YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR
YENİ ÇIKANLAR
Haber: Erkan Canan / Arşivi

WIKILEAKS: YENİ DÜNYA DÜZENİNE HOŞ GELDİNİZ
Özgür Uçkan ve Cemil İrtem, Etkileşim Yayınları, siyaset, 366 sayfa

WikiLeaks, hiçbir şeyi olmasa bile, özgürleşip bireyselleşen teknolojinin, devlet aygıtında çatlak yaratabileceğini göstermesiyle önemli. Özgür Uçkan ve Cemil İrtem elimizdeki çalışmalarında, tarih, felsefe, sosyoloji, ekonomi ve siyaset arasındaki bağlantıları analiz ederek, WikiLeaks örneğinde görüldüğü üzere, teknolojinin, bu disiplinler arasındaki ilişkiyi, nasıl daha görünür hale getirdiğini ortaya koyuyor. Kitap , WikiLeaks’in 28 Kasım 2010’da ABD Dışişleri Bakanlığı’nın iç yazışma belgelerini dünya gündemine sunarak geleneksel iktidar yapılarını nasıl zorladığını, Ortadoğu’daki son gelişmelerle de harmanlayarak yorumluyor. Kitapta, Watergate’in nasıl patladığı, WikiLeaks’e yöneltilen başlıca eleştiriler, Mısır olayları, yeni dünya düzeninde siyasetin ve ekonominin alacağı yeni biçimler gibi konular ele alınıyor.

BAŞLANGICINDAN GÜNÜMÜZE FRANSIZ EDEBİYATINDA KADIN YAZARLAR
Jale Erlat ve Özlem Kasap, Bilgesu Yayınları, inceleme, 303 sayfa

Kadınlar, her alanda olduğu gibi yazın alanında da görmezden geliniyor. İki yazarlı elimizdeki eser, Fransız edebiyatında kalem oynatmış, fakat uzun yıllar ihmal edilmiş kadın yazarları okurlarına sunuyor. Eski çağlardan günümüze Fransız kadın yazarların serüvenini sunan kitap, aynı zamanda bu yazarların yapıtlarını inceleyip tanıtıyor. Kitap ayrıca, kadın yazarların Fransız toplumunun neresinde durduklarını, nasıl algılandıklarını, verdikleri savaşımları, deneyimlerini, yazma tutkularını, yazım tarzlarını, duygusal ve sosyal ilişkilerini, aşklarını ve nefretlerini de aydınlatıyor. Kadın yazarların seçme metinlerinin de verildiği kitapta, 16. yüzyılda yaşamış Madame Jeanne Flore’den 2009’un Goncourt ödülünü kazanan Marie NDiay’e kadar, Fransız edebiyatında varolma savaşı vermiş kadınların hikâyelerini anlatıyor.

İSA VE MARX
Jacques Ellul, çeviren: Ali Toprak, Karşı Yayınları, siyaset, 210 sayfa

Jacques Ellul, kısa bir süre önce burada yer verdiğimiz ‘Anarşi ve Hıristiyanlık’ adlı kitabıyla hatırlanacaktır. Kendisini anarşist Hıristiyan olarak tanımlayan Ellul, söz konusu kitabında, Hıristiyanlığın mesajlarını derinlemesine anlayan kişinin, devlete körü körüne itaat etmesinin mümkün olmadığını ve Hıristiyanlığın gerçekte anarşizmle aynı amaca ulaşmaya çalıştığını iddia etmişti. Ellul, bu kitabının devamı olarak düşünülebilecek ‘İsa ve Marx’ta da, Hıristiyan Marksizme yönelik eleştiriler geliştiriyor. Kutsal Kitap’ın talep ettiği minimum adaletin, Hıristiyanlıkla komünizmin uzlaşmasıyla sağlanabileceğini savunan Ellul, bunun da, Hıristiyan teolojisinin metaryalist bir şekilde yeniden düzenlenmesiyle mümkün olduğunu belirtiyor. Yazar tezini geliştirirken de, İncil’i yeni baştan bir okumaya tabi tutuyor.

ANADOLU’DA BÜYÜK İSYAN
William J. Griswold, çeviren: ülkün Tansel, Kırmızı Yayınları, tarih, 303 sayfa

Tarihçi William J. Griswold, ‘Anadolu’da Büyük İsyan’da, Celali İsyanları’nın siyasî yönlerini iç ve dış ilişkiler bağlamında, ana hatlarıyla saptıyor. Griswold buradan, Osmanlı tarihine dair iki önemli ayrıntıya ulaştığını söylüyor. Celalilerin Osmanlı’yı alaşağı edip onun yerine geçmek yerine, devlet sistemine yeniden katılmak istedikleri, bunlardan ilki. Griswold, Celalilerin, uzun erimli çıkarlarının, Avrupalı güçler ya da Şah Abbas’ınkiyle değil, İstanbul’daki Osmanlı hükümetinin çıkarlarıyla çakıştığını gördüklerini söylüyor. Yazarın gözlemlediği ikinci nokta ise, Kürt kökenli Halep Emiri Canbuladoğlu Ali Paşa’nın, Kuzey Suriye’de bir devlet kurma girişimi. Griswold Ali Paşa’nın mücadelesinin, Kara Yazıcı, Deli Hasan ya da Kalenderoğlu Mehmed gibi Celalilerinkinden farklı bir düzeyde işlediğini belirtiyor.

İTTİHAT VE TERAKKİ
Murat Çulcu, E Yayınları, tarih, 368 sayfa

Murat Çulcu ‘İttihat ve Terakki’de, 1876-1913 yılları arasında gelişen anayasal harekete ve buna bağlı gelişen olaylara eğiliyor. Çulcu bunu da, Midhat Paşa’nın yargılanması ve ölümü, Abdülaziz’in ölümü, İkinci Meşrutiyet’in ilanı ve 31 Mart gibi olayları izleyerek yapıyor. Türkiye tarihinin karanlıkta kalmış bir döneminin ayrıntılarına inen çalışma, bu önemli tarihi olaylara odaklanmasının yanında, bu olaylarda rol almış kişilerin biyografilerini de okurlarına sunuyor. Kitabın dikkat çeken yönlerinden biri de, başta Cenevre ve Kahire’deki Jön Türk basını olmak üzere, bu dönemde belirleyici olan unsurları ayrıntılı bir şekilde ele alması.

YENİ FİNANSAL DÜZEN
Ali Alp ve Fuat Oğuz, Doğan Kitap, inceleme, 360 sayfa

‘Yeni Finansal Düzen’, finansal piyasalardaki gelişmeleri geniş bir perspektiften ele alıyor. 1950’lerden bugüne finans piyasalarında yaşanan gelişmelerle başlayan kitabın ilk bölümünde, uluslararası finans piyasaları inceleniyor. İstanbul’un uluslararası bir finans merkezine dönüştürülmesinin planlandığı günümüzde, finansal merkezlerin yükseliş ve düşüşlerinin arkasındaki etkenlerin incelendiği bu bölüm ayrıca ilgi çekici. Kitabın devamında ise, finansın uluslararasılaşması süreci, mali piyasaların entegrasyonu, finansal sistemin yasal çerçevesi ve finans piyasalarının küreselleşmesinin Türkiye’ye etkileri gibi konular işleniyor.

DERİN DÜNYA DEVLETİ
Atilla Akar, Profil Yayınları, siyaset, 344 sayfa

Komplo teorileri konusunda yaptığı çalışmalarla bilinen Atilla Akar, daha önce muhtelif baskıları yapılmış ‘Derin Dünya Devleti’nde, “derin yapılar”ın niçin, nasıl, hangi araçlarla ve kimlerin öncülüğünde hareket ettiğini inceliyor. “Bugün Türkiye’de ve dünyada olan hiçbir şey bahsettiğimiz ‘derin’ yapıları hesaba katmadan anlaşılamaz,” diyen Akar, derin devletin ilk “gladiosu” olarak tanımladığı Templiyer Şövalyeleri’yle kitabına başlıyor. Siyon Protokolleri, CFR (Council on Foreign Relations - Dış İlişkiler Konseyi), Kennedy suikastinin arkasındaki güçler, Rockefeller ailesi ve Bilderberg gibi konular da kitabın devamında ele alınıyor.

YENİ PAZARLAMA KURALLARI
Jay Conrad Levinson ve Shel Horowitz, çeviren: Günseli Aksoy, Optimist Yayınları, iş dünyası, 304 sayfa

Birçok çevre felaketinin arkasında, küresel çapta varlık gösteren şirketlerin olduğu malumunuz. Şirketler, kâr için doğa katliamları gerçekleştirmekten çekinmiyor. İşte pazarlama alanında çalışan Jay Conrad Levinson ile çevre aktivisti Shel Horowitz’in kaleme aldığı ‘Yeni Pazarlama Kuralları’, eski usul zorlayıcı pazarlama araçlarını, yaratıcı ve etik stratejilerle değiştirme yollarını anlatıyor. İş uygulamalarını değerlerle uyumlulaştırmayı amaçlayan kitap, bugünün dünyasında işin mümkün olduğu kadar çevre dostu kılınmasının yollarını ele alırken, yeşil uygulamalara adanmışlığı öne çıkaran bir pazarlama stratejisi geliştirmeye koyuluyor.

DİNİ ÇOĞULCULUK, ATEİZM VE GELENEKSEL EKOL
Adnan Aslan, İSAM Yayınları, din, 167 sayfa

Adnan Aslan, yayımlanmış makalelerini bir araya getiren ‘Dini Çoğulculuk, Ateizm ve Geleneksel Ekol’de, dine dair farklı konuları ele alıyor. Dini çoğulculuğun bugünün dünyasında ne anlama geldiğini araştıran Aslan, dinlerin çokluğu ve hakikatin tekliği meselesini çözmede dini çoğulculuğun nasıl bir tez haline getirildiğini, John Hick ile Seyyid Hüseyin Nasr’ın düşüncelerinden hareketle açıklıyor. Kitabı ilginç kılan hususlardan biri de, ateizm tartışması. Aslan, Batı düşüncesindeki ateizm çeşitlerine değindikten sonra, Michael Martin’in çalışmalarını esas alarak modern din felsefesindeki analitik ateizmin bir eleştirisini geliştiriyor.

HAZ VE HIZ ÇAĞINDA İLİŞKİLER
Nazlı Özburun, Profil Yayıncılık, psikoloji, 199 sayfa

Modern hayatla birlikte, insan ilişkilerinde muazzam dönüşümler yaşanmaya başlandı. Baktığınız yere göre bu, eleştirilebilir veya olumlu karşılanabilir bir durum. İşte, aile ve evlilik danışmanlığı yapan Nazlı Özburun elimizdeki kitabında, bu sürece eleştirel bir gözle yaklaşarak, gün geçtikçe yalnızlaşan insanın duygularına iniyor. İlişkilerdeki temel sorunun, karşısındakini değiştirme, onu kendine benzetme çabasından kaynaklandığını düşünen Özburun, ilişkilerin sadece kalbin değil, aklın da süzgecinden geçirilmesi gerektiğini belirtiyor. Sade bir dille yazılan kitap, ilişkileri gündelik hayatın izinden giderek anlamaya çalışıyor.

6 SANİYE
Rick Mofina, çeviren: Alev Bilgin, Pegasus Yayınları, roman, 575 sayfa

Rick Mofina ‘6 Saniye’de, üç kişinin iç içe geçen trajedileri ekseninde, dünya çapına yayılan büyük bir komployu hikâye ediyor. Bu karakterler, Irak’ta bir saldırıda eşi ve oğlu öldürülen bir hemşire; oğlunu almak için okula giden, fakat kendisinden önce davranan kocası tarafından çocukları kaçırılan Kaliforniyalı anne ve nihayet, geçmişte yaptığı bir hata nedeniyle dünyası alt üst olan ve bunu telafi edebilmenin çarelerini arayan bir dedektiftir. Roman, dedektifin, bir çocuğun ölümünü araştırmasıyla başlar. Bu araştırma onu, diğer iki karakterin de içinde bulunduğu, dünyayı alt üst edebilecek bir tehlikeyle karşı karşıya getirecektir.

Yabancı dillerde diksiyon

DİKSİYON
İtalyanca Almanca Fransızca
H. Yıldız Dağdelen
Pan Yayıncılık
2011, 174 sayfa.

Prof. Dr. Yıldız Dağdelen, İtalyanca, Almanca ve Fransızca dillerinin ses bilgilerini içeren Diksiyon kitabıyla, müzik alanındaki yetkin bilgi ve tecrübelerini konuşma sanatıyla buluşturuyor. İstanbul Belediye Konservatuarı, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı ve Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapmış olan Dağdelen aynı zamanda opera sanatçısı. Mimar Sinan Üniversitesi’nde Türkçe ve Yabancı Dillerde Müzikli Diksiyon dersi vermeye başladığında, anadili Türkçe olanlar için yabancı dillerin nasıl telaffuz edildiklerini açıklayan kapsamlı bir araştırma olmayışını fark ediyor ve hemen sonrasında bu çalışmanın peşine düşüyor. Kitap, yalnızca şarkı söyleyenlerin değil, bu yabancı dilleri öğrenmek isteyenlerin ya da bu dillerde herhangi bir sözcük veya isim söylemek durumunda olan herkesin yararlanabileceği bir kaynak. Dağdelen, diksiyonu dil öğrenme sürecinden bağımsız düşünmenin imkânsız olduğunu kabul etse de sadece diksiyon kurallarını açıklayan, bir harfin, sözcüğün ya da sözcükler bütününün nasıl seslendirilmesi gerektiğini gösteren bir kaynağın gerekli olduğunu söylüyor. Fonetik eğitiminin bir dili öğrenmek için aşılması gereken bir süreç olduğunu vurguluyor.
Kitap, Uluslararası Fonetik Birliği tarafından oluşturulan Uluslararası Fonetik Alfabe’nin özelliklerinin ayrıntılı bir biçimde açıklanmasıyla devam ediyor. Konuşma seslerinin (fonemler) ele alındığı bölümde ünlü ve ünsüzler özenle oluşturulmuş alt başlıklarda inceleniyor. Her birinin uygulamalarla ve tablolarla desteklendiği başlıkların yanında açıklamalara eşlik eden çizimler de kitaba neşeli bir görünüm kazandırıyor.
Öncelikle Türkçenin fonetiği üzerine küçük açıklamalar içeren kitap yoğunluklu olarak Almanca, Fransızca ve İtalyanca dillerine odaklanıyor. Üç dilin de alfabesinin titizlikle incelendiği kitapta, her bir harf hakkında bilgiler verilip fonetik dildeki karşılıkları tablolarla açıklanıyor. Dillerin kendine has özellikleri, Türkçeyle karşılaştırıldığında sahip olduğu farklılıklar maddeler halinde gösteriliyor. Bu bilgilerin, yazarın meslektaşlarına bir tavsiye olarak sunduğu ‘şarkıcılar için’ dipnotlarıyla desteklenmiş olması da kitabın bir diğer zenginliği. Yalnızca yazarın klasik müzikte en çok kullanılan yabancı dilleri temel alarak seçtiği bu üç dilin yanında İngilizceye de yer vermesinin okuyucuya yardımcı olması açısından daha faydalı olabileceği akıllara geliyor.
Raye Askın

DERSİM KÜRT TEDİBİ
Mahmut Akyürekli, Kitap Yayınevi, tarih, 223 sayfa

Mahmut Akyürekli ‘Dersim Kürt Tedibi’nde, 1937-1938 yıllarında Dersim’de yaşanan olayları kapsamlı bir gözle değerlendiriyor. Akyürekli’nin çalışmasını nitelikli kılan yönlerden biri, Dersim’de yaşanan olayları anlatırken, tarafgirlikten uzak bir anlayışı benimsemesi. Bunun başlıca göstergelerinden biri de, Akyürekli’nin, yaşananları, “Dersim olayları” veya halk arasındaki söylemiyle “Dersim Tertelesi” ifadeleri ile tanımlamış olması. Kitap, 1937-1938 öncesi Dersim’in coğrafi konumu, idari, etnik, sosyal ve ekonomik yapısını ele alarak başlıyor. Çalışmanın devamında da, söz konusu tarihte yaşanan olayların tarihsel arka planı, Dersim olaylarının iç ve dış dinamikleri, şark raporlarında ve Meclis tutanaklarında Dersim’in nasıl yer aldığı ve Dersim olaylarının nasıl sonuçlar doğurduğu gibi konular ele alınıyor.

BEDEN SOSYOLOJİSİ
editör: Kadir Canatan, Açılım Kitap, sosyoloji, 720 sayfa

Bilindiği gibi, sosyal bilimler tarafından uzun yıllar ihmal edilmiş olan beden, 1980’li yıllardan başlayarak önemli bir sosyolojik tartışma konusuna dönüştü. Bu alana Türkiye’den önemli bir katkı sunan ‘Beden Sosyolojisi’ başlıklı çalışma, bedenlerin toplumsal olarak nasıl oluşturulduğunu ve düzenlendiğini inceleyen çok sayıda makaleyi bir araya getiriyor. Yedi bölümden oluşan kitabın ilk bölümü, beden sosyolojisine giriş niteliğinde üç makaleyle açılıyor. Devam eden bölümlerde de, beden felsefesi ve beden siyaseti; dinlerin bedene yaklaşımı; farklı kültürel bağlamlarda bedenin algılanma ve yorumlanma biçimleri; beden sağlığı; bedenin toplumsal cinsiyeti gibi konular ele alınıyor. Bununla sınırlı kalmayan çalışma, farklı edebiyat türlerinde bedenin nasıl işlendiği gibi, pek incelenmemiş bir alana da el atıyor.

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE EVLİYÂ ÇELEBİ SEYAHATNAMESİ 8
Hazırlayan: Seyit Ali Kahraman, Yapı Kredi Yayınları, gezi

Ünlü gezgin Evliyâ Çelebi’nin seyahatnamesinin günümüz Türkçesine uyarlanması çalışmaları, uzun süredir yürütülüyor. Tamamı on cilt olarak düşünülen bu çalışmanın elimizdeki sekizinci kitabı, Evliyâ Çelebi’nin Balkanlar’a dair izlenimlerinden oluşuyor. Buradan, Evliyâ Çelebi’nin Batı Trakya üzerinden Mora yarımadasına geçip Girit seferi için asker toplamasını ve ardından Girit’e geçtiğini öğreniyoruz. Girit’te üç yıl kaldıktan sonra Arnavutluk’a geçen Evliyâ Çelebi, oradan Tekirdağ’a gelir. Dimetoka, Ferecik, Gümülcine, Kavala, Siroz ve Selânik, uzun süren bu yolculukta karşımıza çıkan duraklardan bazıları. Bu cildin ilginç yönlerinden biri de, Evliyâ Çelebi’nin bizzat katıldığı Girit seferine dair izlenimleri. Zira çok uzun süren ve Osmanlı’ya pahalıya mal olan sefer, savaş sahneleri eşliğinde anlatılıyor.

CİZRE-BOHTAN BEYİ BEDİRHAN
Ahmet Kardam, Dipnot Yayınevi, tarih, 422 sayfa

Ahmet Kardam elimizdeki çalışmasında, birinci kuşak torunu olduğu Cizre-Bohtan miri Bedirhan Bey’in (1806-1869) yaşamının direniş ve isyan yıllarını (1837-1847) anlatıyor. Kardam, Bedirhan Bey’in isyanının, gerçekte Kürdistan’ın Osmanlı tarafından fethine karşı bir direniş olduğunu söylüyor. Yazara göre, Bedirhan Bey’in tarih sahnesine çıkışı, Osmanlı’nın 1835 yılında Kürdistan’ı fethetmek üzere başlattığı seferle olmuştu. Bedirhan Bey’in başlattığı isyanı tarihsel bağlamına oturtabilmek için, Yavuz Sultan Selim’in yaptığı Çaldıran Seferi’ne kadar uzanan Kardam, ardından, isyanın öncesini, sonrasını ve sonuçlarını, kapsamlı bir bakışla irdeliyor. Çalışması için Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgelerden yararlanan yazar, kaynak olarak gösterdiği arşiv belgelerinin orijinallerini de DVD olarak kitabına eklemiş.

ERKEK BEYNİ
Louann Brizendine, çeviren: Gül Tonak, Say Yayınları, psikoloji, 334 sayfa

Louan Brizendine’in daha önce Türkçeye çevrilen ‘Kadın Beyni’ isimli çalışması, oldukça ilgi çekmişti. Brizendine, söz konusu kitabın tamamlayıcısı olarak düşünülebilecek elimizdeki çalışmasında da, erkek beyninin kendine has yönlerine odaklanıyor. Erkek beyninde cinselliğe ayrılan bölgenin, kadın beyninden iki buçuk kat fazla olduğunu belirten Brizendine, erkeğin beyninde, bir kadını gördüğünde testosteron biriktiğini ve seviştikten sonra salgılanan oksitosinin bağımlılık yaptığını ortaya koyuyor. Kadın ve erkekleri, beyinleri arasındaki temel farklar ekseninde karşılaştıran yazara göre, bu farkların asıl müsebbibi beyindeki nöronlar.

BİR RÜYAYI NAKIŞLAMAK
Kemal Gündüzalp, Şiirden Yayınları, şiir, 78 sayfa

Şiir, eleştiri ve öykü kitapları yayımlanan Kemal Gündüzalp, ‘Bir Rüyayı Nakışlamak’ta, şiir türünde bir kitapla yeniden okurlarının karşısına çıkıyor. Dil tasarımları ve hem modern hem klasik nitelikler barındırmaları, buradaki şiirlerin temel özelliği. Kitaba adını veren şiirden bir alıntı: “Unutulmuş eski bir rüyayı nakışlıyordu uykusuz bütün gecelerinde: / Güzeller yaşlanmazlar demişti, olgun güzel olurlar büyüdüklerinde. / Elveda Marmaris dedi sonunda, ama ‘mis’ yaşıyor bu yeryüzünde / Hüzün güzeli yüzleri vardı, siz bilmezsiniz gizemli güzelliklerinde / Sen hiç ay ışığını gördün mü gülümseyen insanın donuk yüzünde? (...)”

KUDÜS TAPINAĞI
Simon Goldhill, çeviren: İbrahim Şener, Doruk Yayıncılık, tarih, 192 sayfa

Kutsal Tapınak olarak da bilinen Kudüs Tapınağı, Kudüs’ün Eski Şehiri’ndeki Tapınak Tepesinde bulunuyor. Klasik Musevi inancına göre, fiziksel dünyada Tanrı’nın tecellisinin simgesel ayak taburesi olarak kabul edilen tapınak, bu sebeple Yahudilerce kutsal sayılır. MÖ 70 yılında Roma İmparatoru Titus tarafından yok edilen tapınak, yalnızca Yahudiler için değil, Hıristiyanlar ve Müslümanlar için de kutsal. İşte Yunan edebiyatı ve kültürü konusunda uzman olan isimlerden Simon Goldhill bu çalışmasında, tapınağın tarihini ve dini anlamlarını inceliyor. Goldhill bunları da, Kudüs için yapılan sonu gelmez savaşların izini sürerek yapıyor.

İNSAN SOYUNUN EĞİTİMİ
Gotthold Ephraim Lessing, çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, eğitim, 180 sayfa

Gotthold Ephraim Lessing’in, aynı zamanda Aydınlanma’nın önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen ‘İnsan Soyunun Eğitimi’, insan aklının doğru bilgiye hiçbir zaman kendi başına ulaşamayacağını, bunun ancak vahyedilmiş hakikatler yoluyla mümkün olduğunu savunuyor. Lessing’in burada öne çıkan tezi, insanlık tarihine bir yasanın egemen olduğu ve insan, doğa ve toplumun birbirine benzemez değil fakat özünde bir olduğu şeklinde özetlenebilir. Yazar buradan hareketle, bütün toplumsal fenomenlerin karşılıklı birbirine bağımlı olduğunu ve insan soyunun eğitimi ile manevi mükemmeliyet konusunda bu gerçeğin gözetilmesi gerektiğini belirtiyor.

ORTADOĞU YILLIĞI 2009
editör: Kemal İnat, Muhittin Ataman ve Cenap Çakmak, Küre Yayınları, siyaset, 478 sayfa

‘Ortadoğu Yıllığı’nın elimizdeki beşinci kitabı, birçok yazarın katılımıyla, bölgeye dair kapsamlı bir analiz sunuyor. Önceki çalışmalarda olduğu gibi, Türkiye’nin İran politikasının incelendiği bir bölümle başlayan kitap, Ortadoğu’da yer alan on beş ülkede, 2009 yılında yaşanmış olayların değerlendirilmesiyle devam ediyor. Kitabın üçüncü bölümünde ise Ortadoğu ile ilgili makalelere yer veriliyor. İsrail’in saldırganlığına karşı uluslararası hukukun imkanları, Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleriyle dış ticaretinin yapısal ve sektörel analizi, Rusya’nın Ortadoğu’ya dönüşü ve Türkiye’nin değişen Ortadoğu algısı, bu makalelerden bazılarının konusu.

AKILDAN BELA
Aleksandr Sergeyeviç Griboyedov, çeviren: Cenk Gündoğdu ve Engin Toprak, İkaros Yayınları, oyun, 204 sayfa

Modern Rus şiirinin önemli isimlerinden Aleksandr Sergeyeviç Griboyedov ‘Akıldan Bela’ adlı oyununda, soylu sınıf aydınının kendi sınıfına karşı verdiği savaşı hikâye ediyor. Oyunun baş kahramanı, soylu sınıftan gelen bir aydın olan Çatski’dir. Hikâye, soylu sınıfın adetleri ve alışkanlıklarını, kendi içlerinden gelen Çatski’nin sert bir dille alaya alarak eleştirmesine dayanır. Oyun, Çatski’nin ikiyüzlülüklerin egemen olduğu bu dünyaya daha fazla dayanamayarak uzaklara çekip gitmesiyle sonlanır. İlk gerçekçi yapıtlardan biri olarak kabul
edilen oyun, yayımlandığı dönemde asilzadelerin, yüksek memurların ve sosyetenin huzurunu kaçırmıştı.


BİZ BİZE
Emil Galip Sandalcı, hazırlayan: Recep S. Tatar, Su Yayınları, siyaset, 272 sayfa

‘Biz Bize’, Emil Galip Sandalcı’nın 1956-1957 yılları arasında Tercüman gazetesinde kaleme aldığı yazıları bir araya getiriyor. 12 Eylül darbesiyle kapatılıncaya kadar, bir yıla yakın süre Demokrat gazetesinde köşe yazıları yazan Sandalcı, 1981 ve 1983 yıllarında da iki kez tutuklandı. Aydınlar Dilekçesi davasında da yargılanan Sandalcı, aynı zamanda İnsan Hakları Derneği, Türk-Yunan Dostluk Derneği, Helsinki Yurttaşlar Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının kurucuları arasında yer aldı. Elimizdeki kitap, iktidarların ve darbelerin hiç sevmediği, yaşamını insan hakları davasına adanmış Sandalcı’nın külliyatına iyi bir katkı sunuyor.

Deniz’lerin tusunamisi Filistin

DENİZLER VE FİLİSTİN
Turhan Feyizoğlu
Alfa Basım Yayım
2011, 178 sayfa.

‘Denizler ve Filistin’, 1968 ile 1978 yılları arasında Türkiye’deki devrimci hareketle, Filistinli direniş örgütleri arasında geçen ilişkileri belgesel tadında anlatıyor. Emperyalizme karşı tüm varını yoğunu, gençliğini hatta canını veren bir neslin ifadesini yazıya dökmüş yazar. “Bütün dünya halkları yakın bir gelecekte, emperyalizmin ve yerli ortaklarının üstesinden gelecek, yurtlarında kendi ulusal geleneklerine uygun halktan yana demokrasiler kuracaklardır.” Bu bildiri kitabın ana temasını oluşturuyor.
1960 yıllarının sonunda Türk devrimciler Türkiye’de özgür bir hareket alanı bulamadıkları düşüncesiyle dağlara çıkmaya karar verirler. Türkiye’de yapılan birkaç dağa çıkma girişiminin sonunda Filistinli ulusal kurtuluş örgütlerinin kamplarında gerilla eğitimi alma girişimleri başlar. İlk gidenler Abdülkadir Yaşargün ve Mustafa Çelik adındaki gençlerdir. Yaşları daha yirmiyi bulmayan gençler Filistin’deki çatışmalarda yaşamlarını yitirirler.
Filistin kamplarına uzanan devrimci yolculuk ilk olarak 9-10 Haziran 1969 olaylarıyla başlar. Bu dönemdeki karışıklık, Filistin Demokratik Halk Kurtuluş cephesinin devrimci gençliği Filistin’e daveti ile birleşir. Ve Deniz Gezmiş’te ilk olarak bu şekilde Filistin yollarına düşer. Filistin kamplarında yaşanan zorluklara rağmen kendi mücadelelerinden bir an olsun vazgeçmeyen devrimci gençliğin başında yer alan Deniz Gezmiş bir toplantıda Filistin’den getirmiş olduğu askeri üniformaları giyerek yer alır ve sözlerini bu kıyafetlerle tamamlar. O dönemde Filistin kamplarında gerilla eğitimi almak yani dağlara çıkma fikri çok popüler bir davranış olarak yansıtılıyor kitapta. Yurtdışında bulunan Türkiyeli gençlerde bu dönemde Filistin kamplarına gidiyorlar amaçları askeri eğitimden sonra Türkiye’ye dönerek mücadeleye katılmak.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın son mektupları kitapta yer alıyor. Çok duygusal olan bu mektuplarda bir inancın öyküsü dile getiriliyor. Kitabın sonunda yazarın Teslim Töre’yle yapmış olduğu uzun bir röportaj yer alıyor. Teslim Töre dönemin devrimci gençleri ile yani üç fidanla yol arkadaşı olmuş bir insan, aynı zamanda Filistin kamplarında en uzun süre kalan Türk devrimci. Filistin’de El-Fetih ve Arafat ile ilişkilerinin hep devam ettiğini söylüyor söyleşide. ‘Denizler ve Filistin’, devrimci gençliğin yaşadığı sıkıntılı dönemleri belgelerle okuyucuya sunarak gerçekçi bir hava içerisinde oluşturulmuş.
Ümit Er