YENİ ÇIKANLAR

SALKA VALKA
Halldor Laxness,
Çeviren: Mehtap Gün Ayral,
Yordam Kitap ,
roman, 414 sayfa

‘Salka Valka’, idealist kadın karakteri Salka üzerinden, İzlanda’nın yoksulluktan kırılmış coğrafyasını ve insanların hayatta kalma çabasını hikâye ediyor. Laxness’e 1955’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıran roman, yoksul balıkçılarla birlikte çileli bir hayat süren Salka’nın ile annesi Sigurlina’nın yaşadıkları üzerine kurulmuş. İki kadın, hayatta kalabilmek için kuzeydeki evlerini terk edip İzlanda’nın güneyinde bulunan Oseyri köyüne gelecektir. Fakat buradaki şartlar, geldikleri yerden daha zorludur. Anne, kısa bir süre sonra depresyona yenik düşecek, Salka ise onu ve kendisini koruyabilmek için amansız bir mücadeleye girişecektir.

DÜZENE UYGUN KAFALAR NASIL OLUŞTURULUR?
E. A. Rauter,
Çeviren: Merlin Ecer,
Kaldıraç Yayınevi,
siyaset, 80 sayfa

E. A. Rauter, burjuva eğitim sistemini eleştirel bir gözle değerlendirdiği ‘Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur?’da, sistemin makbul gördüğü bireylerin, eğitim sistemi aracılığıyla nasıl yeniden üretildiğini araştırıyor. Rauter’in, 1970’li yıllarda yazdığı kitabı için verdiği örnekler, çoğunlukla Federal Almanya’dan. Fakat bunun yerine başka herhangi bir ülke de konulabilir. Çünkü çalışma, iktidarların iştahını kabartagelmiş eğitim gibi, güncelliğini halen koruyan bir alana odaklanıyor. Rauter, eğitimle, “ yıllar boyu belirli makinelerde aptalca hareketler yapmaktan başka işe yaramayan bir insan ordusunun” yaratılabileceğini savunuyor.

BENİM ADIM İSTANBUL
Buket Uzuner,
Everest Yayınları,
anlatı,
111 sayfa

Buket Uzuner imzalı ‘Benim Adım İstanbul’, edebi bir şehir monografgisi olarak tanımlanabilir. Zira Uzuner’in ‘İstanbullular’ romanının asıl karakteri İstanbul, burada dile gelerek, kendi ağzından kendini anlatıyor. Yazar, İstanbul’u bir karakter olarak ortaya koyarken, okuru, şehrin muhtelif semtlerinde tarihi ve kültürel bir yolculuğa çıkarıyor. Bir ayağı Asya’da, diğer ayağı Avrupa’da bulunan ve dünyada içinden deniz geçen tek şehir olan İstanbul, kitapta kendini “2700 yıldır menopoza girmeyen tek dişiyim” cümlesiyle takdim ediyor. Kitap, yalnızca İstanbul hayranlarına değil, şehirlerin doğalarını merak eden okurlara da hitap ediyor.

MATMAZEL NİNA
Mehlika Mete,
Maya Kitap,
roman,
224 sayfa

Mehlika Mete ‘Matmazel Nina’da, Ekim Devrimi’nden kaçan Umaroff ailesine mensup Nina’nın hayatı ekseninde göçü ve arayışı hikâye ediyor. Umarofflar, Ekim Devrimi’nin gerçekleştiği 1917’de, Perm’den evlerinden ayrılarak göç yoluna koyulur. Anne Elena, baba Alexei ve yolda doğan Nina, trenle Rusya’nın neredeyse tümünü katedecek, ardından Çin, Kobe, Sri Lanka ve Mısır’a değin uzanacaktır. Takvimler 1940’ların başını gösterdiğinde, ailenin yeni durağı İstanbul olacaktı. Roman, bu hareketli yaşamı, Rusya ve Türkiye ’nin yakın tarihini gözeterek verirken, göçle beraber dünyaya gelen ve dönüşen bir kadının hayatının ilginç ayrıntılarına iniyor.

LACAN SÖZLÜĞÜ
Jean-Pierre Cléro,
Çeviren: Özge Soysal,
Say Yayıncılık,
sözlük, 177 sayfa

Jean-Pierre Cléro’nun hazırladığı ‘Lacan Sözlüğü’, psikanalist François Lacan’ın temel kavramlarını anlaşılabilir bir üslupla çözümlüyor. “bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır” sözünün sahibi Lacan’ı özgün kılan başlıca husus, felsefede kabul görmüş kavramlarla çalışmış olmasıydı. Bu durum, onun hem psikanalist hem de filozof olarak tanımlanmış olmasının en önemli sebebi. Fakat daha da önemlisi, Lacan’ın, psikanalizin babası Sigmund Freud’u da, anlamını kendisinin geliştirdiği felsefi kavramlarla birlikte yorumlamasıydı. Elimizdeki sözlüğün, Lacan’ın bu iki hususiyetini merkeze almasıyla, önemli bir boşluğu doldurduğunu söyleyebiliriz.

BİR ŞEHİR VARMIŞ,
BİR ŞEHİR YOKMUŞ
Özlem Özyurt,
Yitik Ülke Yayınları,
öykü, 85 sayfa

‘Bir Şehir Varmış, Bir Şehir Yokmuş’, Özlem Özyurt’un ilk kitabı. Özyurt, burada yer alan on üç kısa öyküsünde, insanın ezeli ve edebi varoluş konuları olan yaşam ve ölümü işliyor. Özyurt bunu da, gerçek ve hayali unsurları iç içe geçirerek yapmaya çalışıyor. Yazar, kitaba adını veren öyküsünde ise, İstanbul’u orada yaşayanların, ağırlıklı olarak da şehrin tüm çilesini sırtlanmış yoksulların gözünden anlatıyor. Fakat zenginler ve yoksullar arasındaki uçurum, yalnızca yoksulların değil, şehrin de vicdanını sızlatır. Öykünün sonlarına doğru şehir de, olup bitenlere tepki gösteren, yüreği sızlayan bir karakter olarak yerini alacaktır.

NAYLON ÖLDÜRÜR
Hamdi Temel,
Hayy Kitap,
sağlık,
103 sayfa

Hamdi Temel ‘Naylon Öldürür’de, plastik maddeler hakkındaki gerçeklere dikkat çekiyor. ABD’nin dünyayı hasta eden buluşu naylonun zararlarını ele alan çalışma, naylon poşetlerin tarihçesi, yapısı, kullanım alanları, bu kullanım sonunda meydana gelen sorunlar konularına odaklanıyor. Bundan kaynaklı problemlerin çözümüne yönelik öneriler sunan çalışma, günümüzde kullanımını çok yaygınlaşan ve biraz da alışkanlıklar nedeniyle sorgulanmayan plastiğin zararlarını ortaya koymasıyla önemli. Kitap, davranış ve alışkanlıklarımızı değiştirerek, “kullan at” mantığının bir sonucu olan naylonun zararlarını minimuma indirebileceğimizi de gösteriyor.

Uzağa adanmış öyküler

DÖNÜŞ
Sedat Kaygalak
Babil Yayınları
2010
131 sayfa.

Sedat Kaygalak, ‘Dönüş’ adlı ilk öykü kitabının Gökyüzü öyküsüne: “ Babası ‘İstanbul Hatırası’ çekerdi. Bu gökyüzünün başka şehri yoktur” cümleleriyle giriş yapıyor ve “Gökyüzünü Körler Vakfı’na bağışlamıştı. Vakfın yaptığı ilk serginin afişinde şu yazıyordu: Gökyüzü Hatırası” cümleleriyle de bitiriyor.
Bu öyküde alıntıladığım cümleler Kaygalak’ın öykülerinde konunun ya da hikâyenin özgünlüğüne işaret etme isteğidir. Kaygalak hemen hemen her hikâyesinde bir problemi ya da derdi tahkiyeleştirirken onu farklı bir zamana nasıl taşıyabileceğine dair bir kaygı hissediliyor. Bu kaygıyı da özgünlüğe taşıma noktasında önemli atılımlarda bulunuyor. Üslubun konunun ilkselliğini takip ettiği ‘Dönüş’teki öyküler, ‘uzak’a adanmış bir zamandan geçiyor. Almanya’da yaşayan Kaygalak, ‘buranın’ her halini incinmişliğin kisvesinden geçirerek öykü dili kılıyor. Uçup gitmiş ya da bir yerlerde sıkışmış anıların üzerindeki tozu öyküleriyle alıyor gibi bir anlatı dili var Kaygalak’ın. İç acıtıcı ve bir hayli yoğun bir atmosfer barındırıyor. Mesela “o ki şimdi her cümlemizin cesedidir” ifadesi, trajediyle mayalanmış bir vakitten damıtılmış gibi duruyor. Bir zamanların varsıllığına yoksulluğun gölgesi düşmüş sanki. Yok olanın ardından okunan dualar gibi düşünebiliriz bunu.
Kaygalak acıya yoğunlaşırken hikâyenin özgünlüğe dalmayı seviyor. Orada uzun zaman geçirmenin telaşında. Cemil Kavukçu’nun öykülerindeki karaktere yoğunlaşma ve onu gerçek kılma; Kaygalak’da düşlemsel bir zeminde hikâyeyi baş tacı etme şeklinde yansıyor.
Hikâyeye bir erdem kazandırma peşinde, bir kişilik. Akılda kalan, unutulmayan. Fakat ruhsal temas ile birlikte teknik ya da fiziki estetik arka plana itilmiş gibi. Kavukçu bunu somuta döküyor. İçe yönelmiş, fakat içe yönelişini nesnel bir temsil üstünden yapıyor. Karaktere bir ‘iç nesnellik’ vererek hareket alanını genişletiyor. CuLiPo’culardan Calvino’yu hatırlayalım. Calvino’nun öykü ve romanlarındaki deneysellik ya da teknik güzellikler, metni durduğu yerden alaşağı ediyor. Yeryüzünde olup olmadığımıza dair algıyı tamamen yıkıyor. Kaygalak’ın ‘Dönüş’ü özgünlük üzerine bir çaba olarak adlandırmakla birlikte hakikatını yaşanılmış gerçekliklerin üzerine, düşlemsel bir zemin şeklinde kuran öyküler olarak da okuyabiliriz. Yaşamdaki rollerimizin kısa anlarını önümüze seren bir öyküler toplamı.
Veysi Erdoğan

ESRARNAME
Ayfer Kafkas,
Timaş Yayınları,
roman,
302 sayfa

Ayfer Kafkas ‘Esrarname’si, bir kitabın, İranlı büyücü Tir-i Danende tarafından yüzyıllar önce yazılan ‘Esrarname’nin, Osmanlı’nın 18. yüzyılına uzanan hikâyesini anlatıyor. Gizli bilgiler barındıran bu kitap, kötülerin eline geçerse çok kötü sonuçlar doğuracaktır. Çünkü kitap, içindeki büyüler sayesinde sahibine sınırsız güçler ve ölümsüzlük bahşetmektedir. 18. yüzyıl Osmanlı’sına kadar ulaşan kitabın parçaları, şimdi iki kişide durmaktadır. Bunlardan ilki olan Nagehan, kitaptaki olağanüstü büyüleri, sadece iyilik için kullanır. Gece evinden çıkıp, Esved ismiyle halkın can ve mal güvenliğini sağlar. Kitabın diğer yarısının bulunduğu Muntazar adlı büyücü ise, onu kara büyüler için kullanır. İyi ile kötü arasında böylece, büyük bir savaş başlayacaktır. İşin içinde ayrıca, Asfar adlı kötü bir cin de bulunmaktadır.

NİL’İN KELEBEKLERİ
Nil Karaibrahimgil,
Doğan Kitap,
deneme,
320 sayfa

‘Nil’in Kelebekleri’, şarkıcı olarak bilinen Nil Karaibrahimgil’in Hürriyet gazetesinin Kelebek eki için kaleme aldığı yazılarını bir araya getiriyor. Karaibrahimgil bununla, hayata hangi çerçeveden baktığını, müzisyenliğine ek olarak yazılarıyla da göstermeyi amaçlıyor. Kitapta yer alan yazılar çok geniş bir alana yayılıyor. Hayatı bir gezi olarak tanımlayan Karaibrahimgil buradaki yazılarında, kadınlık ve erkeklik konuları kadar, aşık olmak, müziğin yaşamda ne karşılık bulduğu, kıskançlık, fakirlik-zenginlik, gündelik hayatta tanık olunan garip olaylar, dedikodunun zararları ve çocuksu olmanın güzellikleri gibi konularda geziniyor. Kitaptaki yazıların işlenişine bakıldığında ise, Karaibrahimgil’in sahnelerdeki keyifli halini burada da sürdürdüğü ve kendince, hayatın güzel ayrıntılarının izini sürdüğü görülüyor.

BU, BİZİM HAYATIMIZ
Refik Halid Karay,
İnkılap Kitabevi,
roman,
277 sayfa

Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e uzanan zaman dilimini iyi gözlemleyen Refik Halid Karay ‘Bu, Bizim Hayatımız’da, İstanbul konaklarında yaşanan trajik bir aşk hikâyesini kaleme getiriyor. Osmanlı’nın son zamanlarında geçen roman, Mazlum Sami ile konağındaki hizmetlilerden Hüsniye arasında geçen aşka dayanır. Zengin bir aileye mensup Sami ile hizmetçi Hüsniye, aralarındaki sınıf farkına rağmen birbirine aşık olur. Fakat bu aşk, ikilinin gerçek anlamıyla “farklı dünyalar”dan olmaları nedeniyle devam edemez. Roman, yıllar sonra Sami’nin, gençlik dönemlerindeki bu aşkın izini sürmesine dayanır. Zira karakterimiz için Hüsniye ve onunla yaşadığı aşk, geçmiş güzel günlerin ve masumiyetin simgesi haline gelmiştir. Karay bu imkansız aşkı, İstanbul’un konak hayatından ilginç ayrıntılarla da zenginleştirerek kaleme getiriyor.

EVRİMİN DÖRT BOYUTU
Eva Jablonka ve Marion J. Lamb,
Çeviren: Mehmet Doğan,
Boğaziçi Üniversitesi Yayınları,
bilim, 407 sayfa

Yeni Darvinciliğin gen merkezli uyarlamasına meydan okuyan ‘Evrimin Dört Boyutu’ adlı çalışma, moleküler biyoloji, gelişim biyolojisi, hayvan davranışları ve kültürel evrim alanlarında son dönemlerde yapılan çalışmalarla oluşan kalıtım görüşlerinin bir sentezi. Yazarların burada ele aldığı evrimin dört boyutu ise, özetle şöyle: 1) Kalıtımda genlerden başka etkenler de vardır, 2) Kimi kalıtsal varyasyonlar kökeninde rastlantısal değildir, 3) Edinilmiş bilgilerin bir kısmı kalıtımla aktarılır ve 4) Evrimsel değişim, seçilimin yanı sıra direktifli süreçler sonucunda da oluşabilir. Söyleşi tarzında hazırlanan kitabın, profesyonel anlamda bilimle uğraşanlar kadar, biyoloji görüşlerine ilgi duyanların da dikkatini çekebileceğini söyleyebiliriz. Çalışma, Anna Zeligowski’nin illüstrasyonlarıyla da zenginleştirilmiş.

ZEKA GELİŞTİREN OYUNLAR
A. Erol,
Cinius Yayınları,
hobi,
123 sayfa

A. Erol ‘Zeka Geliştiren Oyunlar’da, satranç oyununun farklı bir tekniğini yetişkinlere ve çocuklara sunuyor. Erol burada, eskiden beri var olan 64 karelik satranç düzlemini, 100 ve 144 karelik satranç düzlemi olarak yeniden düzenliyor. Bu durum, belki satranç meraklılarının daha çok yoruyor, fakat aynı zamanda, onların daha çok beyin jimnastiği yapmalarına, düşünce ve hayal güçlerini geliştirmelerine de katkıda bulunuyor. Eldeki çalışma, çoğu internet tabanlı olan ve neredeyse hepsi şiddet içeren; zekadan çok güdülere hitap eden oyunların aksine, okurlarını, daha çok zekalarını ve hayal güçlerini kullanmaya davet etmesiyle nitelikli.

GÜÇ
Jeffrey Pfeffer,
Çeviren: İdil Çetin, Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası Yayınları,
iş dünyası, 254 sayfa

Jeffrey Pfeffer ‘Güç’te, kuruluşlarda güç ve iktidar konusunu ele alıyor. “Dünyanın adil bir yer olduğunu düşünmeyi bırakın” gibi muktedirlere has bir yargıyla kitabına başlayan Pfeffer, her seviye şirkette yaşanan, gücü elde etme ve elinde tutma savaşını, politik muharebelere benzetiyor. İktidar mücadelesini “kader” olarak tanımlayan yazar, bu savaştan başarılı çıkmanın gerektirdiği kişisel yetenekleri, nasıl güçlü konuluşulup nasıl güçlü davranılacağını ve güce karşı koyanların nasıl etkisizleştirilebileceğini ele alıyor. Ağırlıklı olarak güç sahibi olmanın “nimetlerine” odaklanan yazar, bunun bedelleri konusunda da uyarılarda bulunuyor.

“GENÇ RUH GİBİ KOKAR”DI
James Greer,
Çeviren: Işıl Özbek,
Versus Kitap,
roman, 253 sayfa

Adını, Nirvana rock grubunun “Smells Like Teen Spirit” adlı şarkısından alan “Genç Ruh Gibi Kokar”dı, Kurt Cobain’in Dayton’daki günlerini hikâye ediyor. James Greer’in kurgusunun merkezinde, bir grup genç alkolik yer alır. Bu gençlerin yaşadıkları sorunlar ile hayata, cinselliğe ve aşka nasıl baktıkları üzerine inşa edilen roman, bu hikâyeler aracılığıyla, Cobain’in trajik sonuyla bağlantıya geçiyor. Özellikle intiharından sonra ikon haline gelen Cobain, kendilerini “kaybedenler” olarak tanımlayan bir kuşağın da simge ismi haline geldi. İşte elimizdeki roman, bu dönemin ilgi çeken bir resmini vermesiyle dikkat çekiyor diyebiliriz.

ÇORBANIN KİTABI
Ebru Omurcalı,
Alfa Yayınları,
yemek,
322 sayfa

Çorba tariflerine, genelde yemek kitaplarının içinde bir bölüm olarak yer verilir. Ebru Omurcalı ise, çorbaları, oylumlu bir kitabın konusu yapmış. Üç bine yakın çorba tarifi arşivine sahip olan Omurcalı, bu arşivlerin bir kısmından oluşan kitabında, geleneksel Türkiye mutfağının yanı sıra, İtalya, İngiltere, Meksika, Hindistan, Jamaika ve Fas’a kadar birçok mutfakta yer etmiş çorbaların izini sürüyor. Aynı zamanda Türkiye’de ilk çorba konseptli restoranı da işleten Omurcalı’nın çalışması, bakliyatlı çorbalar, sebze çorbaları, etli çorbalar, tavuklu çorbalar, deniz mahsullü çorbalar, diyet çorbalar gibi birçok tarifi okurlarına sunuyor.

HERKES YARATICIDIR
Sevil Bremer ve Solmaz Havuz, Cinius Yayınları,
kişisel gelişim,
186 sayfa

Eğitimci Solmaz Havuz ve psikoterapist Sevil Bremer imzalı ‘Herkes Yaratıcıdır’, her yaşta ve yetenekte insana, kendi potansiyellerini ortaya çıkarma konusunda öneriler sunuyor. Ormanlar kralı aslanın, uzun kuyruklu bir hipopotamın peşine takılıp ormanın derinliklerine inmesiyle başlayan kitap, bu yolculuğu, yaratıcılığın ortaya çıkarıldığı bir süreç olarak tasarlamış. Yaratıcılık üzerine yapılan çalışmalardan örneklerin de yer aldığı kitapta, ünlü isimlerin yaratıcılık hikâyeleri, konuya dair yapılan anket çalışmaları, yaratıcılığı engelleyen toplumsal faktörler gibi konular ile yaratıcılığı geliştirebilecek alıştırmalar yer alıyor.

HURİLERE MEKTUPLAR
Riita Cankoçak,
Yasakmeyve Yayınları,
şiir,
70 sayfa

‘Hurilere Mektuplar’, Finlandiyalı Riita Cankoçak’ın Türkçe ilk kitabı. Cankoçak’ın şiirleri, ilk olarak Türkçeyi iyi kullanmalarıyla dikkat çekiyor diyebiliriz. Cankoçak, bir şiirinde şöyle diyor: “kim dedi ki, hayat müşfik bir danstı. / oysa, çözemez / kalbinin sırrı toprağın sessizliğini. / vazgeçirildiğimiz bakışlar durmadan batar, / durmadan batar, / yaşlanmış baharlar, / gençleşmiş kışlar, / sahipsiz mevsimler ve mevsimsiz hürriyetler. / zeminsiz hayatın duvarları kalın, / serap bakar içeri. / nasıl olsa alıştık / heyecanın ağır kulağına. / vardır elleri kederin / beş kardeş / ve yumruk. / hem de ayakları var / dertleri ezen. (...)”

GÖRMENİZ GEREKEN 501 ADA
Editör: Polly Manguel,
Çeviren: Fügen Yavuz ve
Begüm Kovulmaz,
İş Kültür Yayınları, gezi, 544 sayfa

Birçok yazarın katkısıyla ortaya çıkan ‘Görmeniz Gereken 501 Ada’, dünyanın farklı kıtalarına ve ülkelerine yayılmış en güzel adaları konu ediniyor. Kitapta yer verilen adaların, sadece doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda halkları, kültürleri, tarihleri, bitki ve hayvan türleriyle de ele alınmış olması, çalışmayı daha da nitelikli kılıyor. Dünyanın en ilginç adalarından 501 tanesinin yer aldığı kitapta, büyük adalar Borneo ve Madagaskar’dan insan yapımı Dubai’nin Palmiye adalarına, geleneklerine çok bağlı Dani kabilesinin yaşadığı Yeni Gine’den, Antarktika ve
Doğu Timur gibi paylaşılamayan adalara kadar birçok yer karşımıza çıkıyor.

Japonya dağlarında büyüyen Saçi

SON CARİYE
Lesley Downer
Çeviren:
Ebru Özdemir
Artemis Yayınları
2011, 648 sayfa.

Bütün dünyada tarihi diziler büyük bir çıkışta. Hemen hemen hepsinin beslendiği kaynaklarsa kitaplar. Yapımcılar sayfa sayfa, tek tek hepsini büyük bir titizlikle incelerken hem yeni tarihi romanlar yazılıyor hem de daha önceden yazılmış olanlar kıymete biniyor.
‘Son Cariye’ ise 2008 yılında yazılmış bir roman. Türkçeye henüz kazandırıldı. Yazarı Lesley Downer akademik kariyer anlamında kesinlikle okuru tatmin edecek bir kadın yazar. Akademisyen bir alienin tek çocuğu. Ebeveynlerinin çeşitli uluslardan olan üniversite öğrencileri arasında yetişip büyümüş ve Uzakdoğu ve Uzak Asya kültürüyle ilk teması o yıllarda başlamış. Downer, Londra’da doğan bir İngiliz. Yazarlık kariyeri boyunca yemek kitapları da dahil olmak üzere pek çok eserini Uzakdoğu kültürlerini anlatarak ve onlardan esinlenerek kaleme almış. Japoncayı anadili gibi konuşması ve Japonya’da on beş yılını geçirmesi dilinin zenginliğini ve samimiyetini açıkça ortaya koyuyor.
Aynı zamanda yine Uzakdoğu halkları ve kültürleri ile ilgili Chanel 4, BBC ve NHK için özel televizyon programları hazırlamış ve hâlâ aktif olarak sunuculuk yapıyor.
Japonya kültürü üzerine yazdığı fakat bizde henüz yayınlanmayan kitapları, ‘Geyşa: Yok Olan Bir Dünya’nın Gizli Tarihi’ ve ‘Madam Sadayakko, Batı’yı Büyüleyen Geyşa’ gibi pek çok popüler romana da imzasını atmış. Lesley Downer, ‘Son Cariye’de, 19. yüzyılın sonlarındaki Japonya’yı destansı ve romantizm eşliğinde, ama aynı zamanda 1860’lardaki hava durumu raporlarını bile göz ardı etmeden, büyük bir özen ve eşsiz bir ustalıkla işlemiş. Yazım süreci neredeyse beş yılını almış. Hemen hemen her satırı bir obsesif kompülsif gibi -ki röportajlarında bu tutkusu ve merakından bahsediyor- defalarca yazmış ve silmiş. Ki yazar olmanın getirdiği bir refleks olarak niteleyebiliriz bu kişilik biçimini, pek tabii tersini söylemek de mümkün!
‘Son Cariye’, başkarekter Saçi’nin çocukluğundan itibaren güzelliğinin onu diğer hemcinslerinden ve yaşıtarından ayıran güzelliğini keşfetmesiyle başlıyor. Ardından bu doğal güzelliğin köylerinden geçen bir prenses tarafından da fark edilmesiyle birlikte, Saçi’nin Edo şehrindeki Kadınlar Sarayı’na sürüklenmesi ve çok daha sonra içsavaş sırasındaki hayatını konu alınıyor. Downer, şu anda yeni kitapları üzerinde çalışıyormuş. Aynı zamanda kendisi gibi yazar olan eşi Arthur I. Miller ile evli. 
Fikret Bahar