YENİ ÇIKANLAR

SINIFTAN KAÇIŞ
Ellen Meksins Wood, çeviren: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap , siyaset, 269 sayfa

Ellen Meiksins Wood ‘Sınıftan Kaçış’ta, sınıfı ve sınıf mücadelesini sosyalist projeden neredeyse tamamen kopardığını savunduğu postmarksistleri eleştiriyor. Postmarksizm, ideolojiyi ve politikayı her türlü toplumsal temelden, özellikle de her türlü sınıfsal dayanaktan kopararak özerkleştirdiği için Marksistlerin tepkilerine hedef olmuştu. Postmarksizmin, antimarksizme giden yolda sadece kısa bir durak olduğunu savunan Wood da, postmarksist akımın Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe gibi öne çıkan isimlerine kapsamlı eleştiriler yöneltiyor. Ayrıca sürekli bir tartışma konusu olan sosyalizm ve demokrasi arasındaki bağları da inceliyor.

AKP DÖNEMİNDE KADROLAŞMA KISKACINDA EĞİTİM
Mustafa Gazalcı, Bilgi Yayınevi, siyaset, 231 sayfa

AKP’nin en çok eleştirildiği noktalardan biri, iktidara geldiğinden itibaren devletin kurumlarında büyük bir kadrolaşmaya gitmesiydi. Mustafa Gazalcı elimizdeki kitabında, AKP’nin özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’nda, Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş bir kadrolaşmaya gittiğini savunuyor. Yazar, bu kadrolaşmanın eğitimde verimsizliğe neden olmasının yanı sıra, Anayasa’da ve Milli Eğitim Temel Yasası’nda öngörülen laik ve bilimsel eğitim anlayışını da tehlikeye soktuğunu söylüyor. Çalışmasında, bunun izini süren Gazalcı, kadrolaşmadan sadece MEB’in değil üniversiteler, YÖK ve TÜBİTAK gibi kurumların da nasibini aldığını iddia ediyor.

KADERLER TABLETİ
Mehmet Mollaosmanoğlu, Galata Yayınları, roman, 448 sayfa

Mehmet Mollaoğlu’nun ilk romanı ‘Ataerkil’ adını taşıyordu. Yazar bu romanında, kişisel sorunlar yaşayan genç mimar Engin Hakkızade’nin aşk için verdiği sonu gelmez mücadeleyi anlatmıştı. Yazarın son romanı ‘Kaderler Tableti’ ise, Hakkızade’yi yeniden okurların karşısına çıkarıyor. Burada söz konusu olan, Hakkızade’nin bin 500 yıl kadar süren yolculuğudur. Hakkızade’nin yolculuğu, Baykal Gölü’nden başlayıp Moğolistan’a uzanan bir hac yolculuğu gibidir. Kahramanımızın bu yolculuktaki hedefi, aşık olduğu Göktürk Prensesi Aybarçın’a ulaşmak ve Titicaca Gölü’nün derinliklerinde bulunan Kutsal Taş’a ve ‘Kaderler Tableti’ne ulaşmaktır.

ESTETİK CERRAHİ VE KÜLKEDİSİ MASALI
Ahmet Karacalar, GOA Yayınları, tıp, 191 sayfa

Estetik cerahi başlarda, yalnızca kadınlara hitap eden bir alandı. Günümüzde estetik operasyonlar, çoğunlukla yine kadınlar tarafından tercih edilse de, erkekler az da olsa bu girişimlere ilgi göstermeye başlıyor. Estetik cerahi profesörü ve heykeltraş Ahmet Karacalar elimizdeki kitabında, bu alana dair merak edilenleri ilgilileriyle paylaşıyor. Yazar, Külkedisi hikâyesinden hareketle, estetik girişim sonrasında peri masallarındaki gibi hayatları değişen kadınları anlatıyor. Karacalar bu öyküler aracılığıyla da burun, kulak, çene, yüz germe, göğüs, karın ve bacak gibi, estetiğin farklı alanları konusunda okurlarını bilgilendiriyor.

SİNAN: NURHAK DAĞLARI’NDAN SONSUZLUĞA
Turhan Feyizoğlu, Alfa Yayınları, biyografi, 506 sayfa
Turhan Feyizoğlu, yeni baskısıyla yayınlanan ‘Sinan’da, Türkiye sol hareketin simge isimlerinden Sinan Cemgil’in kapsamlı bir biyografisini sunuyor. ODTÜ’de öğrenciyken siyasete ilgi duymaya başlayan Cemgil, devrimci öğrenci hareketinde aktif rol aldı. Cemgil 1970 yılında, arkadaşlarıyla birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurmuş, 31 Mayıs 1971’de ise Nurhak’ta etraflarını kuşatan askerlerce öldürülmüştü. Feyizoğlu’nun kitabı, Cemgil’in İstanbul’da başlayıp Nurhak Dağları’nda son bulan hayatından ayrıntılar sunuyor. Kitap devrimci bir aktörün hayatı ekseninde, Türkiye’nin toplumsal tarihinin geniş bir özetini de veriyor.

GÜZ KOKULU GÜNAHLAR
Hakan Yaman, Doğan Kitap, roman, 272 sayfa
‘İsrafil’in Kanatları’ ve ‘Fotoğraftaki Kadın’, Hakan Yaman’ın daha önce yayımlanmış romanları. Yaman, son romanı ‘Güz Kokulu Günahlar’da ise, bizi, 1870’lerin İzmir’ine götürüyor. Romanın merkezinde, İtalyan kökenli Levantenlerin yaşadıkları yer alıyor. İzmir’in yanı sıra, Efes, Laodikya, Filadelfiya, Sardis, Tiyatira ve Bergama gibi Ege’nin farklı mekânlarına uzanan kurgu, Levantenlerin aşk, kıskançlık ve ihanetle örülü hayatlarını hikâye ediyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş izlerinin henüz ulaşamadığı Ege’de, yalıtılmış hayatlar yaşayan bu karakterler, kararsız bir kurşunun patlamasıyla birlikte daldıkları rüyadan uyanacaktır.

İÇİMİZDEKİ ZALİM
Emre Kongar, Remzi Kitabevi, psikoloji, 279 sayfa
Zulmetmek ve zulme uğramak, Türkiye kültürünün pek uzak olmadığı konular. Bu durum öylesine içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir ki, artık şiddet hayatımızın rutin, hatta vazgeçilmez bir gerçeği olarak kanıksanmış. İşte Emre Kongar elimizdeki kitabında, zalimler ile mazlumları psikolojinin ve sosyolojinin ölçüleriyle masaya yatırıyor. “Zulmün, faşizmin bireysel temelleri nedir?”, “İnsanlar doğuştan zalim ve faşist eğilimler mi taşır?”, “Hem bireysel hem de toplumsal ve siyasal düzeyde zulümle, faşizmle nasıl mücadele edilir?” ve “’İçimizdeki Zalim’ ya da faşist, nasıl yenilgiye uğratılır?”, Kongar’ın yanıtını aradığı başlıca sorular.

İstanbul ve bir imparator

BÜYÜK KONSTANTİN
Helena ve Fausta
Radi Dikici
Everest Yayınları
2011
425 sayfa.
“Tarih boyunca hiçbir hükümdar; ne İskender ne de Alfred, ne Charles ne de Çariçe Katerina, ne Frederick Barbarossa ve hatta ne de Gregory, tam anlamıyla “Büyük” sıfatına onun kadar layık olmuşlardır.” İngiliz yazar, John Julius Norwich’in bu sözlerle takdim ettiği Büyük Konstantin, tarih boyunca çok sayıda sanat eserine konu oldu. Büyük Konstantin’in hayat hikâyesini edebiyata taşıyan kişi ise Bizans tarihi hakkındaki eserleriyle tanıdığımız Radi Dikici oldu. Radi Dikici’nin İstanbul’un kurucusu ve dünya tarihinin en önemi imparatorlarından biri olan Büyük Konstantin’in hayatını konu alan belgesel romanı, ‘Büyük Konstantin’ adıyla yayımlandı. 
İstanbul’un kuran ve imparatorluğu için başkent yapan Büyük Konstantin, Romalı general Konstantius Chlorus’un oğlu olarak 275 yılında, günümüzde Sırbistan sınırları içinde kalan Niş kentinde doğdu. Konstantin’in annesi Helena, Konstantius Chlorus’un ilk eşidir. İmparatorluk topraklarında hızla yayılmakta olan Hıristiyanlıktan etkilenmiş olan Helena, Filistin’e giderek kutsal topraklarda İsa’nın çarmıha gerildiği haçı arayıp bulmuştur. Konstantin’in Hıristiyanlığı resmi din ilan etmesinden sonra, çarmıh olarak kullanılan bu haçın el değiştirmesi iktidar mücadelelerinin şiddetini arttırmış ve nihayetinde imparatorluğun parçalanması sürecini hızlandırmıştır.
Romanın ilk sayfalarında Helena’nın Hıristiyanlık inancına bağlanması ve daha sonra oğluna bu yönde telkinlerde bulunması, etkisinde kaldığı bir rüya ile ilişkilendiriliyor. Helena rüyasında, henüz yayılmakta olan Hıristiyanlık inancının korunması ve tanınması için oğlunun adeta bir ‘görevli’ olduğunu görür. Çok tanrılı inancın yaygın olduğu Roma İmparatorluğu’nda o yıllarda Hıristiyanlar, geleneklere ters düşen inançlarından dolayı hor görülüyorlardı. Hayatı boyunca Hıristiyanlığın yayılmasına engel olacak kararlar almaktan kaçınan Konstantin, imparator olduktan sonra Hıristiyanlığı imparatorluğun resmi dini ilan etti. Hıristiyan tarihinin önemli bir dönüm noktası olan bu kararından mütevellit ‘Büyük Konstantin’ unvanıyla anılır.
İmparator Büyük Konstantin’in 296 yılından başlayarak 337 yılına kadar olan hayatının anlatıldığı kitapta onun kişiliğini, yaşamını, savaşlarını, aşklarını, zaaflarını, güçlü taraflarını, sabırlılığını ve kararlılığını okuyup Konstantinople’a olan aşkının şahidi oluyoruz.
Recep Usta

OBURLUK ÇAĞI
Yıldız Silier, Yordam Kitap, felsefe, 192 sayfa
Yıldız Silier’in ‘Oburluk Çağı’, bu tür kitaplarda az rastlanır bir başarıyla, kısa süre içinde ikinci baskıya ulaştı. Felsefe ve politik-psikoloji denemelerinden oluşan kitapta Silier, hayatın anlamını mutluluk kavramıyla özdeşleştirmenin sorunlarını ve çağın mutluluk fetişizmini eleştirel bir gözle değerlendiriyor. Annelik ideolojisiyle de hesaplaşan yazar, kadınların evcilleştirilmeleriyle nasıl güçlerini kaybettiklerini gözler önüne seriyor. Kitaba adını veren son bölümde ise, çağın ruhu irdeleniyor; sıkıntıdan kaçma çabalarının oburluğu körükleyişi, kapitalizmin nesneleri ve özneleri hızla çöp haline getirişi ortaya konuyor.

KAFASI GÜZEL FİLLER VE EN ACAYİP DENEYLER
Alex Boese, çeviren: Turgut Gürer, Gürer Yayınları, bilim, 309 sayfa
Alex Boese, popüler bilim kitabı ‘Kafası Güzel Filler ve En Acayip Deneyler’de, bilim tarihinde yapılmış birtakım garip deneyleri okurlarıyla paylaşıyor. Bilimin bu ilginç çalışma alanlarına dair yorumlarınız, baktığınız yere göre değişebilir. Zira bu deneyler, pekâlâ çok saçma ve gereksiz olarak tanımlanacakları gibi, çok gerekli ve önemli de bulunabilir. Kitapta, yapılan deneyler sonucunda LSD ile kafayı bulmuş filler, çift başlı köpekler ve yarışan hamamböcekleriyle karşılaşıyoruz. Ayrıca çocuklara Mozart dinletme, kafa nakli gerçekleştirme, iyi bir insanda karanlık yönler ortaya çıkarma gibi deneyler de buluyor.

BİTPAZARI
Selahattin Canka, Karahan Kitabevi, anı, 462 sayfa
Gazetecilik de yapmış olan Selahattin Canka, aynı zamanda bir müteşebbis. Gazeteciliğe 1942’de başlayan Canka, 1946 yılında Demokrat Parti kurucuları arasında yer aldı. 2. Dünya Savaşı’nın sıkıntılı dönemlerinde de gazetecilik yapmaya devam eden Canka, Adalet Partisi Adana İl Başkanlığı görevini de dört yıl boyunca yürütmüş. Canka’nın yaptıkları bunlardan ibaret değil. Kendisi, SASA suni elyaf fabrikasının ilk müteşebbisi olmuş ve uzun yıllar Adana Güney Sanayi Mensucat Fabrikası’nda CEO’luk görevini yürütmüş. Kitap, 1930’lu yıllardan bugüne uzanarak Canka’nın gazetecilik, siyaset ve ticaretle harmanlanmış hayatından ayrıntılar sunuyor.

AVRUPA VE BATI MİTİ
Georges Corm, çeviren: Melike Işık Durmaz, İletişim Yayınları, tarih, 364 sayfa
Ekonomist ve tarihçi Georges Corm ‘Avrupa ve Batı Miti’nde, farklı halklara ve kültürlere ev sahipliği yapan Avrupa’nın, kapsayıcı, metafizik ve jeopolitik Batı kavramını neden ve nasıl ürettiğini araştırıyor. Batı kavramının nasıl doğduğuyla çalışmasına başlayan Corm, tarihsel-antropolojik düşünce oyunlarıyla radikal biçimde birbirine karşıt olarak konumlandırılmaya çalışılan Doğu ve Batı kavramlarını da ele alıyor. Yazar devamında da, Avrupa’nın özgünlüğüne vurgu yapan tarihsel ve felsefi söylemleri, Ortaçağ’a uzanarak inceliyor ve Avrupa’nın son iki yüzyılın çalkantılı tarihinden aldığı farklı Avrupa dinamiklerini değerlendiriyor.

NEVROZLAR VE İNSAN GELİŞİMİ
Karen Horney, çeviren: Emre Erbatur, Sel Yayıncılık, psikanaliz, 432 sayfa
Karen Horney, ilk olarak 1950’de yayımlanan klasik çalışması ‘Nevrozlar ve İnsan Gelişimi’nde, hem psikanalitik kurama hem de insanlık durumuyla ilgili düşüncelere önemli bir katkı sunuyor. Horney’in çalışmasını özgün kılan başlıca husus, psikanalizin babası Freud’u temel almakla birlikte, bu ekole eleştirel bir yaklaşım sergilemesi. Nevrotik sürecin insan gelişiminin özel bir biçimi olduğunu söyleyen Horney, insanın bu yıkıcı süreci aşmasının tek yolunun kendini gerçekleştirmek olduğunu belirtiyor. Buradan hareketle özgürleşmenin temellerini araştıran Horney, kendini gerçekleştirmenin önkoşullarının nasıl yaratılabileceğini ele alıyor.

KANUNİ: ÇAĞININ RUHU
Joseph von Hammer ve Alphonse de Lamartine, çeviren: Mehmet Ata ve Serhat Bayram, hazırlayan: Abdülkadir Karahan, Kapı Yayınları, biyografi, 477 sayfa
‘Kanuni’, Joseph von Hammer ile Alphonse de Lamartine’in, Kanuni Sultan Süleyman’ı anlattıkları iki ayrı kitabı bir araya getiriyor. Kanuni, padişahlık yaptığı dönemde, imparatorluğu en geniş sınırlarına vardıran isim olarak bilinir. İki yazar için de, padişahı ilgi çekici kılan başlıca husus bu. Kanuni’nin liderlik yeteneklerinin merkeze alındığı kitapta bunun yanı sıra, Osmanlı İmparatorluğu’nun dünya çapında bir güç oluşunun coğrafi ve siyasî sebepleri ile o dönemde Avrupalı güçlerin Osmanlı’ya yaklaşımları detaylı bir şekilde ele alınıyor. Her iki kitap da, Kanuni’nin hayatı ekseninde, dönemin derli toplu bir panoramasını veriyor.

KENDİ EVİNE VARAMAMAK
Demir Özlü, Sel Yayıncılık, öykü, 93 sayfa
Demir Özlü ‘Kendi Evine Varamamak’taki öykülerinde, sonu gelmez yolculukları; kökenlerine dönmeye, ulaşmaya çalışan karakterlerinin hikâyelerini anlatıyor. Bu öykülerde, 1989’dan bu yana Stockholm ve İstanbul’da yaşayan Demir Özlü’nün, sürgünlüğünün izlerini de görmek mümkün. Özlü kitaba adını veren ve Kafkaesk tarzıyla dikkat çeken öyküsünde, Feriköy’deki annesinin evine ulaşmaya çalışan, fakat her seferinde başarısızlığa uğrayan bir karakterin yaşadıklarını anlatıyor. “Başıma gelenler bir öğle uykusu düşü gibiydi,” diyen kahramanımız için annesinin evine ulaşmak, engeller ve başarısızlıklarla dolu trajik bir mücadeleye dönüşmüştür.

Nuh ve Lut’a uzanan sırrın romanı

DUL KADININ OĞLU
Ceyhan Altınyeleklioğlu
Artemis Yayınları
2011, 560 sayfa.
Geçen yıllarda ülkemizde ve tüm dünyada mason locaları, tapınak şövalyeleri, gizli örgütlenmeler ve tarikatlar ekseninde yazılmış romanlar büyük bir ilgiyi üzerinde topladı. Ve hala da okuyucuların en çok tercih ettiği türler arasında yer alıyor bu türde yazılmış romanlar.
Türk okuyucusu pek çoğu yabancı yazarlar tarafından kaleme alınmış bu eserlerin çevirilerini okuyabildi. Bazı kitaplar çok fazla öne çıktı. Hatta kitap olmaktan öteye giderek filme bile dönüştürüldü. Ve şüphesiz ki en büyük ilgiyi Dan Brown’ın kaleme aldığı ‘Da Vinci’nin Şifresi’ gördü.
Tabii yukarıda bahsedilenler dışında elbette çağadaş türk yazarları tarafından yazılan eserler de yayımlandı; ancak bu eserler yabancıların yazdıklarının gölgesinde kaldı demek pek de yanlış olmaz. Yeterli sayıda okuyucuya ulaşamadı ve kendinden çokça bahsettiremedi.
Yayımlanan eserlerin birçoğunu da edebiyat-dışı, kurgu dışı roman olmayan eserler izlediği için, okurumuz mecburen yabancı olmayan yazarlara yöneldi.
Ceyhan Altınyeleklioğlu’nun yazdığı ‘Dul Kadının Oğlu’ da bu türün iyi yazılmış örneklerinden biri olacağa benziyor. Bir Sarp Kaya Romanı olarak basılmış ve Nuh ve Lut’a dek Uzanan Sırlar üst başlığını taşıyor. ‘Dul Kadının Oğlu’ romanını ilk kez elime aldığımda daha evvel okuduğum hikaye olarak beni tatmin eden, fakat kurgu ve anlatım açısından beni hayal kırıklığına uğratmış eserlerin bana miras bıraktığı önyargılardan sıyrılamamıştım. Bu nedenle romanın elimde ne kadar sürükleneceğini bilmeden bir serüvenin içinde buldum kendimi.
İtinayla aklınız kurcalanır
‘Dul Kadının Oğlu’, Tanrı’nın Nuh’a emanet ettiği sekizinci sırrın kazındığı taşın binlerce yıl önce, Süleyman Tapınağı’ndan çalınmasıyla başlıyor. Ve Binlerce yıllık Mason sırları Süleyman Tapınağı’ndan çalınan kayıp taşın şifresi mi, sorusunun gölgesinde ilerliyor. Pek tabii, Sır Taşı’nı bulan dünyayı ele mi geçirecek? Yoksa küresel bir felaketi mi tetikleyecek? sorularını sormadan da edemiyor okur. Günümüz Türkiyesi, Kudüs, Londra, Bulgaristan ve Malta’da geçen, okuyanın aklını kurcalayıp ona sorular sordurtan, hiç bitmeyen aksiyonuyla oldukça başarılı bir ilk roman ‘Dul Kadının Oğlu’.
Sibel Akkorlu

PERİHAN BALCI: YOK OLAN BİR MİRASIN TANIĞI
Deniz Banoğlu, Gürer Yayınları, biyografi, 190 sayfa
Perihan Balcı, tarihi mirası koruma bilinciyle, Türkiye’nin birçok ilinde geçmişten günümüze kalabilmiş yapıları korumaya almıştı. Doksan yaşına ulaşmakta olan Balcı, kurucusu olduğu Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği aracılığıyla birçok yapının günümüze ulaşmasına katkıda bulundu. İşte Deniz Banoğlu elimizdeki biyografisinde, Balcı’nın bu büyük emeğini kayıt altına alıyor. Burada, Balcı’nın 1965 yılında betonarme istilası başlamadan önce tarihi Türk evlerini fotoğraflamaya başlamasından bugüne kadarki çalışmaları ayrıntılı bir şekilde veriliyor. Kitapta, Doğan Kuban ve Oktay Ekinci gibi isimlerin Balcı’ya dair yorumları da yer alıyor.

YILAN JACK
Yaşar Yeşil, Bengisu Yayınları, roman, 127 sayfa
Western sinema, roman ve çizgiroman bizde bayağı ilgi çeker. Tür Batı’da ortaya çıktığından, onu genelde yabancılardan izlemeye veya okumaya alışkınızdır. Yaşar Yeşil ise, kaleme aldığı elimizdeki western romanıyla, bu algıyı tersine çeviriyor. Yılan Jack’in kötülere karşı verdiği mücadeleyi hikâye eden roman, westernin klasik iyi-kötü karşıtlığını kullanıyor. Fakat romanın asıl ilginçliği, Müslüman bir kovboyu kurguya dahil etmesi. Adı Hacı Ali olan bu karakter, romanın önemli figürlerinden biri olarak yerini alır. Hacı Ali, cesareti ve iyiliği temsil eden Yılan Jack’le ittifak yapıp, kasabanın azılı çeteleriyle savaşa tutuşacaktır.

KENDİME DOĞUŞUMUN GÜNCESİ
Erkan Sarıyıldız, Cinius Yayınları, roman, 144 sayfa
Erkan Sarıyıldız ‘Kendime Doğuşumun Güncesi’nde, Vural isimli karakterinin iç yolculuğunu hikâye ediyor. Vural, yaşadığı büyük çelişkiler nedeniyle mutsuz bir hayat yaşar. Genç adam, günün birinde kendisini çağıran sese kulak vermeye başlar ve bir yolculuğa koyulur. Bu yolculuk, bir sarayın farklı katları arasındadır ve buradaki her kat, Vural’ın ruhundaki belli noktaları simgelemektedir. Kahramanımız böylece, adım adım kendini doğurmaya, eski kişiliğinden tümüyle arınarak dünyaya yeniden gelmeye çalışacaktır. Roman, bu zorlu yolculuğa koyulan ve nihayetinde beklenen dönüşümü geçiren Vural’ın tuttuğu bir günce şeklinde tasarlanmış.

İSTANBUL ACENTASI
Jürgen Ebertowski, çeviren: Elif Molla Özsökmen, Erko Yayıncılık, roman, 222 sayfa
Jürgen Ebertowski ‘İstanbul Acentası’nda, daha önceki romanlarından aşina olduğumuz Eugen Meunier’nin yeni bir macerasını sunuyor. Meunier’nin karşısında yer alan güçler de, özel bir uyuşturucu bulan bir Rus profesör, bu uyuşturucudan yararlanmayı düşünen Japon mafyası Yakuza ve Dünya kupasıyla ilgili olarak FIFA’ya şantaj yapmayı amaçlayan Türk mafyasıdır. Meunier bu tehlikeli güçlerle mücadele etmek için de, Türk gizli servisinden Süleyman Bey, Yüzbaşı Celil ve Binbaşı Hamza’yla ittifak yapacaktır. Fakat Meunier’in düşmanları karşısındaki asıl gücü, Aikido’daki ustalığıdır. Ebertowski burada, bazı Aikido hareketlerini de tasvir ediyor.

A.B.D. 42. ENLEM
John Dos Passos, çeviren: Oya Dalgıç, İş Kültür Yayınları, roman, 489 sayfa
John Dos Passos, ‘A.B.D.’ üçlemesinin ilk kitabı olan ‘42. Enlem’de, Amerikan toplumun çeşitli katmanlarından seçtiği karakterler aracılığıyla, imparatorluğun kapitalist vahşetini yerden yere vuruyor. Romanın merkezinde, Fanny, J. Ward Moorehouse, Eleanor Stottard, Janey Williams ve Charley Anderson adlı karakterler yer alıyor. Güçlü gözlem yeteneğiyle dikkat çeken roman, bu karakterlerinin yaşadıkları ekseninde, tüketim hırsının ele geçirdiği ve kayıtsızlığın başat hayat biçimi haline geldiği ABD kültürünü kıyasıya eleştiriyor. Sacco ve Vanzetti’nin idamlarının da yer aldığı romanın bir bölümü de, Enternasyonal’in dizeleriyle başlıyor.

MELEKLER SOKAĞI
Sheila Roberts, çeviren: Gülgün Kozan, Derin Kitap, roman, 311 sayfa
Sheila Roberts, bir “iyi insan olmaya övgü” romanı olarak değerlendirilebilecek ‘Melekler Sokağı’nda, başkalarına iyilik yaparak kendi yaralarını sarmaya çalışan üç kadının hikâyesini anlatıyor. Sarah Goodwin, Emma Swanson ve Jamie Moore, uzun yıllardır birbirini tanıyan, sırdaş üç kadındır. Geçmişlerinden aldıkları acılara karşın hayata tutunmaya çalışan kadınlar, yaşadıkları Heart Lake’in de eski güzel günlerinden uzaklaştığının farkındadır. Günün birinde üç kadın, çektikleri acıları aşmanın, hayatı daha yaşanabilir kılmanın yollarını araştırır. Kadınlar bunun, karşılık beklemeden iyilik yapmakla mümkün olduğunda hemfikirdir.

İMPARATORLUK
Niall Ferguson, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 391 sayfa
Ekonomi tarihi üzerine uzman olan Niall Ferguson ‘İmparatorluk’ta, Britanya’nın imparatorluğa dönüşmesini ve modern dünyayı yaratmasını anlatıyor. Kitap, Britanya’nın Afrika ormanlarından Arabistan çöllerine uzanan öyküsü ekseninde, emperyalizmin açgözlülüğünü kapsamlı bir bakışla ortaya koymasıyla ayrıca dikkat çekiyor diyebiliriz. Büyük Britanya’nın öncelikle bir ekonomik olgu olarak başlamasından, Britanya’nın tarih terazisinde tartıldığı Hitler’li 1940’lı yıllara uzanan kitapta, sömürgelerin bağımsızlık mücadeleleri ve sömürge ülkelerde yetişen ve İngiliz eğitimi alan kuşakların açmazları gibi ilgi çekebilecek konular irdeleniyor.

Kedicik mezardan çıktı!

MEZARA MAHKUM
Jeaniene Frost
Çeviren: Mehmet Karaosmanoğlu
Artemis Yayınları
2011, 391 sayfa.
Fantastik edebiyat, doğaüstü karakterler denince genellikle edebi değeri olmayan, ucuz ve günlük işler akla geliyor. Halbuki edebiyatın kendisi tamamen fantastik bir olgu. Yaratılan her roman, hikaye ya da şiir, fantastik öğeler barındırıyor içinde. Bu nedenle bu türü okuyan bir okur da yaratıldı dünya toplumlarında. Ama Ludwig Wittgenstein ne demişti: “Dilimizin sınırları dünyamızın sınırlarıdır…” Bu nedenle hayal gücümüzün sınırlarını genişletebildiğimiz ölçüde dünyamızı genişletebiliriz. İşte tam bu noktada on dört farklı dile çevrilen Jeaniene Frost’un Gece Avcısı Serisi’nin başarısından bahsetmek istiyorum. Geçtiği yere göre tanımlayabileceğimiz bir seri Gece Avcısı. Şehir fantazisi diyebiliriz. Tamamen günümüzde geçiyor. Serinin ilk kitabı Mezarla Randevu’da kahramanımız Cathrine Crawfield ile tanışmıştık. Birçoğumuz onu çok sevdik. Cat, kendini bildi bileli ölümsüz kan emici vamprilerin peşinde. Çünkü o vampirlerden biri onun aşağılık babası olabilir. Annesinin hayatını mahveden ve onunu bir yarı-vampir olarak doğmasına neden olan adamı bulursa anında cezasını kesecek. Ne var ki hayat hiç de onun planladığı gibi gitmedi ve günün birinde hayatının aşkı Bones ile tanıştı. Bones, o da bir vampir avcısı. Hem de en iyilerinden. İhtiraslı, yetenekli ve her kadının arzulayacağı özellkleri barındıran bir adam. Ancak o da bir vampir! Baş karakterimiz Cat, kitap dünyasındaki en güçlü kahramanlardan.
Şehir fantezisi
Urban Fantasy (Şehir Fantezisi) türünün en bilindik ve en çok okunan serilerinden birinin ücüncü ve dördüncü kitabı geçen günlerde yayımlandı. Üçüncü kitap ‘Mezarın Dibinde’ ve dördüncü kitap ‘Mezara Mahkum’. Çok ama çok üretken bir yazar Frost. Aslında Gece Avcısı’nı yazmadan önce bu denli aktif olmadığını belirtiyor röportajlarında. Bu serinin yazılma hikâyesi de oldukça ilginç. Frost, rüyasında serinin vazgeçilmezi Cat Crawfield’ı görünce karar vermiş yazmaya. Hiç hesap kitap yapmadan oturmuş masaya ve yaklaşık bir yıl boyunca da kalkmamış. Başta hiç plan yapmadan rüyalarını aktarıyormuş, fakat engellenemez bir biçimde kurguyla birleştirmiş gördüklerini. Serinin altyapısını kurmuş ve temellerini o zaman atmış. Son olarak da seri bugünkü halini almış ve milyonlarca okura ulaşmış.
Nergis Akkorlu

ARZUNUN BOTANİĞİ
Michael Pollan, çeviren: Sevin Okyay, Domingo Yayıncılık, ekoloji, 232 sayfa
Michael Pollan, insan-doğa ilişkisine odaklandığı ‘Arzunun Botaniği’nde, bitkilerle insani arzu arasındaki bağları araştırıyor. Pollan bunu da, elma, lale, kenevir ve patates gibi en çok bilinen dört bitkiyi, insanın dört temel arzusu olarak tanımladığı tatlılık, güzellik, sarhoşluk ve kontrolle ilişkilendiriyor. Dolayısıyla kitap, dört bitkinin toplumsal tarihini keşfetmeye doğru yol alırken, onları insanın hikâyesiyle birlikte örüyor ve bu bitkilerin tahrik ve teşvik ettiği dört insani arzunun doğa tarihini anlatıyor. Pollan, örneğin patatesin Avrupa tarihinin seyrini nasıl değiştirdiğini veya kenevirin Batı’daki romantik devrimi nasıl ateşlediğini ortaya koyarken, erkek ve kadın tüm insanların zihinlerindeki fikirlerin bu bitkilerin görünüşünü, tadını ve zihinsel etkilerini nasıl dönüştürdüğünü de inceliyor.

HAYATA YETİŞMEK
Aslı Solakoğlu, Yitik Ülke Yayınları, öykü, 135 sayfa
Aslı Solakoğlu, Adnan Özyalçıner’le birlikte kaleme aldığı ve usta-çırak ilişkisinin bir ürünü olan ‘İç’ adlı öykü kitabıyla hatırlanacaktır. Daha sonra ‘Kadın Öykülerinde Ankara’ ve ‘Kadın Öykülerinde Karadeniz’ derlemelerine öyküleriyle katılan Solakoğlu, ilk kitabı ‘Hayata Yetişmek’ ile okurlarının karşısına çıkıyor. Solakoğlu’nun ağırlıklı olarak kenar mahallelerde geçen öykülerinin kahramanları da, genelde kadınlardan seçilmiş. Bu öykülerde ölüm korkusunun, gündelik hayatın bezdirdiği bireylerle, yoksulluğun hükmü altında ezilen mahallelerle karşı karşıya geliyoruz. Yazar kitaba adını veren öyküsünde de, boğucu bir kış mevsiminde aynı evde kalan üç kadının hikâyesini anlatıyor. Ölüm kusan televizyonları izlemekten başka seçeneği olmayan kadınların tek isteği, baharın gelip hayatlarının kasvetini dağıtmasıdır.

KOMPLO KAPISI
Glenn Beck, çeviren: Alp Sanlı, Epsilon Yayıncılık, roman, 367 sayfa
Daha önce yayımlanan ‘Kırmızı Kazak’la hatırlanacak Glenn Beck, Amerika’nın günümüzdeki dönemine oldukça benzeyen bir devrinde geçen romanı ‘Komplo Kapısı’nda, bizi, büyük bir manipülasyon aracıyla tanıştırıyor. Adı Komplo Kapısı olan bu muazzam araç, çok radikal ve tehlikeli fikirleri dahi, manipülasyonlar yoluyla halka normalmiş gibi göstermektedir. ABD’nin 28. Başkanı Woodrow Wilson’ın “Dikte eden, hükmeden güçtür; eşya boyun eğer. İnsanlar mükemmel liderin elindeki çamurdur,” sözüyle açılan roman, hükümetlerin, istihbarat örgütlerinin, sermaye sahiplerinin ve halkla ilişkiler şirketlerinin içinde yer aldığı devasa bir yapının, sıradan insan için nasıl bir yalan çarkı inşa ettiğini anlatıyor. Roman bu korkutucu dünya tasviri üzerinden, medya başta olmak üzere Amerika’nın belli başlı kurumlarını eleştiriyor.

HAYVAN VE ŞAMAN
Julian Baldick, çeviren: Nevin Şahin, Hil Yayın, sosyoloji, 234 sayfa
Daha önce Türkçede yayınlanan ‘Mistik ve İslam’la hatırlanacak Julian Baldick, elimizdeki çalışması ‘Hayvan ve Şaman’da, Orta Asya’nın yerel dinlerinin karşılaştırmalı bir incelemesini sunuyor. İskitler, Hunlar, Türkler, Moğollar, Tunguzlar, Mançular, Finler ve Macarlar gibi, Orta Asya’da yaşamış ya da oradan göçen çeşitli kavimlerin ortak bir mirasa sahip olduğu, Baldick’in en dikkat çeken tezi. Söz konusu ortak mirası, “İç Avrasyalı” olarak tanımlayan Baldick, bu mirasın mitlerde, ritüellerde ve efsanelerdeki izini sürüyor. Üçüncü bölümün Türklere ayrıldığı çalışmada, M. Ö. 6. yüzyıldan günümüze yapılmış Türki dinler konulu araştırmaların bulguları ele alınıyor; Göktürkler ve onların halefleri Uygurlar ile Kırgızların, ortak dini mirastan ne kadar beslendikleri ve buna ne gibi katkılarda bulundukları inceleniyor.