YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR
YENİ ÇIKANLAR

MENEKŞENİN SAYILI GÜNLERİ
Muzaffer Kale, Mühür Kitaplığı, şiir, 80 sayfa

1981’den beri şiir yazan Muzaffer Kale’nin yayımlanmış birçok kitabı bulunuyor. ‘Menekşenin Sayılı Günleri’ ise, Kale’nin yeni şiirlerinden oluşuyor. ‘Kalın Bakır’ adlı şiirden bir alıntı: “Her şeyden öldük. // Çok derinden acı çekiyor / gözlerimiz. / Parlıyor / çocukların gözyaşları / kara kavruk / yanaklarımızda, / çoktandır bu / zayıf düşmüş / hayatın / ve / ölümün önünde. // Hayal gibiyiz / kendi yerimizde, / bugün var / yarın yok! // Tarta tarta / konuşuyoruz sözcükleri / ağır / gelmesinler diye. // Fazladan hiçbir yükü / kaldıracak gücümüz yok. // Köklerimiz tıka basa / toprağın altını / aceleyle / doldurduğunu biliyoruz. (...)”

TURŞU
Sema Temizkan, Hayy Kitap , yemek, 109 sayfa

‘Bizanslı Yemekler’ ve ‘Reçel Deyip Geçme’ kitaplarıyla bildiğimiz Sema Temizkan, şimdi de altmış geleneksel turşu tarifiyle karşımıza çıkıyor. Kitapta, dört mevsim turşu keyfinin sürülebilmesi için, kolaylıkla yapılabilecek lezzetli tarifler bulunuyor. Temizkan bu tariflerin yanı sıra, en ünlü turşu ustalarının verdiği özel turşu sırlarıyla da çalışmasını zenginleştiriyor. Anadolu’nun turşu kültürüyle başlayan çalışma, onlar olmadan turşunun söz konusu olamayacağı malzemeler, Türkiye’nin ünlü turşucuları, turşularının tadı unutulmayan lokantalar, ot turşuları, yaz turşuları, meyve turşuları ve kış turşuları konularıyla devam ediyor.

DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE GİZLİ OPERASYONLAR
Mehmet Komşu, Bizim Kitaplar, inceleme, 344 sayfa

Bir dönem Adalet Bakanlığı da yapmış Mehmet Ağar, bir açıklamasında “Ben, devlet adına bin operasyon yaptım” demişti. Mehmet Komşu ise elimizdeki ilginç çalışmasında, dünyada ve Türkiye’de gerçekleştirilmiş, yakın tarihte derin izler bırakmış önemli operasyonların nasıl hazırlandığını, uygulamasını ve sonuçlarını inceliyor. Kitapta, 1922’de bazı subaylar tarafından linç edilerek öldürülen Ali Kemal, kontragerilla tertibi 6-7 Eylül olayları, 12 Mart 1971 darbesinde 1. Ordu Komutanı Faik Türün’ün “Balyoz” operasyonu, 12 Eylül “Bayrak” operasyonu, Mussolini’nin kaçırılma operasyonu ve MOSSAD gibi gizli örgütlerin faaliyetleri ele alınıyor.

DİKKAT! UMUT VAR!
Serpil Kara, Arya Yayıncılık, anlatı, 128 sayfa

Serpil Kara bir öğretmen. Kendisi dağ köylerinde, varoşlarda ve hastane okullarında öğretmenlik yapmış. Kara’nın kimi öğrencileri ise, kistik fibrozis, diyabet, hepatit, kalp, lösemi, lüpus, MS, kronik böbrek yetmezliği gibi hastalıklardan mustaripti. İşte Kara, umut dolu bir üslupla ve sevgiyle kaleme aldığı bu kitabında, söz konusu öğrencilere dair izlenimlerini anlatıyor. Kara, hastalıkları farklı, ama kaygıları, hayata tutunma istekleri ve umutları ortak olan öğrencilere dair görüşlerini okurlarıyla paylaşırken, zor olsa dahi, umudunu yitirmemenin, yarın için hayal kurmanın, insanı ne denli güçlü kıldığını gözler önüne seriyor.

ERMENİ BELGESİ
Bülent Ruscuklu, Siyah Beyaz Yayınları, roman, 303 sayfa

Bülent Ruscuklu’nun romanları, ağırlıklı olarak tarihi ve polisiye öğelerle beslenir. Yazarın, ‘Ermeni Belgesi’ ise, hem tarihi hem güncel olaylar üzerine inşa edilmiş. Ruscuklu’nun diğer romanlarından bilinen MİT çalışanı Mete Çeliker burada da yeniden rol alıyor. Taşnaksutyun Örgütü’nün Osmanlı’ya karşı ilk hareketini 1896’da Van’da başlatmasıyla açılan roman, Çeliker’in, 130 yıllık Ermeni Kara Haç Cemiyeti’nin planladığı gizli bir eylemi ortaya çıkarmasını hikâye ediyor. Çeliker, Türkiye ve Ermenistan’ı karşı karşıya getirecek bu korkunç eylemin önüne geçmeye çalışırken, devletin içinde yer etmiş bir köstebeği de deşifre edecektir.

MİMARLAR DİK DURUR!,
Doğan Hasol, YEM Yayın, anlatı, 150 sayfa

Bir mimarın hayatı gerçek bir koşturmacadır. Zira kendisi sürekli tasarlamak, her seferinde daha iyi tasarlamak zorundadır. İşin bir zorluğu da, mimarın bunu yaparken, farklı kişilere ihtiyaç duyması. O çalışırken, iş sahibinden birlikte çalıştığı mimarlara, mühendislerden danışmanlara, müteahitten işleticilere kadar birçok kişiyle beraber hareket eder. Fakat bu hayhuy, aynı zamanda birçok öyküyü, renkli ayrıntıyı da beraberinde getirir. İşte Doğan Hasol bu kitabında, bir mimar olarak tanık olduğu tuhaflıkları, mimarların insancıl yanlarını anlatıyor; bunu yaparken de, Türkiye’nin mimarlık ortamı konusunda da önemli ipuçları sunuyor.

YENİ TÜRK CEZA SİYASETİ
Mustafa Tören Yücel, İmge Kitabevi, hukuk, 171 sayfa

Adalet Bakanlığı’nda farklı görevlerde bulunmuş Mustafa Tören Yücel, suç olgusunu çeşitli boyutlarıyla ele aldığı ‘Yeni Türk Ceza Siyaseti’nde, konuyu tartışmaya açıyor; sistemin adilane bir biçimde yapılandırılması konusunda önerilerde bulunuyor. “Adaletin gereği olan yargılı infaz, hukukun üstünlüğü ve kamu düzeni açısından gereklidir. Yargılı infazın yok olduğu yerde yargısız infazların olması olağandır,” diyen Yücel, suçların önlenmesinin tek boyutlu bir uğraş olmak yerine, kolluk ve adalet hizmetleri ile sağlık ve sosyal hizmet kurumlarının yer aldığı farklı sektörleri de içeren kolektif bir yaklaşım gerektirdiğini belirtiyor.

Kovalayan ya da kovalanan

KADIN İSTEDİĞİNDE SEKS ERKEK İSTEDİĞİNDE EVLİLİK OLUR
Murat Ünalan
Cinius Yayınları
2011, 286 sayfa.

Murat Ünalan’ın, kadın erkek ilişkilerini eğlenceli bir üslupla kaleme aldığı ‘Kadın İstediğinde Seks Erkek İstediğinde Evlilik Olur’ adını taşıyan ilk romanı bir dizi renkli çiftin ilişkilerini konu alıyor. İstanbul’da yaşayan 30’lu yaşlarda, sosyo-ekonomik durumu iyi, evli olmayan dört çiftin ve bir evli erkeğin ekseninde, birbiri içine geçmiş aşkları, dostlukları, anlaşamazlıkları, seks hayatları, evlilikleri ve aldatmaları bu romanda cesurca ve acımasızca anlatılıyor. 

Karşı cinsi alt etmek
İlişkilerde erkekler ve kadınların ilişkiyi yürütmek, ilişkiye heyecan katmak ve bu aşk oyunlarının sonunda galip gelmek için zekâ oyunlarını oynadığı bu hikâyede, Murat Ünalan sadece kadın erkek ilişkileri üzeride durmuyor. Kadınlar ve erkeklerin karşı cinsi alt etmek için birbirleriyle kurduğu ittifakı ve dostluğu da okuyucuya zevkli bir üslupla sunuyor.
Aldatma söz konusu olduğunda, erkeğin her zaman günah keçisi ilan edildiğini savunan yazar, kadınlarla erkekler arasındaki ‘ezeli ve ebedi’ çekişmenin hikâyesini kaleme alıyor.
Sekse kadın, evliliğe erkek mi karar verir? Erkek hayatında evlenebileceğini düşündüğü bir kadın olsa bile, başka güzel bir kadının cazibesinden kendini koruyabilir mi? Kadın evlenmek ümidi uğruna, sevgilisinin sevgililerini görmezden gelebilir mi? Güzel, zeki ve ihtiraslı bir kadın, elde etmeyi kafasına koyduğu bir erkekten kim vazgeçirebilir? Ve artık erkeklerde kadının elinin kiri mi? Bu ve buna benzer tüm soruların yanıtlarını arayan, kadın-erkek ilişkilerine dair tüm ipuçlarını gözler önüne seren bir kitap ‘Kadın İstediğinde Seks Erkek İstediğinde Evlilik Olur’. 

Cevap sürekli değişiyor
Murat Ünalan kitabıyla ilgili görüşlerini şöyle açıklıyor: “Bu kitapta geçen tüm olaylar ve kişiler gerçek, hepsi yaşanmış hikâyelerdir. İlişkileri bir çember üzerindeki hayata benzetiyorum. Bir ilişki içinde kovalayan ve kovalanan sürekli değişmektedir. Hep bir taraf önde diğer taraf arkada kalmaktadır. Birbirlerini yakaladıkları çok kısa sürelerde çiftler mutluluğu da karşılıksız yaşarlar. Fakat kovalayan ve kovalanan kişilerin yerleri sürekli değişmektedir. Bu çember üzerindeki koşuşturma sürekli başa dönerek tekrar eder. İnsanlar kendilerine sormalılar; Ben kovalayan mıyım yoksa kovalanan mı? Cevabının sürekli değiştiğini fark edeceklerdir.”

ERDEMİN KÖKENLERİ
Matt Ridley, Çeviren: Erhun Yücesoy, Yapı Kredi Yayınları, antropoloji, 327 sayfa

İnsanlar neden topluluklar halinde yaşar? Toplumlar nasıl ortaya çıkmıştır? Peki, insanlar arasındaki işbirliğinin kökeninde ne vardır? Yoksa bizi özveri ve işbirliğine yönelten şey aklımız ya da vicdanımız değil de aslında milyonlarca yıllık genetik programımız mı aslında? Her yıl aynı göç yolunu izleyen kırlangıçlardan bir farkımız yok mu bu açıdan? Matt Ridley bu soruları, antropolojiden zoolojiye, ekonomiden oyun kuramına kadar uzanan geniş bir yelpazede, evrimsel biyolojinin bulgularına dayanarak ele alıyor ve tartışma yaratacak, kışkırtıcı yanıtlara ulaşıyor.

KAPİTALİZMDE ÇATLAKLAR YARATMAK
John Holloway, çeviren: Barış Özçorlu, Bülent Doğan, Eylem Canaslan ve Sinem Özer, Otonom Yayıncılık, siyaset, 342 sayfa

John Holloway ‘Kapitalizmde Çatlaklar Yaratmak’ta, kapitalist sistemle mücadele etme konusunda önerilerde bulunuyor. Sermayenin krizini, sınıf mücadelesi ile ilişkilendiren Holloway, bu kilit noktada emek cephesinin özgürleşme pratiğine verebileceği yanıtları araştırıyor. Emeğin isyanlarının, sermayeyi krize sokma ihtimalini ele alan yazara göre, eyleyişin emek biçiminde soyutlanması, kapitalizmin örülmesi anlamına geliyor. Bir isyan rehberi olmayı amaçlayan ve tutkulu bir üslupla yazılan kitap, emeğin örgütlenerek, kapitalist yapıda büyük bir parçalanma yaratacağını ve bu parçalanan yerden yeni bir dünyanın filizleneceğini savunuyor.

DELGEÇ
Alperen Yeşil, Şiirden Yayınları, şiir, 78 sayfa

Alperen Yeşil, ‘Erdişi’ başlıklı dosyasıyla, 2004 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü’nü şiir dalında kazanmıştı. Yeşil ikinci şiir kitabı ‘Delgeç’le, şiirini zenginleştirmeye kaldığı yerden devam ediyor. Yeşil’in şiirleri en çok, imgeleri yerli yerinde kullanmalarıyla öne çıkıyor diyebiliriz. Şair, ‘Yumruk’ isimli şiirinde şöyle diyor: “derler ya yumruğu kadardır herkesin kalbi / işte senin de kalbin yumruğun kadar / o yüzden seviyorum ellerini // o eller ki / geceleri kırbaç / tokat aşk eder gündüzleri // sevdalanmış bedenimde biten güller / aydım dikenine katlandıkça / yaram çok derin / sevda sözleri sanki bastığın küfürler (...)”

SUGEÇİRMEZ İNCİL
Andrew Kaufman, çeviren: Dost Körpe, Domingo Yayınları, roman, 244 sayfa

Andrew Kaufman, fantastik bir dünyada geçen ‘Sugeçirmez İncil’de, doğaüstü güçlere sahip kahramanlarının ilginç hayatlarını hikâye ediyor. Romanın merkezinde, kocası tarafından terk edilen, kısa bir süre sonra da kız kardeşini kaybeden Rebecca Reynolds isimli karakter yer alır. Reynolds, yalnızca bu acılarla değil, kendi doğaüstü güçleriyle de mücadele etmek zorundadır. Zira kadın, düşüncelerini başkalarının kafasına sokmak gibi bir yeteneğe sahiptir. Fakat bu dünyada, yağmur yağdırabilen Richardsonlar ile barda kendini Tanrı olarak tanıtan bir kadın gibi, en az Reynolds kadar doğaüstü güçlere sahip başka insanlar da bulunmaktadır.

BİR BEYOĞLU DÜŞÜ- BERLİN’DE SANRI - KANALLAR
Demir Özlü, Yapı Kredi Yayınları, anlatı, 183 sayfa

Öykü ve romanlarıyla tanınan 1950 Kuşağı’nın önde gelen yazarlarından Demir Özlü, 1980’lerde yazdığı bu novellalarla kendi anlatı dünyasının yetkin örneklerini vermişti. Gençliğin bunaltılı erotizmiyle dolu Beyoğlu, Kleist’ın izinde Wannsee’de yaşanan şiddetli aşk, Kierkegaard’a yaslı yaşam-ölüm, aşk-cinsellik sorunlarının deşildiği Amsterdam… Özlü, anlatılarında düşlerin izini sürerken bir yandan da melankoli desenliyor. Üç anlatı bir arada okunduğunda birbirine sıkı sıkıya bağlı oldukları, ortak bir duyguları besledikleri görülüyor.

MATERYALİST DEVLET TEORİSİ
Joachim Hirsch, çeviren: Levent Bakaç, Alan Yayıncılık, siyaset, 264 sayfa

Birbirinden çok farklı yaklaşımları kapsayan materyalist devlet teorisi, Marx’ın geliştirdiği tarihsel materyalizmi ve onun politik ekonomiye yönelttiği eleştiriyi baz alır. İşte Joachim Hirsch ‘Materyalist Devlet Teorisi’ başlıklı elimizdeki nitelikli çalışmasında, bilhassa 1970’li yıllarda dünya çapında yükselen belli bir etkinliğe sahip materyalist devlet teorisini kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Hirsch’in çalışmasını özgün kılan bir diğer husus da, bir yandan söz konusu teoriyi kapsamlı bir şekilde irdelerken, öte yandan okurlarını, kapitalist devletler sisteminin dönüşüm süreçleri konusunda anlaşılabilir bir üslupla aydınlatması.

MARŞLAR
Yakup Almelek, çeviren: Alvin Parmar, Arion Yayınevi, müzik, 80 sayfa

Yakup Almelek’in, şu ana kadar oyun ve öykü gibi türlerde kaleme aldığı kitaplar bulunuyor. Almelek, bu sefer de bestelediği marşlarla okurun karşısına çıkıyor. Türkçe ve İngilizce yayımlanan kitapta, Almelek tarafından bestelenen barış, Cumhuriyet, Atatürkçü Düşünce Derneği, Almelekler, gençlik, izcilik, İstanbul Üniversitesi, Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray, matbaacılar ve öğretmenleri konu edinen muhtelif marşlar yer alıyor. Marşları dobra dobra oldukları için tercih ettiğini söyleyen Almelek, marş cümlelerin girift olmadığı
için ilk okunduklarında neyi ifade ediyorlarsa, tekrarlandıklarında da aynı anlamı verdiklerini belirtiyor.

Kadınları öldürün!

NAMUS CİNAYETLERİ/ TÖRE DEĞİL ATAERKİ
Safiye Vardarlı (Avukat), Prof. Dr. Tamer İnal, Mevhibe Canan Arın (Avukat), A. İnci Beşpınar, Prof. Dr. Belkıs Kümbetoğlu
Kazancı Kitap
2010, 118 sayfa.

Türkiye’de kadın örgütlerinin uzun yıllar süren mücadeleleri sonucu TCK ve Medeni Kanun’da değişen bazı maddelere rağmen istatistikler, ne yazık ki kadına yönelik şiddetin azalmak şöyle dursun her geçen gün arttığını ortaya koyuyor. Töre, namus ya da ihtiras gibi kavramlar üzerinde yükselen kadın cinayetlerinin sadece eğitimsiz kesime değil, hepimizin içinde yer aldığı topluma ait ve önlemleri üzerinde düşünmeyi erteleyemeyeceğimiz bir sorun olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Av. Safiye Vardarlı, Av. Mevhibe Canan Arın, İnci Beşpınar, Prof. Dr. Belkıs Kümbetoğlu ve Prof. Dr. Tamer İnal’ın imzasını taşıyan ‘Namus Cinayetleri / Töre Değil Ataerki’, kadına yönelik şiddetin ölümcül kolu, töre ve namus cinayetleriyle söze başlıyor. Safiye Vardar, aile içi ve kadına yönelik şiddetin töre-namus cinayetleri özelinde hukuki boyutunu inceliyor. Namusun töre ve şiddet kavramlarıyla harmanlanarak kadın cinayetlerine haklı gerekçe olarak sunulmasına yol açan nedenleri araştıran yazar töre, şiddet ve namus tanımlarına bakarak bu kavramların içlerinin boşaltılarak bir çeşit mutasyona uğradıklarını anlatıyor. Cinayetlere ilişkin raporlar, uluslararası sözleşmeler ve yasal mevzuatları değerlendiren yazar, namus cinayetleriyle başa baş giden ensest vakalara da değiniyor. Sığınma Evleri’nin faaliyetlerine dikkat çeken İnci Beşpınar ise, yerel yönetimler çatısı altında oluşturulan Aile Danışma Merkezleri ve Kadın Konuk Evleri aracılığıyla yapılan çalışmaları ve bu çalışmaların sonuçlarını okuyucuyla paylaşıyor.
Prof. Dr. Belkıs Kümbetoğlu’nun kaleme aldığı bölüm ‘Namus Cinayetleri: Töre Değil Ataerki’de, cinsiyetleri nedeniyle insan hakları ihlal edilen kadınların karşılaştıkları şiddetin hiçbir şekilde kültürle ya da töre ile açıklanamayacak bir suç olduğunu vurgulanıyor. Kümbetoğlu, ataerkilliğin 1980’lerden bu yana hangi boyutları ile irdelendiği, ataerkil sistemin çağdaş kapitalizme eklemlenerek kadın erkek ilişkilerini nasıl kontrol ettiği, ülkemizdeki namus cinayetleri ve kadınların yüz yüze geldiği şiddet biçimleri ile ataerkilliğin nasıl ilişkilendirildiği üzerinde duruyor. Son bölümde Prof. Dr. Tamer İnal, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin cezaya tabi tutulduğu Opuz / Türkiye davasını ele alıyor.
Raye Askın

OYUNBOZAN
Gemma Halliday, çeviren: Yasemin Büte, Feniks Kitap, roman, 269 sayfa

Gemma Halliday ‘Oyunbozan’da, dedikodu yazıları kaleme alan Tina Bender’in, Hollywood’un kirli yüzünü ortaya çıkarışını hikâye ediyor. Bir gazetede köşe yazarı olan Bender, cesur tavrıyla ünlüler dünyasında tanık olduğu çürümeyi okurlarıyla paylaşır. Genç kadın bu yazılarından dolayı, kısa bir süre sonra tehditler almaya başlar. Patronu Felix Dunn ise, onu koruması için Calvin Dean’i görevlendirir. Bender, yakınlaşmaya başladığı korumasıyla beraber, kendisini tehdit edenleri araştırmaya koyulurken, Hollywood ünlülerinin kirli çamaşırlarını da birbir ortaya çıkaracak, meşhur olmak için olmadık skandallara imza atanları deşifre edecektir.

KAHRAMANIN YOKLUĞU
Charles Bukowski, çeviren: Avi Pardo, Parantez Yayınları, öykü, 256 sayfa

‘Kahramanın Yokluğu’, Charles Bukowski’nin ölümünden sonra derlenmiş öykü ve denemelerinden oluşuyor. Daha önce kitaplaşmamış ve bu yönüyle Bukowski’nin külliyatına önemli bir katkı sunan bu metinlerde, yazarın ‘Pis Moruğun Notları’ kadar, mantığı, aşkı, tutkuyu ve şiiri irdelediği yazıları da yer alıyor. Yazar, kitaba adını veren ve baş kahramanının kendisi olduğu öyküsünde ise, heyecanını kaybetmiş bir dünyayı anlatıyor. Anlar üzerine kurulmuş öykü, basit bir olumsuzluğun kahramanın hayatını dönüştürmesine dayanır. Bu küçük ayrıntı, Bukowski’nin karamsar bakış açısıyla birleşince, dünyaya dair bir sorgulamayı da beraberinde getirecektir.

UNUTTURULAN AYETLER
Sırrı Ataman, Berfin Yayınları, din, 149 sayfa

Bilindiği gibi Turan Dursun’un ‘Din Bu’ serisi, Türkiye’de İslam konusunda yoğun tartışmaların yaşanmasına vesile olmuştu. Dursun’un çalışmasına tepki veren İslamcı cenahtan Süleyman Ateş ise, ‘Gerçek Din Bu’ adlı iki kitaplık bir seri kaleme almıştı. Fakat bu kitapların Dursun’un öldürülmesinden sonra yayımlanması, kendisini bunlara karşı savunmasız kılmıştı. İşte Ataman, taraflardan birini haklı çıkarmaya çalışmadan, Kur’an belgelerini esas alarak, her iki iddiayı da inceliyor. Ataman çalışmasında, Dursun ve Ateş’in, ayetler hakkında verdikleri bilgilerin, gerçekte Kur’an’a ne kadar ters ya da onunla ne denli uyumlu olduğunu araştırıyor.

AGAMEMNON MEZARI
Cathy Gere, çeviren: Barış Satılmış, Doruk Yayınları, tarih, 189 sayfa

Tarihçi Cathy Gere ‘Agamemnon Mezarı’nda, Miken Kralı Agamemnon’un hayatı üzerinden askeri gücü, lidere saygı duyma anlayışını ve kahramanlık arayışını anlatıyor. Agamemnon, Homeros’un Savaş Lordlarının Lordu’ydu ve bilindiği gibi, orduları Truva savaşına götüren kumandandı. Gere’in çalışması, Agamemnon’un hayatının savaş, nefret, öfke, intikam, kaynaklar için öldüresiye rekabet ve insanın insan kanını dökmesiyle iç içe geçtiğini ortaya koyuyor. Kitap, bu kumandanın yaşamını adım adım işlerken, vatandaşlarını ölüme veya zafere götürebilen bir lider için saygı duymanın ne anlama geldiğini, yani, tarihteki kahramanlık kültünü sorguluyor.

EBÛ YÛSUF’UN HADİS ANLAYIŞI
Mehmet Özşenel, Klasik Yayınları, din, 171 sayfa

Mehmet Özşenel ‘Ebû Yûsuf’un Hadis Anlayışı’nda, ehli-rey geleneği içinde hadisçi bir çizgiyi temsil eden, aynı zamanda Hanefî mezhebinin kurucu imamlarından olan Ebû Yûsuf’un hadis ve sünnet anlayışını inceliyor. Çalışmada ilk olarak, Ebû Yûsuf’un usûl-i fıkıhtaki yeri ve usûl düşüncesi üzerinde duruluyor. Özşenel devamında, Ebû Yûsuf’un hadis anlayışının merkezinde bulunan “sünnet” kavramını açıklıyor; onun hadis tenkidinde takip ettiği yöntemi tespit ediyor. Kitapta bunun yanı sıra, Ebû Yûsuf’un eserlerindeki tespitler aracılığıyla, mensubu olduğu ehl-i rey geleneğinin yaklaşımları konusunda verdiği ipuçları da araştırılıyor.

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN GİRİŞİMCİLİK POLİTİKASI
Seyhun Doğan, İstanbul Ticaret Odası Yayınları, ekonomi , 307 sayfa

Seyhun Doğan elimizdeki çalışmasında, AB’nin girişimcilik politikasını ve bu politika kapsamındaki önemli teşvikleri ve destek programlarını inceliyor. Yenilenen Lizbon Stratejisi’nin girişimcilik ve KOBİ’lere yönelik hedeflerini, teşvik ve destek mekanizmalarını değerlendiren Doğan, KOBİ’lerin AB ekonomisindeki yerini ve karşılaştığı problemleri ele alıyor. Türkiye’deki KOBİ’lere dair bir araştırmayla da zenginleştirilen çalışmanın devamında ise, AB’ye giriş sürecindeki Türkiye’de, KOBİ’lerin ekonomideki yeri ve sorunları irdeleniyor; ayrıca AB girişimcilik teşvikleri ve destek programları Türkiye’deki uygulamalarla karşılaştırılıyor.

KIŞLADAĞ’DAN MEKTUP VAR...
Muammer Sakaryalı, Yeni İnsan Yayınları, ekoloji, 237 sayfa

Muammer Sakaryalı ‘Kışladağ’dan Mektup Var’da, vahşi altın madenciliğinin Kışladağ’da sebep olduğu yıkımı, göz göre göre yaşanan doğa katliamını anlatıyor. Yüzde 99.56’sı Hollandalılara ait Eldoradogold-Tüpraş şirketi, Uşak’taki Kışladağ Altın Madeni’nde altın çıkarma faaliyetinde bulunuyor. Sakaryalı’nın mektupları, bu faaliyetin bölgedeki yaşamı, suyu, havayı, toprağı ve çiçeği nasıl mahvettiğinin hikâyesi. Madenin açılışının büyük bir hukuksuzluğun sonucunda gerçekleştiğini söyleyen Sakaryalı, Kışladağ’ın ikinci bir Bergama olmaması için verdikleri mücadeleyi, buna karşılık devletten gördükleri sonu gelmez baskıyı kaleme getiriyor.

Sesimiz dağa çarpar, döner bize gelir

RUHUNU ARAYAN AŞK
Fırtınalı İlişkilere Kullanma Kılavuzu
Nevval Sevindi
Alfa Yayınları
2011, 166 sayfa.

İlk görüşte aşk olur mu? Mutlu beraberliklerin formülü var mıdır? Aşk her şeyi affeder mi? İdeal aşk aranarak bulunur mu? Evlilik önemli midir? Miadı dolmuş ilişkileri canlandırmak mümkün müdür?
Bu sorular yirmi yılı aşkın süredir gazete, dergi yazıları, kitapları ve televizyon programlarında toplum ve insana dair konuları işleyen Nevval Sevindi ‘Ruhunu Arayan Aşk’ adlı yeni kitabından.
Nevval Sevindi yıllar içindeki birikimlerinden gözlemlerinden yararlanarak bir sosyal bilimci özeniyle bu gibi soruların hangilerinin mümkün olup olmadığını irdeliyor. Sevindi kitabını kadınlara ve erkeklere birbirlerini tanımaya anlamaya yardımcı olacak bir rehber gibi hazırlamış.
Akıcı ve esprili bir dille yazılmış ‘Ruhunu Arayan Aşk’ta hem genç kadınlara( o kızlar diyor) hem de erkeklere tanıştıklarında birbirlerini tanımak için dikkat etmeleri gereken ayrıntılar maddeler halinde veriliyor.
Sonra adım adım Etkilenme, Beklentiler, Seçme, Karar Verme, Burçlara Göre Seçme gibi bölümlerin ardından sıra kusurlara, hatalara ve yapılan yanlışlara geliyor. Bu bölümde Sevindi, evlilikte sadakatten, seksin önemine, kıskançlıktan çocuğun bir evliliği kurtarıp kurtaramayacağına bir çok ayrıntı hakkında düşüncelerini sıralıyor.
Nevval Sevindi aşk ve ilişkiler söz konusu olduğunda tam bir romantik. “Hayat kısa, anı yaşa“ anlayışı, nefes almadan yaşamak , sevgisizlik ona göre değil. “Aşk için her şeyden vaz geçebilir insan... Aşk tutkudur, hayaldir ama gerçeğine hayatında bir kez denk gelenin kurtulması mümkün değildir...Fırtınalı aşklar da olacaktır...Sevgisiz kadınlar, erkekler, kocalar, karılar, çocuklar, analar babalar fırtınada savruluyor...İnsanın varlığı sevgiden doğar, içinizdeki sevgiyi arayın”.
Son yıllarda kişisel gelişim ve kadın erkek ilişkilerini anlamaya yardımcı olacak, formüller sunan kitaplardan medet umanların sayısı oldukça fazla. Nevval Sevindi’nin kültürümüzden izler taşıyan ‘Ruhunu Arayan Aşk’ı ise bu gibi konulara ilgi duyanlar için çeviri kitaplardan çok daha anlamlı bir başvuru kitabı. Sevindi’nin içten ve akıcı dili sayesinde de keyifle okunuyor.
Sonsöz’ün son sözü de felsefesinin yakın olduğu Mesnevi’den: “Bu dünya, bir dağa benzer. İşlerimiz yaptıklarımız da seslenmek gibidir. Seslerimiz güzel de olsa, çirkin de olsa, dağa çarpar, döner yine bize gelir.”
Müge Akgün

ATTİLA
Christopher Kelly, çeviren: Turhan Kaçar, Turkuvaz Kitap, biyografi, 352 sayfa

Tarihçi ve klasik edebiyat uzmanı Christopher Kelly bu kitabında, kimilerinin gaddar, kimilerinin de iyiliksever olarak tanımladığı Hun imparatoru Attila’nın çok yönlü bir biyografisine imza atıyor. Attila, kırıp döken düzensiz göçebe gruplarını disiplinli bir askeri kıtaya dönüştüren parlak bir komutandı. Onun askerleri, 5. yüzyılın ilk yarısında, Romanya’daki Karadeniz kıyılarından Fransa’daki Champagne’deki verimli topraklara, Avrupa’yı boydan boya geçmiş, yaklaşık bin 600 kilometre kat etmişlerdi. Attila bu yönüyle, şimdiye kadar Romalıların karşılaştıkları en korkutucu düşmanlardan biriydi. Kelly, dünya tarihinde iz bırakmış ve yaşamı gibi ölümü de sıradışı olan Attila’nın hayatının ayrıntılarına inerken, aynı zamanda bu dönemde yaşanmış bir casusluk ve karşı istihbarat hikâyesiyle de metnini zenginleştiriyor.

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ
Serdar Şen, Su Yayınları, inceleme, 160 sayfa

Türkiye’de ordu, hiçbir zaman sadece askerlik mesleğiyle ilgili bir kurum olmadı. Ordunun siyasal alana ve askerlik mesleği dışına taşan faaliyetleri, kurumun Cumhuriyet tarihi boyunca üstlendiği işlevle ilgili. Serdar Şen elimizdeki çalışmasında, Cumhuriyet tarihinden başlayarak, TSK’nın toplum mühendisliği projesi çerçevesinde yürüttüğü faaliyetleri ve bunun sonuçlarını inceliyor. Kitabına, TSK’nın tarihini irdeleyerek başlayan Şen, devamında da, TSK’nın toplumsal alandaki faaliyetlerinde kolaylaştırıcı bir rol üstlendiğini söylediği zorunlu askerliği ve zorunlu askerlik uygulamasına itiraz etmeyi güçleştiren kültürel ve toplumsal etkenleri ele alıyor. Kitabın ilgi çekici kılan hususlardan biri de, TSK’nın faaliyetlerinin, toplumun yarısını oluşturan kadınların toplumsal konumu üzerindeki etkilerini araştırması.

İKİ NEHİR
T. Greenwood, çeviren: Serkan Göktaş, APRIL Yayıncılık, roman, 444 sayfa

T. Greenwood ‘İki Nehir’de, kahramanı Harper Montgomery’nin, geçmişinin günâhları ve kötülükleriyle yüzleşmesini anlatıyor. Demiryollarında çalışan Montgomery, yirmi yıl önce eşini kaybetmiştir. Bu aşktan kendisine, anıları ve genç kızı Shelly kalmıştır. Montgomery, duvarlarla ördüğü bu dünyasında, huzur içinde yaşamaktadır. Fakat günün birinde, hiç hesapta olmayan bir olay gerçekleşir: Two Rivers’ta bir tren devrilmiş ve kazadan sağ kurtulan on beş yaşındaki Maggie, beklenmedik bir anda Montgomery’nin hayatına dahil olmuştur. Hamile olan Maggie aracılığıyla Montgomery, geçmişin karanlığına gömdüğünü zannettiği günâhlarıyla yüz yüze gelir. Bu geçmişin en can yakıcı anısı ise Vietnam Savaşı’na dairdir. Roman, özgün karakterleri, yanıtları kurguya dengeli bir şekilde yedirmesi ve canlı atmosferiyle dikkat çekiyor.

SEKS FOR DUMMIES
Ruth K. Westheimer, çeviren: Deniz Başkaya, Doğan Kitap, cinsellik, 391 sayfa

Ruth K. Westheimer’ın ‘Seks For Dummies’i, Türkçeye ‘Meraklısına Seks’ olarak çevrilmiş. Yazar kitabında, cinsel yaşamlarının başında olan milyonlarca genç insana ne yapmaları gerektiğini öğretiyor. Fakat yazar, yalnızca genç okurları hedeflemiyor. “Milyonlarca erişkin, hâlâ mağara devrindeki erkekler ve kadınlar gibi seks yapmaktadır,” diyen Westheimer, ayrıca cinsel mitlerin de, çoğu insanı yanlış kanılara itmeye devam ettiğini belirtiyor. Westheimer kitabına, kadın ve erkek anatomilerinin nasıl işlediğini, vücutlarımızın cinsel varlıklara nasıl dönüştüğünü anlatarak başlıyor. Yazar devamında, cinsel ilişkinin sevişmeden orgazma uzanan seyrini detaylı bir şekilde ele alıyor. Tatmin olmanın farklı yolları; erken boşalma, erektil fonksiyon bozukluğu ve düşük libido gibi cinsel sorunlar da, kitabın diğer konuları.