YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR
YENİ ÇIKANLAR
Haber: Erkan Canan / Arşivi

YARATAN
Jorge Louis Borges, çeviren: Peral Bayaz Charum ve Ayşe Nihal Akbulut, İletişim Yayınları, anlatı, 98 sayfa

‘Yaratan’da, Arjantin’in dünya edebiyatına armağan ettiği Jorge Louis Borges’in şiir ve düzyazı türündeki metinleri yer alıyor. Bu kitabı için, “Baskıya verdiğim bütün kitaplar arasında sanırım hiçbiri bu küçük koleksiyon kadar kişisel ve düzensiz değil,” diyen Borges, okurlarına, kendi yazım kaynakları konusunda önemli ipuçları veriyor; onları keyifli bir edebiyat yolculuğuna çıkarıyor. Kitap ayrıca, barındırdığı şiirleri ve felsefi halesiyle de dikkat çekiyor. Borges’in ince işçiliğinin egemen olduğu kitabın, edebiyat tutkunları ile yazarın kişisel dünyasına inmek isteyenler için kaçırılmayacak bir fırsat olduğunu söyleyebiliriz.

UZAKDOĞU SİNEMASI
hazırlayan: Rıza Oylum, Başka Yerler Yayınları, sinema , 100 sayfa

Rıza Oylum’un hazırladığı ‘Uzakdoğu Sineması’nda, Çin, Güney Kore, Honk Kong, Japonya, Tayland ve Vietnam ülkelerinin sinemaları inceleniyor. Özellikle 2000 sonrası dönemin en yaratıcı sinemalarından olan Uzakdoğu sineması, korku, gerilim, şiddet ve savaş filmleri gibi farklı türleri özgün bir şekilde yorumladı. Elimizdeki çalışmayı ilgi çekici kılan bir husus, söz konusu coğrafyanın sinemasını merak eden tüm okurları hedefleyerek kaleme alınması. Akıcı bir üslupla kaleme alınan; dipnotların, uzun cümlelerin ve yabancı kelimelerin hiç kullanılmadığı çalışma, Uzakdoğu filmlerini, yönetmenlerini ve renklerini merak edenlere önerilir.

CEP TERAPİSİ
Therese J. Borchard, çeviren: Zennube Ezgi Kaya, Derin Kitap, kişisel gelişim, 222 sayfa

Therese J. Borchard’ın ‘Cep Terapisi’nin alt başlığı ‘Duygusal Açıdan Hayatta Kalma Kılavuzu’. Borchard burada, uzun yıllar tuttuğu terapi notlarını, psikiyatri servisinde ve katıldığı terapi gruplarında edindiği deneyimleri okurlarıyla paylaşıyor. Doğu ve Batı’dan birçok ruhani öğretinin izlerini taşıyan bu kitaptaki çok sayıda öneri, gerçekte Borchard’ın yaşadığı sorunlarla mücadele ederken geliştirdiği kendine özgü çözümlerden oluşuyor. Hayatın zorlu yanlarına iyimser bir perspektiften bakan kitap, depresyon, bipolar duygu bozukluğu ve bağımlılık gibi sıkıntılarla mücadele eden bireye, ruhani bilgeliğin öğretileriyle yaklaşıyor.

AZRAİL’İ YEN
Josh Bazell, çeviren: Dost Körpe, Sayfa 6 Yayınları, roman, 269 sayfa

Josh Bazell, gerilim romanı ‘Azrail’i Yen’de, bir stajyer doktorun karanlık geçmişine iniyor. Romanın baş kahramanı stajyer doktor Peter Brown, geçmişini geride bırakıp bir hastanede çalışmaya başlamıştır. Fakat kanla örülü bu geçmiş, beklenmedik bir şekilde onun hastanedeki hayatına sızacaktır. Bu geçmişin içinde, şiddetin her türlüsünü deneyimlemiş mafya tetikçisi Pietro bulunmaktadır. Mafyanın hastaneye sızdığını fark eden Brown, sadece hastalarının değil, kendi hayatının da tehlikede olduğunun ayırdındadır. Kısa bir süre sonra, polisin de dahil olduğu büyük bir kovalamaca yaşanır ve kahramanımız, peşindekileri alt etmek zorundadır.

KADIN PENÇESİ
Halid Ziya Uşaklıgil, Özgür Yayınları, öykü, 118 sayfa

‘Kadın Pençesi’nde, güçlü kalemlerden Halid Ziya Uşaklıgil’in 1934-1939 yılları arasında kaleme aldığı altı öykü yer alıyor. Bu öyküler, ağırlıklı olarak aşkı konu edinmeleriyle bir bütünün parçası olarak düşünülebilir. Uşaklıgil burada, fiziksel bakımdan pek cazip sayılamayacak özelliklere sahip bir gencin, sadakatsiz bir kadına olan çaresiz ve karşılıksız aşkını; bir gencin, kendisinden çok yaşlı bir adamla evlenmiş genç bir kadına karşı hissettiği merhametle karışık sevgiyi; ağır hastalığa yakalanmış bir aşığın, geçmişte kalan fakat hiç unutamadığı aşk acılarını ve karasevdaya tutulmuş bir köylü delikanlının yaşadıklarını anlatıyor.

KİM
Nuriye Akman, Doğan Kitap, roman, 262 sayfa

Nuriye Akman ‘Kim’de, olgunluk dönemlerini yaşayan bir yazarın dönüşümü ekseninde, “insan”, “ego” ve “ben” kavramlarını masaya yatırıyor. Başarılı bir yazar olan Aydın Aytaç, otuzuncu kitabının adını ‘Ben’ olarak koyar. Kendini okurlarına açtığı bu kitabında Aytaç, kitaplarını nasıl yazdığını, konularını nereden aldığını anlatır. Yazar, kitabının son düzeltilerini yapmak için sakin bir sahil kasabasına gider ve burada, kendine, insana ve hayata dair algılarla hesaplaşır. Kahramanımız, hayatında önemli yer tutacak kafe sahibi Hikmet Bey ve ahtapot avcısı Emre Usta aracılığıyla aşkı, kaderi, hayatı, insanı ve benliği sorgulayacaktır.

KÜLTÜRÜN İŞLEYİŞİ
Gananath Obeyesekere, çeviren: Jale Ergelen, Doruk Yayıncılık, antropoloji, 429 sayfa

Princeton Üniversitesi’nde antropoloji profesörü olan Gananath Obeyesekere, Sri Lanka ve Hindistan’da saha çalışmaları yapmış ve bulgularını psikanaliz, antropoloji ve kişisel simgesellik bağlamlarında derlemiş isimlerden. Obeyesekere’nin bu çalışmalarının iyi bir örneği olan ve antropolojik birikimiyle göz dolduran ‘Kültürün İşleyişi’nde, psikanaliz ve antropolojide sembolik dönüşümü irdeleniyor. Obeyesekere burada, kültürle bireylerin güdüleri arasındaki bağlantıları yakalamaya çalışıyor ve Sri Lanka yaşamından kesitleri, Freud’un teorileri ile Wittgenstein ve Ricoeur gibi belli başlı felsefecilerin görüşlerinden hareketle inceliyor.

Dört kız, dört hikâye

ÖTEKİ KIZLAR
Lesley Lokko
Sayfa6 Yayınları
2011
630 sayfa.

Lesley Lokko, yarı Ganalı Yarı İskoç bir yazar. Oxford Üniversitesi’nde Arapça ve İbranice derslerinin yanı sıra Amerika’da sosyoloji ve mimari eğitimi de almış. Bu ilginç yazarın ‘Gün Batarken’, ‘Acı Çikolata’ ve ‘Safran Gökyüzü’ adlı romanları daha önce İnkılap Kitabevi tarafından yayımlanmıştı. Su gibi akıp giden, kendinizi kolayca kaptıracağınız romanlar yazan Lokko, chick-lit türü yazarları arasında gösterilse de hikâyelerinin ustalıklı kurgusu ve derinliğiyle bundan çok daha fazlasını hak ediyor aslında.
‘Öteki Kızlar’ da Lokko’nun sevilen tarzından izler taşıyan bir roman. Üç kadının lisenin son sınıfında başlayan ve yıllar içinde derinleşerek devam eden dostluklarını anlatıyor. Babasının otoriter kimliği altında ezilen, ne babası ne de üvey annesinden en ufak bir sevgi ve şefkat görmeyen Nic, babasının dünya çapında sahip olduğu tüm servete rağmen son derece mutsuz ve yalnız bir genç kızdır. Tory, görünürde mutlu bir aileye ve onu seven ebeveynlere sahip olsa da ailenin asıl göz bebeği olan ablasının trajik bir şekilde öldürülmesiyle içinden yıllarca çıkamayacağı bir depresyon ve güvensizliğe sürüklenmiş, bir diğer mutsuz genç kızdır. Caryn ise onlardan tamamen farklı ailevi sorunlarla boğuşmaktadır. Fakir bir ailenin kızı olan Caryn’in annesi, değil çocuklarına, kendisine bakmaktan aciz, kronik depresif bir alkoliktir. Babasını hiç tanımamış olan Caryn, bir yandan küçük erkek kardeşinin her türlü bakımını üstlenmekte bir yandan da sorunlu abisinin başını beladan uzak tutmaya çalışmaktadır. Ve tüm bu umutsuz tablonun ortasında sahip olduğu parlak zekâsıyla edindiği özel bursla okulunda harikalar yaratmaktadır. Bu üç yalnız ve mutsuz genç kız, lisenin son sınıfında bir daha ayrılmamak üzere dost olur ve hayatın içindeki türlü zorluklarla, yolları ayrılsa ve uzaklarda olsalar da birlikte başa çıkmaya çalışırlar. Öte yandan bu romanın bir de dördüncü genç kızı vardır. Nic’le aynı yerde, Zimbabwe’de doğan Estelle, biçimsiz vücutlu, fakir annesinin aksine dünya güzeli, uzun boylu, son derece güzel bir genç kızdır.
‘Öteki Kızlar’, dört genç kadının öykülerini en başından itibaren birbirine paralel anlatırken, her bir bölümü öyle ustalıklı noktalarda kesiyor ki her yeni bölümü de ayrı bir heyecan dalgası içinde, sabırsızlıkla okuyorsunuz. Afrika’nın egzotik mekânlarından Londra’ya, İsviçre’nin karlı dağlarından Paris’in çiçek kokulu sokaklarına uzanan bu sürükleyici hikâye, önünüze serdiği görkemli manzaralar ve lüks ayrıntılarla gözlerinizi kamaştırmayı da ihmal etmiyor.

BUDA’DA BİR BOŞANMA
Sándor Márai, çeviren: Tarık Demirkan, Yapı Kredi Yayınları, roman, 164 sayfa

Macaristanlı yazar Sándor Márai ‘Buda’da Bir Boşanma’da, Budapeşte’de, iki dünya savaşı arasında, iç içe geçmiş yaşamları ve insan ilişkilerindeki çözülmeyi anlatıyor. Boşanma davalarına bakan yargıç Kömives, yıllar önce tanıdığı doktor Greiner’in boşanma dosyasını karşısında bulur. Fakat kendisini şaşırtan, yalnızca bu değildir. Akşam işten çıkıp evine giderken, Greiner’i, sabırsızca kendisini bekler halde bulacaktır. Doktorun Kömives’e anlatacağı çok şey vardır. Öyle ki bunlar, sabaha değin sürecektir. Bu görüşme gerçekte, Kömives ve Greiner’le temsil edilen, toplumdaki iyi ve kötü eğilimlerin birbiriyle kapışmasıdır. Bir yanda çalışkan ve sorumluluk sahibi Kömives, öte yanda saplantılı ve hırslı Greiner. Márai iki karakteri aracılığıyla, zor zamanlarındaki vatanında insani değerlerin çözülüşünü anlatıyor.

TÜRKLERİN HAYATLARI VE ÂDETLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME
Giovan Antonio Menavino, çeviren: Harun Mutluay, Dergah Yayınları, anı, 149 sayfa

Giovan Antonio Menavino, 16. yüzyılın ilk yıllarında, henüz on iki yaşında bir çocukken bir ticaret gemisinde korsanlar tarafından ele geçirilmiş ve İstanbul’da köle pazarında satılmıştı. Menavino ardından, kendisini satın alan kişi tarafından Sultan’a hediye edilir. Sarayda iç oğlan olarak hizmete başlayan ve Sultan II. Bayezid’in maiyetinde on yıl kalan Menavino, Çaldıran Savaşı’ndan sonra ülkesine kaçmıştı. İşte Menavino’nun ülkesine döndükten otuz yıl sonra yazdığı bu kitap, onun Osmanlı’da tanık olduklarına dair anılarından oluşuyor. Menavino’nun yaşadıklarından kaynaklanıyor olsa gerek, bu kitapta tasvir edilen Türk imgesi, korkutucu ve acımasız. Kitapta Türklerin hukuku, dini, devlet ve saray teşkilatlanması, askeri yapıları, Osmanlı yaşayışı, kültürü ve âdetleri konusunda önemli ayrıntılar yer alıyor.

SAĞLIKLI VÜCUDUN GÖRÜNMEZ İŞÇİLERİ
Metin Özata, Hayy Kitap, sağlık, 104 sayfa

Metin Özata ‘Sağlıklı Vücudun Görünmmez İşçileri’nde, hormonların salgılandığı hipotalamus, hipofiz, tiroid, paratiroid, böbreküstü bezi, testis ve yumurtalık bezleri ve bunlarla ilişkili hastalıkları ele alıyor. Hormonlar, Özata’nın da belirttiği gibi, hayati öneme haiz. Onlar çalışmadan adım atmamız mümkün değil. Gelişme, metabolizma, büyüme, üreme, seks, duygu durumu, âdet görme, iştah, sindirim ve vücut ısısı gibi yaşamsal faaliyetlerimiz hep onlara bağlı. Ayrıca şeker hastalığı, boy kısalığı, kilo alma, tansiyon yüksekliği, tüylenme, kemik erimesi, âdet bozukluğu, böbrek taşı, ereksiyon problemi, depresyon, sinirlilik, kansızlık, yorgunluk ve halsizliğin temelinde de hormon dengesizliği yatıyor. Hormonlar ile hormon hastalıklarını anlatan Özata, vücudun görünmez işçilerinin büyük emeğini ortaya koyuyor.

GEZİNDİM BOŞ ODALARDA
Sevim Dabağ, İş Kültür Yayınları, söyleşi, 129 sayfa

‘Gezindim Boş Odalarda’, gazeteci Sevim Dabağ’ın, Türkiye edebiyatının önde gelen şairlerinin eşleriyle yaptığı söyleşilerden oluşuyor. Şair eşleri burada, kendi tanıklıklarıyla eşlerini, onlarla geçirdikleri hayatlarını anlatmalarının yanı sıra, yaşadıkları dönemin kültürel, sanatsal ve tarihsel atmosferine dair ayrıntıları da okurla paylaşıyor. Kitabı önemli kılan hususların başında da, Türkiye edebiyatını etkilemiş şairlerin hayatlarına dair belki de son tanıklıkları barındırıyor olması. Kitaba konuk olan şair eşleri şöyle: Münire Aksal (Sabahattin Kudret Aksal), Jale Birsel (Salâh Birsel), Mefharet Cansever (Edip Cansever), Münire Dıranas (Ahmet Muhip Dıranas), Biket İlhan (Attila İlhan), Huriye Necatigil (Behçet Necatigil), Vildan Saraç (Tahsin Saraç), Zühal Tekkanat (Cemal Süreya) ve Güler Yücel (Can Yücel).

ETİLER KOĞUŞU 2
Önder Şuşoğlu ve Emrullah Erdinç, Alfa Yayınları, inceleme, 396 sayfa

Gazeteci Önder Şuşoğlu ve Emrullah Erdinç, ses getiren çalışmaları ‘Etiler Koğuşu’ ile hatırlanacaktır. Bu çalışmaların ikinci halkası olan elimizdeki kitap da, renkli hayatlarıyla televizyon ve gazete sayfalarına konuk olan meşhur isimlerin yaşamlarının karanlık yönlerini gözler önüne seriyor. Kitapta, Tarkan’dan Atilla Taş’a, Niran Ünsal’dan Deniz Seki’ye ve Peker Açıkalın’a kadar birçok ünlünün uyuşturucu nedeniyle sorgu odalarına yansıyan öyküleri yer alıyor. Kitap, toz pembe yaşamlarıyla imrenilen şarkıcı, manken ve sanat dünyasından isimlerin ödedikleri ağır bedelleri, hayatlarının pek bilinmeyen ayrıntılarını ortaya koyuyor.

SÜRGÜN SEFİR SADULLAH PAŞA
Ali Akyıldız, İş Kültür Yayınları, biyografi, 488 sayfa

Ali Akyıldız ‘Sürgün Sefir Sadullah Paşa’da, büyükelçi olarak uzun yıllar görev yapmış ve bir Tanzimat aydını olan Sadullah Bey’in kapsamlı bir biyografisini sunuyor. Berlin ve Viyana Büyükelçisi olarak görev yapmış Sadullah Paşa, Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Kongresi’nin müzakerelerine de katılmıştı. Sadullah Paşa’nın ailesi, eğitimi ve kariyerini inceleyerek çalışmasına başlayan Akyıldız, ardından, Paşa’nın devlet adına kabul ettiği görevleri ve beklenmedik intiharının arkasındaki nedenleri ele alıyor. Akyıldız ayrıca, Sadullah Bey’in eserlerini ve görüşlerini irdeliyor ve böylece onun bir Tanzimat aydını olarak portresini çiziyor.

İĞNELİ TAHTIN SULTANLARI
Mehmet Işık, Yediveren Yayınları, tarih, 520 sayfa

Mehmet Işık ‘İğneli Tahtın Sultanları’nda, Osmanlı tarihine bir giriş yapıyor. Işık burada, Osman Bey’den Sultan Vahdettin’e, Osmanlı’nın iğneli tahtına çıkan sultanları, kişisel özellikleri ve devirlerindeki gelişmeler ekseninde anlatıyor. Yazar çalışmasının devamında da, Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlenmeye başlamasını; Osmanlı’nın eski güç ve ihtişamını kaybetmesindeki nedenleri ve devlet adamlarının, iç ve dış politikada yaşanan olumsuzlukları aşmak amacıyla giriştikleri ıslahat hareketlerini ele alıyor. Işık, imparatorluğun 1299’dan 1924’e uzanan tarihinin bir özetini verirken, bu dönemde yaşanmış bazı ilginç hikâyeleri de anlatıyor.

KARATAY DİYETİ
Canan Efendigil Karatay, Hayy Kitap, sağlık, 160 sayfa

British Medical Journal’da yer alan verilere göre, 1980 yılından beri kilo artışı ve şişmanlama bütün dünyaya hızla yayılmakta ve halk sağlığı açısından tehlikeli bir salgın haline gelmekte. İşte Canan Efendigil Karatay bu çalışmasında, şişmanlamanın olumsuz etkilerinden kurtulmak için doğru beslenmenin ve sağlıklı yaşam biçimi edinmenin yollarını anlatıyor. Klasik diyet çalışmalarında olduğu gibi belli ölçülerde belli yiyecekler öngörmeyen Karatay, hücre bünyesinde oluşan, fiziksel ve kimyasal bozuklukların sağlığı ne şekilde bozduğunu açıklıyor ve kan insülin değerinin normal düzeylerde tutulabilmesi konusunda önerilerde bulunuyor.

TÜRKİYE’DE SMS HABERCİLİĞİ
Kemal Aslan, Anahtar Kitaplar, medya, 152 sayfa

Yeni teknolojilerin habercilikte kullanılması, 2000’li yıllarla birlikte Türkiye’de yaygınlaşmaya başladı. Bu yeni araçların kullanılması, habercilikte değişim yaşanmasına da vesile oldu. Kemal Aslan, bu yeni teknolojilerden birini incelediği ‘Türkiye’de SMS Haberciliği’nde, medya kuruluşlarının kısa mesaj (SMS) aracılığıyla abonelere yönelik gerçekleştirdiği habercilik faaliyetlerini masaya yatırıyor. Konuya dair yapılan istatistiklerle de zenginleştirilmiş kitap, daha çok kişilerarası iletişimde kullanılan SMS’in, medya tarafından ticari ve yeni türden bir haberciliğin alanı olarak nasıl kullanıldığını değerlendirmesiyle ilgi çekiyor.

MEDYA MAHREM
editör: Hüseyin Köse, Ayrıntı Yayınları, medya, 405 sayfa

Birçok yazarın makaleleriyle katkıda bulunduğu ‘Medya Mahrem’, medyada mahremiyet olgusunu detaylı bir gözle irdeliyor. Son dönemde, özellikle yeni iletişim teknolojilerinin gelişmesinin bir sonucu olarak, yaşamın her alanında mahremiyetin geri dönüşsüz biçimde parçalandı. İşte bu çalışma, mahremiyet ilhali kurbanlarını kapsamlı bir şekilde saptarken, teknolojinin pek göze gelmeyen ve tartışılmayan zararları konusunda okurunu uyarıyor. Postmodernizm, ideoloji ve mahrem konularının din ve kamusal siyasetle ilişkisi; talk showlarda mahremiyet ve Deniz Baykal örneğinde mahremiyetin ihlali, bu nitelikli kitapta ele alınan konulardan birkaçı.

DEĞİŞEN AİLELERDE ÇOCUK
Jan Pryor ve Bryan Rodgers, çeviren: İbrahim Enis Köksaldı, Doruk Yayıncılık, çocuk, 444 sayfa

Bugün daha fazla çocuk, ailevi dünyasındaki değişimlerle yüz yüze geliyor. Ebeveynlerin ayrılığı, tek başına ebeveynlik, çocukların yaşamlarına üvey ebeveynlerin girişi ve üvey kardeşlerin varlığı, artık çocuklar için pek istisnai deneyimler değil. İki yazarlı ‘Değişen Ailelerle Çocuk’, bu değişimlerin çocukların gelişim ve adaptasyonları açısından ne anlama geldiğini araştırıyor. Çocukların aile değişimlerine verdiği farklı tepkileri, İngiltere, Kuzey Amerika, Avusturalya ve Yeni Zelanda kapsamında inceleyen kitabı nitelikli kılan hususlardan biri de, konuya dair söz konusu ülkelerde yapılmış çalışmalardan olabildiğince yararlanması.

‘Düşsün üç kırmızı elma’

MASALLAR VE
TOPLUMSAL CİNSİYET
Melek Özlem Sezer
Evrensel Basım Yayın
2010, 192 sayfa, 9 TL.

Kazancakis demiş ki; “Gerçekten daha gerçek olan bir şey var mıdır? Evet vardır: Masal!” Çocuklara anlattığımız masalları ‘Masaldır’ diye küçümseyenleri, hoş ve boş birer hayal sayanları, bir de yetişkinlerde bıraktığı arızalara, masal değilmiş gibi yapan anlatıların yerleştiği bilinçaltlarına göz atmaya davet edelim. ‘Masallar ve Toplumsal Cinsiyet’ öyle yapıyor... Kitabın yazarı , şiirleriyle tanınan, Melek Özlem Sezer masalları, onları tartışıp eleştirecek kadar çok seviyor belli ki. Kadın çalışmaları bölümündeki yüksek lisans tezinin kitap olarak yayımlanan bu hali, Oğuz Tansel Halkbilimi ödülünün de sahibi olmuş.
Melek Özlem Sezer’e ilk alkış, Masal Bir Hayal Disiplini başlıklı önsözde akademik çalışmaların birçoğunun itildiği sığlığa isyan etmesine gelsin. “O soğuk ve tepeden bakan dilleri” eleştirmesinden de anlaşılacağı gibi, adının çağrışımları belki o derece değildir ama hiç o kadar asık suratlı ya da okuması güç bir kitap değil elimizdeki. Çalışmaların temel meselesi, elbette masallardaki kadınlar. Kadının eve bağımlılığının yüceltilmesi ve geleneksel kadın erkek rollerinin masallar da pekiştirilmesi, başlıca eleştiri noktaları. Kitapta onlarca örneği hatırlatılan masallarda “Genç kız kurtuluşunu, sabrı, ahlakı, itaatkârlığı, çalışkanlığı ve güzelliği sayesinde edinir.” Çünkü özetle, “verili kültür kadını bağımlı kılmak üzere işler ve masalı da bu amaçla kullanır ya da bu amaca hizmet eden masallara yaşama şansı tanır.” Sezer çalışmasında bu işleyişi Simone de Beauvoir gibi literatürün öncüleri kadar güncel referanslarla da pekiştirmeye çalışmış. Barbie dergisinin küçücük çocuklara kadın rolü aşılayan yayınlarından alıntılar ya da tarihten ve sinemadan hatırlatmalar çok sık okurun karşısına çıkıyor.
Sinemaysa, belki masalların en çok yaşadığı alan olarak yazarın ilgi odağında. Malum, aynı, ortak özellikleriyle kitapta işlenen masallardaki gibi, evliliğin kutsanması, bütün sorunları halletmesi, ilk kocaya dönüş mecburiyeti, izleyicinin karşısına filmlerde sürekli çıkan temalar. Prenses Diana’nın hayatı gibi medya hadiseleri ya da Özel Bir Kadın gibi filmler, masallarla aynı hayalleri ve muhafazakarlığı besliyor. Bu öyle bir muhafazakarlık ki, bildiğimiz, yıllardır dinleyip anlattığımız masallar da sansür bile yapıyor. Kırmızı Başlıklı Kız’ın ilk versiyonunda tecavüzün olduğunu yazıyor örneğin Sezer. Masalcı Sezer bir yandan da anlattığı masalların dikkate değer yanlarını öne çıkarıp kısa değerlendirmelerle süslüyor.
Çağdaş Günerbüyük