YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR
YENİ ÇIKANLAR

TOPLUMSAL CİNSİYET
YANILSAMASI,
Cordelia Fine, çeviren: Kıvanç Tanrıyar, Sel Yayıncılık, psikoloji, 336 sayfa

Toplum, kadın ve erkeklerden, kendilerine dair belirlenmiş kalıplara uymalarını bekler. Bu kemikleşmiş kalıpların hiç sorgulanmaması ise, asıl olarak, bunun en büyük mağduru olan kadınları olumsuz etkilemeye devam ediyor. İşte, psikoloji ve felsefe alanlarında çalışmalar yapmış olan Cordelia Fine bu kitapta, iki cinsiyet arasında “özsel farklılıklar” olduğunu iddia eden toplumsal cinsiyet yargılarını sorguluyor. Cinsiyetler arası doğuştan farklılıklar bulunmadığını belirten Fine, erkek ve kadın beyinlerinin ayrışmış olmadığını, daha ziyade onları çevreleyen kültür tarafından şekillendirilmiş psikolojik süreçlerin bulunduğunu ortaya koyuyor.

AŞK YOLUNDA ADIM ADIM,
Ceyda Altuntecim ve Emrah Altuntecim, Timaş Yayınları, kişisel gelişim, 352 sayfa

‘Aşk Yolunda Adım Adım’, Ceyda ve Emrah Altuntecim çiftinin, Mevlana’nın 802. doğum yıldönümü vesilesiyle İstanbul’dan Konya’ya yaptıkları manevi yolculuğun hikâyesinden oluşuyor. Bin kilometreye yakın bir mesafeyi yürüyerek kat eden çiftin İstanbul’da başlayan rotası sırasıyla Yalova, Bursa, Bilecik, Eskişehir, Kütahya ve Afyon’u takip etmiş ve nihayet Konya’daki Mevlana Müzesi’nde sonlanmış. İkili, elimizdeki kitaplarında, 13 Ağustos-30 Eylül 2009 arasında, kırk dokuz gün süren yolculukları boyunca karşılaştıkları Türkiye insanına dair gözlemleriyle yaptıkları şehitlik, anıtmezar, türbe ve müze ziyaretlerini okurlarıyla paylaşıyor.

İSİMSİZ,
Mustafa Sefa Güvenir, İkinci Adam Yayınları, roman, 167 sayfa

‘İsimsiz’, Mustafa Sefa Güvenir’in ilk romanı. Kendisini kutluyoruz. Güvenir bu romanında, hayatları birer zorlu sınav olarak tanımlanabilecek sokak insanlarının hikâyesini kaleme getiriyor. Fakat genelde aciz ve çaresiz olarak bilinen söz konusu insanlar, burada güçlü ve dirayetli karakterler olarak resmediliyor. Bunun en iyi örneği de, romanın başkahramanı Garip Garip’tir. Sokakta yaşayan insanların en büyük derdi, karınlarını doyurmak, bir de başlarını sokacak bir yer bulmaktır. Yedi dil bilen ve çok iyi dövüşen bu ilginç karakter ise, daha fazlasını isteyerek, içinde bulunduğu şartları, kendini dönüştürme fırsatı olarak kullanır.

TEKİL NESNELER,
Jean Baudrillard ve Jean Nouvel, çeviren: Aziz Ufuk Kılıç, Yem Yayın, mimari, 102 sayfa

‘Tekil Nesneler’, bir mimar ve bir filozof arasında, mimarlık ve felsefe ilişkisini konu edinen uzun soluklu ve kesintisiz bir söyleşi. Günümüz mimarisinde başat yaklaşımlardan biri haline gelen teknokratik pozitivizme mesafeli duran Baudrillard ve Nouvel, gerek mimarlığı ve gerekse felsefeyi bir dönem sorununun parçaları olarak değerlendiriyor. Bu iki alanı, özgül tarihleri, geçişleri ve dönüşümleri olan, çağımızda tarihin istikrarsızlaştırıcı etkilerine maruz kalmış birer disiplin olarak değerlendiren Baudrillard ve Nouvel, geleceğin mimarisinin, ancak felsefe ile mimarinin birbirinden beslenmesi halinde yaratılabileceğini belirtiyor.

GÖLGESİ İNSAN BEDENİ DOĞA,
Mahmut Temizyürek, Yazılı Kağıt Yayınları, deneme, 120 sayfa

Şair Mahmut Temizyürek’in 2007’de yayımladığı ‘Boşluktan Doğan’ adlı deneme kitabı, Memet Fuat Deneme Ödülü’nü kazanmıştı. Yazar ‘Gölgesi İnsan Bedeni Doğa’da da, yeni denemeleriyle karşımıza çıkıyor. Buradaki metinleri özgün kılan başlıca husus, herbirinin bir şiirden hareketle kaleme alınmış olması. Kitabının, “bendeki hissediş anlarının sıcaklığıyla, anlam arayışı sırasında kavramların zoraki kabuğuyla örülmüş soğukluğunun buluştuğu denemelerden” oluştuğunu söyleyen yazar, şiirlerin kendisinde uyandırdığı duyguların izini sürüyor. Temizyürek’in denemeleri, bir yönüyle, şiirin farklı anlamlarını ortaya koyma çabası olarak da okunabilir.

MUHTEŞEM ŞAİR MUHİBBÎ,
hazırlayan: İskender Pala, Kapı Yayınları, şiir, 225 sayfa

Osmanlı padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman, bu ara özellikle ‘Muhteşem Yüzyıl’ adlı diziyle yeniden ilgi çekmeye başladı. Bu durum, Sultan Süleyman’a dair muhtelif çalışmaları da tetiklemiş durumda. Bunun son örneklerinden biri de, İskender Pala’nın hazırladığı elimizdeki çalışma. Kitapta, Süleyman’ın Muhibbî mahlasıyla yazmış olduğu şiirler yer alıyor. Pala’nın belirttiğine göre, Sultan Süleyman’ın şiire olan büyük ilgisi, onun üç bin civarında şiir içeren bir divan ortaya koymasına vesile olmuş. Kitaptaki şiirler, genelde sert ve asık suratlı olarak bildiğimiz padişahların, daha duygulu yönlerine tanık olmak için iyi bir fırsat.

DÜŞÜNÜYORUM O HALDE SANIĞIM,
Mustafa Balbay, Cumhuriyet Kitapları, şiir, 351 sayfa

Mustafa Balbay, kısa bir süre önce yayımlanan ‘Zulümhane’de, Silivri Cezaevi’ndeki anılarını, içinde bulunduğu sürecin detaylarını kaleme almıştı. ‘Zulümname’ alt başlığını taşıyan ‘Düşünüyorum O Halde Sanığım’ ise, Balbay’ın cezaevinde yazdığı şiirlerden oluşuyor. Balbay, ‘İstikrar Marşı’nda şöyle diyor: “İktidarı tuttun mu sakın bırakma / Koltuğa otur, yapış, arkana bakma / Artık dokunduğun her şey senindir / Hak hukuk derlerse kafana takma. // Sil geçmişi, tarihi kendinle başlat / Kurumları yok edemiyorsan etrafını taşlat / İstikrarı bozanı at içeri, bakma gözünün yaşına / Hiçbir şey yapamıyorsan kendi bilgisayarını tuşlat. (...)”

Mutfakta kim var?
ELVEDA HİÇ KİMSEM
Jennifer Weiner
Sayfa6 Yayınları
2011
437 sayfa .

Jennifer Weiner, chick-lit türü romanların en başarılı yazarlarından biri. Yetenekli Weiner’ın son romanı olan ‘Elveda Hiç Kimsem’de sürükleyiciliğe sahip bir hikayeyi anlatıyor. Üstelik bu kez işin içine bir tutam polisiye de katıyor!
New York’un zengin elitlerinin, milyon dolarlık evlerde yaşadığı, Upchurch adlı bir banliyödeyiz. Her biri adeta Stepford Wives kadınlarının gerçek dışı kusursuzluğunu anımsatan ev kadınlarıyla çevrili bu banliyöde, üç cocuğu ve onu seven kocasıyla birlikte yeni yaşamaya başlayan kahramanımız Kate, aslında New York’taki hareketli yaşamını özleyen ve bu kusursuz görünümlü kadınlara ayak uyduramayan ‘umutsuz’ görünümlü bir ev kadınıdır.
Hırslı, yetenekli ve güzel bir opera yıldızı anne ile bir obua sanatçısı babanın, annesinin ışıltısı altında silik kalmış kızları olarak büyüyen Kate; edebiyata meraklı bir genç kız olarak kapıldığı gazetecilik hayalleri sonunda, kendini bir New York magazin dergisinde bulur. Ünlülerin sırlarının peşinde koşulduğu bu dergideki en yakın arkadaşı olan, Janie’yle birlikte aynı evde de birlikte yaşamaya başlarlar. Janie, uçarı ve deli dolu bir kız olmasına rağmen Kate’i bir kardeş kadar çok sevmektedir. Kate daha taşındıkları ilk gün yakışıklı komşuları Ewan’la tanışır ve ona hemen aşık olur. Ancak Ewan, son derece güzel ve seksi bir modelle nişanlıdır. Ewan, aslında bir özel dedektiftir ve son derece akıllı bir kız olan Kate’ten de zaman zaman yardım alır. Aralarında bir şeyler gelişse de sonunda Kate’in kalbi çok kötü kırılır. Ancak daha sonra tanışacağı Ben adlı başarılı politik danışmanla mutlu bir evlilik yapar ve üç çocuklarıyla birlikte Upchurch’te rüya gibi bir eve taşınırlar.
Fakat Kate görünürde mutlu giden bu hayatının ardında, aslında fena halde sıkılmaktadır. Kocası yoğun işleri nedeniyle evde çok az bulunmakta, bu durum da hem evliliklerini hem de cinsel yaşamlarını etkilemektedir. Öte yandan Kate, fazla kiloları, çocuklarının peşinde bir türlü düzene sokamadığı evi ve hayatıyla, banliyönün diğer ‘mükemmel’ görünümlü ev kadınlarıyla bir türlü yakınlaşamamakta ve hafif dışlanmaktadır. Derken hiç beklenmedik bir şey olur. Bu kusursuz kadınların içinde en mükemmel olanları; harika bir eşe, kusursuz bir güzelliğe ve mükemmel çocuklara sahip olan Kitty Cavanaugh esrarengiz bir şekilde öldürülür! Üstelik onun cesedini de evin mutfağında Kate bulur!
Jennifer Weiner, ‘umutsuz bir ev kadını’ndan bir dedektif yaratıyor.

MARKA ŞEHİR,
Muhterem İlgüner ve Christer Asplund, Markating Yayınları, yerel yönetim, 354 sayfa

Marka danışmanları Muhterem İlgüner ve Christer Asplund ‘Marka Şehir’de, hangi strateji ve yöntemlerle bir şehrin başarılı bir şekilde geleceğe hazırlanacağı konusunda önerilerde bulunuyor. Değişen dünyada, şehirlerin rolü de değişmekte. Dünya nüfusunun artık yarısından fazlası şehirlerde yaşamakta, ayrıca dünya gayrı safi hasılasının önemli bölümü, şehirlerde oluşuyor. İşte bu kitapta, belediye başkanları, ticaret ve sanayi odası başkanları ve onların ekipleri ile bölgesel kalkınma ajansları ve bölge planlamacıları için, yer ve yörelerini başarıya ulaştıracak doğrultuda kullanabilecekleri, bir planlama çerçevesi sunuluyor. Bu çerçevenin içinde ise, rekabetin değerlendirilmesi, alıcı-satıcı ilişkilerinin dinamiği, pazarlama alt yapısının rolü ve etkin iletişimin yaygınlaştırılması gibi temel konular bulunuyor.

OYUNUN GÜCÜ,
David Elkind, yayına hazırlayan: Bekir Onur, çeviren: Demet Erol Öngen, İmge Kitabevi, eğitim, 310 sayfa

Çocuk gelişimi uzmanı David Elkind ‘Oyunun Gücü’nde, oyunun, çocukların evdeki, okuldaki ve topluluk içindeki yaşamlarında nasıl daha etkin hale getirilebileceğini irdeliyor. Bilişsel/güdüsel bir oyun gelişimi kuramını geliştiren yazar, yaratılan yüksek teknolojili ticarileştirilmiş dünyanın, çocuğun gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerini eleştiriyor. “Çocukların kendiliğinden ve kendi girişimleriyle başlattıkları oyunlara girişememelerinin psikolojik sonuçları, önemli olduğu kadar kaygı verici bir sorundur,” diyen Elkind, oyuncakların edilgen tüketim alışkanlıklarının ötesine geçemediğini belirtiyor. Çocukların oyunlara girişmesini engelleyen toplumsal gelişmeleri değerlendirmekle başlayan kitap, oyunların, çocukların bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerini beslemeleri konusundaki hayati rolünü ortaya koyuyor.

ŞİİR ADIMLI BİR YOLCU: HAYDAR ERGÜLEN,
Sıddık Akbayır, Ferfir Yayınları, inceleme, 425 sayfa

Sıddık Akbayır, bir Haydar Ergülen ansiklopedisi olarak tanımlanabilecek ‘Şiir Adımlı Bir Yolcu’da, şairin hayatını, kişiliğini, çevresini ve eserlerini kuşatıcı bir bakışla irdeliyor. Ergülen’in yirmi iki yıllık okuru olduğunu söyleyen Akbayır’ın bu ilgi ve sevgisinin izlerini, kitabın sıcak ve samimi üslubunda da görmek mümkün. Ergülen’in Eskişehir günleriyle başlayan kitap, devamında, Ergülen’in lise yıllarındayken solculuğu keşfedişine, ilk şiirlerini ne zaman yazmaya başladığına, Ankara ve İstanbul günlerine ve reklamcılık sektöründe çalıştığı uzun yıllara kadar birçok konuya uzanıyor. Ergülen’in yayımlanmış on iki kitabının değerlendirildiği ve şiirlerinin çözümlendiği kitap, şairin birçok fotoğrafını barındırması, kapsamlı kaynakçası ve en çok da, derli toplu ‘Haydar Ergülen Sözlüğü’yle dikkat çekiyor.

DİVANDA KILIÇ DÖVÜŞÜ,
Vamık D. Volkan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikanaliz, 81 sayfa

Vamık D. Volkan ‘Divanda Kılıç Dövüşü’nde, Türkiye’de psikanalizin gelişmesini ve Uluslararası Psikanaliz Birliği’ne bağlı resmi eğitim sürecinin başlamasını anlatıyor. Kitabın ilk bölümünde, Türkiye’de psikanalizin yaygınlaşması ve kurumsallaşması için yürütülen çabalar, Türkiye’de psikanalizin genel tarihçesi bağlamında ele alınıyor. Volkan devamında, analizini başarıyla tamamladığı bir nevroz vakasını da okurlarıyla paylaşıyor. Kitabın ikinci bölümünde ise, psikanalist Yavuz Erten, ‘Divanda Kılıç Dövüşü’nü klinik ve kuramsal açıdan ele alıyor ve Volkan’ın çalışmalarını geniş bir perspektifle değerlendirerek onun mesleki ve toplumsal etkilerini irdeliyor. İki yazarın katkıda bulunduğu kitabın, yetişmekte olan analistlere, klinik malzemeye farklı
açılardan bakmaları konusunda ipuçları verebileceği söylenebilir.

TARİH BOYUNCA ÜÇLÜ AŞK,
Barbara Foster, Michael Foster ve Letha Hadady, çeviren: Sinem Sultan Gül, Varlık Yayınları, inceleme, 575 sayfa

Üç yazarlı ‘Tarih Boyunca Üçlü Aşk’, tabu sayılan, duygu dünyasının oldukça çetrefilli konularından birine odaklanıyor. Simone Beauvoir’in meşhur “İnsan bir hayvan türü değil, tarihsel bir gerçekliktir,” sözünden hareket eden kitap, toplumsal hayatta dile getirilmekten imtina edilen ve yazarların triografi olarak tanımladıkları üçlü aşkın erotik bir tarihçesi olarak tanımlanabilir. Geniş bir tarihi aralığı kapsayan kitap, Casanova, Percy ve Mary Shelley, Voltaire, Rousseau, Viktor Hugo, Henry Miller, Anais Nin, Salvador Dali, Hemingway, Greta Garbo, Jack Kerouac, Mitterand ve daha birçok ünlü simanın üçlü aşk hayatını konu ediniyor.

ÜSTÜ KALSIN İHANETİMİN,
Sema Karabıyık, Profil Yayıncılık, roman, 319 sayfa

Sema Karabıyık, daha önce yayımlanan ‘Muamma’ adlı romanında, küresel sermayenin kar hırsını, Cenan, Derya ve Berker adlı karakterleri arasındaki ilişki ekseninde hikâye etmişti. Karabıyık, ‘Muamma’nın devamı olarak nitelenebilecek ‘Üstü Kalsın İhanetim’de de, yine Cenan’ı kurgunun merkezine yerleştirerek, onun iç dünyasına dönüşünü, geçmişiyle yaşadığı hesaplaşmayı anlatıyor. Kendisinden beklenen büyük başarılardan rahatsız olarak yalnızlığına çekilen Cenan, kardeşi Derya’nın ansızın ortadan kaybolmasının ardından, onu bulmak için terk ettiği dünyaya geri dönecektir. Fakat Cenan’ı burada, geç kalınmış bir hesaplaşma da beklemektedir.

FACEBOOK MASALLARI,
Emily Liebert, çeviren: Nehir Güler, Derin Kitap, anlatı, 263 sayfa

Facebook, internet teknolojilerinin akıl almaz gelişmeler göstermesinin en iyi simgelerinden. Kuşakları etkileyen bir değişimin göstergesi olan Facebook, dünya çapında 350 milyon kullanıcıya ulaşmış durumda. İşte Emily Liebert ‘Facebook Masalları’nda, bu devasa organizma içinde yaşanan ilginç öyküleri, daha doğru bir tabirle “modern çağ masalları”nı anlatıyor. Kitapta, karşı karşıya kaldıkları büyük zorlukları, Facebook gruplarından aldıkları büyük destekle aşan 25 insanın öyküsü bulunuyor. Kırk yıl sonra bir araya gelen kız kardeşler, kimsesiz bir çocuğu evlat edinen bir çift ve organ bağışında bulunulan bir anne, bu öykülerden birkaçı.

O, ÖYLE SEVGİLİYDİ,
Melania G. Mazzucco, çeviren: Meryem Mine Çilingiroğlu, Yapı Kredi Yayınları, roman, 478 sayfa

İtalyan yazar Melania G. Mazzucco, biyografik romanı ‘O, Öyle Sevgiliydi’de, iki dünya savaşı arası bohem hayatın simge isimlerinden Annemarie Schwarzenbach’ın hikâyesini anlatıyor. Varlıklı bir aileden gelen Schwarzenbach, yazarlığının yanı sıra, gezi gazeteciliğiyle de bilinir. Schwarzenbach bu gezilerinde, güney ve doğu Avrupa, Ortadoğu, ABD ve Kongo gibi ülkelere gitmişti. Hatırlanacağı gibi, bir süre önce Türkçede yayımlanan ‘İran’da Ölüm’ de, yazarın 1935 yılında İran’da gazeteci sıfatıyla geçirdiği zamanın meyvesiydi. İşte Mazzucco’nun elimizdeki romanı da, bu sıra dışı kadının inişli çıkışlı hayatının akıcı bir panoramasını sunuyor.

CİNAYET BÖLGESİ,
Mary Higgins Clark, çeviren: Hale Vardar, Maviağaç Yayınları, roman, 336 sayfa

Türkiyeli okurların ismine aşina olduğu yazarlardan Mary Higgins Clark, ‘Cinayet Bölgesi’ adlı son romanında, karmaşık bir evlatlık alınma öyküsünü anlatıyor. Roman, hayatının son dönemlerini yaşayan Olivia Morrow’un, ailesinin sırlarını beraberinde götürüp götürmeme konusunda yaşadığı çelişkilerle örülmüş. Morrow’un elinde, merhum kuzeni Catherine’in yasak aşkına, bunun ertesinde bir erkek çocuk doğurduğuna ve Catherine’in torunu olarak bilinen Monica Farrell’ın da gerçekte evlatlık alındığına dair bilgiler bulunmaktadır. Morrow, ailenin yasal mirasçısı olarak görünen genç kadına, ailesi hakkındaki gizli hikâyeyi anlatmak zorundadır.

BEŞ PARALIK ROMAN,
Bertolt Brecht, çeviren: Sevgi Soysal, İletişim Yayınları, roman, 359 sayfa

‘Üç Kuruşluk Opera’nın meşhur yazarı Bertolt Brecht, usta kalemlerimizden Sevgi Soysal’ın Türkçeye kazandırdığı ‘Beş Paralık Roman’da, para hırsının olmadık işler yaptırdığı karakterlerinin hikâyesini anlatıyor. Brecht’in epik tiyatrosunun roman türüne uyarlanması olarak düşünülebilecek kitap, aynı zamanda onun, devrimci eğilimlerini en belirgin biçimde ortaya koyduğu metinlerden. Brecht, Walter Benjamin’in sonsözüyle yayımlanan satirik romanında, özgün tarzıyla, paranın iktidarının hüküm sürdüğü; havasız ofislerden, rutubetli hamamlardan ve sisli sokaklardan oluşan bir atmosferde, çıkarları için çürüyen ve kirlenen insanları anlatıyor.

YAŞAM YOLU,
Ayla Yazgan, İmge Kitabevi, roman, 335 sayfa

Ayla Yazgan’ın ‘Yaşam Yolu’nda, bir kadının hayatı ekseninde, Türkiye yakın tarihinde bir yolculuğa çıkıyor. Yazgan, önce bir kız çocuğu, ardından genç bir kız ve son olarak da olgun bir kadın olan baş karakterinin ağzından anlattığı hikâyesinde, Selanik’ten mübadeleyle Türkiye’ye gelen bir ailenin tarihçesini sunuyor. Ailenin kendine has özelliklerini ve fertleri arasında yaşanan kuşak çatışmalarını kurgunun merkezine yerleştiren yazar, bunu da kadın karakterinin hüzünlü olduğu kadar aşkla da yoğrulmuş hayatıyla harmanlayarak veriyor. Kitap, sadece bir kadın ile bir ailenin değil, Türkiye yakın tarihinin romanı olarak da okunabilir.

Küresel oligarşinin tarihi

ŞEYTAN’IN
ÇOCUKLARI
Murat Çulcu
e Yayınları
2011
520 sayfa.

Osmanlı İmparatorluğu’nun asırlara yayılan hâkimiyeti ders kitaplarında kuruluş, yükseliş, gerileme ve çöküş başlıkları altında, yanıtsız sorularla dolu bir dizi galibiyet ve mağlubiyet hikâyesi olarak anlatıldı. Murat Çulcu, Türkiye’de Mafia’laşmanın Kökenleri kitap dizisinde bu dönemlerin karanlıkta kalmış karakterlerine, günümüze uzanan yolsuzluklara zemin hazırlayan dinamiklerine ışık tutuyor. Araştırmacı gazeteci, dizinin altıncı kitabı ‘Şeytan’ın Çocukları’yla 13. yüzyıldan itibaren Akdeniz’de gücünü arttıran Venediklilerin Osmanlılarla olan ilişkisini mafyalaşma ve ticaret oligarşisi ekseninde ele alıyor.
Yazar, mafyalaşmayı 13. yüzyılın başından itibaren Mora ve Girit Adaları’na konumlanarak Adriyatik Denizi ve Akdeniz üzerinde hükmetmeye başlayan Venediklileri anlatarak başlıyor. Yasal veya yasadışı alanda finans-ticaret oligarşisini elinde bulunduran Venediklilerin Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve sonrasında Osmanlılarla olan ilişkisini ele alıyor. Öte yandan Osmanlı Devleti’nde merkezi otoritenin yok olmasıyla birlikte yerel güç odakları olarak sahneye çıkan Ayanların taşıdığı ‘mafios karakteri’ni irdeliyor.
Yazar 14. ve 15. yüzyıllara giderek bu dönemde Osmanlı Devleti’nin Ege ve Akdeniz’de artan hâkimiyetinden endişelenen Venediklilerin bölgede otoriteyi ellerinde tutmak için hangi ‘mafios unsurları’ kullandıklarını açıklıyor. Korsanlar, ada halkı ve acentelerin işbirliği ile organize olan oligarkların bölgeye nasıl nüfuz ettiğini ve bu asimetrik savaş unsurlarını etkin ve yaygın bir biçimde nasıl yönlendirip kullandıklarını anlatıyor. Moralı Rumlar tarafından ‘Şeytanın Çocukları’ diye adlandırılan, Osmanlı yönetiminde önemli makamlara sahip Fener Beylerinin oligarkların en büyük işbirlikçileri olduğuna dikkat çeken Çulcu, bu grubun kökenlerini ve gelişmesini gözler önüne seriyor. Bunun yanında, Yunan bağımsızlığını amaç edinen ‘oligarşik terör örgütü’ Filiki Eterya derneği çevresinde meydana gelen masonik ve carbonarist faaliyetlerden söz ediyor. İtalya, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi merkezi güçlerin yanında, Eflak-Boğdan voyvodalıkları, Arnavut Mafios oluşumu, Akdeniz tüccarları, deniz haydutları, Rum ve Türk zorba-haşere takımından oluşan yerel odakların 19. Yüzyıldaki Mora İsyanı’yla başarıya ulaşan kolektif çalışmasına ayna tutuyor. Raye Askın