YENİ ÇIKANLAR

GEÇ BARBARLIK ÇAĞI 2,
Oktar Türel, Yordam Kitap , iktisat, 300 sayfa

Kısa süre önce burada, Oktar Türel’in ‘Geç Barbarlık Çağı’nın ilk cildine yer vermiştik. Türel, iki ciltlik bu çalışmasında, otuz yılı aşkın zaman diliminde (1979-2010) kaleme aldığı makalelerinden bir seçkiyi okurlarıyla paylaşıyor. Yazar, çalışmanın devamı olan ‘Geç Barbarlık Çağı 2’de ise, ilkin, Türkiye’de merkezi iktisadi planlama (MİT) deneyimine odaklanıyor. Yazar burada, Türkiye’nin 1960-80 arasındaki “planlı dönem”deki yöntemlerini, 1980 sonrası ülkedeki kurumsal değişmenin boyutlarını inceliyor. Türel, kitabının ikinci kısmında ise, Türkiye’nin sanayileşme sürecini üç farklı tarih kesitinde ve farklı bağlamlarda ele alıyor.

VERİLMİŞ SÖZDÜR,
A. Hicri İzgören, Avesta Yayınları, şiir, 63 sayfa

Hicri İzgören’in ‘Verilmiş Sözdür’ü, ilk olarak 1987 yılında yayımlanmıştı. İzgören burada, Türkiye’nin yaralanmış ve kanlı bir coğrafyasında yaşanan şiddete, imgeleriyle ad koymaya çalışıyor. Şair, ‘Kitaplar Yazmaz’ adlı şiirinde şöyle diyor: “Elimizin ayasında kaya kınası / Sırtımızda çizgili fistan / Taylar kankardeşi canciğer / Ardımızda ikindi yeli / Yarpuz günebakan ve kenger // Memelerine süt yürümüş / Öpülmemiş kızlardık / Uçarı kuşlar inatçı oğlaklardık / Damlara serili yataklara dizilir / Geceleri yıldızlara şaşardık // Sonrası bir yangındır / Kimvurduya ve mezartaşsız / Sonrası bir yangındır hayatımızın / Kitaplar yazmaz (...)”

KADINLAR OKULU,
André Gide, çeviren: Tahsin Yücel, Can Yayınları, roman, 200 sayfa

André Gide’in ünlü eseri ‘Kadınlar Okulu’, bir çiftin inişli çıkışlı ilişkisi ekseninde içtenliği ve ahlakı irdeliyor. Roman, burjuva bir ailenin 1894-1936 yılları arasında üç bireyin anlatımlarına dayanan hikâyesi olarak tasarlanmış. Burada öne çıkan iki figür, genç yaşta tanışıp evlenen, daha sonra çocuk sahibi olan erkek ve kadın karakterlerdir. Burada erkek, güçlü olan tarafı temsil ederken, kadın da, özgüveni eksik, kendini daha çok erkeğe göre konumlandıran bir kişiliğe sahiptir. Roman, uzun yıllar sürmüş bu evlilikte, erkeğin acımasız bir itirafının ardından kadının yaşadığı şoku tasvir ediyor.

BİR ÖLÜNÜN DEFTERİ,
Faysal Soysal, Balkon Sanat Yayıncılık, şiir, 116 sayfa

İlk şiir kitabı ‘Düşe Yağmalanan Hayal Kuşu’ 2002’de yayımlanan Faysal Soysal, sinema alanında da ürünler vermiş bir isim. ‘Bir Ölünün Defteri’ ise, Soysal’ın 2002’den bu yana yazdığı şiirlerden oluşuyor. ‘Mayısa Çürüyen Mektuplar’ından bir alıntı: “Bazı kelimeler neden / Sürekli söylenmek ister / Bazı iklimler hemen / Bitmek ister neden / Bir ölünün soluk gözlerinde. / İnsanda yaşanmaya kılınan her acı / Bir ölüm daha bırakır / Kelimelerin sessiz mevsimlerine. // Tükenmişim yine / Mavi diye kıyı olduğum denizlerin / Dalgaları ulaşmadan daha bana / Notalar bitiyor bende / Yeni bir ritmi karşılamaya. (...)”

NIETZSCHE VE FELSEFE,
Gilles Deleuze, çeviren: Ferhat Taylan, Norgunk Yayıncılık, felsefe, 248 sayfa

Gilles Deleuze’ün 1962’de yayımlanan ‘Nietzsche ve Felsefe’ adlı eseri, hem Deleuze’ün Friedrich Nietzsche ilgisinin en somutlaştığı, hem de Nietzsche çalışmalarına yepyeni bir boyut getiren incelemelerden. Nietzsche’nin yayımlanmış tüm çalışmaları üzerinden hareket eden Deleuze burada, Nietzsche ile Hegel arasında bir uzlaşmanın neden mümkün olmadığını ve Nietzsche felsefesinin anlamını, kapsamlı bir şekilde araştırıyor. Nietzsche felsefesinin kavgacı yanının çok önemli olduğunu söyleyen Deleuze, filozofun mutlak bir anti-diyelektik oluşturduğunu belirtiyor ve ufuk açıcı da olan bu felsefenin izini sürüyor.

MAHREMİN GÖÇÜ,
Nilüfer Göle, söyleşi: Ayşe Çavdar, Hayy Kitap, söyleşi, 239 sayfa

‘Mahremin Göçü’, Ayşe Çavdar’ın, en çok ‘Modern Mahrem’deki tezleriyle dikkat çeken Nilüfer Göle’yle yaptığı on günlük bir söyleşinin sonucunda ortaya çıkmış. Söyleşi, ağırlıklı olarak Nilüfer Göle’nin hangi kişisel tecrübelerden, kendisine ilişkin hangi gözlemlerden yola çıkarak ‘Modern Mahrem’, ‘Melez Desen’, ‘Mühendisler ve İdeoloji’ ile ‘İç İçe Girişler’ gibi eserlerini yarattığını araştırıyor. Türkiye’de yaşanan darbeler, AKP, 68 gençliği, mahremiyet, feminizm, kadın, öteki Avrupa, İslam ve Müslümanlarla ilgili öngörüler, “Müslümanlık Avrupa’yı belirleyecek” diyen Göle’yle yapılan elimizdeki söyleşide irdelenen başlıca konular.

HİDİM,
Özdemir Asaf, yayıma hazırlayan: Seda Arun, Kırmızı Yayınları, şiir, 203 sayfa

‘Hidim’, Özdemir Asaf’ın, lise dönemlerinden itibaren başladığı şiir çevirilerinden oluşuyor. Asaf’ın şiir çevirilerini özgün kılan başlıca husus ise, şiirinde kullandığı kelimeleri çevirilerinde de tercih etmesi. Asaf’ın çevirdiği, Charles Baudelaire’in ‘Çalarsaat’ isimli şiirinden bir alıntı: “Çalarsaat! Uğursuz tanrı, korkunç, duygusuz, / Parmağıyla ürkütür bizi ne der: Hatırla! / Yatışmayan acılar kalbine dola dola / Ergeç saplanacaktır amacına olumsuz; // Buharcana uçan zevk ufka doğru kaçacak / Tıpkı bir peri gibi kulisten geçip giden; / Her an bir parça yutar yaşama sevincinden / Ki herkese ömrünce dağıtılmış bir kucak. (...)”

Ölümden yaşama liseliler

ÖLÜLER KUŞAĞI
Daniel Waters
Çeviren: Banu Taylan Öğüdücü
Artemis Yayınları
2011, 424 sayfa.

Daniel Waters, ilk kitabı ‘Ölüler Kuşağı’ ile Amerika ve Avrupa’da birçok okura ulaştı. Yayımlandığı ilk günden bu yana pek çok okurun ve eleştirmenin olumlu eleştirisini kazandı. Hatta Avrupa ve Amerika’da yeni bir Stephen Meyer mi doğuyor söylentileri bile çıktı.
‘Ölüler Kuşağı’, konu itibarıyla yeni ufuklara yelken açmış bir roman sayılmaz. Ama Waters’ın sinemayla olan bağı ve fotografik anlatımıyla ortaya klişelerden beslenen çok özgün bir kurguya sahip, uzun bir düşün sürecinin ardından yazılmış bir roman çıkardığına şüphe yok. Daha önce sinemada 28 Gün Sonra ve şu anda ilk sezonu oynayan Walking Dead gibi zombileri eksenine almış örnekleri göz önüne aldığımızda Daniel Waters’ın bunlarden beslenmiş fakat çok daha özgün ve sıradışı bir iş ortaya koyduğunu söyleyebiliriz.
Amerika’da okyanus kıyısındaki eyaletlerden birinde, sıradan bir gün olmadığı bellidir. Doğan güneş, gelen postacı, okula öğrencileri götüren servis arabası her gün olduğundan farklıdır. Ve Oaklave Lisesi bir ilke imza atar. Bu eyalette genç yaşta ölen ve ölü olarak kalmayıp dirilen gençleri liseye kabul eder. Bu hem aileler hem de öğrenciler için oldukça ürkütücüdür. Okul kanitininde kendileri gibi kokmayan, yaşlanmayan, nefes almayan bir grup yeni arkadaşı Oaklave öğrencileri kabullenecek mi?
Daniel Waters’ın oldukça güçlü yaratılmış karakterleri hafızalara kazınacak cinsten. Ölü çocukların lideri Tommy Williams ve okulun gözdesi Phoebe arasındaki sıra dışı, inanılmaz ve imkânsız aşkı okumak, uzun zamandır bu kadar yoğun bir duyguyla karşılaşmadığınızı hatırlatacak size.
Daniel Waters, ilginç bir olaya daha imza atmış. Kendi blogunda ve web sitesinde Türkiye’de yayımlanan kitabın kapağını paylaşmış. Altına onlarca yorum ve değerlendirme yapılmasını sağlamış.
Kitabı okuyup soru sormak isteyenler, direkt olarak blogdan ve siteden yazarla iletişime geçebilir. Bir okur için inanılmaz bir şans bu. Hem de otomatik cevap ya da yazarın asistanıyla karşılaşmıyor, direkt Daniel Waters’la konuşuyorsunuz.
‘Ölüler Kuşağı’nın devamı olmasa da ardından yazılan, benzer temalı iki kitap daha var. ‘Kiss of Life’ ve ‘Passing Strange’. Her iki kitap da yayınevi tarafından yayına hazırlananlar listesinde, ‘Ölüler Kuşağı’nı okuyup beğenenlere duyrulur!
Hikmet Doğan Benli

ÜLTİMATOM,
Matthew Glass, çeviren: Güliz Arslan, Apollon Yayıncılık, roman, sayfa

Küresel ısınmanın yakın gelecekte, dünya çapında büyük felaketlere neden olacağı tahmin ediliyor. Daha karamsar olanlar ise, devletlerin yaşam kaynaklarını ele geçirmek için acımasız savaşlar çıkaracağı öngörüsünde bulunuyor. Öte yandan bu konu, bilhassa son zamanlarda gerilim romanlarının en çok ilgilendiği konulardan biri haline geldi. Matthew Glass imzalı ‘Ültimatom’ da, bu halkaya dahil edilebilecek yeni örneklerden. Glass, 2032’de geçen kurgusunda, denizlerin seviyesinin yükselmesi, bereketli toprakların hızla çölleşmesi gibi tehlikeler karşısında, dünyanın güçlü ülkelerinin savaşın eşiğine gelişini hikâye ediyor. ABD başkanı Joe Benton, bu büyük tehlike karşısında, ekonomik büyüme ile sanayinin belli bir seviyeye çekilebilmesi konusunda Çin’i ikna etmeye çalışacaktır.

ÇETELERİN HEDEFİNDEKİ ABDÜLHAMİD,
Ramazan Balcı, Babıali Kültür Yayıncılığı, tarih, 196 sayfa

Ramazan Balcı ‘Çetelerin Hedefindeki Abdülhamid’de, padişah II. Abdülhamid’i hedef alan suikastleri anlatıyor. Balcı, II. Abdülhamid’in ağırlıklı olarak iki grupla; Avrupa’ya sürgün edilen Mithat Paşa taraftarları ile Çırağan sarayında göz hapsinde tutulan, Sultan Murat adına hareket ettiklerini öne süren darbecilerle mücadele ettiğini söylüyor. Balcı çalışmasında ilk olarak, tarihe Çırağan Baskını olarak geçen ve Ali Suavi, Sultan Murad ve Tütüncübaşı Hüseyin Efendi gibi isimlerin dahil olduğu olaylarla başlıyor. Baskını gerçekleştirenleri Çırağan Çetesi olarak adlandıran Balcı, baskın hazırlıklarını, ekibin başarısızlığını ve çete üyelerinin yargılanma sürecini ele alıyor. Kitabın devamında ise, II. Abdülhamid’e suikast gerçekleştirmeyi tasarlayan Kleanti Çetesi, Konstantin Çetesi ve Yıldız Çetesi ele alınıyor.

SOLUN TÜRK DEVRİMİYLE İMTİHANI,
Savaş Açıkkaya, Paraf Yayınları, siyaset, 303 sayfa

Savaş Açıkkaya ‘Solun Türk Devrimiyle İmtihanı’nda, 1961 Anayasasının sağladığı atmosferde güçlenen solun, 12 Mart darbesiyle kesintiye uğrayan Atatürkçü-Kemalist damarını araştırıyor. Açıkkaya, 27 Mayıs-12 Mart döneminin sol akımlarının, Kemalizmle genelde pozitif bir ilişki içinde olduklarını ve bu ilişkinin 12 Mart darbesiyle bozulduğunu savunuyor. Yazar, solun resmi ideolojiyle nasıl bir etkileşimde olduğunu anlamak için de, Yön-Devrim, Ortanın Solu, Milli Demokratik Devrim gibi akımlar ile Türkiye İşçi Partisi’ni (TİP) analiz ediyor. Türkiye solu, Kemalizmle bağını koparmadığı gerekçesiyle, bilhassa son zamanlarda sıklıkla eleştiriliyor. Açıkkaya’nın çalışması da, söz konusu tartışmaya kendi cephesinden katkı sunmasıyla dikkat çekebilir.

İZMİR ROMANLARI,
Alper Yağlıdere, Ozan Yayıncılık, inceleme, 175 sayfa

Alper Yağlıdere, bir alan araştırmasıyla zenginleştirdiği ‘İzmir Romanları’nda, İzmir’in Konak ilçesinin Ege Mahallesi’ndeki Romanların yaşamlarını, kültürlerini ve alışkanlıklarını inceliyor. Roman kavramının açıklanmasıyla başlayan kitabın ilk bölümünde, Romanların bir tarihçesi veriliyor; ardından, günümüzde İzmir’de yaşayan Romanların hayatına dair ayrıntılar ele alınıyor. Kitabın ikinci bölümünde, Romanların aile yapıları, dini inanışları, meslekleri, yasalardaki konumları ve örgütlenme faliyetleri irdeleniyor; üçüncü bölümde de, Romanların kentle ilişkisi, küreselleşme sürecinde Romanlar ve kentsel dönüşüm sürecinde Roman mahalleleri konuları tartışılıyor. Alan araştırmasına dayalı son bölümünde ise, Ege Mahallesi’nde yapılan anket sonuçları değerlendiriliyor.

...VE ÖZAL’DAN SONRA KAYBOLAN YILLAR,
Ahmet Kurtcebe Alptemoçin, söyleşi: Semra Topçu, kendi yayını, 390 sayfa

Devlet, Maliye ve Dışişleri Eski Bakanı Ahmet Kurtcebe Alptemoçin, Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’la beraber çalıştığı dönemi, bu dönemde yaşadıklarını anlattığı ‘Özal’lı Yıllar’ adlı kitabıyla hatırlanacaktır. Alptemoçin, son kitabı ‘...Ve Özal’dan Sonra Kaybolan Yıllar’da ise, Türkiye’nin Özal’dan sonraki yıllarında tanık olduklarını kaleme getiriyor. 1991-2003 yılları arasındaki dönemi ele alan kitap, özellikle, 1994 ve 2001 krizlerininin nedenlerini sorgulaması, bu dönemde siyasetin yaşadığı tıkanıklığın ülkenin dengelerini ne denli olumsuz etkilediğini gözler önüne sermesiyle dikkat çekiyor diyebiliriz.

ESNEK ÜRETİM, DERİN SÖMÜRÜ,
İlker Belek, Yazılama Yayınları, siyaset, 263 sayfa

Esnek üretimin, modern kapitalist sömürünün yeni bir biçimi olduğunu biliyoruz. ‘Postkapitalist Paradigmalar’ın da yazarı İlker Belek, ‘Esnek Üretim, Derin Sömürü’de bu sömürünün farklı boyutlarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor. Belek, burada, esnek üretim, esnek teknoloji, esnek yönetim ve esnek istihdam biçimlerini, farklı ülkelerin somut deneyimlerini de ihmal etmeden inceliyor. “Toplam Kalite Yönetimi” ve “Kalite Çemberleri” gibi kavramları da ele alan Belek, esnek üretimin işçi sınıfı üzerindeki etkilerini irdeliyor; esnek üretime karşılık, sosyalist hareketin işyeri ölçeğini nasıl planlayacağını tartışıyor.

SEMA AYİNİ,
Melih Ümit Menteş, Cinius Yayınları, inceleme, 160 sayfa

Melih Ümit Menteş, ilgi çeken çalışması ‘Sema Ayini’nde, sema ayinindeki sembolleri ve anlamları açıklıyor. Sema ayininin tarihçesiyle başlayan kitap, sırayla, ayinin içsel anlamlarını, ayinin parçalarını, ayinin başlangıç ritüellerini, ayindeki selamları ve ayinin bitiş aşamalarını ele alıyor. Bu ayinlere neden sema adı verildiği; kıyafetler, yürüyüşler ve dönüşlerin neleri sembolize ettiği; ayinde kırmızı postun niye serildiği ve ayindeki Devr-i Veledi’nin ne anlama geldiği, Menteş’in yanıtını aradığı sorulardan birkaçı. Kitap, görsel zenginliği ve kaliteli baskısıyla da dikkat çekiyor.

AYAZ,
İlknur İnsaf Turan, Cinius Yayınları, roman, 265 sayfa

‘Belki Bir Gün’, ‘Aşk Her Yerde’ ve ‘Sabır’, İlknur İnsaf Turan’ın daha önce yayımlanmış romanları. Turan, son romanı ‘Ayaz’da ise, taşralı bir çocuğun, oldukça geçimsiz bir ailede hayata tutunma çabasını hikâye ediyor. Romanın merkezinde yer alan Ayaz, anne, baba ve kayınvalidenin durmaksızın çekiştiği bir ailede yaşamaktadır. Kısa bir süre sonra baba, başka bir kadın için evi terk eder. Bu sorunlu ilişkiler içinde büyümeye çalışan Ayaz, giderek ümitsizliğe kapılmaktadır. Fakat tüm çaresizliklere rağmen, onun ümitlerini diri tutabilecek biri de bulunmaktadır. Bu, jipiyle arada bir köye gelen ve Ayaz için rol model olan bir subaydır.

AŞK ŞİİRLERİ,
Pablo Neruda, yayıma hazırlayan: Fahri Özdemir, Kırmızı Yayınları, şiir, 146 sayfa

Şilili ozan Pablo Neruda, en güzel aşk şiirlerini yazan isimlerden biri. İşte Fahri Özdemir’in yayıma hazırladığı elimizdeki kitap, onun aşkı en iyi anlattığı, unutulmaz şiirlerine yer veriyor. Neruda, ‘Sevgili’ başlıklı şiirinde şöyle diyor: “Sevgili, / serin taş üstünde, baharleyin, / suyun bir köpük parıltısını açıp yayışı gibi, / öyledir yüzünün gülümsemesi, / sevgili. // Sevgili, / nazik eller ve narin ayaklar / bir tay gibi gümüşten, / yürüyen, dünya çiçeği, / böyledir gözümün görmesi, / sevgili. // Sevgili, / bakırdan bir yuva örülmüşken / başında, bir yuva / koyu bal renginde, / orda gönlüm yanar ve dinlenir, / sevgili. (...)”

UNUTMA BENİ APARTMANI,
Nermin Yıldırım, Doğan Kitap, roman, 420 sayfa

Nermin Yıldırım ‘Unutma Beni Apartmanı’nda, baş kahramanı Süreyya’nın trajik geçmişi ekseninde, aile kavramını masaya yatırıyor. Kimsesi olmayan, uzun yıllar önce terk edilmiş Süreyya, annesinin sesini ilk kez, kırk üç yaşındayken duyar. Bu durum, kadının geçmişine yapacağı trajik bir yolculuğun dönüm noktası olacaktır. Süreyya, terk edilmişliğinin hesabını sorarken, aynı zamanda kendi değerleri, hiçliğin içinde yarattığı kırılgan dünyasıyla acımasız bir hesaplaşmaya da girişecektir. Türkiye’nin yarım yüzyıllık yakın tarihini kapsayan roman, insan ilişkilerini Süreyya’nın hayatıyla harmanlayarak sunuyor.

DERSİM İSYANI,
Necmi Günel, Paraf Yayınları, tarih, 320 sayfa

Son zamanların önemli gündem konularından biri, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, devletin Dersim İsyanı’yla ilgili arşivlerinin açılması talebi oldu. İşte Necmi Günel elimizdeki çalışmasıyla, şu ana kadar gerçekleşen otuz Kürt isyanından biri olan Dersim İsyanı’nın öncesi ve sonrasına odaklanıyor. Günül kitabına, Dersim coğrafyası hakkında bilgiler vererek ve Dersim adının kökenini araştırarak başlıyor. Ardından, şu ana kadar gerçekleşmiş Kürt isyanlarını ele alan Günel, Dersim İsyanı’nı etkileyen nedenleri; Dersim hakkında hazırlanmış raporları; ve nihayet 1938 tedip harekâtını anlatıyor.

Ah İfenya, ah sevda! 
İFİYENYA SEVDA
İsmet Bertan
Remzi Kitabevi
2011
134 sayfa.

İsmet Bertan’ın son romanı ‘İfiyenya Sevda’ geçen günlerde yayımlandı. Çocuk ve belgesel tadında gençlik romanlarından tanıyoruz Bertan’ı. Yazarın yeni kitabı ‘İfiyenya Sevda’da
bir tarih ve bu tarih içerisinde gelişen aşk yer alıyor. ‘İfiyenya Sevda’, Osmanlı’nın son dönemlerinde belki de en zorlu dönemlerinde geçiyor. Kitap 1905- 1930 yılları arasına, Sultanhisarlı Rum bir ailenin kızı olan İfiyenya’nın trajik öyküsünü konu alıyor. Ailenin en küçük kızı olan İfiyenya aşkı, Yörük Ali Efe’nin çocuğu İsa ile tanışınca tadar. Çocuk masumiyetiyle âşık olur İsa’ya. Aydın’da yaşayan İfiyenya ve ailesinin etrafında birçok Türk vardır. İfiyenya’nın en yakın arkadaşları Türk’tür. İfiyenya zamanla arkadaşlarına özenir onlarla birlikte mektebe Kur’an kurslarına gider, dualar öğrenir. Bunu öğrenen İfiyenya’nın annesi İfiyenya’nın arkadaşlarıyla görüşmesini engeller. Daha da ilerisini düşünerek, İfiyenya’yı Yunanistana götürmek için babasını ikna etme çabalarına girer. En sonunda babasını ikna eder ve dayısıyla birlikte yollar kızı Yanya’ya. İfiyenya tabii ki gitmek istemez, İsa’dan, arkadaşlarından ayrılmak çok zor gelir. Fakat Yunanitan’a gitmek mecburiyetinde kalır. Her zaman içindeki aşka sahip çıkar. Uzaklıklar yıldırmaz onu. O kanlı, herkesin birbirine düşman olduğu dönemde İfiyenya aşkını kimselere söylemeden büyütür yüreğinde. 

Tarihten izler
İşte bu öykü özet olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları arasında Yanya’dan Aydın’a, Aydın’dan Yanya’ya uzanan bir hayatın parçası olan Rum kızının İfiyenye Sevda’nın öyküsüdür. İfiyenya’nın aşkı halkaları ve hayatları ayıran acımasız savaşa karşı tek kalkanıdır. Elinden gelen tek şey masumiyeti ve aşkıyla Ege’nin iki yakasını felakete sürükleyen düşmanlıklara direnip aşkına sahp çıkmaktır.Roman içerisinde bolca tarih ögeleri barındırıyor. Aşk hikâyesinin ardında öğretici bir nitelikte ‘İfiyenya Sevda’. Osmanlı dönemini anlatmasına rağmen konuşmalarda Osmanlı’nın Osmanlıca kelimelere çok fazla yer vermiyor. Roman herkesin rahatlıkla okuyabileceği açıklıkta. Duru ve insanın içini ısıtan, zaman zaman yürek burkan bir öykü ‘İfiyenya Sevda’nınkisi.
Elif Doyran


EĞİTİM FELSEFESİ,
Ahmet Cevizci, Say Yayınları, felsefe, 342 sayfa

Ahmet Cevizci ‘Eğitim Felsefesi’nde, felsefenin Yunan filozofları Aristoteles ve Platon’dan başlayarak konu edindiği eğitimi detaylı bir bakışla ele alıyor. Kitap, idealist, realist, kültürel ve pragmatist gibi yaklaşımlar ışığında klasik eğitim felsefesini konu edinerek açılıyor. Cevizci kitabının ikinci bölümünde analitik eğitim felsefesini; üçüncü bölümde de eleştirel eğitim felsefesini inceliyor. Yazar, kitabının son bölümünde ise, eğitim felsefesinin epistemolojik, ontolojik ve politik boyutlarına odaklanıyor. Çalışma, eğitim faaliyetlerini felsefi bir zemin üzerinden anlamlandırmaya çalışan tüm okurlara hitap ediyor.

BÜTÜN HİKÂYELERİ,
Ömer Seyfettin, hazırlayan: Nâzım Hikmet Polat, Yapı Kredi Yayınları, öykü, 1413 sayfa

Nâzım Hikmet Polat’ın hazırladığı ve özenli baskısıyla dikkat çeken ‘Bütün Hikâyeleri’, Ömer Seyfettin’in 1902-1920 arasında kaleme aldığı 165 hikâyesini bir araya getiriyor. Ömer Seyfettin, çok eser bırakmış, üretken yazarlardan. Kendisinin şiir, hikâye, siyaset, günlük, fıkra, çeviri, uyarlama gibi farklı türlerde yazdığı on yedi kitaplık bir külliyatı bulunuyor. Seyfettin’in buradaki öyküleri, yazıldıkları topluma, çevreye ve zaman dilimine ışık tutacak nitelikte. Türk modern öykücülüğünün kurucusu Ömer Seyfettin’in öyküleri, Türkiye’nin çalkantılı dönemlerini yansıtmaları ve çok yönlü olmalarıyla zevkle okunuyor.

ANDY WARHOL FELSEFESİ,
Andy Warhol, çeviren: Elif Gökteke, Sel Yayıncılık, anlatı, 256 sayfa

Amerikalı ressam, film yapımcısı ve Pop Art akımının en önemli temsilcilerinden Andy Warhol elimizdeki kitabıyla, okurlarını, hayatının, duygu ve düşüncelerinin ayrıntılarına inmeye davet ediyor. Warhol’un bir anlamda otobiyografisi olarak da düşünülebilecek kitap, onun farklı konulardaki fikir ve yorumlarını da barındırıyor. Burada, ergenlik dönemini, resim ve sinema alanındaki çalışmalarını, şöhreti yakalayışını, sanat konusundaki fikirlerini kaleme getiren Warhol, aynı zamanda Liz Taylor, Rolling Stones’a dair anılarını da okurlarıyla paylaşıyor. Kitap, sıradışı bir figürü, kendi ağzından dinlemek isteyenler için bir fırsat.

ALTERNATİF TIP TARİHİ,
Thomas Sandoz, çeviren: Çağrı Eroğlu, Dost Kitabevi, tıp, 258 sayfa

Thomas Sandoz ‘Alternatif Tıp Tarihi’ adlı bu çalışmasında, tarih boyunca ortaya konmuş alternatif tedavi yöntemlerinin, uygulamalarının ve bunlara katkıda bulunmuş çok sayıda ismin izini sürüyor. Yazar, özü yakalayabilmek amacıyla, çalışmasını, sadece üç coğrafi kutupla -Fransa, Almanya ve ABD- sınırlandırmış. Sandoz ayrıca, ortak öğretiye zarar verebileceklerini düşündüğü Hint, Çin ve egzotik tıp gibi farklı sistemlerden ödünç alınan yaklaşım ve önermelerle de ilgilenmemiş. Kitapta bitkiler, özler, kokular, rejimler, diyetler, reçeteler, ilaçların, alternatif tıbbın hangi aşamasında ortaya çıkıp geliştiği araştırılıyor.

KARŞIT HAFIZALAR,
Dan Diner, çeviren: Hulki Demirel, İletişim Yayınları, siyaset, 112 sayfa

Dan Diner ‘Karşıt Hafızalar’da, Batı’nın, Yahudi soykırımıyla hesaplaşmak konusunda gecikmesinin nedenlerini araştırıyor. Holokostun, derin yarıklarla parçalanmış 20. yüzyılın hafızalardaki simgesi haline geldiğini belirten Diner, soykırımın, Batı medeniyetinin ve kültürünün asli temellerini kökünden salladığını söylüyor. Soykırımın, 1950’li yıllardan itibaren unutulmaya terk edildiğini ve ancak 1990’lı yılların başlamasıyla, giderek artan bir şekilde çağın olumsuz simgesi olarak bilinçlerdeki yerini aldığını gözler önüne seren Diner, bu gecikmenin nedeni olarak öne sürülen 2. Dünya Savaşı ile Soğuk Savaş’ı da analiz ediyor.

TÜRKİYE’DE KAPİTALİZMİN GELİŞMESİ, SINIFLAR VE SINIF MÜCADELESİ,
Deniz Adalı, Kaldıraç Yayınları, siyaset, 246 sayfa

Deniz Adalı, ‘Türkiye’de Kapitalizmin Gelişmesi, Sınıflar ve Sınıf Mücadelesi’nde, ülkedeki kapitalist gelişimi hem ekonomik hem de siyasal yönleriyle analiz ediyor. Adalı çalışmasına başlarken, Türkiye’deki kapitalist gelişimi dört ayrı döneme ayırıyor. Yazarın yaptığı ayrım şöyle özetlenebilir: 1919-1945 arası, burjuva devrimi ve düzenin oturtulması; 1946-1972 arası, sanayi burjuvazisinin yükselişi ve toplumun egemen gücü haline gelmesi; 1973-1980 arası, toplumsal mücadelenin yükselişi ve karşı-devrim ve nihayet 1980 ve sonrası, sistemin yeniden düzenlenmesi. Kitapta, söz konusu dört dönemin kendine has özellikleri analiz ediliyor.

BENANKA,
Huriye Gökağaçlı, kendi yayını, şiir, 96 sayfa

Huriye Gökağaçlı imzalı ‘Benanka’, tümü aşka adanmış şiirlerden oluşuyor. Bu şiirlerde aşk özlemi, hasret, güven, sevinç, hayal kırıklıkları, öfke, kızgınlık, şüphe ve kıskançlık gibi, aşka dair birçok duygunun izi sürülüyor. Kitap, benankaa@gmail.com mail adresinden temin edilebilir. Gökağaçlı, kitaba adını veren şiirinde ise şöyle diyor: “Aşkım ben. / Aşkın ta kendisiyim. / Aşkla beslenirim. // Aşkla döner dünyam. / Aşktır yüreğim. / Ben görünmez ellerin / alevden dillerin senin. // Aklını özünü kül eden / sen-im. / Yağı senden damlayan / kordan kandilim. / Yanarım senlerde, göğe ağarım. / Yandıkça küllerimden / yeniden doğarım.”

Sevgi mi, para mı? 
SİLAS MARNER
George Eliot
çeviren: Cem Alpan
Can Yayınları
2011
248 sayfa.

Umut ve sevgiden yoksun bir adam, tarihin en eski ikilemlerinden biriyle karşı karşıya kalır: Sevgi mi, para mı? George Eliot, ‘Silas Marner’da bu soruya verilmiş en güzel cevabı insanlığa miras bırakıyor!
George Eliot takma adıyla yazan ‘Mary Anne’ ya da ‘Marian Evans’ , Victoria döneminin en büyük İngiliz yazarlarından biri olarak kabul edilir. Eliot’ın en kısa romanlarından biri olmasına rağmen, sevgi ve para arasında kalan insanların büyüleyici küçük dünyalarını anlatan ‘Silas Marner’, içerdiği mizah ve toplumsal eleştiri öğeleriyle akıllarda benzersiz bir yer edinmeyi başarmıştır. 1985’te, yönetmen Giles Foster tarafından sinemaya uyarlanan eser Eliot’un da en sevdiği eseridir.
Hırsızlıkla suçlanınca kilise tarafından kovulup yaşadığı köyü terk eden Silas Marner, İngiltere’nin Raveloe adındaki bir köyüne yerleşir. Karşı karşıya kaldığı haksızlık onu insanlardan uzak durmaya iter ve bir süre sonra hayatındaki tek kaygı dokuma tezgahı sayesinde kazandığı altınları istiflemek olur. Bir süre sonra beklenmedik bir şekilde yalnızlığını bozan altın saçlı küçük kız, Marner’ın yaşamını ve dünyaya bakışını sonsuza dek değiştirecektir.
Dosttan ve sevgiden ırak düşmüş hayatın, küçük bir çocuğa duyulan sevgiyle tekrar şekil alışını, umudun kapılarını yeniden aralayışını anlatıyor Eliot. Haksızlığa gururla göğüs geren, günahlarla ve pişmanlıklarla yüzleşen insan, konu alan, ‘Silas Marner’, son sayfasına kadar soluksuz okunan bir klasik.