İzmir’den dönmesini bekliyor. Geride kalanların izini sürerek, otuz altı yıl önce düşen uçaktaki yolcuların yakınlarına ulaşan Eylem Türk, bu durumun geride kalanlarda yarattığı travmayı gözler önüne seriyor.

YÜZ ÇİZGİLERİ
Birol Bayram,
İş Kültür Yayınları,
karikatür,
132 sayfa

‘Yüz Çizgileri’, gazete ve dergilerdeki karikatürleriyle bildiğimiz Birol Bayram’ın resmettiği farklı yüzlerden oluşuyor. Kişiliğin en iyi yansıdığı veya billurlaştığı alan, yüzdür desek abartmış olmayız. Bayram’ın buradaki karikatürlerinden bir kez daha anladığımız şey ise, yüzlerin sayısız anlamı, ifadeyi ve ayrıntıyı barındırabileceğidir. Unutmadan söylemekte fayda var: Bayram’ın burada karşımıza çıkardığı hayali tipler için, karikatür tanımı yetersiz kalabilir. Zira Bayram, çizdiği tipler kadar, onlara biçtiği hayatlar ve hikâyelerle de nitelikli bir çalışmaya imza atmış. Albüm, zengin insan portleri sunmasıyla oldukça keyifli.

KUŞ DA ÖLDÜ
Lütfi Özgünaydın,
İlke Kitap,
öykü,
150 sayfa

Lütfi Özgünaydın, daha çok fotoğraflarıyla bilinen bir isim. Yurt içi ve yurt dışında, birçok sergi ve gösteri gerçekleştiren Özgünaydın’ın, Van gölünü, Çukurova’yı, Mardin’i ve Erzincan’ı fotoğrafladığı albümleri bulunuyor. Özgünaydın bu çalışmalarının yanı sıra, yayımlanmış öykü kitapları da var ve ‘Kuş da Öldü’ de, bunların beşincisi. Yazar buradaki öykülerinde, kırsal kesimden kentlere inen insanların hikâyelerini, yerel dilin imkanlarından da olabildiğince yararlanarak anlatıyor. Yazar, Anadolu’nun ücra yerlerinde yaşanan büyük değişimi ve şehirlerde giderek içine kapanan insanların yaşadıklarını yalın bir dille kaleme getiriyor.

Günümüzde geçen bir harem hayatı

HAREM KIZI
Saraydaki Hayatım
Jillian Lauren
Çeviren:
Müge Hestbaek
Artemis Yayınları
2011, 350 sayfa.

Jillian Lauren’ın ‘Harem Kızı’ kitabının yayımlanış tarihi ilginç bir döneme denk düştü. En azından bizim için! Televizyon dizileri ve tarihi romanların popülerliğin zirvesine oturduğu şu günlerde, harem, cariyeler, sultanlar, ihtişamlı hayatlar konusunda bu denli kafa patlatıp, bu konuyu hayatımızın eksenine almışken bir yabancı yazardan bu kitap geldi. Bugüne kadar harem hayatıyla alakalı pek çok eser yayımlandı. ‘Harem Kızı’nı farklı kılan, haremin içinde aylar geçirmiş ve oradan çıkabilmiş bir kadının kendi hayatını gözler önüne seriyor oluşundan kaynaklanıyor.
Jillian Lauren’ın ‘Harem Kızı’, aynı zamanda kendi hayat hikâyesi, 20 bin dolar karşılığında Singapur’daki bir işadamının iki hafta sürecek partisinde dans etmeyi kabul etmesiyle başlıyor. Ardından hiç hesapta olmayan on sekiz aylık bir esaret ve ihtişam dönemi ve birbirini sırtından bıçaklayan ve hayattaki tek gayesi Brunei Sultanı’nın hareminde gözde olmak olan kızların ucuz hayatıyla devam ediyor. Günümüzde geçen, bizimle çağdaş bir Amerikan vatandaşının ağzından yazılmış günümüzdeki harem hayatını anlatan, içinde egzotik kokular, farklı bakış açıları, bize benzemeyen insanların yaşadığı gerçek bir kitap.
Okurken gerçek olamayacak kadar enteresan ayrıntılarla karşılaşma ihtimaliniz çok çok yüksek. Yazarın ilk romanı olması onun için belki de dezavantaj. ‘Harem Kızı’ sade, içten yazılmış ve yaşanmış anılardan yola çıkılarak yazıldığı her satırda hissedilen bir kitap. Bir roman olmanın dışında aynı zamanda içinde Uzak Asya’nın felsefesi, yaşam tarzı, bir kişisel gelişim kitabında rastlayacağımız türden somut örnekleri barındıran bütünlüklü bir roman olarak da nitelemek mümkün. Jillian Lauren’in kenar mahallelerden bir sultanın haremindeki gözdeler sınıfına uzanan trajik, romantik, edepsiz, objektif ve açıksözlü hikâyesi…. Ve ardından vokalliğinin de yanı sıra yazarlığının hikayesi; okuyanı uzun ve eğlenceli katmanlar arası yolculağa çıkaracak modern bir peri masalı belki de!..
Fikret Bahar

HAK MÜCADELELERİ 1-2
Editör: Yalçın Bürkev, Metin Özuğurlu, Yasemin Özdek ve Ersin Vedat Elgür,
Nota Bene Yayınları, siyaset,
2 cilt, 658 sayfa

Tunus ve Mısır’da son dönemde tanık olduklarımız, kitlelerin isyanı halinde büyük dönüşümlerin ortaya konabileceğinin güncel örneklerinden. Oysa hak mücadelesinin köklü ve zengin bir tarihi var. İşte İki cilt halinde yayımlanan ‘Hak Mücadeleleri’, kuramsal, tarihsel ve güncel boyutlarıyla hak mücadelelerinin bu köklü ve zengin tarihini ele alıyor. Kitabın ilk cildinde, hak kavramının kuramsal boyutuna; ikinci cildinde ise, dünyadaki güncel hak mücadeleleri pratiklerine odaklanılıyor. Mücadeleler ekseninde hakların da ele alındığı kitapta, tarihsel hak belgelerini içeren ekler bölümü de yer alıyor. Birçok yazarın katkıda bulunduğu kitap, barınma, su, çevre, iş, sağlık, eğitim, ulaşım gibi insanca yaşamın bilinen ve bilinmeyen alanlarında savunma hattı inşa edenleri, ayrıntılı bir bakışla irdelemesiyle dikkat çekiyor.

KÜLTÜR BAKANLIĞI’NIN MEM Û ZÎN ÇEVİRİSİNE ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM
Kadri Yıldırım,
Avesta Yayınları,
inceleme, 204 sayfa

Ardımızda bıraktığımız 2010’un en dikkat çeken kültür-sanat olaylarından biri, Kültür Bakanlığı’nın, 1650-1707 arasında yaşamış Ehmedê Xanî’ye ait ‘Mem û Zîn’i Türkçeye kazandırmasıydı. Devletin bir bakanlığının klasik Kürt edebiyatının başyapıtlarından olan bir eseri çevirmesi, kuşkusuz önemli bir gelişmeydi. Fakat Namık Açıkgöz’e yaptırılan çeviri, eksikleri nedeniyle eleştirilere maruz kaldı. İşte Kadri Yıldırım elimizdeki çalışmasında, söz konusu çeviriyi eleştirel bir bakışla yorumluyor; Açıkgöz’ün çevirisindeki hataları beyit sırasına göre ortaya koyuyor. Yıldırım, Açıkgöz’ün hatalarının daha çok iki nedenden kaynaklandığını söylüyor. Birincisi, çevirmenin bu eseri tercüme edecek kadar Kürtçe bilmemesi, ikincisi de, Mehmet Emin Bozarslan’ın ilk baskısı 1968 yılında yapılan Türkçe çevirisini taklit etmesi.

DİVANDA KILIÇ DÖVÜŞÜ
Vamık D. Volkan,
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,
psikanaliz,
81 sayfa

Vamık D. Volkan ‘Divanda Kılıç Dövüşü’nde, Türkiye’de psikanalizin gelişmesini ve Uluslararası Psikanaliz Birliği’ne bağlı resmi eğitim sürecinin başlamasını anlatıyor. Kitabın ilk bölümünde, Türkiye’de psikanalizin yaygınlaşması ve kurumsallaşması için yürütülen çabalar, Türkiye’de psikanalizin genel tarihçesi bağlamında ele alınıyor. Volkan devamında, analizini başarıyla tamamladığı bir nevroz vakasını da okurlarıyla paylaşıyor. Kitabın ikinci bölümünde ise, psikanalist Yavuz Erten, ‘Divanda Kılıç Dövüşü’nü klinik ve kuramsal açıdan ele alıyor ve Volkan’ın çalışmalarını geniş bir perspektifle değerlendirerek onun mesleki ve toplumsal etkilerini irdeliyor. İki yazarın katkıda bulunduğu kitabın, yetişmekte olan analistlere, klinik malzemeye farklı açılardan bakmaları konusunda ipuçları verebileceği söylenebilir.

GEORG SIMMEL:
SOSYOLOG, SANATÇI, DÜŞÜNÜR
Editör: Jale Özata Dirlikyapan,
Doğu Batı Yayınları,
sosyoloji, 391 sayfa

Birçok yazarın metinleriyle yer aldığı ‘Georg Simmel’, sosyolojinin kurucusu olarak anılan, fakat hacimli eserleri henüz Türkçeye çevrilmemiş Simmel’in düşün dünyasına iniyor. Simmel hakkında yazılan makalelerden oluşan kitap, Simmel’le hemen hemen aynı dönemde ürün vermiş Émile Durkheim, Georg Lukács ve Max Weber gibi ünlü dünüşürlerin Simmel hakkında kaleme aldıkları yazıların yanı sıra, Simmel’in farkını tespit etmeye çalışan, onun, Lewis A. Coser’in tanımıyla “büyüleyici parlaklığı”nı ve “kırılgan zarafeti”ni anlamlandırmaya girişen yazarların makaleleri de yer alıyor. Simmel ve modern yaşam, Simmel’in Amerikan sosyolojisi üzerindeki etkisi, Simmel’in sanat üzerine yazılarında kültüre yaklaşımı, Simmel’in para felsefesi ve Durkheim ile Simmel arasındaki tartışma, kitaptaki makalelerin ele aldığı bazı konular.

BİTMEYEN YOLCULUK: OĞUZHAN MÜFTÜOĞLU KİTABI
Söyleşi: Adnan Bostancıoğlu, Ayrıntı Yayınları,
söyleşi, 328 sayfa

‘Bitmeyen Yolculuk’, Türkiye sol hareketin önemli aktörlerinden Oğuzhan Müftüoğlu’yla yapılmış uzun soluklu bir söyleşi. Geçmişinde, Dev-Genç, THKP-C ve Devrimci Yol gibi davaların yer aldığı Mütftüoğlu, hayatının on bir yılını cezaevinde geçirdi. Cezaevinden çıktıktan sonra da ÖDP ve BirGün gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Elimizdeki kitap, Müftüoğlu’nun uzun yolculuğunun, yani 40-45 yıla uzanan devrimci mücadelesinin kapsamlı bir hikâyesini sunduğu için, meraklısı için iyi bir kaynak. Kitabın bunun yanı sıra, Müftüoğlu’nun hayatı ekseninde, Türkiye yakın tarihinin ve sol hareketin bir panoramasını çizdiğini de söyleyebiliriz.

KUMA YAZILANLAR
M. Naci Bostancı,
Özgür Yayınları,
deneme,
216 sayfa

M. Naci Bostancı, bir akademisyen. Kendisi şu an, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde dekanlık görevini yürütüyor. ‘Kuma Yazılanlar’ adlı elimizdeki kitap ise, Bostancı’nın daha önceki akademik çalışmalarından farklı türde bir eser. Bostancı bu sefer, farklı konuları ele aldığı denemeleriyle okurun karşısına çıkıyor. Yazar denemelerini, kelimeler, yazı, doğa, mekân, zaman ve yol başlığını taşıyan altı bölüme ayırmış. Büyülü kelimeler, yazının çekiciliği, insanı kuşatan doğanın gücü, bir metafor olarak ev, zamanın gelip geçiciliği, modern hayatın hızla akan zamanı ve bir yanılsama olarak yolculuk, Bostancı’nın işlediği birkaç konu.

HATİCE
Serdar Çekinmez,
Yitik Ülke Yayınları,
roman,
174 sayfa

Serdar Çekinmez’in ilk romanı ‘Hatice’, bir kaçışın öyküsü anlatıyor. Balkanlar’dan Türkiye’ye uzanan yolculuklar... Bir sınır köyü olan Geçenler’de kesişen karakterler... “Kerem Bey’le âşık olacak, Kutlu ile maddiyatı sevecek, Ahmet’le başpehlivanlığa güreşeceksiniz… Nevin olup herkesi büyüleyecek, Ayşin olup kıskançlığın acısıyla kıvranacaksınız… Hatice mi? Sonrasını size kendisi anlatacak…” Çekinmez, roman kahramanlarının sahiciliğiyle dikkat çekiyor. Yazar, yazmayı “Memleketle ve kendi insanımızla kurduğum en kısa köprü…”, klavyesini de “Uçaktan hızlı, gemiden eğlenceli, arabadan keyifli ulaşım aracım…” diye nitelendiriyor.

BÜYÜCÜ KIZ
Celia Rees,
Çeviren: Aysın Önen,
Çitlembik Yayınları,
roman, 292 sayfa

Celia Rees, daha önce yayımlanan ‘Cadı Kız’ romanında, büyülü güçlere sahip Mary’nin göç ettiği Amerika’da başından geçenleri hikâye etmişti. Rees ‘Büyücü Kız’da ise, üniversiteli Agnes Herne isimli karakteri aracılığıyla, Mary’nin hikâyesini anlatmaya kaldığı yerden devam ediyor. Kurgu, Herne’ün, Mary’nin hayatını sürdüğü on yedinci yüzyıla yaptığı bir yolculuk üzerine inşa edilmiş. Mary, ilk romanda olduğu gibi şimdi de, toplumun gözünde bir cadı olarak yaftalanmaya ve ötekileştirilmeye karşı ısrarla mücadele etmektedir. Roman, nihayetinde köyden ayrılmak zorunda kalan ve başından birçok olay geçen kadının yaşadıklarını hikâye ediyor.

GÖLGESİ İNSAN BEDENİ DOĞA
Mahmut Temizyürek,
Yazılı Kağıt Yayınları,
deneme,
120 sayfa

Şair Mahmut Temizyürek’in 2007’de yayımladığı ‘Boşluktan Doğan’ adlı deneme kitabı, Memet Fuat Deneme Ödülü’nü kazanmıştı. Yazar ‘Gölgesi İnsan Bedeni Doğa’da da, yeni denemeleriyle karşımıza çıkıyor. Buradaki metinleri özgün kılan başlıca husus, herbirinin bir şiirden hareketle kaleme alınmış olması. Kitabının, “bendeki hissediş anlarının sıcaklığıyla, anlam arayışı sırasında kavramların zoraki kabuğuyla örülmüş soğukluğunun buluştuğu denemelerden” oluştuğunu söyleyen yazar, şiirlerin kendisinde uyandırdığı duyguların izini sürüyor. Temizyürek’in denemeleri, bir yönüyle, şiirin farklı anlamlarını ortaya koyma çabası olarak da okunabilir.

GÜNCEL PROBLEMLERE PSİKOLOJİK ANALİZLER
Hüseyin Şahin,
Akademik Kitaplar,
psikoloji, 311 sayfa

Uzman psikolog ve danışman Hüseyin Şahin, ‘Güncel Problemlere Psikolojik Analizler’de, kişisel, mesleki, ev, aile ve sosyal hayatın her alanında varolan problemleri analiz ediyor ve bunlara karşı gerçekçi ve uygulanabilir çözüm seçeneklerinin neler olabileceğini araştırıyor. Problemler ve problemlerin yaşamımızdaki yeriyle çalışmasına başlayan Şahin, sırasıyla örnek problem öykülerini, problem kaynaklarını ve problem çözme yöntemlerini ele alıyor. Yaşadığımız sürece sorunlarla iç içe olacağımızı belirten Şahin, sorunun çözülmesi için nelerin değişmesi gerektiğine ve bilhassa kendimizde neleri değiştirmemiz gerektiğine de odaklanıyor.

CHEKLIST MANİFESTO:
İŞLER NASIL DOĞRU YAPILIR
Atul Gawande,
Çeviren: Şiirsel Taş,
Domingo Yayıncılık,
kişisel gelişim, 205 sayfa

Modern hayatın gün geçtikçe daha teknik hale gelmesi, her alanda birçok başarıya imza atılmasını sağlıyor. Fakat, her şeyin daha karmaşık hale gelmesinden kaynaklı olarak, aynı zamanda önemli hatalar da yapılıyor. İşte cerrah Atul Gawande ‘Cheklist Manifesto’da, hataların minimuma indirilmesi için basit bir öneride bulunuyor: iyi hazırlanmış bir kontrol listesi oluşturmak. Yazar, kendi kontrol listesini örnek vererek, yapılacak en zor işlerin dahi bu sayede üstesinden gelinebileceğini savunuyor. Gawande’nin doksan saniyelik listesi, uygulandığı sekiz hastanede ölümleri ve komplikasyonları, üçte biri aşan oranda azaltmayı başarmıştı.

Bir vampir incelemesi

HER YÖNÜYLE VAMPİR
Barb Karg, Rick Sutherland, Arjean Spaite
Çeviren: Cüneyt Halu, A. Gazi Vural, Nazlı Deniz Oğuz
Arkadaş Yayınevi
2011, 294 sayfa

Tarih boyunca korkularımıza, günahlara, toplum dışına itilmiş konulara ve algılayamadığımız boyutlara karşı içten içe bir merak duymuşuz. Kendimize bunlar hakkında hep bir ‘acaba’ sorusunu sorarız. Kimimiz bu bilinmeyen ve korkulan şeylerin üzerine gidip, kafamızda sürekli birçok senaryo yazarken, kimimiz de bunlardan bahsetmekten çekinir ve hiçbirini kabul etmeyip, konuşmamanın daha güvenli olduğuna inanır. Ancak bütün bu hikâye ve efsanelerden sıyrılarak tüm gerçekliğiyle yüzümüze vuran büyük bir kuşku vardır. İlkçağlardan günümüz popüler kültürüne kadar ününü hiç kaybetmemiş, neredeyse bütün toplumlarda değişik şekillerde var olmuş bir kuşku vardır ki bu, ismini çoğumuzun yakından tanıdığı vampirlere ait. Özellikle 2000’li yıllarla birlikte gelen popüler kültürdeki patlama, vampir olgusunu da gündeme oturttu; edebiyat ve sinemada ana akıma yerleştirdi. Tam bu sıralarda “Nereden çıktı şimdi bu vampir modası?” diye sorduğumuzda aslında kendileri hakkında öğrenebileceğimiz çok şey olduğunu fark ederiz.
Barb Karg, Arjean Spaite ve Rick Sutherland’in vampirler hakkında kaleme aldığı kitap ülkemizde ‘Her Yönüyle Vampir’ adı altında yayımlandı. Kitap, vampirler hakkında öğrenmek isteyebileceğimiz –hatta öğrenmekten korktuğumuz- tüm bilgileri özet halinde toplayıp tek bir kaynak halinde içinde barındırıyor. Geleneksel halk efsaneleriyle eski çağlarda başlayan, birçok uygarlık ve ırkın anlattığı hikâyelerde ve toplumsal yaşantılarında yer tutmuş çeşitli vampir tanımlamalarıyla başlayan bu inceleme, vampir dünyasını belki de en derinden etkilemiş Bram Stoker’ın ‘Drakula’ romanındaki karakteri yaratırken meşhur Kazıklı Voyvoda’dan (Vlad Drakula) ne kadar esinlendiğini, Kazıklı Voyvoda’nın Türklerle girdiği mücadelelerin ve uyguladığı akıl almaz işkencelerin anlatıldığı bir tarih metni ile devam ediyor.
Kitabın en ilgi çekici özelliklerinden biri ise vampir olgusunun edebiyat, sinema , televizyon, mizah ve bilgisayar oyunlarındaki yerinin araştırıldığı sayfalar. Özellikle sinema ve edebiyat için meraklılarını yıllarca oyalayabilecek kadar isim verilmiş. Bu sayede sadece günümüzde yazılan romantik vampir romanları ve filmleriyle sını rlı kalmayıp, vampir sanatının temel taşları hakkında bilgi edinebiliyoruz.
Raye Askın

SUFLE
Aslı E. Peker,
Doğan Kitap,
roman,
306 sayfa

‘Başkalarının Korkusu’ ve ‘Cellat Mezarlığı’ adlı iki romanı bulunan Aslı E. Peker, mutfak romanı diyebileceğimiz ‘Sufle’de, yaşadıkları sorunları yemek yaparak aşan karakterlerinin hikâyesini anlatıyor. Kurgunun merkezinde yer alan Marc, Ferda ve Lilia adlı karakterlerin her biri, bir türlü üstesinden gelemedikleri sorunlar yaşamaktadır. Marc, karısı Clara’nın yasını tutmakta; Ferda, hayatı bedbaht bir macera olarak gören annesinin karamsarlığından kurtulmaya çalışmakta ve Lilia ise, hayal kırıklıklarıyla dolu geçmişinin baskısını hep ensesinde hissetmektedir. Üç karakter de, biricik kurtuluş umudu olarak soluğu mutfakta alacaktır. Paris, İstanbul ve New York’ta geçen roman, farklı dünyalardan karakterlerinin, yüzlerini mutfağa dönerek iyileşmenin ilacını bir yemek tarifinde, lezzetli bir suflede bulmasını anlatıyor.

GÖLGE HIRSIZI
Marc Levy,
Çeviren: Ayça Sezen,
Can Yayınları, roman,
213 sayfa

Fransız yazar Marc Levy ‘Gölge Hırsızı’nda, peşine gölgeler takılan karakterinin, geçmişinin izini sürmesini hikâye ediyor. Aynı zamanda romanın anlatıcısı da olan bu karakter, çocukken babası tarafından terk edilmiştir. Annesiyle birlikte, sıradan bir kasabada yaşayan bu çocuğun garip bir yeteneği vardır: gölgeler onun peşine takılır ve sürekli kulağına bir şeyler fısıldar. Günün birinde büyüyüp de, uzun yıllardır yaşadığı kasabadan ayrılmaya karar veren karakterimiz, yeni bir hayata başlayacak, fakat burada da umduğu huzuru bulamayacaktır. Zira kulağına fısıldayıp duran gölgeler, adını koyamadığı bir özlemi her geçen gün daha da büyütmektedir. Kısa bir süre sonra bir kıyı kasabasına varan adam, beklenmedik bir anda geçmişiyle, tümüyle unuttuğunu sandığı anılarıyla ve çocukluğunun ilk aşkıyla yüz yüze gelecektir.

DANSE MACABRE
Laurell K. Hamilton,
Çeviren: Barbaros Bostan,
Artemis Yayınları,
roman, 780 sayfa

‘Dans Macabre’, diğer adıyla ‘Ölümcül Dans’ın çoksatar yazarı Laurell K. Hamilton, vampir avcısı Anita Blake’in yeni bir macerasıyla arz-ı endam ediyor. Daha önceki romanlarında erotizm konusunda hep cömert olmuş Hamilton, bu sefer bunu biraz daha ileriye götürüyor diyebiliriz. Anita Blake, çok aktörlü -siz buna karmaşık da diyebilirsiniz- cinsel hayatında bu sefer de hamile olup olmadığından şüphelenmeye başlar. Hamileyse eğer, bebeğin babası pekala vampir, kurtadam veya gerçeküstü başka bir yaratık olabilir. Zira Blake’in, şehrin başvampiri Jean-Claude ve kurtadam Richard arasında aynı esnada gidip gelen cinsel maceraları, böyle bir sonucun ortaya çıkması için gayet uygun. Anita şimdi, hayatının rutini alt üst olmuş bir şekilde, bu şüphenin izini sürmekte ve hamileyse eğer ne yapacağını kara kara düşünmektedir.

MEDYA VE İLETİŞİM SOSYOLOJİSİ
Éric Maigret,
Çeviren: Halime
Yücel, İletişim Yayınları,
medya, 366 sayfa

Fransız sosyolog Éric Maigret, Paris III Sorbonne Nouvelle Üniversitesi’nde medya ve iletişim bilimlerinde doçentlik görevini de yürütüyor. Maigret’nin, iletişim kuramlarına bir giriş olarak değerlendirilebilecek ‘Medya ve İletişim Sosyolojisi’, kökenleri Amerikan ampirikliğine, Frankfurt Okulu’na, kültürel çalışmalara ve kamusal alan kuramlarına uzanan iletişim sosyolojisini kuşatıcı bir bakışla ele alıyor. Yazarın on altı bölüme ayırdığı kitabı, medya etkilerinden bu etkilerden nasıl kurtulunabileceğine, kitle iletişimlerinin semiyotiğinden kültürün çağdaş dönüşümlerine, reklamdan propagandaya, iletişimi çoğulculaştırmaktan internet ve diğer yeni bilgi teknolojilerine kadar birçok konuyu ele alıyor. Kitabın bu yönüyle, öğrencilerin yanı sıra, bu alanda çalışan akademisyenlere de hitap edeceğini söyleyebiliriz.