Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: Erkan Canan / Arşivi

PARAN KADAR SAĞLIK
Mustafa Sönmez, Yordam Kitap , siyaset, 157 sayfa

Temel bir insan hakkı olan sağlığın, kâr amacı güden bir alan olarak tasarlanmaya çalışılması sadece Türkiye’de değil, dünya çapında yaşanan önemli bir sorun. İktisatçı Mustafa Sönmez ‘Paran Kadar Sağlık’ta, sağlığın bir meta haline getirilmesi anlamına gelen “kapitalist tıp modeli”ni kapsamlı bir bakışla irdeliyor. Sönmez ilk olarak, dünyada sağlık hakkının metalaşmasını, neoliberal sağlık politikalarında Dünya Bankası-IMF etkisini ele alıyor. Yazar devamında ise, Türkiye’de sağlık hakkı ve sağlık harcamalarını; sağlıkta özel sermaye birikiminin boyutlarını ve sağlıkta uygulanan “dönüşümler”in haklarını budadığı çalışanları anlatıyor.

BİR HİKÂYE ANLATSANA
Ertan Özdemir, Doğan Kitap, anı, 393 sayfa

Ertan Özdemir ‘Bir Hikâye Anlatsana’da, kamuda ve özel sektörde geçirdiği kırk yıl boyunca yaşadığı bazı ilginç olayları anı-hikâye şeklinde kaleme getiriyor. Özdemir, Bimtaş ve Kastelli A. Ş. gibi şirketlerde görev almasının yanı sıra, Maliye Bakanlığı’nda dokuz yıl hesap uzmanı ve sonrasında üç yıl Gelirler Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışmış. Türkiye ekonomisinin serbest piyasa ekonomisine geçme süreci; Özal’lı ve Demirel’li yıllar ve 80’li yıllardaki sokak bankerleri, kitapta anlatılan ilginç konulardan bazıları. Kitapta ayrıca, Banker Kastelli olarak bilinen Cevher Özden’in yükseliş ve düşüşüne dair ayrıntılar da yer alıyor.

KARA YAĞMUR
Karl Olsberg, çeviren: Ömürnaz Kurt, Can Yayınları, roman, 335 sayfa

Alman yazar Karl Olsberg ‘Kara Yağmur’da, nükleer patlamaların yaşanamaz hale getirdiği bir dünyayı tasvir ediyor. Roman, Türk işçiler ile Neo naziler arasında çatışmaların büyüdüğü Almanya’da geçer. Ülkede büyük bir hızla yabancı düşmanlığı tırmanırken, faili bilinmeyen bir bomba patlaması yaşanır. Hiroşima’ya atılan bombanını on katı gücünde olan patlamanın olağan şüphelileri İslamcı teröristlerdir. Fakat işler, kesinlikle göründüğü gibi değildir. Zira bu patlama, güçlü bir Almanya’yı yeniden diriltmeye çalışan Neo nazi yanlısı silah sanayiinin, Rus mafyasının ya da ABD’deki savaş taraftarı bir organizasyonun işi de olabilir.

BOĞULTU
Orhan Duru, Yapı Kredi Yayınları, öykü, 578 sayfa

‘Boğultu’, gezi ve köşe yazıları, deneme, çeviri ve tiyatro uyarlamalarından da bildiğimiz ve 2009’un başlarında aramızdan ayrılan Orhan Duru’nun toplu öykülerinin ikinci cildi. Duru’nun ilk öyküsü ‘Kadın ve İçki’ 1953’te yayımlanmıştı. Bazı eleştirmenler, daha sonra birçok öyküsü yayımlanan Duru’yu, kimi zaman gözlemci, kimi zaman güldürücü ve kimi zamansa bilim-kurgucu bir yazar olarak değerlendirdi. Yazarın toplu öykülerinin elimizdeki iki cildi, Duru’nun ‘Fırtına’, ‘Yeni ve Sert Öyküler’, ‘Düşümde ve Dışımda’, ‘Kazı’ ve ‘Küp’ gibi kitaplarını bir araya getiriyor. Bu cilt, Duru’nun ironi ustalığını yeniden hatırlamak için iyi bir fırsat.

İSKOÇYA SOKAĞI 44 NUMARA
Alexander McCall Smith, çeviren: Aslı Mertan, İş Kültür Yayınları, roman, 514 sayfa

Alexander McCall Smith’in ‘İskoçya Sokağı 44 Numara’sı, Edinburgh’un gerçek olan bu sokağında, kurmaca bir binada yaşamakta olan farklı tiplerin hikâyelerini anlatıyor. Okulda istediği başarıyı yakalayamayan ve bunun gerilimini yaşayan Pat, onun çapkın ev arkadaşı Bruce, gösteriş düşkünü İrene ile beş yaşındaki oğlu ve binanın entelektüel siması Domenica Macdonald, romanda karşımıza çıkan kişilerden birkaçı. Güldürüyü romanın harcı olarak kullanan Smith, yerlisi olduğu Edinburgh’un öğrenciler, şairler, başarısızlar, hırslılar, ilginç tipler, ressamlar ve çapkınlardan mürekkep bu bohem sokağında yaşanan keyifli olayları hikâye ediyor.

BASIN VE SAYISAL YAYINCILIK TEKNOLOJİLERİ
Levent Eldeniz ve Nuri Sertaç Sırma, Anahtar Kitaplar, medya, 156 sayfa

Basında bilgisayar kullanımının artması ve yeni teknolojilerin ortaya çıkması, baskı öncesi, baskı ve baskı sonrası süreçlerin hızlanmasını sağladı. Geleneksel medyada saatlerce süren bu işlemler, artık birkaç tuş aracılığıyla dakikalar içinde halledilebilmekte. İki yazarlı ‘Basın ve Sayısal Yayıncılık Teknolojileri’, medyada yaşanan bu süreci, yani yazılı basının teknolojiyi kullanma biçimlerini, yaşanan teknolojik süreçlerle basının nasıl yeniden şekillendiğini inceliyor. Kitap yeni teknolojilerin basındaki kullanımlarını da, Hürriyet, Zaman ve Kocaeli Demokrat gazetelerindeki sayısal yayıncılık süreçlerini izleyerek araştırıyor.

LÂMEKÂN
Murat Küçük, Horasan Yayınları, roman, 302 sayfa

Murat Küçük, 20. Yüzyılın başındaki İzmir’de geçen romanı ‘Lâmekân’da, bir cinayet hikâyesi ekseninde, okurunu unutulmuş Rumca nefeslerin renklendirdiği İzmirli Bektaşilerin dünyasına götürüyor. Roman, şehirde bir Bektaşi dergahında yaşanan cinayeti araştıran Ali Yakup Derviş’in yaşadıkları üzerine inşa edilmiş. Derviş, cinayetin izini sürerken, Ege’de üç büyük dine mensup sufilerin gizli tarikatına ulaştıracaktır. Hikâyenin arka planında da, dönemin İttihat ve Terakki Fırkası iktidarına muhalefet eden Osmanlı Demokrat Fırkası, Osmanlı Sosyalist Fırkası, İzmir çevresinde hayat bulmuş Hurufi gelenek ve Şeyh Bedreddin düşüncesi yer alıyor.

Ortadoğu’nun bugününü anlamak için

1514
Yavuz Selim ve Şah İsmail, Reha Bilge, Giza Yayınları, 2011, 440 sayfa

‘Muhteşem Yüzyıl’ın yarattığı rüzgârla peşi sıra çıkan Kanuni dönemi kitaplarına gözümüz alışmışken, bir Yavuz Sultan Selim kitabı biraz sürpriz oldu. Reha Bilge’nin kaleme aldığı ‘1514 - Yavuz Selim ve Şah İsmail’in odağında Çaldıran Savaşı var.
Kitap, 1514’te Çaldıran’da, Yavuz Selim ile Şah İsmail arasındaki çatışmayı anlatırken dönemin genel çerçevesini de çizmeyi ihmal etmiyor. Yavuz Selim dönemini bilinmeyenleriyle ele alan kitapta, Osmanlı Devleti’nin 16 yüzyılının ilk yarısı, ekonomik ve politik yönleriyle de irdelenmiş. Reha Bilge’nin anlatısında, baharat ve ipek yolu üzerinde yürütülen büyük rekabet ve Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Hindistan limanlarına doğru Portekiz’in yürüttüğü aktif yayılma politikası da ayrıntısıyla incelenmiş. Osmanlı’nın parlak dönemlerinden Yavuz Selim devrinde yaşanan Çıldıran Savaşı kitapta; “içinde yaşadığımız bölgenin tarihinde bir kırılma noktası” olarak görülüyor. Bu tarihi kırılmanın, daha sonraki yüzyıllarda, Türkiye, İran ve Arap ülkeleriyle, Orta Doğu’nun hatlarını meydana getireceğini belirten Bilge’nin kitabında, Türkler, Türkmenler ve Farslar arasındaki ilişkileri, stratejik mücadeleleri, dönemin dünya dengelerini ve çıkar çatışmalarını da izlemek mümkün.
Kitapta, bugün Ortadoğu’da yaşananların doğru okunabilmesi için bir anahtar olarak görülen 1514 Çaldıran Savaşı, aynı zamanda Türk, Arap ve Fars halklarının tarihlerine, imparatorluğun iktidar savaşlarına, Yavuz Selim’in babasına ve kardeşlerine karşı yürüttüğü iktidar mücadelesine dair ilginç ayrıntılara yer veriyor. Bunların yanı sıra Bilge’nin son kitabı ‘1514’te, sadece siyasal olaylar ve aktörler değil, dönemin kültür hayatına da yer verilmiş. Kitap, dönemin renkli kişiliklerini, edebiyat ve kültür dünyasını ve bilinmeyen birçok ayrıntıyı okuruyla buluşturuyor. Şah İsmail ve ailesinin hikâyesi de kitapta akıcı bir üslupla anlatılmış. Yavuz Selim ve Şah İsmail’in uyguladıkları casusluk faaliyetleri ve ‘psikolojik savaş’ taktikleri, kitaba renk katması açısından yerinde olmuş. Ayrıca kitaba meraklısı için bir de savaş stratejileri bölümü eklenmiş. Askeri starteji ustaları ve Yavuz Selim’le Şah İsmail’in savaş stratejileri karşılaştırılmış.
Günümüze de atıflarda bulunan kitapta, hâlâ üzerlerinde rekabet ve çatışma yaşanan, bugünkü enerji yolları ile eski baharat yollarının kesiştiğini; Afganistan üzerinde o zamanlardan itibaren bir mücadele verildiğini okumak, yaşadığımız bölgenin tuhaf kaderini okumak oldukça öğretici.

TARİHİ DEĞİŞTİREN MEKTUPLAR
Hakan Boz, Yediveren Yayınları, tarih, 348 sayfa

Hakan Boz ‘Tarihi Değiştiren Mektuplar’da, Türkiye tarihinde önemli yer tutan mektuplara yer veriyor. Kitap, Mete Han’ın Çin İmparatoru’na gönderdiği ve imparatordan kendilerine dostlukla yaklaşmalarını talep ettiği mektupla başlıyor. Kitapta ayrıca, Yavuz Selim ile Şah İsmail mektuplaşmaları; Kanuni’nin Avusturya İmparatoru Ferdinand’a yazdığı mektup; Mustafa Kemal Atatürk ’ün önemli mektupları; Enver Paşa ve Talat Paşa gibi İttihatçı liderlerin Atatürk’e gönderdiği mektuplar gibi önemli tarihi vesikalar bulunuyor. Kitap, Türkiye tarihinde yaşanan önemli olaylara dair ayrıntıları, liderlerin birbirlerine yazdığı mektuplar üzerinden izliyor.

33 MADENCİ
Jonathan Franklin, Çeviren: Nuray Önoğlu, Hit Kitap, inceleme, 280 sayfa

12 Ekim günü dünyanın gözü kuzey Şili’deki bir bakır ve altın madenindeydi. 5 Ağustos’ta, yani tam 69 gün önce San Jose Madeni’ne giren 33 madenci yerin 688 metre altında mahsur kalmıştı. Olayı en başından itibaren izleyen, toplantılara katılmasına izin verilen, madencilerle ve kurtarma operasyonunu yöneten uzmanlarla bire bir görüşmeler yapan sadece bir gazeteci vardı: Jonathan Franklin. Şili’nin deneyimli gazetecisi insanlık tarihinde bir başka örneği olmayan bu maden kazasını ve sonuçta gelen kurtuluşu kitaplaştırdı. Şimdiye kadar 20 ülkede yayımlanan ‘33 Madenci’ Hollywood’un en büyük prodüksiyonu olarak filme de çekilecek ve seneye gösterime girecek.

SANA ŞİİR YAZMASAM
OLUR MU?
Yeşim Ağaoğlu, Yitik Ülke Yayınları, şiir, 63 sayfa

Şu ana kadar yayımlanmış yedi kitabı bulunan Yeşim Ağaoğlu, çağdaş sanat alanında da çalışmalar yürütüyor. en bir isim. Ağaoğlu, elimizdeki son kitabıyla, şiirini geliştirmeye kaldığı yerden devam ediyor. Ağaoğlu, kitaba adını veren şiirinde şöyle diyor: “yeniden peygamberciliğe başladım / aşkçılık oynuyorum / korkak değilim / dibe de batarım yayı da köklerim / sana şiirler yazmasam olur mu / şeyy bütün kelimeleri çoktan tükettim / sahi yeni bir aşk olabilir mi / yeni bir şekil hiç bilmediğim / bir zamanlar özel şairdim / minik devin özel şairi / gözlerinde bir an onun gözlerini gördüm / karıncacılık oynadığımız andı / sana şiir yazmasam olur mu”

MEZOPOTAMYA’DA KÜRT UYGARLIK TARİHİ
Senar Turgut, Belge Yayınları, tarih, 200 sayfa

‘Karartma Geceleri’, ‘Siyabend û Xece’ ve ‘Yağmur Başladı’ gibi filmlerin yapımcılığını üstlenmiş Senar Turgut, sinemayla ilgilenenler için yabancı bir isim değil. Turgut, elimizdeki kitabı ‘Mezopotamya’da Kürt Uygarlık Tarihi’nde de, Kürtlerin uygarlık tarihini Sümerlerden, Karduklara, Guttilere, Mitannilere ve Medlere uzanarak araştırıyor. Mezopotamya ve Zagros topraklarını içeren Kürdistan bölgelerinde insan yerleşiminin 100 bin yıl önceye kadar uzandığını hatırlatan Turgut kitabında, İran, Irak, Suriye ve Türkiye gibi farklı ülkelere yayılmış Kürtlerin yaşam biçimini, geleneklerini, antik dinlerini ve ünlü isimlerini anlatıyor.

DEMOKRATİK EĞİTİM
Kemal Bakır, Pegem Akademi Yayınları, eğitim, 92 sayfa

Eğitim felsefesi ve epistemoloji konularında çalışmaları bulunan Kemal Bakır ‘Demokratik Eğitim’de, Amerikalı filozof ve pedagog John Dewey’in eğitim felsefesini irdeliyor. Demokratik eğitim düşüncesi, John Dewey’in eğitim felsefesinin ana temasını oluşturur. Düşünür bununla, sosyal düzene uygun, bireyin ve toplumsallığın gözetildiği bir eğitim modeli geliştirmeyi amaçlamıştı. Dewey’i ilginç kılan bir yön de, zamanında davet üzerine Türkiye’ye gelerek incelemelerde bulunmuş olması. İşte Bakır’ın çalışması, Dewey ve onun eğitim anlayışının felsefi nosyonu hakkında fikir vermesiyle, Türkiye’deki eğitim çalışmalarına katkıda bulunuyor.

DOYA DOYA ZAYIFLA
Elvan Odabaşı Kanar, Epsilon Yayınları, sağlık, 284 sayfa

Diyet kitaplarının yayınlanmasında artış, yaz aylarının değişmezidir. Elvan Odabaşı Kanar da ‘Doya Doya Zayıfla’da, dokuz diyet programını uygulamalı olarak anlatıyor. Kanar buradaki prensiplerin uygulanması halinde, çikolata, makarna, dürüm, kebap ve dondurma gibi kilo yapan yiyeceklerin tüketilmesinin hiçbir sakınca yaratmayacağını savunuyor. Hayatın normal akışının değiştirilmeden kilo verilebileceğini söyleyen Kanar, bunun formülünün de, kişinin kendi bedeninin gerçeklerine uygun bir diyet programı geliştirmesinde saklı olduğunu belirtiyor. Kanar bunun ayrıntılarını da, kitabında yer alan dokuz kilo verme hikâyesinde anlatıyor.

AHTAPOT SEVİŞMELERİ
Mine Özdemirtaş, Kora Yayın, şiir, 158 sayfa

‘Ahtapot Sevişmeleri’, Mine Özdemirtaş’ın dördüncü şiir kitabı. Özdemirtaş burada da, ağırlıklı olarak aşkı konu ediniyor. Kitaba adını veren şiir şöyle: “aksak yatakların başucunda tablaya söndürülen / çocukluk aşklarının masumiyetidir / örselenmemiş hasreti anlatır gece kuşu // bir duvar ötedeki şehrin kopuk meme ucu / çaresiz ağıtları kör bir alışkanlıkla emzirir durur // en mahmur haliyle küllenmiş hatıralar / daima yastık altına saklanmak ister / yine de kör bıçak gelir soyar bu üflemeleri / savrulan külleri tavandaki deliğe girer // ve şeklen ahtapot sevişmelerine döner / bitip giden aşkların ardından yazılan bütün şiirler”

‘Öteki’ olmak ya da olmamak

TÜRKİYE’DE ÖTEKİ OLMAK
Erkam Tufan Aytav
Mavi Ufuklar
2011, 224 sayfa.

Öteki... Bu söz bize neyi anlatır? Kısaca özetlersek; bizden olmayan, bizim gibi düşünmeyen, inandığımız gibi inanmayan insanları. Son dönemlerde din, dil, ırk, kimlik gibi konular bir taraftan ‘öteki’ olmanın, bir taraftan kabuk bağlamış bu sorunların tartışılmaya açıldığı bir Türkiye konjektörüyle karşı karşıyayız.
Erkan Tufan Aytav, ‘Türkiye’de Öteki Olmak’ kitabıyla okuyucuyla buluştu. Kitabın adı açık ve net bir şekilde öteki olmanın aynası adeta…
Toplumlar bireylerden oluşur ama bir toplumu bir bireyin tahlili sonucu değerlendirmek pek doğru değil. Aytav’ın, yaptığı bu çalışma bilinmesi gereken birçok ‘öteki’ye mercek tutuyor.
İlk etaptaki kategoriler şöyle; Yahudiler, Rumlar, Başörtülüler, Ermeniler, Süryaniler, Kürtler, Aleviler ve Çingeneler. Bu kategorilerden her birinde birer kişiyle mülakat yapılmış. Bunların çoğu kamuoyunun yakından takip ettiği aydınlar. Türkiye’de Yahudi olmak edebiyatçı yazar Mario Levi ile; Rum olmak Işık Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Yorgo Stefanopulus ile; başörtülü olmak Taraf gazetesi yazarı ve sosyolog Hilal Kaplan ile; Ermeni olmak Prof. Dr. Arus Yumul ile; Süryani olmak İstanbul Süryani Katolik Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Basatemir ile; Kürt olmak yazar Altan Tan ile; Alevi olmak milletvekili Reha Çamuroğlu ile; Çingene olmak ise Roman Kültür ve Geliştirme ve Dayanışma Derneğinin başkanı Aydın Elbasan ile konuşulmuş. 

‘Farklı’ olmak suçtu
Uluslararası kamuoyunda geniş yer alan Türkiye’nin azınlıklarla dönük demokratikleşme sürecini. Türkiye’de öteki hep mağdur kalmıştır. Tek kalmıştır. Oysa Kürt olmak, Ermeni olmak, Rum olmak suç değil bir zenginliktir bu ülke için. Türkiye’de zaman zaman “ben Kürt’üm, ben Ermeni’yim, ben Yahudi’yim” demekte zorlandı insanlar. Yani ‘farklı’ olmak bir suçtu. Yıllardır saman çuvalına doldurulmuş bu çetrefilli konuları çözecek mi bilmiyorum ama önümüzdeki süreçte bunları tartışmaya devam edeceğimiz kesin.
‘Türkiye’de Öteki Olmak’, kendimizden farklı olana karşı empati yapmak için iyi bir fırsat. Kim bilir belki de okunan her bir mülakat önyargıları kırar. Ve bu ülkede öteki olmanın ne zorluklarla yaşandığını öğretir.
Mehmet Ulaş